|
Giriş
Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda son derece
çarpık bir ahlak anlayışı vardır. İnsanın ruhundaki
bencil tutku ve hırsların bir ürünü olan bu ahlak anlayışı,
insanları kibirli, bencil, alaycı, küstah, acımasız,
kaba ve zalim olmaya yöneltir. Herkes, kendi yükselişini
sağlamak için diğer insanları ezmek gerektiğine inanır
ve bunu her fırsatta uygular.
Oysa Allah, yarattığı insana böyle bir ahlakı yaşamasını
tavsiye etmemiştir. Aksine Kuran'da insanlara asil,
mütevazi, güvenilir, şefkatli, fedakar, olgun ve içli
olmaları emredilir. Allah'ın Hak Kitabında bir insanın
ahlakındaki inceliklere dikkat çekilerek şu emir verilir:
İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme)
ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah,
büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Lokman Suresi,
18)
Müslümanın görevi, kuşkusuz Allah'ın vahyettiği bu
üstün ahlakı en ince ayrıntısına kadar uygulamaktır.
Bu ilahi ahlakı terk etmiş ve üstte sözünü ettiğimiz
çarpık ahlak anlayışını benimsemiş olan sapkın ve ilkel
kültürün nüfuz edici etkisinden tam anlamıyla kurtulmak
için, son derece hassas ve dikkatli olmak gerekir. Bu
nedenle kişi kendini sürekli tartmalı, cahiliye ahlakından
tam anlamıyla uzaklaşıp Kuran ahlakını uygulamak için
büyük bir dikkat göstermelidir.
Okumakta olduğunuz kitap, bu çabasında iman edenlere
destek olmak ve unutulmaması gereken temel Kurani konuların
akılda tutulmasına yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.
Allah'ı Hakkıyla Takdir Etmek
Kuran ayetlerinde, Allah'ın sıfatlarının bir kısmı
şu şekilde haber verilmektedir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun
kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek
büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Allah, yedi göğü ve yerden de onların
benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan
iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini
ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
Ancak insanların çoğu Allah'ın bu sıfatlarını bilmez,
Rabbimizi gereği gibi tanımazlar. Cahiliye insanlarının,
Allah inancı, kendi kafalarında ürettikleri bazı hurafelere
göredir. Bu nedenle de, Allah'ın sonsuz gücünü ve azametini
kavrayamazlar. Kuran'da, bu kişiler, "Onlar,
Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz
Allah, güç sahibidir, azizdir." (Hac Suresi, 74)
ayetiyle tarif edilir.
Allah'ın gücünü hakkıyla takdir etmek, imanın en önemli
şartlarındandır. Mümin, içinde yaşadığı cahiliye toplumundaki
çarpık Allah inancından kopar ve cahiliye toplumunun
tüm sapkın inanışlarını reddeder.
Mümin Allah'a Kuran'da tarif edilen vasıflarıyla inanır.
Allah'ın yeryüzünde, göklerde ve kendi nefsinde yarattığı
delilleri, ayetleri, iman hakikatlerini inceleyerek,
Allah'ın sanatını, gücünü iyice görerek, Rabbimizi tanır,
O'nun kadrini hakkıyla takdir eder.
Ancak Allah'a iman ettiğini söyleyen bir kişi, kalbini
Allah'ın zikrinden ve aklını O'nu düşünmekten uzak tutarsa,
bu durumda cahiliyenin sapkın Allah inancına doğru bir
kayış başlar. Ve eğer kendini toparlayıp Allah inancını
Kuran'a göre belirlemezse, bazı imtihan durumlarında
cahiliyeye kayma tehlikesiyle yüz yüze kalabilir. Allah,
bu duruma, savaş sırasında zayıflık gösteren Müslümanlardan
bahseden ayetlerde dikkat çeker. Ayetlerde bildirildiğine
göre, bu kimseler, "Canları derdine
düşerek; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla
zanlara kapılmış"lardır. (Al-i İmran Suresi, 154)
Mümin böyle bir duruma düşmemek için, cahiliyedeki
yanlış inançların bıraktığı izleri tümüyle kalbinden
silmeli ve Kuran'da tarif edildiği şekilde, Allah'ı
hakkıyla takdir ederek bu gerçek imanı kalbine sindirmelidir.
Gücünün Yettiği Kadar Allah'tan Korkmak
İnsan ne kadar Allah'tan korkarsa, O'nun katında o
denli üstün olur. Allah korkusunda bir sınır yoktur,
her insan bunu Allah'tan dileyerek artırabilir. Bu konuda
Kuran'da resuller örnek olarak verilmiştir. Bu sayede
müminler kendilerini onlarla kıyaslayıp, Allah korkularını
daha da artırabileceklerini anlayabilirler.
Allah müminlerden olabilecek en yüksek derecede Kendisinden
korkmalarını istemektedir. Ayetlerde, bu konuda şu hüküm
verilir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar
Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi
nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş)
bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)
Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak
gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman
olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
(Al-i İmran Suresi, 102)
Kader
Dünyada ve hatta tüm kainatta herşey
bir amaç üzere gerçekleşir. Kuran'da bildirildiğine
göre, Allah "...Her işi evirip düzenler..." (Rad Suresi,
2). Bir başka ayette bildirildiğine göre ise, "... O
bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez". (Enam Suresi, 59)
Meydana gelen bütün olayları yaratan, idare eden, bu
olayların başlarının ve sonlarının nasıl olacağını tayin
eden Allah'tır. Kainattaki bütün yıldızların ve dünyanın
her hareketini, yeryüzündeki bütün canlıların her halini,
insanın nasıl yaşayacağını, ne konuşacağını, ne ile
karşılaşacağını belirleyen Allah'tır. Allah Kuran'da,
"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader
ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) hükmünü verir.
Bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır:
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde
meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu
yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz
bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)
Mümin bu sırrın bilincinde olarak yaşamalı, inkarcıların
içinde bulundukları "cehalet" boyutuna asla inmemelidir.
Eğer yaşamın "kaderi takip etmek" olduğunu anlarsa,
karşısına çıkan hiçbir olay onu üzmez ya da korkutmaz.
Sığındığı mağaranın kapısına kendilerini öldürmek için
gelen müşriklere rağmen, yanındaki arkadaşına "Hüzne
kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir" (Tevbe Suresi,
40) diyen Hz. Muhammed (sav) gibi her an emin
ve cesur olur.
Tevekkül
Bütün olayları meydana getiren Allah'tır. Allah'ın
yaratmış olduğu olayların hepsinde müminler için mutlaka
bir hayır vardır. Tüm olaylar, mutlaka dinin menfaatlerine
ve müminlerin ahiretine faydalı olacak şekilde tasarlanmıştır
ve herşey bu plana göre işler.
Mümin için tek güvenip dayanılacak dost, Allah'tır.
Tek vekil O'dur. Müminin üzerine düşen, olaylar karşısında
sadece Allah'ın istediği tepkileri vermek, sebeplere
sarılmak, sonucunu ise Allah'tan beklemektir. Ayetlerde,
inkarcıların haberdar olmadığı bu büyük sır şöyle ifade
edilir:
... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa,
(Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı
bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse,
O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir.
Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi,
2-3)
Başka bir ayette de tevekkülün sırrı yine şöyle açıklanır:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları
dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O
bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül
etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Mümin, inkarcılardan gelecek baskılara karşı şöyle
demekle yükümlüdür:
Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül
etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve
elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.
Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler. (İbrahim
Suresi, 12)
Bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır:
Eğer Allah size yardım ederse,
artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız
ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım
edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül
etsinler. (Al-i İmran Suresi, 160)
|