|
Giriş
Dünyaya gelmeden önce yok olduğunuzu ve yokken bir
anda var olduğunuzu hiç düşündünüz mü?
Salonunuzda her gün gördüğünüz çiçeğin kapkara, çamurlu
bir topraktan, nasıl olup da mis gibi bir kokuyla ve
rengarenk çıktığını hiç düşündünüz mü?
Çevrenizde uçup sizi sürekli rahatsız eden sivrisineğin,
nasıl olup da kanatlarını bizim göremeyeceğimiz kadar
hızlı hareket ettirdiğini hiç düşündünüz mü?
Muzun, karpuzun, kavunun, portakalın kabuklarının kaliteli
birer ambalaj görevi gördüğünü, bu meyvelerin tatlarının
ve kokularının korunması için özellikle bu ambalajların
içine paketlendiklerini hiç düşündünüz mü?
Geceyarısı siz uyurken, ansızın meydana gelebilecek
bir depremin bulunduğunuz şehri, evinizi, işyerinizi
yerle bir edebileceğini, dünyada sahip olduğunuz herşeyi
birkaç saniye içinde kaybedebileceğinizi hiç düşündünüz
mü?
Hayatınızın büyük bir hızla gelip geçtiğini, bir gün
güçten düşerek yaşlanacağınızı, güzelliğinizi, sağlığınızı,
gücünüzü yavaş yavaş kaybedeceğinizi hiç düşündünüz
mü?
Bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda Allah'ın görevlendirdiği
ölüm meleklerini karşınızda görerek bu dünyadan ayrılacağınızı
hiç düşündünüz mü?
Peki insanların kısa sürede terk edecekleri bir dünyaya
neden bu kadar çok bağlandıklarını ve asıl yapmaları
gerekenin ahiret için çaba göstermek olduğunu hiç düşündünüz
mü?
Allah'ın yarattığı ve düşünme yeteneği verdiği insan
dünya üzerindeki en önemli varlıktır. Ne var ki, insanların
çoğunluğu bu çok önemli yeteneği gereği gibi kullanmazlar.
Hatta hemen hiç düşünmediklerini söyleyebileceğimiz
insanlar bile vardır.
Oysa her insan kendisinin dahi farkında olmadığı bir
düşünce kapasitesine sahiptir. İnsan bu kapasiteyi kullanmaya
başladığında o güne kadar fark edemediği birçok gerçeği
görür. Düşüncede derinleştikçe düşünme kapasitesi gelişir
ve bu herkes için mümkündür. Ancak bu noktada önemli
olan, insanın "düşünmesi" gerektiğini fark etmesidir.
Elinizdeki bu kitabın yazılışındaki amaç da "gereği
gibi düşünme"ye davet etmek ve "gereği gibi düşünme"nin
yollarını göstermektir. Çünkü düşünmeyen insan gerçeklerden
tamamen uzak kalacak, yanılgılar ve yanlışlar içinde
bir hayat sürecektir. Bunun sonucunda da dünyanın yaratılış
amacını ve kendisinin yeryüzünde bulunuş amacını kavrayamayacaktır.
Oysa Allah herşeyi bir amaçla yaratmıştır. Allah bu
gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında
bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye
yaratmadık. Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak
onların çoğu bilmezler. (Duhan Suresi, 38-39)
Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten
Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?
(Müminun Suresi, 115)
Dolayısıyla her insanın başta kendisinin, daha sonra
evrende gördüğü herşeyin ve yaşamı boyunca karşılaştığı
her olayın yaratılış amacını düşünmesi gerekir. Düşünmeyen
bir insan gerçekleri ancak öldükten sonra Allah'ın huzurunda
hesap verirken anlar ama artık çok geç kalmıştır.
Allah, Kuran'da her insanın hesap gününde düşünüp gerçeği
göreceğini şöyle bildirir:
O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan
o gün düşünüp-hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona
ne fayda?
Der ki: "Keşke hayatım için, (önceden
bir şeyler) takdim edebilseydim." (Fecr Suresi, 23-24)
Allah bize dünya hayatında fırsat vermişken düşünmek
ve düşündüklerimizden sonuç çıkartarak gerçekleri görmek,
ahiret hayatımızda bizlere büyük bir kazanç sağlayacaktır.
Bu nedenle Allah, elçileri ve kitapları aracılığı ile
tüm insanları, kendilerinin ve tüm evrenin yaratılışı
hakkında düşünmeye çağırmıştır.
Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar
mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları
ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak
yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı
inkar ediyorlar. (Rum Suresi, 8)
|