|
ÖNSÖZ
Sizi yaratmış, bu dünyaya yerleştirmiş, akıl ve beden
sahibi kılmış olan Allah'a acaba gerektiği kadar yakın
mısınız? O'na en son ne zaman dua ettiniz? O'na sadece
birtakım sıkıntı ve belalarla karşılaşınca mı yalvarıyorsunuz?
Yoksa O'nu sürekli anıyor musunuz?
Dua ettiğinizde O'nun size çok yakın olduğunu, sizin
fısıltıyla söylediğiniz veya içinizden geçirdiğiniz
her sözü işittiğinin bilincinde misiniz? O'nun tüm insanların
Rabbi olduğu gibi sizin de Rabbiniz olduğunu, hayattaki
en büyük dostunuzun ve dayanağınızın O olduğunu, herşeyi
öncelikle O'ndan dilemeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?
Verdiğiniz cevap ne olursa olsun, bu kitabı okumak
size büyük yarar sağlayacaktır.
Çünkü bu kitap, Allah'ın kullarına ne kadar yakın olduğunu,
onlardan nasıl bir dua istediğini, neyin gerçekten O'nun
istediği gibi bir dua olduğunu anlatmak için yazılmıştır.
Duanın önemini "... Sizin duanız
olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" (Furkan Suresi,
77) ayetiyle haber veren Allah'ın, bu konuda
Kuran'da gösterdiği yol tarif edilmiştir. Allah'a dua
etmekte, O'na yakınlaşmakta bir sınır olmadığı için
de, herkes bu yolu öğrenmekle ya da tekrar etmekle ebedi
hayatına fayda sağlar.
Dua, Allah ile insanlar arasındaki bir bağlantı yoludur.
Allah ile bağlantı kurma ihtiyacı ise insanın fıtratında
yani yaratılışında vardır. Müminler için dua etmek,
hayatlarının ayrılmaz ve çok doğal bir parçasıyken,
birçokları içinse dua ancak büyük zorluklar altına girince,
hayati tehlikelerle karşı karşıya kalınca hatırlanacak
bir ibadettir. Elbette ki son söylediğimiz dua biçimi
Allah tarafından makbul karşılanmayabilir. Asıl hayırlı
olan hem rahatlıkta, hem de zorlukta Allah'tan yardım
istemektir. İşte bunun için de samimi bir şekilde Allah'a
dua edebilmeninin yolları Kuran'da detaylıca tarif edilmiştir.
Kuran'da 209 ayet doğrudan ya da dolaylı olarak dua
konusundan bahsetmektedir. Sadece bu bile dua konusuna
verilmesi gereken önemin bir göstergesidir. Öte yandan,
dua ile ilgili ayetler de okundukça, bunun ne derece
hayati bir ibadet olduğu daha rahat anlaşılmaktadır.
KUR'AN'A GÖRE
DUA
Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına
gelen dua, Kuran'a göre "kulun bütün benliğiyle Allah'a
yönelmesi" ya da "gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan
insanın, sınırsız ve sonsuz bir kudret karşısında acizliğini
kabul ederek yardım dilemesi" şeklinde tanımlanmaktadır.
Allah inancı olan her insanın şöyle ya da böyle dua
ettiği bir gerçektir. Ancak insanların oldukça büyük
bir kısmı duayı, sadece darlık ve sıkıntı anında elden
gelen tüm ihtimaller denendikten sonra Allah'ı hatırlamak
şeklinde anlamaktadırlar. Bu insanlar üzerlerindeki
sıkıntı geçince bir sonraki darlık ve sıkıntı anına
kadar Allah'ı unutur ve ondan bir şey talep etmeyi akıllarının
ucundan dahi geçirmezler.
İnsanların başka bir bölümünde de son derece hatalı
bir dua anlayışı hüküm sürmektedir. Bu insanlar için
dua, küçük yaşlardan itibaren ailenin yaşlı bir ferdi
tarafından öğretilen anlaşılmaz bazı sözlerdir. İnsanların
bu tür dualarında Allah'ın varlığı, birliği, büyüklüğü,
kudreti, insanları sürekli olarak görüp-işittiği, dualara
icabet edeceği fazla düşünülmez. Önceden ezberlenmiş
olan dua kalıpları tekrarlanır, durur. Oysa kitabımızın
da konusu olan, Allah'ın Kuran aracılığıyla insanlara
duyurduğu dua şekli çok farklıdır.
Kuran'a göre dua etmek, Allah'a ulaşabilmenin en kolay
yoludur. Şimdi Allah'ın sıfatlarını bir düşünelim. O,
insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi bilen,
işitendir... İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce
bile Allah'tan gizli kalmaz. O halde samimi olarak Allah'tan
bir istekte bulunmak için insanın sadece düşünmesi bile
yetmektedir. İşte Allah'a ulaşmak bu denli kolaydır.
İnsan kulluk bilincinde olduğu sürece Allah katında
bir değer kazanabilir. Bu yüzden insanın Allah'a yönelmesi,
hataları konusunda Allah'a itirafta bulunması ve sadece
Allah'tan yardım dilemesi gerekmektedir. Bunun dışında
bir davranış tarzı Allah'a karşı büyüklenmektir ki,
Kuran'da bunun cezasının sonsuz cehennem olduğu bildirilir.
Günümüz toplumlarında dikkat çeken bir gerçek, diğer
birçok ibadet gibi duanın da terkedilmiş bir gelenek
olarak düşünüldüğüdür. Aslında bu düşüncenin gelişmesinin
perde arkasında "Allah'tan bağımsız, kendi kendisine
işleyen bir dünya" olabileceği telkini yatmaktadır.
İnsanların büyük bir kısmı ister istemez yaşantılarının
başlangıcından sonuna kadar tüm olayların kendilerinin
ve çevrelerindeki insanların kontrolünde cereyan eden
olaylar olduğunu düşünürler. Bu yüzden de ölümle burun
buruna gelmeden ya da çok büyük bir felaketle karşılaşmadan
Allah'a dua etme ihtiyacı duymazlar. Oysa bu büyük bir
yanılgıdır. Bu yanılgıda öyle bir noktaya gelenler olur
ki, bunlar duayı adeta geçmiş zamanlardan günümüze kadar
ulaşmış bir sihir tekniği olarak algılarlar. Halbuki
dua, yaşamın geneline yayılacak başlıbaşına bir ibadettir.
İnsanların tamamı duaya muhtaçtır. Fakir ve zor şartlar
altında yaşayan birinin zengin bir insana göre duaya
daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünmek, dua konusunu
temelinden yanlış anlamak demektir. Hali vakti yerinde,
hayatta tüm istediklerine kavuştuğunu düşünen bir insanın
duaya ihtiyacı olmadığını düşünmek son derece hatalıdır.
Çünkü bu durumda dua etmenin tek sebebinin dünyevi arzuların
tatmini olduğu anlamı çıkmaktadır. Oysa müminler hem
dünya hayatları için, hem de ahiretleri için dua ederler.Dua
beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan, karşısına
çıkabilecek zor ya da kolay her türlü durumu, tüm olayları,
kainatın Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah'a havale etmiş
demektir. Bir problemi çözmenin ya da önlemenin bütün
yollarının evrendeki tüm kudretin sahibi olan Allah'a
dayandığını bilmek, tüm işleri ona havale etmek ve sadece
ona dua etmek, mümin için bir ferahlık ve güven kaynağıdır.

|