| Giriş
Uzun bir tatilden döndüğünde evinin, çok düzenli ve
mükemmel bir şekilde yeni eşyalarla döşendiğini, ihtiyaçlarına
yönelik her türlü ayrıntının düşünüldüğünü ve sağlandığını
gören bir insan bu manzara karşısında çok şaşıracak
ve etkilenecektir. Sonra da kendisine bu sürprizi hazırlayan
kişinin kim olduğunu merak edecektir. Elbette ki böyle
olağanüstü bir sürpriz karşısında kayıtsız kalması düşünülemez.
Örneğin, “nasıl olmuşsa olmuş, bu beni ilgilendirmez”
diyemez. Herşeyin kendiliğinden ya da tesadüfen oluştuğunu,
eşyaların kendiliğinden eve geldiğini ve düzenli bir
şekilde yerleştiklerini düşünemez. Çünkü tüm bunların
hepsi belli bir akıl, bilinç ve güç gerektirmektedir.
Dolayısıyla, herşeyi düşünmüş ve bilinçli olarak düzenlemiş
birinin var olduğu son derece açıktır.
Yukarıda verdiğimiz örnekteki durum aynı şekilde tüm
evren, dünyamız ve tüm varlıklar için de geçerlidir.
Evrende, insan vücudundan gökyüzüne, hayvanlardan denizlerin
derinliklerine kadar tüm varlıklarda ve olaylarda, son
derece kompleks sistemler ve sayısız hassas dengeler
vardır. Düşünen ve aklını kullanabilen herkes bu kompleks
sistemlerin ve hassas dengelerin, üstün bir güç ve akıl
sahibi olan Allah’ın yarattığını görecektir.
Bu bilince sahip olan insan, etrafında gördüğü herşeyde,
kendisine Allah’ı tanıtacak sayısız delille karşılaşır.
Örneğin, çamurlu topraktan çıkan rengarenk, hoş kokulu
çiçekler, lezzetli sebze ve meyveler, duyu organlarımız,
içinde birçok kompleks sistemin çalıştığı vücudumuz,
Dünyamızı aydınlatan, ısıtan ve bunun için bize en uygun
mesafede ve büyüklükte yaratılmış olan Güneş, kupkuru
toprağı canlandıran yağmur ve evrenin tümünü kapsayan
bunlar gibi daha sayısız deliller...
Bunların tümü birer “iman hakikati”dir. Yani, kişiyi
imana götüren ve imanının artmasına vesile olan gerçekler,
yaratılış mucizeleridir. Bu deliller üzerinde derin
tefekkür eden her vicdanlı insan Allah’ın varlığını
ve büyüklüğünü açıkça görerek iman edecektir. İman edenler
ise iman hakikatleri sayesinde Allah’ı daha yakından
tanıyacak, O’na duydukları iman, sevgi ve korku daha
da artacaktır. Ancak insanların çoğu çocukluklarından
itibaren aldıkları yoğun maddeci telkinler nedeniyle
etraflarındaki bu iman hakikatlerini fark edemezler
ya da bunları fark etmekte zorlanırlar. Herşeyin tesadüflere,
rastlantılara, doğal şartlara, ihtimallere bağlı olduğu
şeklindeki bu maddeci telkinler, insanların tüm evreni
kaplayan apaçık yaratılış mucizelerini görmelerini engeller.
Adeta gözlerinin önüne görünmez bir perde çeker. Çoğu
insan iman hakikatlerine “Allah ne güzel yaratmış” diye
bakmaz da, “ne güzelmiş” diye bakar, yani gaflet gözüyle
değerlendirir.
Bu kitabın amacı da insanların gözlerinin önündeki gaflet
perdesinin kalkmasına yardımcı olmaktır. Bunun için
tüm evreni kaplayan iman hakikatlerinin yoğun biçimde
araştırılıp insanlara aktarılmasının önemi ele alınacaktır.
Kitapta aynı zamanda bazı İslam alimlerinin, iman hakikatlerinin
önemi hakkındaki görüşlerine ve bazı örnek iman hakikatlerine
yer verilecektir. Ayrıca ahir zamanda insanları ateizme
ve dinsizliğe sürükleyen ve en büyük aldanış olan evrim
teorisinin batıl öğretisi karşısında, iman hakikatlerinin
nasıl en etkin çözüm olduğu da ele alınacaktır.
Kuran'da İman Hakikatleri
İslam büyüklerinin “iman hakikatleri” ya da “hakaik-i
imaniye” şeklinde ifade ettikleri konu, insanları imana
yönelten, Allah’ın varlığına ve birliğine delil oluşturan,
O’nun üstün kudret, ilim ve sanatını gözler önüne seren
her türlü yaratılış gerçeğini, bilgiyi ve delili kapsar.
“İman hakikati” kavramı, “imana götüren, imana vesile
olan ve aynı zamanda imanın artmasını, gelişmesini ve
pekişmesini sağlayan gerçekler” şeklinde de özetlenebilir.
İnsanlar Allah’ın Zatı’nı göremezler. Ancak O’nun varlığını,
kudret ve bazı sıfatlarını, yaratmış olduğu varlıklara
bakarak anlarlar. Her resmin kendi ressamını tanıtması
gibi, canlı ve cansız varlıklar da kendilerini yaratmış
olan Allah’ı bize tanıtırlar. İnsanın bunlar üzerinde
düşünmesi ve yaratılış delillerine tanık olması gerekir.
Nitekim Allah Kuran’da, deve, sivrisinek, arı, örümcek
gibi çeşitli hayvanları, bitkileri, ağaçları, dağları,
yerleri, gökleri birer iman hakikati, yani yaratılış
mucizesi olarak örnek vermiştir. Bu gibi iman hakikatlerine
dikkat çekilen ayetlerden bazıları şöyledir:
Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?
Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?
Yere; nasıl yayılıp-döşendi? (Gaşiye Suresi, 17-20)
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de,
ondan üstün olanı da, örnek vermekten çekinmez. Böylece
iman edenler, kuşkusuz bunun Rableri'nden gelen bir
gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, "Allah,
bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. Bununla birçoğunu
saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan
başkasını saptırmaz. (Bakara Suresi, 26)
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda,
ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin
sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için
bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için
gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan
ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar
tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır.
O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer
açıklamaktadır. Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda
gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde
korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.
(Yunus Suresi, 5-6)
Düşünen vicdan sahibi
insanlar için, bir kedi yavrusu, kuşlar ya da
çiçekler de birer iman hakikatidir. |
Ayetlerde vurgulanan bu iman hakikatleri, konuları
vicdanıyla düşünen her insan için, onu, Allah’ın varlığını
kavramaya ve O’na yakınlaşmaya götüren çok önemli vesilelerdir.
Tabii ki iman hakikatleri sadece bu ayetlerdeki örneklerle
sınırlı değildir. Çevremizde gördüğümüz -veya göremediğimiz-
birçok varlık, vicdanıyla ve aklıyla bakan her insan
için bir iman hakikati olma özelliği taşır. Örneğin
bahçede yürüyen karınca, masada duran çiçek, sokaktaki
veya evimizdeki kedi, köpek ya da kuş, vücudumuz, göklerdeki
ve yerdeki düzen, yağmurun yağması, çevremizi sarıp
bizi uzaydan gelen zararlı ışınlardan ve maddelerden
koruyan atmosfer ile bunlar gibi daha niceleri Allah’ı
tanımak isteyen her insan için birer iman hakikatidir.
Dev bir yıldızın hayatı, büyük bir iman delili olabileceği
gibi vücudumuzun herhangi bir organı da imana yönelten
bir hakikat olabilir.
Hayatı boyunca etrafında gördüğü veya duyduğu herşeyde
Allah’ın ayetlerini fark edip bunlar üzerinde düşünmek
mümin için büyük bir sorumluluktur. Vicdan sahibi her
insan bunun bilincindedir. Ve Allah’ın yarattığı uçsuz
bucaksız göklerle yer arasındaki kusursuz milyonlarca
canlıyı görmezden gelip, bunları düşünmez, gaflet içinde
hayatını sürdürürse bu davranışının hesabını veremeyeceğini
bilir.
İman Hakikatlerinin Önemine Kuran'da
Dikkat Çekilir
Kuran'da, insanı Allah'ın yarattığı, varoluş gayesinin
O'na ibadet ve kulluk etmek olduğu, ölümden sonra kendisini
sonsuza kadar sürecek bir ahiret hayatının beklediği
açıkça bildirilir. Ayrıca insan, bu gerçeklere şahitlik
eden "deliller" üzerinde de derin düşünmeye çağrılır.
Kuran'da Allah'ın varlığının, birliğinin ve sıfatlarının
kesin delilleri olan olaylar ve varlıklar ise, "ayet"
olarak tanımlanırlar. Allah'ın ayetleri Kuran'da yazılı
olduğu gibi dış dünyada ve insanın kendi nefsinde de
vardır. Kuran'da bu gerçek, "Yeryüzünde
kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler (deliller)
vardır. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor
musunuz?" (Zariyat Suresi, 20-21) ifadesiyle
vurgulanmaktadır. Aynı gerçek başka ayetlerde de şöyle
ifade edilmektedir:
Biz ayetlerimizi hem afakta (ufuklarda),
hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki,
şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun.
Herşeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi? (Fussilet
Suresi, 53)
Şüphesiz, mü'minler için göklerde ve
yerde ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3)
Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda
her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir...
(Şura Suresi, 29)
Allah’ın varlığını ve sonsuz kudretini gözler önüne
seren deliller sadece Kuran’da değil, yaşadığımız her
ortamda bulunmaktadır. İster cama konan bir kuş, ister
bahçede gördüğümüz bir çiçek, isterse de gökyüzündeki
bir yıldız olsun, yaşadığımız sürece karşımıza çıkan
herşey Rabbimiz tarafından manen “okumamız” için bize
gönderilen bir mesaj özelliği taşımaktadır. Bu açıdan
baktığımızda tek bir çiçek dahi bir mektuptur. Onu okuyabilene,
Yaratıcımızın mesajını getirmiştir.
Öte yandan, bazı iman hakikatleri de insanlara Kuran’ın
hak Kitap olduğunu ispatlayıcı niteliktedir. Çünkü;
evrenin yoktan varoluşu ve genişlemesi, göklerle yerin
birbirinden ayrılması, gök cisimlerinin yörüngeleri,
Dünya’nın yuvarlak olması, gökyüzünün korunmuş bir tavan
görevi görmesi, atmosferin katmanları, yağmurun oluşumu,
aşılayıcı rüzgarlar, denizlerin birbirine karışmaması
gibi, Kuran’da mucizevi biçimde 1400 yıl önce tarif
edilen birçok iman hakikati, ancak son yüzyılın bilimi
sayesinde birer birer anlaşılmıştır. Bu gibi konularda,
Kuran’ın vahyedildiği dönemde hiçbir insan tarafından
bilinmeyen bilgilerin Kuran ayetlerinde açıklanmış olması,
Kuran’ın Allah sözü olduğunu insanlığa bir kez daha
açıkça gösteren önemli bir gerçektir.
İman Hakikatlerinde Derinleşmek
İçin; Düşünmek ve Bilgi Sahibi Olmak...
Vicdan sahibi insan çevresindeki herşeyin bir iman
delili olduğunu bilir. Denizdeki avını yakalamak üzere
suya doğru süzülen bir martının, toprak üzerinde yürüyen
küçük bir karıncanın, her sene kilolarca meyve veren
bir elma ağacının, tonlarca ağırlığına rağmen gökyüzünde
duran bulutların kısacası gözünü çevirdiği her yerde
gördüğü herşeyin, Allah’ın varlığının delilleri olduğunun
farkındadır.
Ancak Kuran ayetlerinde, iman hakikatlerinin derinlemesine
görülüp anlaşılabilmesi için iki önemli özellikten daha
bahsedilmektedir: Düşünmek ve bilgi sahibi olmak...
Allah Kuran’da insanları sürekli olarak göklerdeki,
yerdeki ve ikisinin arasındaki yaratılış delillerini,
yani iman hakikatlerini düşünmeye davet eder:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün ardarda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Allah, Kuran’daki birçok ayetinde yarattığı şeyler
üzerinde düşünerek bunlardan öğüt ve ibret almamızı
ister. Çevremizdeki canlı cansız tüm varlıklar bizim
Allah’ın üstün yaratma gücünü, sanatını, ilmini derin
derin tefekkür etmemiz için yaratılmışlardır. Ayette
de belirtildiği gibi bunların hiçbiri boşuna yaratılmamıştır.
Bunları önemsemeden geçmek ve düşünmemek, Allah’ın ayetlerinden
yüz çevirmek anlamına gelir ki, müminin böyle bir tavırdan
şiddetle kaçınması gerekir. Nitekim Kuran’ın çeşitli
yerlerinde, Allah’ın ayetlerinden ve yaratılışın delillerinden
yüz çevirenlerin, inkarcılar olduğu vurgulanır. İnsanın
derinleşmesinde, yakininin parlamasında iman hakikatleri
üzerinde sürekli düşünmenin önemi pek çok ayette vurgulanmaktadır.
Bir ayette, müminlerin göklerin ve yerin yaratılışı
hakkında uzun uzun düşündüklerinden bahsedilmektedir:
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri
için gerçekten ayetler (deliller) vardır. Onlar, ayakta
iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve
göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve
derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen
pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran
Suresi, 190-191)
Allah iman hakikatlerinin düşünen insanlar için bir
anlamı olduğunu belirtmiştir. Ancak burada düşünmekten
kastedilen bazı insanların sandığı gibi “Allah ne kadar
güzel yaratmış” veya “ne kadar muhteşem bir hayvan”
gibi sadece sözde kalan ezberlenmiş tepkilerden ibaret
değildir. Yapılması gereken uzun uzun, derin ve kapsamlı
bir şekilde Allah’ın yarattıkları hakkında düşünmek,
yaratılıştaki hikmet ve incelikleri tespit etmek, böylelikle
Allah’ın sonsuz ilmine, kudretine ve sanatına şahit
olmaktır. Bunu yaparken kullanılabilecek yöntemlerden
biri ise, çevremizdeki varlıklar, olaylar üzerinde sorgulama
ve kıyas yöntemi kullanmaktır. Allah bir ayetinde, bu
düşünce sisteminin bir örneğini şöyle bildirir:
Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz
mü?
Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz,
yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu
kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)
Su, Dünya’nın dört bir yanını kaplayan,
hemen her zaman kolayca ulaşabildiğimiz bir nimettir.
İnsanların büyük bir çoğunluğu da hayatları boyunca
her gün içtikleri su hakkında belki bir kez bile düşünmemişlerdir.
Suyun varlığını ve bizim ihtiyaçlarımıza uygun şekilde
olmasını, çok doğal, sıradan, üzerinde düşünmeyi gerektirmeyen
bir olgu olarak görmüştür. Oysa yukarıdaki ayetlerde
bildirildiği gibi eğer Allah dileseydi, suyun fiziksel
ve kimyasal özellikleri daha farklı olurdu veya Dünya’nın
atmosfer yapısı veya ısısı daha farklı olurdu. O zaman
“bulut” diye bir şey olmazdı ve bulut olmadığı durumda
da yeryüzünde tatlı su kaynakları var olamazdı. Bize
sadece denizlerin tuzlu suyu kalırdı ki, böyle bir dünyada
insanlık ya hiç yaşam sürdüremez veya çok zor koşullar
altında, daimi bir su krizi içinde yaşardı. Tatlı su
olmadığı için tarım da yapılamaz, tüm dünya çölleşir
ve dolayısıyla kıtlık başgösterirdi. Oysa Allah bize
tatlı su kaynakları vermiş, hem de bunları dünyanın
hemen her bölgesine ulaştırmıştır. Bu gerçek karşısında
elbette Allah’a şükretmemiz gerekir.
Ancak görüldüğü gibi, bu şükrü samimi olarak hissedip
yapabilmek için, öncelikle suyun başlı başına bir nimet
olduğunun farkına varmak gerekmektedir ki, bu da “düşünmeye”
bağlıdır. Kuşkusuz su için verdiğimiz bu örnek, çevremizdeki
tüm doğal varlıklar, canlılar ve olaylar için de geçerlidir.
Hepsi bize Allah’tan bir nimettir, ama bunu görebilmek
için öncelikle düşünmek, “eğer daha farklı olsa ne olurdu”
diye bakıp kıyas yapmak, Allah’ın herşey üzerinde ne
kadar hassas ölçüler yarattığını kavramak gerekmektedir.
Bir başka ayette, tabiat olayları üzerinde düşünmenin,
bunlar üzerinde “akıl kullanmanın” önemi bir kez daha
şöyle açıklanır:
Gece ile gündüzün ardarda gelişinde,
Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü
diriltmesinde ve rüzgarları yönetmesinde aklını kullanan
bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 5)
Ayette geçen “aklını kullanan” kimseler müminlerdir.
Çünkü akıl, ancak iman ile kazanılan bir üstünlüktür;
inkar edenler ise akıl gibi bir meziyetten yoksun oldukları
için Allah’ın ayetlerini fark etmezler, etraflarındaki
sayısız delili görmeden geçerler. Nitekim, göklerdeki
ve yerdeki sayısız ayeti görmezden gelmek ve bunların
farkında değilmiş gibi davranmak Kuran’da bir müşrik
özelliği olarak tarif edilmektedir:
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır
ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.
Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar.
(Yusuf Suresi, 105-106)
Yağmur damlalarının şekli
de özel bir tasarım ürünüdür.
|
İman hakikatlerini derinlemesine kavramak için gereken
ikinci özellik ise, bilgiye sahip olmaktır. Ancak burada
önemli bir nokta vardır. Bir konuyu iman hakikati olarak
görmek için mutlaka o konunun en çarpıcı yönlerini bilip,
tüm detayları hakkında geniş bilgiye sahip olmak gerekmez.
Akıl sahibi her insan etrafına baktığında bir olağanüstülük
olduğunu ve herşeyin bir yaratıcısının olduğunu hemen
anlar. Bir böcek, örneğin bir yusufçuk görünce onu bir
yaratanın olduğunu bilir. Bunun bir iman hakikati olduğunu
anlamak için canlının sadece varlığı yeterlidir. Bu
canlı hakkında öğrenilecek detaylı bilgiler üzerinde
düşünmek ise imanı ve şevki artıracak birer vesiledir.
Az önce verdiğimiz su örneğini hatırlayalım. Suyun hayatımız
için önemini biliriz. Ancak suyla ilgili temel fiziksel,
kimyasal ve coğrafi bilgilere sahip olduğumuzda suyun
hayatımız için önemini daha iyi anlarız. Suyun özelliklerini
daha detaylı olarak incelediğimizde ise, suyun donmasından,
genleşmesine, akışkanlık değerinden kimyasal özelliklerine
kadar insan yaşamı için olabilecek en uygun ölçüyle
yaratıldığını daha açık şekilde görürüz. (Bu konuda
ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı,
1999) Bu da tefekkürde derinleşmemize ve şükrümüzün
artmasına vesile olur.
Kuşkusuz son derece kısıtlı bilgiye sahip küçük bir
çocuk da, senelerce eğitim görmüş çok bilgili bir profesör
de, vicdan ve samimiyetle yaklaştığında Allah’ın ayetlerini
rahatlıkla görüp tanır. Ancak insanın çevresinde görmediği
varlıkları tefekkür edebilmesi için elbette ki kapsamlı
bir bilgiye ihtiyacı vardır. Veya çevresinde gördüğü
bir şey de olsa, onu daha derinlemesine tefekkür edebilmesi
için yine onun detaylarını öğrenmesi gerekir. Aksi takdirde
yaptığı tefekkür belirli bir sınırda kalacak, hatta
kimi zaman yüzeysel olacaktır. Örneğin uzaydaki sistemler
hakkında hiçbir bilgisi olmadan göğe bakıp tefekkür
eden bir insan ile astronomi bilgisi kuvvetli olan bir
insanın tefekkürü muhakkak ki birbirinden farklı olacaktır.
Ya da insan vücudu, fizyolojisi ve anatomisi hakkında
geniş bilgi sahibi olan bir kimsenin, insanın yaratılışındaki
incelikleri, mucizeleri ve harikalıkları fark etmesi,
bu konuda bilgisi olmayan bir kimseye göre çok daha
derin ve yoğun olacaktır. Nitekim Allah, bilgi sahiplerinin
akletme ve kavrama bakımından bilmeyenlerden üstün olduğunu
ayetlerinde şöyle bildirmektedir:
İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara
vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.
(Ankebut Suresi, 43)
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin
ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.
(Rum Suresi, 22)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde
ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden,
ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi)
midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
(Zümer Suresi, 9)
Ancak şunu tekrar hatırlatmak gerekir ki, salt “bilgi”,
onu yorumlayacak akıl, vicdan ve basiret olmadıktan
sonra insanı doğruya götürmez. Ancak samimi ve vicdanlı
bir insanın sahip olduğu detaylı bilgiler, onun Allah’ı
daha iyi tanıması ve O’na yakınlaşması için önemlidir.
İşte bu nedenle bugün bilim ve teknolojideki ilerlemelerin
de Allah’ın yaratmasındaki ilmi, hikmeti, sanatı ve
inceliği daha yakından görüp tanımada büyük faydası
olmaktadır. Günümüzde tıp, biyoloji, astronomi gibi
bilim dalları sayesinde Allah’ın yaratışındaki mucizeler
ve güzellikler daha net ve ayrıntılı biçimde ortaya
çıkmıştır. Bu bilgileri öğrenip, Allah’ın yarattığı
hikmetler ve güzellikler olarak değerlendiren insanların,
Allah’ın sonsuz kudretine olan hayranlıkları katlanarak
artmaktadır.
|