| Materyalizmin
Perde Arkası
Eski Mısır'ın çok ilginç bir özelliği de; materyalist
olması, yani maddenin sonsuzdan beri var olduğuna, yaratılmadığına
inanmasıdır. Bu konuda mason yazarlar Christopher Knight
ve Robert Lomas'ın, The Hiram Key (Hiram Anahtarı) adlı
kitaplarında verdikleri bilgileri, önemi nedeniyle tekrar
aktaralım:
Eski Mısırlılar maddenin her zaman
için var olduğuna inanıyorlardı; onlar için bir yaratıcının
mutlak olarak hiçlikten bir şey yapmasını düşünmek mantık
dışıydı. Onların görüşüne göre, dünya, kaosun içinden
düzenin doğmasıyla oluşmuştu... Bu kaotik duruma "Nun"
adı veriliyordu ve aynı Sümerlerin tanımı gibi... karanlık,
güneşsiz, sulu bir derinlikti, bu derinliğin kendi içinde
bir gücü vardı, bu yaratıcı güç kendi kendine düzenin
başlamasını emretmişti. Kaosun maddesinin içinde yer
alan bu gizli güç, kendi varlığının bilincinde değildi;
o bir olasılıktı, düzensizliğin rastgeleliği ile birleşmiş
bir potansiyeldi.36
Yazarların da belirttiği gibi, eski Mısır'ın bu akıl
ve mantık dışı inancı ile günümüzdeki materyalist görüşler
ve materyalist bilim teorileri arasında şaşırtıcı bir
benzerlik vardır. Bunun gizli, fakat çok önemli bir
nedeni ise, tüm bu akıl dışılığına rağmen, dünya üzerinde
kurmak istedikleri dinsiz toplum modeli açısından uygun
gördükleri Eski Mısır inançlarını benimseyen ve yaşatmayı
hedefleyen çağdaş bir örgütün varlığıdır: Masonluk...
Masonlar Ve Eski Mısır
Eski Mısır'ın materyalist felsefesi, bu uygarlık ortadan
kalktıktan sonra yaşamaya devam etti. Bazı Yahudiler
bu felsefeyi devralarak, Kabala öğretisi içinde yaşattılar.
Öte yandan, bazı Yunan düşünürleri de aynı felsefeyi
devraldılar ve "Hermetizm" olarak bilinen Eski Yunan
öğretisi içinde yeniden yorumlayıp devam ettirdiler.
Hermetizm kavramı, Eski Mısır inancındaki hayali tanrılardan
biri olan "Thoth"un Yunanca'daki karşılığı olan "Hermes"
kelimesinden gelir. Bir başka deyişle Hermetizm, Eski
Mısır felsefesinin Eski Yunan'daki karşılığıdır.
Işındağ, masonluğun kökenindeki Eski Mısır etkisini
açık şekilde şöyle ifade eder:
Günümüz masonluğu, Eski
Mısır felsefesini yaşatmakta ve bunu sembolleriyle
ifade etmektedir. Üstteki loca resminde yer alan
Firavun tasviri (masanın alt kısmında) bu sembolizmin
bir örneğidir.
|
"Franmasonluk, toplumsal ve töresel
bir kuruluştur. Başlangıcı eski Mısır'a kadar uzanır."
37
Diğer pek çok mason otorite de, masonluğun kökeninin
Eski Mısır ve Eski Yunan gibi pagan (putperest) kültürlerdeki
gizli derneklere uzandığını belirtmektedir. Türk masonlarının
büyüklerinden Celil Layıktez, Mimar Sinan dergisinde
yayınlanan "Masonik Sır, Ketumiyet Nedir? Ne Değildir?"
başlıklı makalesinde şöyle yazmaktadır:
Eski Yunan, Mısır ve Roma uygarlıklarında muayyen bir
bilim, bir "gnose" veya gizli irfan çevresinde toplanan
"Giz Okulları" (écoles de mystères) bulunurdu. Bu Giz
Okulları'nın mensupları, ancak uzun tahkikatlardan sonra
ve tekris merasimleri ile kabul edilirlerdi. Bu okulların
arasında, ilkinin "Osiris" okulu olduğu sanılan cemiyette
çalışmaların esaslarını, Osiris'in doğuşu, delikanlılık
dönemi, karanlıklara karşı verdiği mücadeleler, nihayet
ölümü ve tekrar dirilmesi temalarını oluştururdu. Bu
temalar ritüelik dramalar şeklinde ruhban sınıf tarafından
merasimler esnasında oynanırdı ve böylece fiilen iştirak
edilerek temsil edilen ritüel ve sembolizmanın daha
etken olması sağlanırdı...
Bu olaylar, yıllar sonra masonluk
ismi altında sürecek bir inisyatik kardeşlik dizisinin
ilk halkalarını oluşturmuştur. Bu gibi kardeşlikler,
daima aynı idealler çevresinde kurulmuşlar, baskılar
altında gizlice hayatiyetlerini sürdürebilmişler, isimlerini,
şekillerini değiştire değiştire, ancak antik sembolizma
ile landmarklarına sadık kalarak ve fikren birbirlerinin
mirasçısı olarak çağımıza kadar gelebilmişler; savundukları
düşüncelerin yerleşmiş düzeni sarsabilme olasılığına
karşı, kendi aralarında ketumiyet kurallarına uymuşlar,
cehlin de gazabından kurtulabilmek için, kendi ketum
mesleki kurallarını içeren Operatif Masonluğa sığınarak
onu fikren tohumlamışlar ve böylece bildiğimiz modern
Spekülatif Masonluğun oluşumunda etken olmuşlardır.38
Layıktez, üstteki sözlerinde, masonluğun kökenini oluşturan
dernekleri överek anlatmakta, "cehle karşı" kendilerini
gizlediklerini iddia etmektedir. Bu taraflı yorumlar
bir kenara bırakılırsa, üstteki alıntıdan, masonluğun,
Eski Mısır, Eski Yunan ve Roma gibi her üçü de pagan
(putperest) olan medeniyetlerde kurulan derneklerin
günümüze ulaşan bir temsilcisi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu üç medeniyet içinde en eskisi ve diğerlerine öncülük
etmiş olanı Mısır olduğu için de, masonluğun ana kaynağının
Eski Mısır olduğunu söylemek mümkündür.
Eski Mısır'ın, Allah'ın Kuran'da "inkar sistemi" olarak
en detaylı şekilde anlattığı örneklerden biri olduğunu
bu noktada tekrar hatırlatmak gerekir. Özellikle de
Mısır'ın hakimleri olan Firavunlar ve yakın çevreleri,
pek çok ayette zalimlikleri, adaletsizlikleri, azgınlık
ve taşkınlıklarıyla anlatılmaktadır. Mısır halkı da,
bu sistemi kabullenmiş, Firavun'u ve diğer sahte Mısır
ilahlarını benimsemiş sapkın bir kavimdir.
Bu gerçeğe karşın masonlar hem kendi kökenlerinin Eski
Mısır'da olduğunu belirtmekte, hem de Eski Mısır'ı övülesi
bir toplum modeli olarak görmektedirler. Mimar Sinan
dergisindeki bir makalede, Eski Mısır'ın pagan tapınaklarının
övülmesi ve buraların "Masonluk mesleğinin kaynakları"
olarak nitelenmesi dikkat çekicidir:
... Egypte'liler (Mısırlılar) Heliopolis
(güneş şehri) ve Menfis şehirlerini kurmuşlardır. Ve
masonik efsaneye göre, bu iki şehir, ilim ve fennin,
yani, masonik tabirle Nur'u Ziya'nın kaynağı olmuştur.
Heliopolis'i ziyaret etmiş olan Pisagor oradaki mabetten
uzun uzadıya bahseder. Bunun yetiştiği tapınak, Menfis
Tapınağı, tarihî bir önem taşır. Teb şehrinde yüksek
dereceli okullar bulunurdu. İşte Pisagor, Eflatun ve
... Çiçeron Mısır'da masonluk mesleğine bu şehirlerde
intisab etmişlerdir.39
Mason kaynaklarında, sırf Eski Mısır'ın geneline değil,
bu sistemin zalim yöneticileri olan Firavunlara karşı
da büyük bir övgü ve yakınlık vardır. Mimar Sinan dergisindeki
bir diğer makalede şunlar yazılıdır:
Firavun'un başlıca vazifesi, NUR'u
aramaktır. Gizli Nur'u, daha canlı ve daha kuvvetli
bir surette yüceltmektir.… Biz masonlar, nasıl Süleyman
Mabedi'ni inşaya çalışıyorsak, eski Mısırlılar da Ehramı,
yani Nur Evini inşaya çalışırlardı. Eski Mısır mabetlerinde
yapılan ayinler, bazı derecelere ayrılmıştı. Bu dereceler
iki kısımdı. Küçük ve büyük dereceler. Küçük dereceler,
bir-iki-üç diye ayrılmıştı; bundan sonra Büyük dereceler
başlardı.40
Buradan anlaşılmaktadır ki, Eski Mısır'ın Firavunları
ile masonların aradıkları ve "nur" dedikleri kavram
aynıdır. Bir diğer ifadeyle, masonluk, Firavun düzenine
hakim olan felsefenin çağdaş temsilcisidir. Bu felsefenin
ne olduğunu ise Allah'ın Kuran'da Firavun ve kavmi için
verdiği "Gerçekten onlar, fasık (sapkın) olan bir kavimdir"
(Neml Suresi, 12) hükmü tarif eder. Diğer ayetlerde
ise, Mısır'ın inkarcı sistemi şöyle anlatılmaktadır:
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı;
dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta
olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?"...
Böylelikle kendi kavmini küçümsedi,
onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan
bir kavimdi. (Zuhruf Suresi, 51-54)
Masonluğun Pagan Felsefesi
Buraya kadar ele aldığımız bilgiler, masonluğun kökleri
Eski Mısır'a uzanan pagan (putperest) bir öğretinin
mirasçısı olduğunu, masonik kavram ve sembollerin gerçek
anlamının burada gizlendiğini göstermektedir. Masonluk
bu nedenle İlahi dinlere karşı ve düşmandır. Bu nedenle
hümanist, materyalist ve evrimcidir.
Türk masonlarının kaynakları incelediğinde de, üst
düzey masonların, diğer biraderlerinden gizli tuttukları
bir öğretiye sahip oldukları açıkça görülmektedir. Üstad
mason Necdet Egeran'ın kaleme aldığı bir yazıda, yüksek
dereceli masonların bu konudaki düşüncesi şöyle aktarılmaktadır:
Bazı masonlar bile masonluğu sadece
yarı dini, yarı yardımsever, tatlı sosyal ilişkiler
kurulabilen bir dostluk müessesesi olarak tanır ve ona
göre hareket eder. Bazıları ise masonluğun maksadının
sadece iyi insanları daha iyi yapmak olduğunu sanır.
Diğer bir kısım mason, masonluğu karakter yapma yeri
telakki eder. Velhasıl masonik kutsal dili okuyup yazmayı
bilmeyenlerin sembollerden ve alegorilerden çıkardıkları
manalar bunlar ve bunlara benzer değerdedir. Biraz derinine
inebilen masonlar için masonluk ve onun maksat ve gayesi
bambaşkadır. Masonluk bir eriştirme bilimidir. Eriştirme,
inisiyasyon, yeni bir başlangıç manasına gelir. Eski
bir yaşayış tarzını bırakıp, yeni ve daha asil bir hayata
giriş demektir... Masonlukta çok elemanter ve basit
bir sembolizm arkasında, varlığımızın sırlarının öğrenebileceği
daha yüksek bir iç hayata girmemize yardım eden bir
eriştirme silsilesi mevcut bulunmaktadır. İşte bu iç
hayatta ve ona geçiştedir ki Masonluk Aydınlığına ulaşmak
mümkün oluyor. Terakki ve tekamülün vasıflarını ve şartlarını
öğrenmek kabil oluyor.41
Alıntıda bazı düşük dereceli masonların, bu örgütü
bir "yardımseverlik ve sosyal ilişkiler müessesesi"
zannettikleri oysa masonluğun insanın "varlığının sırları"
ile ilgili olduğu vurgulanmaktadır. Yani masonluğun
"yardımseverlik ve sosyal ilişkiler müessesesi" görüntüsü,
aslında bu örgütün felsefesini kamufle eden ve bir taraftan
da sembolik olarak ifade eden bir kılıftır. Masonluk
gerçekte belirli bir felsefeyi kendi üyelerine ve topluma
empoze etmek için sistemli şekilde çalışan bir örgüttür.
Masonluğun pagan kültürlerden, başta da Eski Mısır'dan
devraldığı bu felsefenin en temel unsuru ise, başta
da belirttiğimiz gibi materyalizmdir.
Mason Kaynaklarında Materyalizm
I. Mutlak Madde İnancı
Günümüzde masonlar, aynen Eski Mısır'daki Firavunlar,
rahipler ve diğer sosyal sınıflar gibi, maddenin sonsuzluğuna,
yaratılmadığına ve canlılığın cansız maddenin içinden
rastlantılarla doğduğuna inanmaktadırlar. Materyalist
felsefenin temel unsurları olan bu görüşleri, masonik
kaynaklarda detaylarıyla okumak mümkündür.
Üstad mason Selami Işındağ'ın Masonluktan Esinlenmeler
adlı kitabında, masonluğun katıksız materyalist felsefesi
şöyle açıklanmaktadır:
Bütün uzay, atmosfer, yıldızlar,
doğa, cansız ve canlı dediğimiz herşey, atomlardan oluşmaktadır.
İnsan da doğadaki çeşitli atomların toplamından başka
bir şey değildir. Canlıların yaşamı, atomlar arası elektrik
akımının bir dengesiyle sağlanmaktadır. Bu dengenin
-atomlardaki elektrisitenin değil- ortadan kalkmasıyla
öldüğümüz vakit, toprağa dönüşüp atomlara ayrılıyoruz.
Yani özdekten (madde) enerjiden gelmişiz, özdeğe, enerjiye
dönüşüyoruz. Atomlarımızdan bitkiler, onlardan da canlılar
ve bizler yararlanıyoruz. Öyleyse herşey eşit hamurdan
yapılmıştır. Ancak evrime erişmiş en son hayvan olan
bizde beyin en yetkin (mükemmel) durumda bulunduğundan,
bilinç oluşmuştur. Deneysel Ruhbilim'in verilerini göz
önünde tutarsak, "duygu-zihin-buyrultu"dan oluşan üç
ruhsal yaşantımızın, beyin korteks hücreleri ve hormonların
dengeli fonksiyonları sonucu oluştuğu anlaşılmaktadır...
Olumlu bilim ve akıl, hiçbir şeyin yoktan var edilmediğini
ve yok olmadığını benimsemiştir. Buna göre insanın hiçbir
güce minnettar ve borçlu olmadığı sonucunu çıkarma olanağı
vardır. Evren bir total enerjidir. Başlangıcı ve sonu
bilinmemektedir. Herşey bu total enerjiden doğar. Evrime
uğrar, ölür, ama tümüyle kaybolmaz. Değişir ve dönüşür.
Gerçek ölüm ve kayboluş yoktur. Sürekli değişme, dönüşme
ve oluşma vardır. Ama bu büyük sorunu, bu evrensel gizemi
(sır) bilimsel yasalarla açıklama olanağı yoktur. Bilim
dışı açıklamalar da bir imgesel (hayali) tasarıdır,
dogmadır, boş inançtır. Olumlu bilim ve akla göre, bedenden
ayrı bir ruh olamaz.42
Bu satırlarda sıralanan görüşlerin aynısını, Marx,
Engels, Lenin, Politzer, Sagan, Monod gibi materyalist
düşünürlerin kitaplarında da bulabilirsiniz: Bunlar,
evrenin sonsuzdan beri var olduğu, maddenin tek mutlak
varlık olduğu, insanın maddeden ibaret olduğu ve bir
ruha sahip olmadığı, maddenin kendi içinde evrimleştiği
ve yaşamın böyle ortaya çıktığı gibi, temel materyalist
hurafelerdir. Hurafe terimini kullanmak yerindedir,
çünkü -Işındağ'ın "bunlar olumlu akıl ve bilimin sonuçlarıdır"
şeklindeki iddiasının aksine- gerçekte tüm bu görüşler
20. yüzyılın ikinci yarısındaki bilimsel bulgular tarafından
çürütülmüş durumdadır. Örneğin bugün bilim çevrelerince
kesin kabul görmüş olan Big Bang teorisi, evrenin bundan
milyarlarca sene evvel yoktan yaratıldığını bilimsel
olarak ispatlamıştır. Termodinamik Kanunu, maddenin
"kendi kendini düzenleme" gibi bir vasfı olmadığını,
dolayısıyla evrendeki denge ve düzenin bilinçli bir
yaratılışın eseri olduğunu göstermektedir. Biyoloji,
canlılardaki olağanüstü tasarımları ortaya koyarak,
tüm bunları var eden bir Yaratıcının varlığını ispatlamaktadır.
(Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı,
Materyalizmin Sonu, Materyalizmin Çöküşü, Hayatın Gerçek
Kökeni, Evrim Aldatmacası)
Işındağ satırlarının devamında, masonların gerçekte
materyalist (ve dolayısıyla ateist) olduklarını, "Evrenin
Ulu Mimarı" kavramını ise gerçekte maddi bir evrimi
kastederek kullandıklarını şöyle açıklar:
Kısaca, hem de pek kısaca, bazı masonik
ilkelere, düşünüş ve benimseyişlere de değinmek istiyorum:
Masonluğa göre yaşam (hayat) tek hücreden başlar, değişme,
dönüşme ve evrim (tekamül) ile insana kadar gelir. Başlangıcın
kendiliği (mahiyet), nedenleri, amacı ve koşulları bilinemez.
Yaşam, özdek-enerjiden çıkmıştır ve ona dönecektir.
Evrenin Ulu Mimarı; ancak yüce bir prensip, iyilikler
ve güzelliklerin sonsuz ufku, evrimin doruğu, en yüksek
aşaması, insanlık ülküsü olarak düşünülüp benimsenirse,
kişileştirilmezse, dogmatizmden kurtulma olanağı vardır.43
Görüldüğü gibi, masonluk felsefesinde "maddeden gelip
maddeye gitmek" en temel inançlardan biridir. Konunun
önemli bir yönü ise, masonların bu felsefeyi sadece
kendilerine has bir inanç olarak görmemeleri, tüm topluma
bu fikirleri yaymak istemeleridir. Işındağ, üstteki
satırlarının ardından şöyle yazar:
Bu ilke ve öğretilerle yetkinleşen
mason; insanları eğitmeyi... olumlu bilim ve akıl ilkelerini
öğreterek onları kalkındırmayı bir görev olarak almıştır.
Masonluk böylece insanlara halka dönüktür. Halka rağmen,
halk için çalışır.44
Bu ifadeler masonluğun topluma yönelik iki özelliğini
göstermektedir:
1) Masonluk, inandığı materyalist felsefeyi (yani bir
Eski Mısır hurafesini) topluma "olumlu bilim ve akıl"
kisvesi altında empoze etme çabasındadır.
2) Bunu, "halka rağmen" yapmaya niyetlidir, yani bir
toplum Allah'a inansa, materyalist felsefeyi kabul etmek
istemese bile, masonluk bu konuda ısrarlı davranacak,
halkın rızasına rağmen onun dünya görüşünü değiştirmek
için çaba harcayacaktır.
Burada mutlaka dikkat edilmesi gereken önemli bir husus,
masonluğun kullandığı terminolojinin aldatıcılığıdır.
Masonik yayınlarda, özellikle de masonların topluma
yönelik açıklamalarında, kendi felsefelerini olabildiğince
masum, akılcı ve hoşgörülü gibi göstermeyi amaçlayan
bir üslup kullanılmaktadır. Üstteki alıntıda kullanılan
"olumlu bilim ve akıl ilkelerini öğreterek insanları
kalkındırmak" kavramı buna bir örnektir. Gerçekte masonluğun
felsefesinin "olumlu akıl ve bilimle" bir ilgisi yoktur;
bilime rağmen savunulan köhne bir hurafedir. Masonluğun
"insanları kalkındırmak" gibi bir amacı da yoktur; bundan
kasıt kendi felsefelerini insanlığa empoze etmektir.
Bunu "halka rağmen" yapmaya kararlı olduklarını açıklamaları
ise, "hoşgörülü" değil, totaliter bir dünya görüşüne
sahip olduklarını göstermektedir.
II. Ruhun ve Ahiretin İnkarı
Masonlar materyalizm inancının bir gereği olarak insan
ruhunun varlığını kabul etmezler ve ahiretin varlığını
da kesin olarak reddederler. Buna rağmen, masonik kaynaklarda
kimi zaman ölenler için "ebediyete intikal etmekten"
söz edilir veya buna benzer manevi kavramlar kullanılır.
Çelişkili gibi görünen bu durum aslında çelişkili değildir,
çünkü masonların ruhun ölümsüzlüğüne dair tüm izahları
sembolik anlamdadır. Mimar Sinan dergisindeki "Masonlukta
Ölüm Sonrası" başlıklı bir makalede bu durum şöyle anlatılır:
Masonlar Üstad Hiram efsanesinde
ölümden sonra dirilişi sembolik manada kabul ederler.
Bu diriliş, hakikatın daima ölüme ve karanlığa üstün
geleceğini belirler. Masonluk, bedenden ayrı bir ruhun
mevcudiyeti ile uğraşmaz. Ölümden sonra diriliş, masonlukta
insanlığa manevi ve maddi birtakım eserler verebilmektir.
İnsanı ebedileştirecek olan bunlardır. Pek uzun gibi
görünen, aslında kısa olan insan yaşamında, adları ölümsüzleşme
konusunda belirginleşenler, yaşamları süresince bu başarıya
erişmiş olanlardır. Adlarını ölümsüzleştirmiş olanların
tüm çabalarını, gerek çağdaşlarını, gerek kendilerinden
sonra gelecek kuşakları mutlu etmeye, onlara daha insancıl
bir dünya sağlamaya sarf ettiklerini görüyoruz. Bunların
güttükleri amaç, yaşayan insanların yaşamlarında etkin
olan insancıl duyguları yükseltmektir... Asırlar boyunca
ölümsüzlüğü aramış insanoğlu buna, yaptığı işler, hizmetler,
fikirler sayesinde kavuşacak ve yaşantısına bir anlam
verebilecektir. Bu sayede, Tolstoy'un belirttiği gibi,
"Cennet burada, yeryüzünde kurulmuş olacak ve insanlar
mümkün olan en yüksek iyiye kavuşacaklar."45
Üstad Mason Işındağ ise aynı konuda şunları yazmaktadır:
HERŞEYİN TÖZÜ (cevheri): Bunu enerji, özdek (madde)
olarak benimseyen masonluk, herşeyin aşama aşama değişikliğe
uğrayarak yine özdeğe döneceğini söyler ki, bilimsel
anlamda ölümü tanımlamış olur. Bu durumda mistisizmin;
ruh ve beden olarak ikiye ayırdığı güçlerden bedenin
ölmesine karşın (rağmen) ruhun ölmediği, ruhlar evrenine
göçtüğü, orada yaşamını sürdürdüğü ve ileride Tanrı
buyruğuyla bir başka bedene geçtiği biçimindeki inancı,
masonluğun benimsediği değişme-dönüşüm düşünüsüyle bağdaşamaz.
Masonluk bu benimseyişini şöyle bir tümceyle desteklemektedir:
"Ölümünüzden sonra sizden kalacak
ve ölmeyecek olan şey, olgunluklarınızın anısı ve yapıtlarınızdır."
Masonluğun bu benimseyişi, bir filozofik düşünüş biçimidir
ki, olumlu bilim ve akıl ilkelerine dayanır. Ruhun ölümsüzlüğü
ve ölümden sonra dirilmesi şeklindeki dinsel inancın
bu bilim-akıl prensipleriyle uzlaşması olanaksızdır.
Öyleyse Masonluk bu konuda düşünü ve benimseyiş ilkelerini,
pozitivist ve rasyonalist felsefe sistemlerinden almıştır.
Böylece bu filozofik sorunda dinlerden ayrı bir düşünü,
benimseyiş ve açıklamaya bağlanmıştır.46
Ölümden sonra dirilişi reddetmek, ölümsüzlüğü ise "geride
bırakılan maddi eserlerde" aramak... Bu düşünce masonlar
tarafından "çağdaş bilimin gereği" gibi gösterilse de,
gerçekte tarihin eski çağlarından bu yana inkarcılar
tarafından inanılan bir hurafedir. Kuran'da inkarcıların
"ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları" edindikleri
haber verilir. Geçmiş peygamberlerden biri olan Hz.
Hud, inkarcı Ad kavmini bu cahilce düşünceye karşı şöyle
uyarmıştır:
"Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa
edip oyalanıp eğleniyor musunuz?"
"Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
"Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
(Şuara Suresi, 128-131)
İnkarcıların burada yanıldığı nokta, sanat yapıları
inşa etmek değildir. Müslümanlar da sanata önem verir,
sanat yapıları inşa eder ve bu yolla dünyayı güzelleştirmek
için gayret ederler. Aradaki fark, niyettir. Bir Müslüman,
Allah'ın insana verdiği güzellik ve estetik kavramlarını
sergilemek, ifade etmek için sanatla ilgilenir. İnkarcılar
ise, sanatı "ölümsüzlük yolu" zannnederek yanılmaktadırlar.
|