|
Evrim Teorisinin Perde Arkası
Tarihler 1832 yılını gösteriyordu.
H.M.S. Beagle gemisi, Atlas Okyanusu'nun derin sularında
hızla ilerliyordu. Gemi sıradan bir yük ya da yolcu
gemisi görünümündeydi, ama çıktığı yolculuk yıllar sürecek
uzun bir keşif gezisi niteliğindeydi. İngiltere'den
yola çıktıktan sonra tüm okyanusu kat edecek ve Güney
Amerika sahillerine varacaktı.
O zamanlar hemen hiç kimse için çok büyük bir anlam
ifade etmeyen Beagle gemisinin 5 yıllık uzun yolculuğu
başlıyordu.
Gemiyi daha sonra çok ünlü yapacak olan şey ise, içindeki
bir yolcuydu. Charles Robert Darwin adında 22 yaşındaki
genç bir doğa araştırmacısıydı bu. Aslında öğrenimini
biyoloji değil din üzerine yapmış, Cambridge Üniversitesi'nde
teoloji okumuştu.
Genç adam, uzun bir din eğitimi görmüş, ama öte yandan
içinde yaşadığı yüzyıldaki materyalist düşüncelerden
de çokça etkilenmişti. Nitekim Beagle yolculuğuna çıkmadan
bir yıl önce de, Hıristiyan inancının bazı temellerinden
kesin olarak vazgeçmişti.
Genç Darwin bu düşünceler içinde çıktığı yolculuk boyunca,
karşılaştığı tüm bulguları materyalist bir gözle yorumladı;
incelediği canlılara yaratılış dışında bir açıklama
getirmeye çalıştı. İlerleyen yıllarında bu fikri daha
da geliştirdi, detaylandırdı ve bir teori olarak ortaya
koyup yayınladı. 1859 yılındaki Türlerin Kökeni adlı
kitabıyla ileri sürdüğü bu teori, 19. yüzyıl fikir dünyasına
çok olumsuz bir etkide bulunacak, ateizmin yüzyıllardır
aramakta olduğu sözde "bilimsel" dayanağı oluşturacaktı.
Peki acaba evrim teorisi Darwin'in özgün bir buluşu
muydu? Dünya tarihinin en büyük aldatmacalarından birine
yol açan teoriyi, kendi başına mı geliştirmişti?
Gerçekte Darwin, daha önceden temel argümanları oluşturulmuş,
fikri alt yapısı kurulmuş bir düşünceyi bazı rötuşlarla
yeniden öne sürmekten başka bir şey yapmamıştı.
Masonlar ve Natüralist Felsefe
Darwinizm'in, Charles Darwin'in özgün bir buluşu olmadığı
gerçeğine dikkat etmek gerekir. Her ne kadar Darwin
kitabında sürekli olarak "benim teorim" demişse de,
gerçekte çok daha eskilere uzanan natüralist felsefeyi,
döneminin gözlemlerini kullanarak yeniden yorumlamaktan
başka bir şey yapmamıştır.
Darwin'in tek özgün buluşu gibi gösterilen doğal seleksiyon
kavramı ise, gerçekte ondan daha önce çeşitli bilim
adamları tarafından vurgulanmış bir olgudur. Ancak Darwin'den
önceki bilim adamları doğal seleksiyonu yaratılışa aykırı
bir argüman olarak kullanmamışlar, aksine bu olguyu
Yaratıcının türleri kalıtsal bir bozukluktan korumak
için meydana getirdiği bir sistem olarak görmüşlerdir.
Darwin, aynı materyalist Karl Marx'ın idealist Hegel'in
"diyalektik" kavramını alıp, kendi felsefesine göre
çarpıtıp sahiplenmesi gibi, doğal seleksiyon kavramını
da yaratılışçı bilim adamlarından almış ve natüralizme
göre çarpıtarak kullanmıştır.
Dolayısıyla Darwinizm'in ortaya çıkışında Darwin'in
kişisel rolünü fazla büyütmemek gerekir. Darwin'in kullandığı
felsefe ve kavramlar, kendisinden daha önce natüralist
düşünürler tarafından inşa edilmiştir. Eğer Darwin evrim
teorisini ortaya atmasıydı, aynı işi bir başkası yapacaktı.
Nitekim Darwin'in teorisinin çok benzeri aynı dönemdeki
bir başka İngiliz doğa bilimci olan Alfred Russel Wallace
tarafından da geliştirilmiş, hatta Darwin bu nedenle
Türlerin Kökeni'nin basılmasında acele etmiştir.
Sonuçta Darwin, Avrupa'da Allah'a ve dine olan inancı
yok etmek, bunun yerine materyalist ve natüralist felsefeyi,
hümanist bir yaşam modelini yerleştirmek için yürütülen
uzun bir mücadelenin bir aşamasında ortaya çıkmış bir
kişidir. Bu mücadeleyi yürüten en etkin güç ise, şu
veya bu düşünür değil, pek çok düşünürü, ideoloğu, siyasi
lideri bünyesinde barındıran masonluk örgütüdür.
Bu gerçek, dönemin Hıristiyanları tarafından da teşhis
ve ifade edilmiştir. Katolik dünyasının lideri Papa
XIII. Leo'nun 1884 tarihli ünlü Humanum Genus adlı fermanında
masonluk ve faaliyetleri hakkında çok önemli tespitler
vardır. Papa şöyle yazmıştır:
"Zamanımızda Masonluk isimli, çok yaygın ve kuvvetli
bir örgüte sahip bir derneğin desteği ve yardımıyla,
karanlık kuvvetlere tapanlar olağanüstü bir gayret içinde
birleşmiş durumdalar. Bunlar artık niyetlerini gizleme
ihtiyacı duymadan Tanrı'nın Yüksek Varlığı ile mücadele
etmektedirler...
Masonların istekleri ve bütün çabaları
aynı amaca yönelmektedir: Hıristiyanlığın gereği olan
her türlü sosyal ve dini disiplini tamamen yıkmak ve
yerine prensiplerini natüralizmden alan ve kendi fikirlerine
göre şekillenmiş yeni kuralları oturtmak."46
Papa XIII. Leo'nun yukarıdaki sözleriyle ifade ettiği
gerçek, dinin getirdiği ahlak kurallarının tamamen ortadan
kaldırılmaya çalışılmasıdır. Masonluğun, Darwinizm aracılığı
ile yapmaya çalıştığı, hiçbir İlahi kanun tanımayan,
Allah korkusundan uzak, her türlü suçu işleyebilecek,
ahlaki yönden dejenere olmuş toplumlar meydana getirmektir.
Yukarıdaki ifadede "prensiplerini natüralizmden alan
ve kendi fikirlerine göre şekillenmiş yeni kurallar"
derken kastedilen de böyle bir toplum modelidir.
Masonlar, amaçlarına hizmet edeceğini
düşünerek Darwinizm'in kitlelere yayılması konusunda
da büyük bir rol oynadılar. Darwin teorisini yayınlar
yayınlamaz, etrafında bir grup gönüllü propagandacı
oluştu. Bunların en önde geleni ise, o zamanlar kendisine
"Darwin'in çoban köpeği" sıfatı bile yakıştırılan Thomas
Huxley'di. "Darwinizm'in yayılmasındaki tartışılmaz
en önemli faktör" sayılan Huxley , 1860 yılında Oxford
Piskoposu Samuel Wilberforce ile giriştiği "Oxford Tartışması"yla
tüm dünyanın dikkatini evrim konusuna çekmişti.47
Huxley'in kendisini evrimi yaymaya
bu denli adaması, onun "örgütsel bağlantı"ları ile birarada
düşünüldüğünde ortaya ilginç bir tablo çıkıyordu: Huxley,
İngiltere'nin en önemli bilim kurumlarından biri olan
Royal Society'nin bir üyesiydi ve bu kurumun neredeyse
tüm diğer üyeleri gibi kıdemli bir masondu.48
Royal Society'nin diğer üyeleri de, hem kitabını
yayınlamadan önce hem de yayınladıktan sonra Darwin'e
büyük destek ve katkılarda bulundular.49
Bu masonik kurum, Darwin'i ve Darwinizm'i o denli sahiplendi
ki, bir süre sonra, aynı Nobel ödülleri gibi, her yıl
başarılı bulduğu bilim adamlarına "Darwin madalyası"
hediye etmeye başladı.
Kısacası Darwin tek başına değildi. Teorisini ortaya
attığı andan itibaren "örgütlü" bir şekilde desteklendi.
Bu örgütlü destek, çekirdeğini masonların oluşturduğu
sosyal sınıf ve gruplardan geliyordu. Marksist düşünür
Anton Pannekoek Marxism And Darwinism (Marksizm ve Darwinizm)
adlı kitabında, bu önemli gerçekten söz eder ve burjuvazinin,
yani Avrupalı zengin kapitalist sınıfın Darwinizm'i
destekleyişini şöyle anlatır:
Marksizm'in önemini ve pozisyonunu sadece proleter
sınıf mücadelesindeki rolüne borçlu olduğu herkesçe
bilinir... Darwinizm'in de Marksizm'le aynı tecrübeleri
yaşadığını görmek zor değildir. Darwinizm, bilim dünyası
tarafından objektif bir yaklaşımla tartışılarak ve test
edilerek kabul edilmiş soyut bir teori değildir. Hayır,
Darwinizm ilk adımı atar atmaz, hevesli destekçileri
ve tutkulu düşmanları olmuştur. Darwin'in ismi, teorisinden
az bir şey anlayan insanlar tarafından yüceltilmiştir...
Darwinizm de, sınıf mücadelesinde bir rol oynamıştır
ve bu rol sayesinde hızla yayılmış, tutkulu taraftarlar
ve çetin düşmanlar kazanmıştır.
Darwinizm, kilise haklarına ve aristokrasiye karşı
çıkan burjuvazi için bir araç olmuştur... Burjuvazinin
amacı, önlerine çıkan eski hakim yönetici güçleri ortadan
kaldırmaktır... Din sayesinde rahipler büyük kitleleri
kontrol altında tutmuş ve böylece burjuvazinin isteklerine
karşı koyabilmiştir.... Doğa bilimi inanca karşı bir
silah haline getirilmiş, bilim ve yeni keşfedilen doğal
yasalar öne sürülmüş ve burjuvazi bu silahlarla birlikte
savaşmıştır...
Darwinizm tam istenen zamanda gelmiştir;
Darwin'in insanın aşağı hayvanlardan türemiş olduğunu
öne süren teorisi, Hıristiyan inancının bütün temelini
yok etmiştir. İşte bu nedenledir ki, Darwinizm ortaya
çıktığı anda, burjuvazi onu büyük bir hırsla sahiplenmiştir...
Bu şartlar altında, bilimsel tartışmalar bile, sınıf
savaşının fanatizmi ve tutkusu ile yürütülmüştür. Darwin
hakkında yazılmış yazılar, bilimsel yazarların isimlerini
taşımalarına rağmen, sosyal polemiklerin karakterini
sergilemektedir.50
Anton Pannekoek, Marksist "sınıf analizi" terimleriyle
düşündüğü için, Darwinizm'i yayarak dine karşı örgütlü
bir mücadele yürüten gücü "burjuvazi" olarak tanımlamaktadır.
Ancak konuyu biraz daha tarihsel veriler ışığında incelediğimizde,
söz konusu burjuvazinin içinde, din aleyhtarı savaşı
organize eden -ve bunun için Darwinizm'i kullanan- bir
örgütlenme olduğunu görürüz: Masonluk.
Bu gerçek, gerek tarihsel verilerle ortadadır, gerekse
masonların kendi kaynaklarında açıkça ifade edilmektedir.
Bu kaynaklardan biri, Üstad mason Selami Işındağ'ın
Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası,
1962 Yılı Bülteni adlı kitabında yayınlanan "Bilginin
Gelişmesinde Engeller ve Masonluk" adlı makalesidir.
Işındağ, makalesinin başında, dinin insanlar tarafından
ortaya atılmış bir efsane olduğunu iddia etmekte ve
tüm İlahi dinlerin akıl ve bilime aykırı olduğu şeklindeki
klasik masonik hikayeyi tekrarlamaktadır. Daha sonra
da, bilimsellik görüntüsü altında dine karşı verilen
savaşın gerçek organizatörünü şöyle açıklamaktadır:
Bilginin gelişmesindeki şu mücadeleye dikkat edilirse,
her safhasında masonluğun savaştığı kabul edilebilir.
Bunun sebebi şudur: Masonluk, her devirde daima akıl,
ilim ve olgunluğu, yani hikmeti kendine rehber edinmiştir.
Kurulduğu tarihten beri, batıl ve hurafe ile savaşmıştır.
Oysa gerçekte "batıl ve hurafe", masonların iddia ettiği
gibi din değil, kendilerinin inanmakta olduğu materyalist,
natüralist ve evrimci dogmalardır. Bunun en açık kanıtı
da, Eski Mısır, Eski Yunan gibi pagan medeniyetlerin
boş inançlarının birer tekrarı olan bu köhne düşüncelerin
çağımızın bilimsel bulguları tarafından reddedilmesidir.
Üstad mason Selami Işındağ "Doğa dışında bizi yöneten,
düşünü ve davranışlarımızdan sorumlu bir gücün bulunamayacağını"
iddia etmekte, sonra da hemen "yaşamın tek hücreden
başlayıp değişmeler ve evrim ile bugünkü çeşitlenme
aşamasına vardığını" ileri sürmektedir. Ardından da
evrim teorisinin masonlar için ne anlam ifade ettiğini
şu iddiayla özetlemektedir:
İnsan, evrim bakımından, hayvandan
ayrı değildir. İnsanın oluşması ve evrimi için, hayvanların
tabi oldukları güçlerden ayrı, özel güçler yoktur.51
Bu iddia, masonların evrim teorisine neden önem verdiklerini
açıkça göstermektedir. Onların amacı, insanın yaratılmadığını
savunmak, böylece sahip oldukları hümanist ve materyalist
felsefeyi tutarlı gibi gösterebilmektir. İnsanın yaratılmadığını
savunmanın tek yöntemi ise evrim teorisidir. İşte bu
nedenle masonluk, her ne surette olursa olsun evrim
teorisine inanır, bunu savunur ve topluma yaymaya çalışır.
Yani masonlar, yaldızlı sembollerle, mistik öğelerle
süslenen köhne bir öğreti uğruna, Allah'ın dinini reddetmektedirler.
Dahası, reddetmekle kalmamakta, dine karşı savaşmaktadırlar.
Hem de oldukça uzun bir süredir.
|