KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


RESULLERİN MÜCADELESİ
HARUN YAHYA CEP KİTAPLARI SERİSİ -44-



Giriş

Allah, tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlara Kendi ilahi mesajını iletecek Resuller yollamıştır. Kuran'da dikkat çekildiği üzere, bu Resullerin tüm davranışları, ahlaki özellikleri, müminler için örnektir. Bu nedenle de her mümin Resullerin yaşadıklarını dikkatle incelemeli ve öğrenmelidir.

Resullerin Kuran'da anlatılan mücadeleleri de kuşkusuz tüm müminler için aydınlatıcı ve yol göstericidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) son Nebi ve son Resuldür; Allah, O'ndan sonra bir başka peygamber göndermeyecektir. Kuran'da, bu konu şöyle haber verilmektedir:

"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir." (Azhab Suresi, 40)

Ancak Kuran'daki, "Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; 'Allah'ın yardımı ne zaman?' diyordu..." (Bakara Suresi, 214) hükmüne göre, Resulün yaşadıklarının benzerlerini onun ardından gelen kavimler de yaşamaya devam edecektir.

Peygamberimiz (sav)'e ve diğer peygamberlere düşmanlık yapanlar, onların Allah'ın dinini yaymalarına engel olmaya kalkışanlar, onların yolunu izleyen mümin ümmete karşı da harekete geçeceklerdir. Nitekim, "Allah... sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" (Nisa Suresi, 26) ayeti gereğince, tüm Müslümanlar buna şahit olacaklardır. Kuran'da anlatılan Resul mücadelelerini dikkatli bir şekilde incelemek tüm iman edenler için çok önemlidir.

Bu kitapta verilen örneklerle peygamberlerin güzel ahlakları ve samimi çabaları bir kere daha hatırlatılmaktadır. Peygamber kıssalarında iman edenler için önemli dersler olduğu Kuran'da şöyle haber verilmektedir:

Andolsun, onların (Resullerin) kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)

Resullerin Mücadelesi

İnsanlar, hayatlarını yönlendirmek için birbirinden farklı "yol gösterici"ler, rehberler seçerler. Pek çok insan için, en büyük yol gösterici, ailesi ve yakın çevresinden başlayarak, içinde yaşadığı toplumdur. Bu kişiler değer yargılarını, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bu toplumun genel düşüncesine göre belirlerler. Bazı insanlar ise kendilerine yol gösterici olarak ideolojilere inanır; söz konusu ideolojileri üreten düşünürlerin "üstün" insanlar olduğunu, onların yolunu izleyerek doğruya ulaşabileceklerini düşünürler. Kimileri ise, tüm bunları tanımadığı, yalnızca kendi akıl ve sezgilerini yol gösterici olarak kabul ettiği iddiasındadır.

Oysa tüm bu sayılan düşünceler, ortak bir yanlış üzerine kuruludur. Bu düşünceleri taşıyan, (yani kendilerine yol gösterici olarak toplumu, bazı "üstün" saydıkları insanları ya da kendi akıllarını benimseyen) kişiler, çok önemli bir gerçeği reddetmekte ya da göz ardı etmektedirler: İnsan yaratılmış bir varlıktır ve sahip olduğu herşeyi kendisini yaratana, yani Allah'a borçludur. Kendi bedenini, etrafını, gökyüzünü ya da var olan herhangi bir şeyi biraz vicdanlı bir biçimde inceleyen herkes, bunları Allah'ın yarattığını açıkça görebilir.

İnsanı Allah yaratmıştır ve kuşkusuz bu yaratışın belirli bir amacı vardır. Bu gerçek Kuran'da, "Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık" (Enbiya Suresi, 16) ayeti ile haber verilir. İnsanın yaratılış amacı, başka bir ayette de şöyle bildirilir:

"Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56)

İnsanın yaratılışının tek gerçek amacı Allah'a kulluk etmesidir. Ancak burada bir yanlış anlamaya karşı dikkatli olmak gerekir: İnsanın yalnızca Allah'a kulluk etmek için yaratılmış olması, hayatı boyunca sürekli olarak belli başlı ibadetleri yapması gerektiği anlamına gelmez. Kuşkusuz namaz ve Kuran'da bildirilen diğer ibadetler farzdır ve her mümin bunları yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak Allah'a kulluk etmek hayatın her alanını kapsar ve asıl olarak da, Allah'ı tanımak, O'na yakın olmak ve tüm yaşamı O'nun gösterdiği yola göre sürdürmek demektir. Bu şekilde yaşayan, yani yalnızca Allah'a kulluk eden bir insan, dünyanın en güzel, en huzurlu, en zevkli hayatını yaşar. Çünkü Allah'ın Kuran'daki emirlerinin tümü çok kolaydır. İnsan Allah'a kulluk etmekten zevk alacak şekilde yaratılmıştır ve bunu yapmakla da bu yaratılışına (fıtrat) uygun hareket etmiş olur. Kuran'da bu konu şöyle açıklanır:

"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30)

Ayette verilen bilgiler son derece önemlidir: İnsan, yalnızca Allah'a kulluk etmek üzere yaratılmıştır, yaratılışı (fıtratı) bu temel üzerindedir. Allah onu yoktan var etmiş, ona "Kendi ruhundan üflemiş", onu "bir damla sudan" (spermden) bir insan haline getirmiş ve onu geçici bir süre için dünyaya göndermiştir. İnsana düşen, kendisini Allah'ın yarattığını bilmek ve bundan dolayı her an O'na şükretmektir. Böylece kendisi için geçici bir yurt olan dünyada Allah'ın gösterdiği amaca uygun olarak yaşayacak, olgunlaşıp eğitilecek ve asıl yurduna, ahirete gidecektir. İşte bu, insanın yaratılışına (fıtratına) uygun olarak davranması demektir.

Ancak Rum Suresi'nin 30. ayetinde, insanın fıtratının yalnızca Allah'a kulluk etmek olduğu bildirilirken aynı zamanda insanların çoğunun bu büyük gerçekten habersiz oldukları da bildirilmektedir. Başka ayetlerde de Allah, insanın unutkan olduğunu haber vermektedir. Nefis insana kendi yaratılışını ve Allah'ın apaçık varlığını unutturmaya çalışır. Bu nedenle pek çok insan çoğu kez tek başına Allah'ın farkına varamaz. Yaratılmış olduğunu ve bu nedenle de Yaratıcımıza karşı sorumlu olduğunu göremez. Kuran'da bu durum şöyle tarif edilmektedir:

"İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: 'Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?' De ki: 'Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir'." (Yasin Suresi, 77-79)

İnsanın nefsi Allah'ın kendisini yaratmış olduğunu unutmaya son derece eğilimlidir. Allah'ı unuttuğu anda ise, kendi bencil hırs ve tutkuları (nefsi) devreye girerek ona sahte ilahlar gösterecektir. Bu kişi artık kendisini yaratan ve ayette bildirildiği gibi, "düzgün bir adam kılan" (Kehf Suresi, 37) Allah'a değil, başka varlıklara kulluk etmeye; onları hoşnut etmeye, onlardan medet ummaya, onları sevip, onlardan korkmaya başlar. Oysa gözünde ilahlaştırdığı bu varlıkların tümü de aynı kendisi gibi aciz ve zayıf birer "kul"dur. Ama söz konusu kişi yine de aklını kullanıp bu gerçeği göremez ve bu hayali ilahların peşinde koşarak Allah'tan yüz çevirir. Bu tam anlamıyla bir nankörlüktür. Kuran'da bu durum şöyle ifade edilmektedir:

"Kahrolası insan, ne kadar nankördür. (Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu'." (Abese Suresi, 17-19)

Bu tür insanların oluşturduğu bir toplum ise, doğal olarak, dinden tamamen kopmuş ve Allah'ı "arkalarında unutuluvermiş önemsiz bir şey" (Hud Suresi, 92) (Allah'ı tenzih ederiz) olarak kabul etmiş bir toplumdur. Toplumun bütün üyelerinin aynı yapıda olması, bir tür "sürü psikolojisi" oluşturur ve insanların zaten var olan inkarlarını daha da pekiştirir. Allah'tan ve ahiretten habersiz olan bu tür toplumlar, Kuran'da "cahiliye toplumu" olarak tanımlanır. Çünkü bu toplumun tüm üyeleri, her ne kadar fizik, tarih, biyoloji ya da benzeri konularda bilgi sahibi olsalar da, Allah'ı tanıyabilecek akıl ve vicdana sahip değildirler.

Ve bu toplumun üyeleri, konuya girerken değindiğimiz gibi kendilerine yanlış "yol gösterici"ler edinmişlerdir. Allah'ı gereği gibi tanımadıklarından dolayı, Allah'ın emrettiği yoldan farklı yollara girerler. Aynı kendileri gibi aciz birer kul olan insanlara tabi olur, o insanları örnek alır, o insanların düşüncelerini mutlak doğrular olarak kabul ederler.

Ve sonuçta cahiliye toplumu, gittikçe kendi kendini körleştiren, kendi kendini akıl ve vicdandan koparan bir sistem oluşturur. Dolayısıyla bu sistemin kendi kendine çözülmesi ve söz konusu toplumun üyelerinin Allah'ın varlığını ve ahirette O'na hesap vereceklerini anlamaları mümkün olmaz.

Bu kapalı sistem, Allah'ın gönderdiği bir "yol gösterici"nin cahiliye toplumunu gerçeğe davet etmesine kadar sürer.

Kuran'da bu durum şöyle haber verilir:

"Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar, (bulundukları durumdan) kopup-ayrılacak değillerdi. (O delil de) Allah'tan gönderilmiş-bir elçi (ki,) tertemiz sahifeleri okumaktadır..." (Beyyine Suresi, 1-2)

 
    

© 2009 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.