|
Önsöz
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında
bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye
yaratmadık
Biz onları yalnızca hak ile yarattık.
Ancak onları çoğu bilmezler.
(Duhan Suresi,38-39)
Bazı okuyucular bu kitabı gördüklerinde, kitabın konusunun
kendilerini pek ilgilendirmediğini düşünebilirler. Kendi
kendilerine, küçük bir böcek hakkında yazılmış olan
bir kitabın hem onlara pek bir şey ifade etmeyeceğini,
hem de içinde bulundukları "yoğun tempo" nedeniyle bu
tür bir kitaba ayıracak zamanları olmadığını söyleyebilirler.
Buna karşın aynı kişiler, belki de ekonomiyle ya da
siyasetle ilgili bir araştırma kitabını ya da bir romanı
daha çekici ve daha "yararlı" bulurlar. Ya da başka
konulardaki kitapların kendilerine çok daha fazla katkıda
bulunacağını sanırlar. Oysa gerçek şu ki, şu anda elinizde
tuttuğunuz kitap, onu okuyan kişiye şimdiye dek okuduğu
pek çok kitaptan çok daha fazla "yararlı" olacak, ona
çok daha fazla katkı sağlayacaktır. Çünkü bu kitap,
örümcek denen bu küçük hayvanın özellikleri hakkında
detaylı bilgiler vermek için yazılmış bir biyoloji kitabı
değildir. Kitap, örümceği konu edinir, fakat yönelttiği
hayati gerçek ve verdiği mesaj son derece önemlidir.
Bir anahtar gibi... Anahtar tek başına oldukça önemsiz
gözüken bir alettir. Onu daha önce hiç anahtar görmemiş,
dolayısıyla anahtar ile kilit arasındaki ilişkiden haberi
olmayan bir insana verirseniz, elindeki şeyi anlamsız
ve işe yaramaz bir metal parçası olarak görecektir.
Oysa bazen bir anahtar, açtığı kilidin arkasındaki şeye
göre, dünyanın en değerli şeylerinden birisi olabilir.
Bu kitap da, örümceği tek başına bir konu olarak ele
almak amacıyla değil, onu bir "anahtar" olarak kullanmak
amacıyla yazılmıştır. Bu anahtarın açtığı kilidin arkasındaki
gerçek ise, bir insan için tüm yaşamı boyunca karşılaşabileceği
en büyük gerçektir. Çünkü bu gerçeği çarpıtmak isteyen
kişilerin ortaya attığı evrim teorisinin ne kadar asılsız
bir teori olduğunu ortaya koyar ve insanoğlunun tarihin
başından bu yana bulmak için uğraştığı sorulara cevap
verir. "Ben kimim? Ben ve içinde yaşadığım evren nasıl
var oldu? Yaşamımın anlamı ve amacı nedir?" benzeri
hayati soruların gerçek cevabı, söz konusu kilidin arkasındaki
gerçektir.
Cevap şudur; insan ve içinde yaşadığı evren, en ince
noktasına kadar tek bir Yaratıcı tarafından yaratılmıştır
ve O'nun varlığını göstermek, O'nu yüceltmek için vardır.
Her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olan o Yaratıcı
üstün bir güç sahibi olan Allah'tır. Allah'ın Kuran'da
bildirdiğine göre, insanın varlığının yegane amacı da,
hem kendisinin hem de evrenin bu yaratılmışlığını kavramak
ve tüm bunların sahibi olan Allah'a kulluk etmektir.
Bu kavrayışı elde etmek için ise bir çaba gerekir.
Çabanın önemli bir kısmı, var olan herşeyi gözlemlemek,
bunlar üzerinde düşünmek ve bunlardaki mesajı algılayabilmektir.
Çünkü var olan herşey ve özellikle doğadaki her canlı,
Allah'ın varlığını gösteren ve özelliklerini tanıtan
birer "ayet", yani delildir. Allah, yarattığı insanlara
yol göstermek için indirdiği son Kitabında bu "ayetler"e
şöyle dikkat çeker:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Şüphesiz, yerde ve gökte
Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.(Al-i İmran Suresi,
5)
|
Dikkat edilirse, Kuran'ın "ayet" olarak gösterdikleri,
pek çok insanın gözünde alışık oldukları doğa olaylarıdır.
Gece ile gündüzün birbirini izlemesi, gemilerin suda
batmayıp yüzmeleri, yağmurun toprağa hayat vermesi,
rüzgarlar ve bulutlar... Günümüz insanı, bunların hepsinin
bilimsel açıklamalarla ve mekanik bir mantık içinde
izah edildiklerini, dolayısıyla hiçbir şaşırtıcılık
taşımadıklarını düşünür. Oysa bilim, yalnızca var olan
çıplak maddesel gerçekliği tasvir etmekte, buna karşın
hiçbir zaman "niçin" sorusuna cevap verememektedir.
Buna rağmen, dünyaya egemen olan din-dışı toplum düzeninin
yarattığı toplu cehalet, insanları bu "ayetler" üzerinde
düşünmekten, bunların arkasında çok ayrı bir anlam olduğunu
kavramaktan alıkoyar. Nitekim Kuran'da, doğadaki söz
konusu "ayetler"in yalnızca "düşünebilen bir topluluk"
tarafından görülebileceği bildirilmektedir.
"Düşünebilen bir topluluk" için, aslında doğanın her
parçası bir "ayet", bir başka deyişle gerçeğin önündeki
kapıları açan birer anahtardır. Doğa neredeyse sonsuz
parçaya bölünebileceği için, kapılar ve anahtarların
sayısı da neredeyse sonsuzdur aslında. Fakat bazen tek
bir kapıyı açmak bile insanı gerçeğe ulaştırabilir.
Doğanın içinden çekilip alınacak tek bir parça, örneğin
tek bir bitki ya da tek bir hayvan hakkında düşünmek,
insanı tüm bir evrenin anlamını kavramaya yaklaştırabilir.
İşte bu nedenle, Kuran'da, "Şüphesiz Allah, bir sivrisineği
de, ondan üstün olanı da örnek vermekten çekinmez."
denilir, çünkü, "Böylece iman
edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek
olduğunu bilirler..." (Bakara Suresi, 26)
Küçücük bir hayvan olan sivrisinek kadar, yine küçücük
bir hayvan olan örümcek de Allah'ın bir ayetidir. Sivrisineğin
insanların çoğu tarafından önemsenmeyişi gibi, o da
önemsenmez; ama "düşünebilen bir topluluk", bu "ayetler"in
taşıdığı mucizeyi görebilir. Bu küçücük hayvanları birer
"anahtar" kabul edebilir ve Allah'ın yaratışındaki muhteşemliği
görmek için açmak gereken kilidi açabilir.
Örümceklerin çok az kimse tarafından bilinen şaşırtıcı
ve hayranlık verici özelliklerini anlatan ve bunu yaparken
hep "nasıl" ve "niçin" sorularını soran bu kitap, işte
bu amaç için yazılmıştır. Ve sırf bu amaç nedeniyle
de, şimdiye kadar okuduğunuz pek çok kitaptan daha önemlidir.
Çünkü "düşünebilen bir topluluk"tan olabilmek, insana
diğer herşeyden çok daha gereklidir.
Kendinden (bir nimet olarak) göklerde
ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır. (Casiye Suresi, 13)
Giriş
O'nun (Allah'ın) dışında, hiçbir şeyi
yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi
nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye,
yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen
birtakım ilahlar edindiler.(Furkan Suresi, 3)
Yeryüzünde yüzlerce cins örümcek yaşar. Bu küçük hayvanlar
kimi zaman yuvasının statik hesaplarını yapabilen bir
inşaat mühendisi, kimi zaman üstün tasarımlar yapan
bir iç mimar, kimi zaman olağanüstü güçlü ve esnek ipler,
öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager,
kimi zaman da son derece kurnak taktiklerle avlanan
bir avcı olarak karşımıza çıkabilirler.
Sahip oldukları sayısız üstün özelliklere rağmen, günlük
hayatta kimse örümceklerin ne kadar özel yaratılmış
varlıklar olduğunu düşünmez bile. Bu umursamaz yapıya
göre etraftaki herşey gibi örümceklerin varlığının da
şaşılacak bir tarafı yoktur. Oysa bu, son derece hatalı
bir düşüncedir. Çünkü doğadaki tüm canlılar gibi örümceklerin
davranışlarını örneğin avlanma yöntemlerini, üreme şekillerini,
savunma taktiklerini incelediğimizde, bu konuda detaylı
bilgiler edindikçe hayret uyandıran örneklerle karşılaşırız.
Doğadaki canlıların tümü yaşamlarını sürdürebilmek
için akıl gerektiren davranışlarda bulunurlar. Yetenek,
beceri, üstün manevra kabiliyeti gibi tanımlamalarla
adlandırılabilecek olan bu davranışların ortak özelliği
ise her birinin mutlak surette akıl gerektiren davranışlar
olmalarıdır. Bir insanın ancak öğrenme, beceri ve tecrübe
gibi özelliklerle kazanacağı yetenekler, bu canlılarda
ilk doğdukları andan itibaren vardır. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde detaylı olarak örneklendirilecek olan bu
yeteneklerin nasıl ortaya çıktığı, canlıların bunları
nasıl öğrendikleri gibi sorular ise cevaplanması gereken
sorulardandır. Son derece akılcı planlar dahilinde hareket
eden, hesaplama yaparak avlanan, gerektiğinde bir kimya
mühendisi gibi davranarak hangi durumlarda ne gibi bir
madde üretmesi gerektiğini bilen bu canlılar, kendilerini
inceleyen bilim adamlarını gerçek anlamda bir şaşkınlığa
düşürmektedirler. Öyle ki evrimci bilim adamları dahi
canlılardaki akıl gerektiren özellikler karşısında itiraflarda
bulunmaktadırlar.
Evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen Richard Dawkins,
Climbing Mount Improbable adlı kitabında örümceklerin
davranışlarını "…şaşırtıcı ve aynı zamanda bir zeka
gerektiren örümcek ağlarına bakma fırsatımız olacak.
Öyle ki bilinçsiz olmalarına rağmen yaptıkları işte
ve onu nasıl yaptıklarında bir zeka kullanımı vardır"
sözleriyle tanımlamaktadır. Aslında Dawkins bu sözleri
sonucunda evrim teorisinin hiçbir mekanizması ile açıklama
getirilemeyen "hayvanlardaki bilinç ve akılcı davranışların
nasıl ortaya çıktığı, bunun kaynağının ne olduğu" gibi
sorularla karşı karşıya kalmaktadır. Gerçekte "Canlılar
bu zekayı nasıl ediniyorlar ve bunu nerelerde kullanacaklarını
nasıl öğreniyorlar? Nasıl olup da avlanma taktikleri
uyguluyorlar?" gibi sorular evrim teorisi savunucularının
açık ve kesin cevaplar veremedikleri sorulardır.
Bu noktada evrimcilerin canlılardaki bilinçli ve akılcı
davranışlara ne gibi iddialarla cevap vermeye çalıştıklarının
incelenmesi yerinde olacaktır. Bunu evrimcilerin iddialarında
kullandıkları önemli bir terimin gerçekte ne anlama
geldiğini açıklayarak yapalım.
"Canlıların bilinçli davranışlarının nasıl ortaya çıktığı"
sorusuna cevap arayan evrimciler "içgüdü" kavramını
kullanarak konuya açıklık getirmeye çalışırlar. Ancak
bu konuda kesin olarak başarısızdırlar. İçgüdünün kavramı
biraz derinlemesine düşünüldüğünde bu gerçek açıkça
görülmektedir.
Evrimciler hayvanların fedakarlık, plan kurma, taktik
yürütme ya da yetenekleri doğrultusunda işler yapma
gibi akıl ve bilinç gerektiren davranışları içgüdüleri
sayesinde yaptıklarını söylerler. Elbette ki evrimcilerin
bunu söylemeleri yeterli değildir. Bu iddiayla birlikte,
bu davranışların ilk olarak ortaya nasıl çıktığı, nesilden
nesile nasıl aktarıldığı, içgüdü kavramının canlılara
akıl ve bilinç kazandırmayı nasıl başardığı gibi soruların
cevaplarını da vermeleri gerekmektedir. Ancak bu gibi
sorulara evrimcilerin verebilecekleri kesin bir cevapları
yoktur. Buna hemen bir evrimcinin kendi itirafını örnek
olarak verebiliriz. Gordon Rattray Taylor evrimci bir
genetik uzmanıdır. İçgüdülerle ilgili olarak şöyle söylemektedir:
İçgüdüsel bir davranış ilk olarak
nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak
nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap
alamayız.1
Bazı evrimcilerse içgüdü açıklamasının yanısıra bütün
davranışların canlıların genlerinde programlanmış olduğunu
söylerler. Ancak bu durumda bu programı yapanın ve canlılara
bunu yükleyenin kim olduğu sorusuna cevap vermeleri
gerekmektedir. Ancak evrimciler bu soruya da bir cevap
verememektedirler.
Teorinin kurucusu olmasına rağmen
Charles Darwin bu konudaki çıkmazlarını; "İçgüdülerin
birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura
belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir."2
sözleriyle ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlarda açıkça görüldüğü gibi içgüdü
gibi bir kavramla canlıların bilinçli davranışlarına
açıklama getirmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Elbette
ki canlıları programlayan, onlara neler yapacaklarını
öğreten bir güç vardır. Ancak bu ne tabiat ana olarak
adlandırılan doğanın taşı toprağıdır, ne de yavrusunu
canı pahasına koruyan, kendi sürüsünden başka bir canlıyı
kurtarmak için geri dönen, düşmanını kandırmak için
taktikler uygulayan canlıların kendileridir.
Bu özelliklerin tümünü onlara veren, onları akıllı
davranacakları, bilinçli hareket edecekleri şekilde
yaratan güç Allah'a aittir. Allah tüm doğadaki canlılarda
sayısız örneğini gördüğümüz aklın tek sahibidir. Canlılara
neler yapmaları gerektiğini ilham eden Allah'tır.
Hiçbir canlının davranışlarını tesadüflerle, başka
herhangi bir mekanizma ile ya da ilginç kavramlarla
açıklamak mümkün değildir. Böyle bir iddiada bulunmak
sadece bir aldatmaca olmaktan öteye gidemeyecektir.
Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir.
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız
ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden
neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı
mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar
bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını
vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
Bu kitapta ele alınan canlı yani örümcek de hem davranışları
ile hem de sahip olduğu kusursuz mekanizmalarla evrim
teorisini tek başına yalanlayan, daha açık bir ifadeyle
"evrim teorisini çökerten" canlılardan biridir. İlerleyen
sayfalarda örümceğin yaratılışındaki detaylarda Allah'ın
sayısız mucizesi görülecek, aynı zamanda sırtını tesadüflere
dayamış olan evrimci zihniyetin içine düştüğü aciz ve
gülünç durum da bir kez daha gözler önüne serilecektir.
|