Hepiniz balarısını
tanırsınız. Çoğunuz televizyonda izlediğiniz çizgi
filmlerde, hatta canlı olarak da onu pek çok kez görmüşsünüzdür.
Ama bence yine de onun hakkında bilmediğiniz çok şey
var...
Geçenlerde
annem ve babamla birlikte Belgrad Ormanı'na koşuya
gittik. Çok güzel bir gün geçirdim. Ama en güzeli,
koşmaya ara verdiğimiz bir sırada küçük, ama benim
için çok büyük ve değerli olan bir dost kazanmak oldu.
O küçük arkadaşımı hiçbir zaman unutmayacağım.
Onun kim olduğunu
merak ettiniz, değil mi? O çok sevimli bir balarısıydı.
Yanıma yanaştı; etrafımda uçup duruyordu. Beni sokmasından
korkup tedirgin olmuştum. Çünkü arı bana iyice yaklaşmıştı...
Farkında olmadan "Lütfen beni sokma. Canımın yanmasını
istemiyorum!" diye bağırdım. Ve o an çok şaşırtıcı
bir şey gerçekleşti; balarısı benimle konuşmaya başladı.
Balarısı:
Seni sokmak istemiyorum.
Sadece seninle arkadaş olmak istiyorum.
Burak:
Gerçekten mi? Doğrusu buna çok sevindim!
Balarısı:
İstersen sana biraz kendimden bahsedeyim. Ben
bir işçi arıyım. Şu ileride gördüğün ağaçların kovuklarında
binlerce arkadaşımla birlikte yaşıyorum.
Burak:
Ne kadar da çok arkadaşın varmış!.. Peki bütün gün
arkadaşlarınızla birlikte neler yapıyorsunuz?
Balarısı:
İçinde bulunduğumuz kovanda temizlik yaparız, dışarıdan
yiyecek toplayıp kovana taşırız, arı sütü üretiriz,
kovanın ısısını düzenleriz, güvenliği sağlarız...
Kovandaki
arıların hepsi farklı işler yapar. Kimi yiyecek
toplar, kimi temizlik yapar, kimi bal üretir.
Burak:
Peki ama bunları yaparken yorulmuyor musunuz?
Balarısı:
Hayır. Biz işçi arılar aramızda çok güzel bir iş bölümü
yapıyoruz; bu yüzden de hiç yorulmuyoruz. Örneğin
şu sıralar benim görevim bal depolamak için petekler
inşa etmek…
Burak:
Arılar hakkında hep merak ettiğim bir şey vardı; sizler
nasıl dünyaya geliyorsunuz?
Balarısı:
Belki duymuşsundur; her arı topluluğunda bir
kraliçe arı vardır. Kraliçe arı, dişi arıların arasında
en büyük olanıdır. Belli zamanlarda yumurtlar. Ama
yumurtalardan zannettiğin gibi hemen biz çıkmayız.
Larva adı verilen ve görünümü aslında bize hiç benzemeyen,
gözleri, kanatları ve bacakları olmayan beyaz kurtçuklar
çıkar bu yumurtalardan! Bunlar bir süre etrafları
kozayla sarılı beklerler; o sırada iyice beslenir
ve sonra tıpkı bana benzer şekilde ortaya çıkarlar.
Burak:
Çok şaşırtıcı! Ama ben hala bir şeyi merak ediyorum.
Çok kalabalık olmanız hayatınızda bir karmaşa meydana
getirmiyor mu?
Balarısı:
Hayır, tam tersine, aramızda büyük bir düzen
var. Binlerce arı hiçbir karışıklık çıkarmadan kovan
içinde
yaşar ve bütün görevlerimizi hiç aksatmadan yerine
getiririz.
Burak:
Bu çok ilginç! Çok kalabalık olmanıza rağmen düzeni
nasıl sağladığınızı hiç anlayamıyorum! Benim babam
oturduğumuz apartmanda yöneticilik yapıyor ve düzeni
sağlamakta oldukça zorlanıyor. Ama siz bunu çok rahat
sağlayabiliyorsunuz!
Kraliçe
arının peteklere bıraktığı yumurtalar ilk önce üstteki
resimlerdeki gibi beyaz birer kurtçuk görünümündedir.
Bu larvalar zaman içinde büyür, gelişir ve tanıdığınız
arı şeklini alır. En altta da, kraliçe arının etrafındaki
işçi arılar gözüküyor.
Balarısı:
Şaşırmanı normal karşılıyorum. Çünkü daha önce de
insanların bu konuya çok şaşırdığını, hatta bilim
adamlarınızın bu düzenin nasıl sağlandığı, iş bölümünün
neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık bir topluluğun
nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket edebildiği
gibi soruların cevabını aradıklarını duymuştum! Ben
sana bunun cevabını kısaca şöyle verebilirim: Hepimizin
belli görevleri var; görevlerimizi çalışkan bir şekilde
yerine getirir, hiçbir zaman düzeni aksatmamaya çalışırız.
İşçi arının anlattıklarını
büyük bir merakla dinlerken annemin "Burak! Burak!
Neredesin?" diye seslendiğini duydum. Artık ayrılma
vakti gelmişti.
Burak:
Annem beni çağırıyor. Galiba artık gitmem gerek. Tanıştığımıza
çok memnun oldum. Bütün anlattıkların için teşekkürler!
 |
Sağda
birbirlerini besleyen, hemen solda ise kovanı
kanatlarıyla havalandıran arılar gözüküyor.
|
 |
Balarısı:
Asıl ben çok mutlu oldum. Belki de bir gün yeniden
karşılaşırız! Örneğin; haftaya tekrar burada buluşmaya
ne dersin? Hem istersen, seni kovanımızın olduğu yere
götürebilir, bal peteklerini gösterebilirim.
Burak:
Çok sevinirim. Annemle babam haftaya buraya tekrar
gelmeyi kabul ederse tabii!
Balarısı:
Haydi öyleyse, haftaya görüşmek
umuduyla!


Eve döner
dönmez heyecanla babamın doğum günümde hediye ettiği
"Hayvanlar Ansiklopedisi"ni elime aldım. Hızla sayfaları
çevirdim ve balarılarıyla ilgili bölüme geldim. İlk
gözüme çarpan küçük bir balarısı resmi oldu. Arkadaşımı
şimdiden çok özlediğimi hissettim...
Merakla yazıları okumaya
başladım. Okuduklarım karşısında hayrete kapılıyordum.
Saatlerin nasıl geçtiğini ise hiç fark etmedim. Annem
uzun süredir ne yaptığımı merak etmiş, odama gelmişti.
Ona heyecanla balarılarından bahsetmeye başladım.
Burak:
Anne, balarılarının inanılması güç olağanüstü özelliklerinin
olduğunu biliyor musun? Örneğin sana en son okuduğum
şeyi anlatayım; dişi balarılarının kovanda temizlik
yaptıklarını belki duymuşsundur. Kozalardan çıkan
arıların geride bıraktıkları parçaları, kovan içinde
ölmüş arıları ve daha bunlara benzer pek çok yabancı
maddeyi sürükleyerek kovanın dışına çıkarıp atıyorlarmış.
Peki kovandan
çıkaramayacakları kadar büyük parçaları ne yaptıklarını
biliyor musun? Onları da bakteri üretip kovandaki
arıların sağlığına zarar verecek hale gelmemeleri
için "propolis" diye bir maddeyle sarıyorlarmış. Propolis
adı verilen bu kimyasal maddenin en büyük özelliği
bakteri barındırmaması... Ama, şeyyy... Sence bu maddeyi
nereden buluyorlar anne? Küçücük arıların böyle kimya
bilgileri nasıl oluyor? Henüz buraya kadar okudum.
Belki sana daha sonra bu maddeyi nasıl elde ettiklerini
de anlatabilirim.
 |
Solda,
kovanın sağlığını ve güvenliğini tehlikeye sokacak
her türlü canlıları ve ölü larvaları dışarı
atmakla görevli olan işçi arılar görülüyor.
|
 |
Sağda
ise, kovandaki bir yabancıyı sürükleyerek dışarı atan
işçi arılar görülüyor.
Anne:
Arılar küçük, ama son derece akıllı varlıklar...
Ama tabii ki bu aklın onlara ait olduğunu düşünmek
çok yanlış olur. Onlara yaptıkları herşeyi öğreten
bir Yaratıcıları var. Ben de senin yaşlarındayken
onlar hakkında bir kitap okumuştum ve aynı senin gibi,
ben de onların bu üstün özellikleri karşısında çok
heyecanlanmıştım. İstersen sen okumaya devam et. Dikkatini
çeken yerleri istediğin zaman bana yine anlatabilirsin.
Annem akşam yemeğini
hazırlamak üzere odadan çıktı. Deminki soru aklıma
takılmıştı. Arılar propolis denen maddeyi nereden
buluyor ve onu kullanmayı nasıl öğreniyor olabilirlerdi?
Merakla okumaya devam ettim.
Kitabın devamında arıların
propolisi nasıl elde ettikleri anlatılıyordu. Önce
bazı ağaçların yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri
yardımıyla reçine denen maddeleri kemiriyorlardı.
Daha sonra reçineye ağız salgılarını ekleyerek propolisi
üretiyorlardı. Daha sonra onu arka ayaklarındaki özel
keselere yerleştirerek kovana taşıyorlardı.
Arılar kovandan dışarıya
çıkaramadıkları büyük cisimleri arka ayaklarındaki
bu maddeyle sarıyorlar, böylece onu bakteri barındırmayan
zararsız bir madde haline getiriyorlardı. Bu bir nevi
mumyalama işlemiydi.
Peki ama arılar bunu
yapmayı kimden öğrenmişlerdi? Arılar ölü bir canlının
ya da artık bir maddenin kovandaki canlılara zarar
verebileceğini nereden bilmekteydiler? Bunları ben
bile yeni öğrenmiştim. Bunlar bir böceğin bilebileceği
bilgiler değildi ki! Gittikçe daha da meraklanıyordum!
Balarıları en az insanlar kadar şuurlu birer varlık
mıydılar yoksa?
Elimdeki kitabı kesinlikle
bırakamıyordum. "Meğer arılarla ilgili ne kadar da
çok bilmediğim şey varmış!" diye düşündüm. Ve hala
cevaplandıramadığım pek çok soru işareti vardı kafamda.
Ama er geç bunların cevabını bulacağımı biliyordum.
Kitabın devamında arıların
nasıl bal yaptıkları da anlatılıyordu. Arıların bal
yaptıklarını ve bunun için petek ördüklerini duymuştum,
ama petekleri nasıl yaptıkları konusunda hiçbir fikrim
yoktu. Oysa peteklerin örülme aşaması da başlı başına
büyük bir mucizeydi!
Arılar peteğin
yapımına en üstten başlıyorlarmış. Ve petek aynı anda
2-3 ayrı yerden farklı arılar tarafından aşağıya doğru
örülüyormuş. Kafam iyice karışmıştı; bir petek değişik
uçlardan başlanarak inşa edilmesine rağmen nasıl o
kadar düzgün olabilirdi? Üstelik üzerinde hiçbir ek
yerine de rastlanmıyordu.
| |
| Annemin
evde örgü ördüğüne defalarca şahit olmuştum.
Ama annem örmeye tek bir noktadan başlıyordu.
"3 ayrı noktadan başlasa ördüğü kazaklar acaba
nasıl olurdu?.." diye düşündüm. Herhalde sonuç
pek de iyi olmazdı... O halde arılar çok ince
hesap yapabilen varlıklar olmalıydılar... |
Burak,
eline aldığı kağıt ve kalemlerle arılar kadar,
düzgün petekler çizebilmek için uğraşıyor. Ama
cetvel gibi araçlar kullanmadan arılar kadar
başarılı olamıyor. Siz de bunu kendiniz deneyerek
görebilirsiniz.
|
|
Elime bir kalem ve bir dosya kağıdı
aldım. Kağıdın birkaç kenarından başlayarak
altıgenler çizmeye başladım. Sayfanın ortasında
bu altıgenleri birleştirmeye çalıştım. Ve bütün
bunları cetvel, gönye gibi araçlar kullanmadan
ve hiçbir hesaplama yapmadan başarmak için uğraştım.
Ama kısa bir süre sonra bunun imkansız bir işlem
olduğunu anladım. Öyleyse arılar bunu nasıl
başarıyorlardı? Onlar nasıl tek bir hata bile
yapmadan altıgen petekleri örebiliyorlardı? |
|
En çok dikkatimi çeken
ayrı bir nokta ise, peteğin inşasına sonradan katılan
her arının, inşaatın hangi aşamada olduğunu hemen
anlayarak işe o noktadan başlayabilmesiydi. Arılar
farklı yerlerden petek örmeye devam ederken, inşaata
yeni katılan her arı bambaşka bir açıdan örmeye başlıyordu.
Ve büyük bir karmaşa meydana gelmesi gerekirken, son
derece mükemmel bir yapı ortaya çıkıyordu.
 |
Arıların
büyük bir özen ile yaptıkları peteklerin üzerinde
hiçbir birleşme yeri gözükmez. Sanki tek elden
çıkmışcasına petekler tek bir parça halindedir.
Bu, gerçekten son derece şaşırtıcı bir durumdur.
Çünkü arılar, çok sayıda değişik yerlerden başlayarak
ayrı ayrı hücreler halinde peteği örerler.
|
 |

Arılar,
balın ana malzemesini çiçeklerden ve meyve
tomurcuklarından toplarlar.
|
Ansiklopedide bir de
arıların bal yapma teknikleri anlatılıyordu ki, buradaki
olağanüstülük de beni çok şaşırtmış, oldukça heyecanlandırmıştı.
Okuduğuma göre, balın ana malzemesi arıların çiçeklerden
ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlardı.
Arılar bu nektarı çiçeklerden topladıktan sonra bala
çeviriyorlardı.
Kitapta önemli bir şey
daha anlatılıyordu: Bal üretimi çok büyük bir çaba
gerektiriyordu. Örneğin sadece yarım kilogram nektar
toplamak için 900 arının 1 tam gün çalışması gerekmekteydi.
Kitaptaki diğer hesaplamalar hayretimi gittikçe artırıyordu:
450 gramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık
olarak 17 bin balarısının 10 milyon
çiçeği ziyaret etmesi gerekiyordu. Yani bu iş onlar
için son derece zahmetliydi. Buna rağmen arılar büyük
bir çalışkanlık sergiliyor ve kendi ihtiyaçlarının
kat kat üstünde bal üretiyorlardı. Üstelik bunların
çoğunu da kendileri tüketmiyor, biz insanlara da bir
yarar sağlamış oluyorlardı.
Bir türlü işin içinden çıkamıyordum. Arılar birkaç
santimlik, küçücük birer varlık olmalarına rağmen,
insanı hayrete düşürecek kadar büyük işler beceriyorlardı.
Bütün bunları hangi şuurla, hangi yetenek, hangi güçle
yapabiliyorlardı? Bunları gerçekleştirecek akla, bilince
ya da kimya ve matematik bilgisine nereden sahiptiler?
Neden bu kadar gayretli bir biçimde hiç durmadan bal
üretiyorlardı?
Elimde kitabımla babamın
yanına gittim. Öğrendiklerimi ona anlattım ve bütün
bunları arıların nasıl yapabildiklerini sordum. Babam
gülerek başımı okşadı ve şöyle söyledi:
Baba:
"Söylediklerin çok doğru. Arılarda çok üstün bir akıl, büyük bir sanat görülüyor. Sadece onlarda mı? Aslında bütün hayvanlarda, hatta evrenin her yerinde büyük bir mükemmellik var! Ama önce arılarla ilgili sorularına cevap olması için sana Kuran'dan bir ayetayetler okuyacağım. İyi dinle."
Rabbin
bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve
onların kurdukları çardaklarda kendine evler
edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece
Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver.
Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler
çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz
düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir
ayet vardır.
(Nahl Suresi, 68-69) |
Burak: Şu
an daha iyi anlıyorum Baba. Arılar tüm bu olağanüstü
davranışları Allah'ın ilhamıyla gerçekleştiriyorlar.
Allah bize karşı çok merhametli, onlara ilham ederek
bizim için şifa verici olan balı ürettiriyor. Allah'ın
bu nimetlerini öğrenmek insanı çok heyecanlandırıyor.
Baba:
Arıları araştırdığın gibi karıncaları ya da sivrisinekleri,
develeri, kuşları, balıkları, çiçekleri, ağaçları,
yıldızları, denizleri, okyanusları, kısacası herhangi
bir varlığı araştıracak olsan, karşına çıkan mükemmellikler
karşısında yine aynı heyecanı duyarsın. İşte bütün
bunlar evrenin her noktasını büyük bir sanatın kapladığını
gösteriyor. Bu sanat seni, beni, anneni, balarılarını,
papağanları, tavşanları, sincapları, gezegenleri,
uzayı, güneşi, ayı, yani herşeyi ve her yeri yaratan
Allah'ın sanatıdır. Allah herşeyin sahibidir. Herşey
O'nun bilgisiyle, O'nun izniyle yaratılır. İşte balarılarını
yaratan da O'dur. Onların her davranışları Allah'ın
izniyledir. Onlarda gördüğümüz akıl, Allah'ın sonsuz
aklının bir yansımasıdır. Etrafında gördüğün şeylere
bu gözle bakarsan, ne kadar çok mucizeyle çevrili
olduğumuzu hemen fark edeceksin!
Babamın
söyledikleri çok doğruydu. Etrafımızda gördüğümüz
şeylerde kendini gösteren aklın kuşkusuz üstün ve
yüce bir sahibi vardı. "O üstün ve yüce güç sahibi
varlık, elbette ki herşeyin yaratıcısı olan Allah"
diye düşündüm. Daha önce kafama takılan bütün soruların
cevabını da bulmuştum. Balarıları kendilerine ait
bir akıl göstermiyorlardı! Zaten onlarda böyle bir
aklın olması mümkün de değildi! Onlar kendilerini
yaratan Allah'ın ilhamıyla hareket ediyorlar, bu nedenle
bizleri şaşırtan üstün bir akıl gösterebiliyorlardı.
..........
.........
Bir hafta boyunca
karşılaştığım bütün arkadaşlarıma, kuzenlerime, anneme
ve babama arılar hakkında bildiklerimi anlattım. Ve
işte hafta sonu artık gelmişti. Babama yeniden Belgrad
Ormanı'na gidip gitmeyeceğimizi sordum.
Burak:
Baba, bu hafta sonu da koşmaya gideceğiz, değil mi?
Baba:
Aslında bu hafta gitmeyi düşünmüyorduk, ama istiyorsan
gideriz tabii, neden olmasın!
Babam gitmeyi kabul
ettiği için hem çok sevinmiş, hem de çok heyecanlanmıştım.
Acaba benimle konuşan balarısını tekrar görebilecek
miydim?
Belgrad Ormanı'na vardığımızda
heyecanım iyice artmıştı. Bir an önce balarısıyla
buluşacağımız yere gitmek istiyordum. Babamla koşmaya
başladık. Çok geçmeden balarısını ilk gördüğüm yere
ulaştık. Babama biraz etrafı gezmek istediğimi söyledim.
Çok geç kalmamak şartıyla kabul etti. Hızla buluşma
yerimize doğru koştum. Arkadaşım orada beni bekliyordu;
belli ki benden çok daha önce gelmişti.
Burak:
Merhaba! Tekrar görüştüğümüz için çok sevinçliyim!
Balarısı:
Ben de! Hoşgeldin! Seni gördüğüme ben de çok memnunum.
Hadi, sözümü tutayım ve sana peteklerimizi göstereyim.
Burak:
Tamam, zaten bütün haftayı sizin olağanüstü peteklerinizi
düşünerek geçirdim biliyor musun? Onları görmek için
sabırsızlanıyorum.
Birkaç adım ilerideki
ağaçların kovuklarından müthiş bir arı vızıldaması
geliyordu. Yanımda arkadaşım olmasa oraya kesinlikle
gitmezdim tabii ki. Ama küçük arı bana hiçbir şey
olmayacağını söylüyordu. Ve ben de arkadaşıma güveniyordum.
Kovuklara vardığımızda
içeriden gelen uğultulu vızıldamalara rağmen aslında
orada büyük bir düzenin var olduğu gerçeğini hatırladım.
Arılar dünyanın en çalışkan hayvanlarından biriydiler
ve bir an bile boş durmadan iş yapıyor, sürekli insanlara
faydalı olacak lezzetli balı üretiyorlardı. Küçük
arı arkadaşım beni bal peteklerinin yanına yaklaştırdı.
Bunlar öyle düzgün inşa edilmişlerdi ki, küçücük hayvanların
böylesine mükemmel bir yapı ortaya çıkarmalarına hayret
etmemek elde değildi.
Gördüğüm petekler çok
düzgün altıgenlerden meydana geliyordu. Geçtiğimiz
hafta matematik öğretmenime altıgenlerle ilgili merak
ettiğim bazı soruların olduğunu söylemiştim. O da
bana kısaca altıgenleri tarif etmişti. Ama ben daha
fazlasını merak ediyordum; arıların altıgen bir petek
inşa ederken neleri göz önünde bulundurmaları gerektiğini
bu sefer bir de arkadaşıma sordum.
O da bana bu konuyu
işçilerin en yetişkini olan bilgin arının cevaplayabileceğini
söyledi. Sonra bilgin arıyı çağırdı ve o da benim
soruma şöyle cevap verdi:
Balarısı:
Biz altıgen bir petek yaparken petek hücrelerinin
iç açılarına dikkat ederiz. Yani 120 derecelik iç
açıları çok iyi hesaplamamız gerekir. Bunun dışında,
petek hücrelerinin yere yaptıkları açı da çok önemlidir.
Eğer diğerini ayarlayıp bunu dikkatten kaçırırsak,
kuşkusuz petekte bozukluklar meydana gelir ve peteğin
içine depoladığımız bütün ballar yere dökülür.
Burak:
Doğrusu tam olarak anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü
bu konu bana henüz çok yabancı. Peki ama, nasıl oluyor
da siz bütün bu hesapları yapmakta zorluk çekmiyorsunuz?
Altıgenlerin bu 120 derecelik iç açılarını nasıl tutturuyorsunuz?
Üstelik kusursuz petekleri üretirken hiçbir yardımcı
alet de kullanmıyorsunuz. Aklıma kağıt üzerinde yapmaya
çalıştığım sayfalar dolusu bozuk geometrik şekiller
geldi... Ve size olan hayranlığım bir kat daha arttı!
Balarısı:
Bize hayranlık duyma, bunları biz kendimizden
yapmıyoruz ki! Bunların hepsi bize doğuştan öğretilmiş
yetenekler. Yani biz dünyaya tüm bunları yapabilecek
şekilde geliyoruz. Kendi aramızda bir eğitim filan
görmüyoruz.
Burak:
Mükemmel bir akıl sergiliyorsunuz! Bütün insanların
yaptıklarınızı öğrenmesi gerekir. Eğer izin verirseniz
size birkaç şey sormak istiyorum.
Balarısı: Tabii...
Burak:
Neden peteklerinizi altıgenlerden yapıyorsunuz?
 Arılar,
petekleri yaparken, usta birer mühendis gibi
açı hesabı yaparlar. Sonuçta ortaya çıkan petek,
bir mühendislik harikasıdır. Kuşkusuz bu hesabı
küçücük arılar tek başlarına yapamaz. Onlar
doğadaki tüm canlılar gibi Allah'tan aldıkları
ilhamla hareket etmektedirler.
|
Balarısı:
Anladım; petekleri neden beşgen, dörtgen, sekizgen,
üçgen değil de altıgen olarak inşa ettiğimizi merak
ediyorsun... Eğer altıgenin dışında bir şekilde yapsaydık,
aralarda kullanılamayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece
hem daha az bal depolayabilecek hem de araları doldurmak
için boş yere balmumu harcayacaktık. Aslında dörtgenlerde,
üçgenlerde de bal depo edebilirdik, ama bu şekiller
arasında çevresi en kısa olan şekil altıgendir. Diğerleriyle
aynı hacme sahip olmasına rağmen altıgen hücreler
yapmak için kullandığımız balmumu üçgen veya dörtgen
için kullandığımızdan daha azdır. Yani, en fazla balı
altıgen petekte depolayabiliriz.
Kulaklarıma inanamıyordum!
Sevimli, küçük bir arıdan mühendislik dersleri alıyordum...
Sormak ve öğrenmek istediğim daha çok şey vardı. Ancak
saat artık ilerlemişti. Bu yüzden bilgin arıyı orada
bırakıp arkadaşımla beraber babamın yanına doğru gitmeye
başladık.
Burak:
Biliyor musun, seninle ve diğer arılarla tanışmak
bana çok şey kazandırdı. Daha önce etrafımda bulunan,
hatta burnumun ucunda duran güzelliklerin hiç farkına
varmıyormuşum meğer! Siz bana tüm evrende, dünyada
mükemmel bir düzenin olduğunu gösterdiniz. Bundan
sonraki hayatımda bu mükemmellikleri hep fark edeceğimi
umuyorum. Çok teşekkür ederim!
Balarısı:
Bir şey değil küçük dostum...
Unutma bu mükemmelliklerin hiçbiri bize ait değil.
Biz sadece bize öğretileni uyguluyoruz. Güle güle!
Resimlerde
çiçeklerden, bal yapabilmek için malzeme toplayan
arılar görülüyor.
Arının yanından ayrılırken
babamın ormanda "Burak!" diye yankılanan sesini duydum.
Epey vakit geçmişti. Koşar adımlarla ailemin yanına
gittim. Aklım küçük dostumda kalmıştı! Tam o sırada
arabanın koltuğuna oturduğumda arabamızın üstünde
bir kelebek gördüm. Kanatlarında büyük bir renk uyumu
ve simetri vardı. Ertesi gün okul kütüphanesine gidip
onunla ilgili araştırma yapmaya karar verdim.
Allah'ın yarattığı güzellikler
saymakla bitecek gibi değildi. Biliyordum ki, daha
öğrenmem gereken çok şey vardı...
BİTTİ!