GİRİŞ
Yeryüzünde
bildiğimiz ya da bilmediğimiz sayısız canlı türü yaşar.
Hergün karşılaştığımız kedi köpek gibi sevimli dostlarımızdan
balta girmemiş ormanlarda yaşayanlara kadar, her hayvanın
kendine özgü harika özellikleri, hayret verici yetenekleri
vardır. Örneğin arıları tanıdıkça nasıl olup da bu
kadar kusursuz petekler ördüklerine, matematikçiler
gibi hesaplar yaptıklarına şaşırırız. Timsahların
ya da arslanların yavrularına olan düşkünlüklerini
gördükçe nasıl olup da bu vahşi hayvanların bu kadar
şefkatli davrandıklarını düşünürüz. Hiç durmadan binlerce
kilometrelik yol aşarak göç eden küçücük kuşların
bu zor işi nasıl başardıkları sorusunun cevabını bulmaya
çalışırız. Biraz daha detaylı bilgiler edindikçe hayretimiz
giderek artar.
Her
canlının farklı bir vücut yapısı vardır. Kimi uçarak,
kimi yüzerek yaşamını sürdürür. Örneğin balıklar tam
denizde ihtiyaç duyacakları şekilde bir vücut yapısına
sahiptirler. Su altında yaşamalarını sağlayacak ciğerleri,
gözleri ve derileri vardır. Kuşların akciğerleri ve
tüyleri de uçmalarını sağlayacak bir yapıdadır. Elbette
ki bu yeteneklere ya da olağanüstü işler başarmalarını
sağlayan vücut yapılarına canlılar kendi kendilerine
sahip olmamışlardır. Birbirinden hayret verici işleri
yapmayı akledenler canlıların kendileri değildir.
Yapacakları işleri tesadüfen öğrenmiş de olamazlar.
Yaptıkları herşeyi onlara öğreten biri olmasa, bütün
bunları bilmeleri mümkün değildir. Ayrıca ihtiyaçları
olan vücut yapılarını onlar için var eden ve
vücutlarına yerleştiren biri olmalıdır.
Sahip oldukları
herşeyi onlara veren, üstün akıl ve güç sahibi
olan Allah'tır. Bizi ve diğer bütün canlıları Rabbimiz en güzel şekilde yaratmıştır.
Siz
bunları çok iyi biliyorsunuz belki, ama bazı insanlar
bunun tam tersini söylerler. Bu kişilerin, canlıların,
bütün harika özelliklere tesadüfen sahip olduklarını
iddia ettiklerini biliyor muydunuz? Ve bu saçma iddialarının
tümüne "evrim teorisi" adını verdiklerini hiç duymuş
muydunuz? Üstelik bütün bilim dalları, evrim teorisinin
iddialarının yalan olduğunu ortaya çıkardığı halde,
bu kişiler, yine de bu saçma iddiayı savunmaktan vazgeçmemektedirler.
Bu
kitapta size canlılardaki harika özellikleri anlatacağız.
Aynı zamanda evrimcilerin iddialarından örnekler vererek,
ne kadar mantıksız bir teoriye inandıklarını da göstereceğiz.
Bunları okudukça evrim teorisine inanan profesörlerin,
mühendislerin, bilim adamlarının nasıl olup da bu
kadar yanlış düşünebildiklerine çok şaşıracaksınız.
(Evrimcilerle ilgili daha detaylı bilgileri "Çocuklar
Darwin Yalan Söyledi" adlı kitabımızda da okuyabilirsiniz.)
Canlılarla ilgili bilgiler ciltler dolusu
kitaba sığmayacak kadar çoktur. Biz burada sadece
bazı örnekleri anlatacağız. Ancak bu az sayıda örnekle
bile bizler için bu sevimli ve güzel canlıları yaratan
Allah'ın büyüklüğünü ve bizleri ne kadar çok sevdiğini
daha iyi anlayacaksınız. Öğrendiklerinizi sürekli
düşünecek ve başkalarına da anlatmak için sabırsızlanacaksınız.
GÖKDELEN
İNŞA EDEN KÖR TERMİTLER
Termitler
karınca kadar küçük böceklerdir, ama buna rağmen çok
beceriklidirler. Örneğin resimlerde gördüğünüz kuleye
benzeyen yüksek yuvaları bu küçücük canlılar yaparlar.
Dış görünüşlerine bakarak bunların basit yuvalar olduklarını
sakın düşünmeyin. Çünkü termitler yuvalarını bir plana
göre yaparlar. Özel çocuk odaları, mantar üretme bölümleri
ve kraliçe odası termitlerin yuvalarındaki parçalardan
birkaçıdır. En önemlisi de termit yuvalarında çok
özel bir havalandırma sistemi vardır. Çünkü derileri
çok ince olan termitlerin nemli havaya ihtiyaçları
vardır. Bunun için yuva içi sıcaklığını ve nemi belli
bir oranda tutmaları gerekir. Aksi durumda termitler
ölürler. Özel kanallarla havayı yuvanın içinde dolaştırarak
ve yer altında açtıkları tünellerden gelen suyu kullanarak
sıcaklığı ve nemi ayarlarlar.
Bunun
ne kadar zor bir işlem olduğuna, bütün bunları yapmak
için termitlerin pek çok şeyi aynı anda düşünerek,
çok planlı hareket etmeleri gerektiğine dikkat ettiniz
değil mi? Üstelik burada anlattıklarımız termitlerin
yaptıkları çok sayıda işin yalnızca çok kısa bir özetidir.
Termitlerin özelliklerinden bir tanesi
de yüksekliği kimi zaman 7 metreye kadar ulaşan yuvalarını
çok iyi korumalarıdır. Yuvanın duvarlarında bir delik
açıldığında hemen alarm verilir. Nöbetçiler başlarını
duvarlara vurarak tehlike uyarısı verirler ve durumu
koloninin bütün üyelerine bildirirler. Bunun üzerine
larvalar korumaya alınır ve yuvanın daha güvenli bölgelerine
götürülürler. Kral ve kraliçenin bulunduğu odanın
girişleri de hızla örülen duvarlarla kapatılır. Yıkılan
bölüm hemen asker termitler tarafından sarılır. Onları,
duvarı onaracak malzemeyi taşıyan işçiler izler. Birkaç
saat içinde yıkılmış olan bölümün üzeri bir yığınla
kapatılır. Sonra içerideki bölmelerin inşaatı başlar.
Termitler çok planlı hareket ederler ve hiç karışıklık
çıkmadan herkes üzerine düşen görevi yapar.
Termitlerin
çok kısa bir süre içinde bütün bunları yapabilmeleri
bize aralarında kusursuz bir haberleşmenin olduğunu
da gösterir. Ancak termitlerle ilgili çok daha şaşırtıcı
bir bilgi vardır: Bütün bu düzeni kuran, gökdelen
denilebilecek yuvalar inşa eden, yuvalarını korumak
için güvenlik önlemleri alan termitler KÖR CANLILARDIR.
Bütün bunları yaparken hiçbir şey görmezler.
Peki bu canlılar nasıl bu kadar becerikli olmakta,
nasıl planlar kurmaktadırlar?
İşte
bu gibi sorulara evrimciler "tesadüfen" cevabını verirler.
Ancak bu yanlış bir cevaptır. Çünkü termitlerin yuvalarındaki
düzenin tek bir parçası örneğin kurdukları havalandırma
kanalları bile böyle bir sistemin tesadüfen oluşamayacağını
bize kanıtlamak için yeterlidir. Yuvadaki mükemmel
düzeni ve bütün işlerin karışıklık çıkmadan yürütülmesini
elbette ki kör termitler kendi kendilerine de sağlayamazlar.
Neler yapacakları onlara öğretilmektedir.
Allah Kuran ayetlerinde bazı hayvanlardan
örnekler vererek bunlar üzerinde düşünmemizi istemiştir.
Örneğin Nahl Suresi'nde balarısı örnek verilmektedir.
Ayrıca ayette bizim için bal üreten arılara, neler
yapacaklarını Rabbimizin öğrettiği haber verilmektedir.
Ayetler şöyledir:
Ayette
örnek olarak verilen arılar gibi termitler de Allah'ın
kendilerine öğrettiği yani vahyettiği gibi yaşarlar.
Önlerini dahi görmeyen bu canlıların arasında kusursuz
bir haberleşme var eden, onlara neler yapacaklarını
öğreten, yuvada yaşayan milyonlarca termitin her birinin
kendine düşen görevi yapmasını sağlayan Rabbimiz'dir.
HAYVANLARIN
GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Allah'ın
doğada yarattığı harikalardan biri de, canlıların
kendilerini korumak için aldıkları güvenlik önlemleridir.
Birçok canlı kendilerine gelebilecek zararları çok
iyi tahmin edip, çok değişik korunma yöntemleri üretecek
yeteneklere sahiptir. Örneğin biraz önce anlattığımız
termitler, yuvalarının duvarlarını kazmayla bile kırılamayacak
kadar kalın ve sert yaparlar. Dokumacı kuşlar ise
yuvalarının girişlerini baş düşmanları olan yılanların
içeri girmesini engelleyecek şekilde inşa ederler.
Bazı örümcekler de yuvalarının içinde çeşitli odacıklar
yapar ve içeri girmeyi başaran diğer hayvanları bu
odacıklarda hapsederler.
Arıların yuvaları da özel bir koruma
altındadır. Kovanın bekçiliği ile görevlendirilmiş
olan arılar, kovana kendi kolonilerinin üyelerinden
başka hiç kimseyi almazlar. Nöbetçi arının yerinden
ayrılması durumunda ise hemen başka bir işçi arı gelir
ve kovan kapısındaki nöbeti devralır. Üstelik nöbetçi
arılar bu koruma işlemini kendi canları pahasına yaparlar.
Kunduzlar da yuvalarını su altına inşa
ederler. Bu yuvalara girebilmek için sadece yuvayı
yapan kunduzun bildiği gizli bir tünelden geçmek gerekir.
Tünelin sonunda kunduzların yavruları ile birlikte
yaşadıkları gizli odaya ulaşılır.
Bu birkaç örnek bile canlıların ne kadar akıllı davrandıklarını,
korunmak için nasıl etkili yöntemler kullandıklarını
anlamamız için yeterlidir. Ayrıca dikkat ettiyseniz,
düşmanlar farklı cinsten canlılar da olabilmektedir.
Buna rağmen bütün canlılar düşmanlarını çok iyi tanımakta
ve onları engelleyecek şekilde güvenlik önlemleri
alabilmektedirler. Bir termitin ya da bir kuşun -aklı
olmamasına rağmen- başka bir canlının özelliklerini
bilmesi çok hayret vericidir.
Bunu daha iyi anlamak için
kendinizi düşünün. Hiç tanımadığınız, daha önce hiç
görmediğiniz bir hayvanın ne gibi özellikleri olduğunu
bakar bakmaz anlayabilir misiniz? Ne yer, nasıl avlanır,
neden korkar bilebilir misiniz? Tabi ki hayır. Bunları
bilmeniz için ya bir kitabı açıp bu canlıyla ilgili
bilgileri okumanız ya da birinin size bu canlının
özelliklerini anlatması gerekir. Peki öyleyse hayvanlar
nasıl olup da başka canlılar hakkında bilgi sahibi
olurlar? Önce düşmanlarının hangi hayvan olduğunu
bulup, onun davranışları ve avlanma yöntemleri hakkında
araştırma yapıyor
olabilirler
mi? Sonra da buna göre nasıl önlem almaları gerektiğini
düşünüyor olabilirler mi? Elbette ki olamazlar. Hiçbir
hayvan araştırma yapacak bir akla ve yeteneğe sahip
değildir. Hayvanların düşmanları hakkında tesadüfen
bilgi sahibi olduklarını düşünmek de çok mantıksız
ve saçmadır. Çünkü ilk denemelerinde başarısız olmaları
demek bu canlıların ölmesi demektir.
Hayvanların kullandıkları güvenlik
sistemlerini en mükemmel şekilde belirleyen ve onlara
gerekenleri yaptıran şüphesiz Allah'tır. Sadece çevremize
baktığımızda gördüğümüz canlıların değil, tüm dünyada
yaşayan canlıların aynı akılcı davranışları yapıyor
olması da bize Rabbimizin sonsuz aklını ve gücünü
kanıtlar.
KARINCANIN
GÖZLERİNDEKİ PUSULA
Bulunduğumuz yerden başka bir ülkeye
ya da başka bir şehre giderken yönümüzü bulmamızı
sağlayacak yardımcılara ihtiyacımız vardır. Özellikle
de gittiğimiz yer hiç bilmediğimiz bir yer ise mutlaka
bir pusulamız, bir de haritamız olması gerekir. Harita
insana nerede olduğunu, pusulaysa nereye gideceğini
gösterir. Biz bunları kullanarak ve bilen kimselere
danışarak yolumuzu buluruz ve kaybolmayız. Peki diğer
canlıların yönlerini nasıl bulduklarını hiç düşünmüş
müydünüz? Örneğin bir çölde yiyecek arayan karıncanın
yuvasına her seferinde nasıl geri döndüğü hiç aklınıza
gelmiş miydi?

Yandaki
küçük karınca pusula kullanmadan çölde yolunu
bulur. Yukarıdaki haritada ise bu karıncanın
izlediği yolu görüyorsunuz.
|
Tunus'un Akdeniz kıyısında
yaşayan siyah çöl karıncası (üstte resimde görülen)
çölde yuva yapan canlılardan biridir. Bu karınca türü
ne pusula ne de harita kullanmamasına rağmen uçsuz
bucaksız çölde yönünü her zaman hatasız olarak belirleyebilir
ve yuvasına geri dönebilir.
Çöllerde
sıcaklık sabah güneşinin yükselmesiyle birlikte 70
dereceye kadar yükselir. Karınca da çöl kumunun bu
muazzam sıcağında yuvasından besin aramak için çıkar.
Yuvasından başlayarak 200 metre uzağa kadar varabilen
bir alanda sık sık durarak ve olduğu yerde dönerek
dolambaçlı bir yol izler. Bu yolu haritada görebilirsiniz.
Ancak bu zikzaklar yüzünden karıncanın kaybolacağını
düşünmeyin. Çünkü karınca, yiyeceğini bulduğu anda,
hemen yuvasına doğru, düz çizgi şeklinde bir yol izleyerek
geri döner. Karıncanın bu yolculuğu kendi boyutları
ile kıyaslandığında, bir insanın çölde 35-40 km dolaştıktan
sonra başladığı noktaya dümdüz bir yoldan dönmeyi
başarması
gibidir. Peki karınca bir insan için neredeyse imkansız
olan bu işi nasıl başarır?
Karınca, etrafındaki cisimlere bakarak
yön belirliyor olamaz. Öncelikle çölde yön belirlemeye
yarayacak ağaç, kaya, akarsu ya da göl gibi işaretler
yok denecek kadar azdır. Her tarafta sadece kum vardır.
Ki bunlar olsa da bir şey değişmeyecektir; çünkü karıncanın
bunları aklında tutup, yerlerini ezberleyip sonra
yön belirlemek için kullanması mümkün değildir. Bu
şekilde düşünüldüğünde, karıncanın başardığı işin
önemi daha iyi anlaşılacaktır. Karınca bu zor
işi
kendisine verilmiş olan özel vücut yapısı sayesinde
başarmaktadır.
Karıncanın gözlerinde özel bir yön tayin
sistemi vardır. Allah'ın onun gözlerine yerleştirdiği
bu sistem bütün yön bulma aletlerinden üstündür. Çünkü
bizim göremediğimiz bazı ışınları görebilen karınca,
bunları kullanarak çevresine baktığı anda yön tayini
yapabilir, kuzey neresi, güney neresi anlayabilir.
Bu sayede yuvasının ne tarafta olduğunu tahmin edebilen
hayvan geri dönerken hiçbir zorluk çekmez.
Allah'ın dışında, kendileri
için göklerden ve yerden
hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve
buna
güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar? Artık
Allah'a benzerler aramaya kalkışmayın;
çünkü Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
(Nahl Suresi, 73-74)
|
İnsanlar ışığın özelliklerinden çok
yakın bir dönemde haberdar olmuşlardır. Ancak karınca
ışığın insanların bilmediği bir özelliğini doğduğu
andan itibaren bilmekte ve kullanmaktadır. Şüphesiz
bu karınca türünün gözleri gibi kusursuz bir yapı
rastgele tesadüflerle açıklanamaz. Karıncanın ilk
ortaya çıktığı andan itibaren bu özellikte gözlere
sahip olması gerekmektedir. Yoksa çöl sıcağında geri
dönemeyeceği için yaşaması da mümkün olmayacaktır.
Tüm çöl karıncaları dünyadaki ilk günlerinden itibaren
şu andaki gözlerine sahiptir. Bu gözleri onlar için
üstün ilim sahibi olan Allah yaratmıştır.
KARINCA VE KUŞUN HARİKA İŞBİRLİĞİ
Yaşadığımız
her yerde sağlığımızı tehdit eden ve bizi hasta eden
mikroplar vardır. Bu mikroplar bizim için olduğu kadar
diğer canlılar için de bir tehlike oluşturur. Bu nedenle
tıpkı bizim gibi bu canlıların da kendilerini korumaları
gerekmektedir. Zaten canlıları incelediğimizde mikroplardan
korunmak için bazı yöntemler kullandıklarını görürüz.
Örneğin karıncalar kendilerini korumak için bir tür
asitli madde üretirler. Bu madde mikropları etkisiz
hale getirir. Sonra da bu asitli maddeyi kendi vücutlarına
ve yuvalarının duvarlarına sürerler. Yani sadece kendilerinin
değil, yaşadıkları yuvanın da mikroplardan arınması
gerektiğini çok iyi bilirler.

Küçücük
canlılar olan karıncalar mikropların kendilerine
zarar vereceğini bilip, ona göre önlem alırlar.
Bir tür asit üretir ve mikropları etkisiz
hale getirirler. Bütün bunları yapmayı karıncalara
ilham eden Allah'tır.
|
Acaba
küçücük bir karınca bütün bunları nasıl akletmektedir?
Şüphesiz bu, kendi aklının ve gücünün yeteceği bir
şey değildir. Bir karınca, mikrobun ne olduğunu bilmediği
gibi ondan korunması gerektiğini de bilemez. Şöyle
bir düşünürsek; karınca önce mikrobu tahlil etmeli,
sonra da onu zararsız hale getirecek maddeyi bulmalıdır.
Peki bu maddeyi nasıl tespit etmiş olabilir?
Birlikte
düşünelim.
İnsanlar bazı mikroplardan korunmak
için aşı olurlar, ama bu aşılar laboratuvarlarda birçok
araştırma ve deneyden sonra üretilmektedir. Üstelik
bütün bunları uzman kişiler yapmaktadır. Aksi takdirde
aşı hiçbir işe yaramaz, hatta zarar verici bile olabilir.
Karıncaların ise ne böyle bir bilgileri vardır ne
de bu konuda eğitim almışlardır. Bir laboratuvara
gidip araştırma yapma gibi bir durumları da yoktur.
Böyle bir şeyi düşünmek bile çok mantıksızdır. Karıncaların
bütün bunları bilerek dünyaya geldikleri çok açıktır.
Karıncaya bu bilgileri üstün bir güç
sahibi öğretmektedir. Alemlerin Rabbi ve herşeyin
Yaratıcısı olan Allah karıncaya mikroplardan korunmayı
ilham etmekte yani öğretmektedir.
Mikroplardan
korunması gereken canlılara başka bir örnek olarak
kuşları ele alalım. Mikroplar kuşlara da rahatsızlık
verirler ancak onların vücutlarında karıncalar gibi
koruyucu maddeler üretecek sistemler yoktur. Bu nedenle
kuşlar da bu mikrop sorunlarına farklı ve çok akıllıca
bir çözüm bulmuşlardır. Karıncaların yuvalarına gider
ve yuvanın üzerine uzanarak karıncaların gelip tüylerinin
arasına girmesini beklerler. Yemek arayan karıncalar
kuşun tüyleri arasında dolaşırlar ve bu sırada mikropları
öldüren madde de kuşun tüylerine bulaşır. Böylece
kuş bu maddeden faydalanarak mikroplardan temizlenmiş
olur. Peki kuşlar karıncaların böyle bir madde ürettiğini
ve bu maddenin kendi vücutlarındaki mikropları yok
edeceğini nereden bilirler?
Karıncaların
böyle bir korunma sistemlerinin olduğunu insanlar
birçok araştırmadan sonra keşfetmiştir. Ve hayvanlar
konusunda uzman olan kişiler dışındaki birçok insan
hala bu bilgiden habersizdir. Siz de büyük bir ihtimalle
bu bilgiyi bu kitabı okuyunca öğrenmişsinizdir. Ancak
kuşlar karıncaların bu özelliğini ilk doğdukları andan
itibaren bilmektedirler. Üstelik bunu onlara öğreten
biri olmamasına rağmen ihtiyaç duydukları ilk anda,
karıncaları kullanarak kendilerini mikroplardan arındırabilmektedirler.
Sizin yaratılışınızda
ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir
kavim için ayetler vardır.
(Casiye Suresi, 4)
|
Karıncanın vücudunda üretilen bir maddeyi
kuşların tanımaları ve bunu nasıl kullanacaklarını
bilmeleri bizi tek bir gerçeğe götürür. Bu bilgiyi
her iki canlıya da öğreten Allah'tır. Allah her canlının
Kendi emrinde olduğunu bir ayette bize şöyle bildirmiştir: