Burak
her gün okula giderken karşı evin bahçesine uğrar
ve biraz orada oyalanır. Bunun nedeni ise hiç kimsenin
tanımadığı ama onun çok sevdiği bir arkadaşının
orada yaşamasıdır. Okula gitmeden önce arkadaşını
görmeyi ihmal etmeyen Burak, bu dostluktan çok büyük
keyif alır. Çünkü onun, belki de kimsenin olmadığı
kadar akıllı bir dostu vardır. Bu dost çok küçük
olmasına rağmen çok büyük özelliklere sahiptir.
Ayrıca çok çalışkandır. Tüm işlerini büyük bir disiplin
içinde yapar. Burak gibi okula gitmiyor olsa da,
kendi yaşantısı için gerekli olan bir çok şeyi hiç
hatasız başarır.
Bu küçük dostun kim olduğunu hepiniz merak ettiniz
herhalde değil mi? O zaman hemen sayfayı çevirebilirsiniz.
İşte Burak'ın bu gizli dostu herkes tarafından hayranlık
duyulacak özelliklere sahip olan küçük bir karıncadır.
Bugüne kadar karıncaların
ne kadar büyük yeteneklere sahip olduğunu, ne kadar
akıllı davranışlar gösterdiklerini duymamış olabilirsiniz.
Hatta
bazılarınız onları, pek bir şey yapmadan bütün gün
oradan oraya dolaşan böcekler olarak görüyor olabilir.
Ama böyle düşünenler hata yaptıklarını bilmelidirler.
Çünkü karıncaların pek çok diğer canlı gibi kendilerine
özel bir yaşantıları vardır.
Burak bu yaşantının
detaylarını
arkadaşından çok güzel bir şekilde öğrenebilmektedir.
Her gün hiç aksatmadan küçük karınca arkadaşıyla
konuşmaya gitmesinin, onunla sohbet etmekten bu
kadar zevk almasının en önemli nedenlerinden biri
de budur.
Burak, karıncaların dünyası
ile ilgili arkadaşından öğrendikleri karşısında
çok büyük bir şaşkınlık yaşamaktadır. Bu öğrendiklerini
bütün tanıdıklarına anlatmayı, küçük arkadaşının
aklını, yeteneklerini, tüm üstün özelliklerini herkese
duyurmayı istemektedir.
Peki
acaba Burak'ı bu kadar heyecanlandıran nedir? Karıncaların
küçük dünyasına neden bu kadar büyük bir hayranlık
duymaktadır? Mutlaka bunun nedenlerini merak etmişsinizdir.
O halde okumaya devam edin…



Her
biri olağanüstü yeteneklere sahip olan karıncalardan
terzi karıncalar usta birer dokumacıdırlar.
Yaprakları özenle birbirine birleştirerek
dikerler. Ve kendilerine yapraklardan güzel
bir yuva yaparlar. |
Yeryüzünde en kalabalık
nüfusa sahip canlılardan biri karıncalardır. Her
yeni doğan 40 insanın yerine 700 milyon karınca
dünyaya gelir. Yani yeryüzündeki karıncaların sayısı
insanlardan çok çok daha yüksektir.
Karıncaların aileleri de çok büyüktür. Örneğin sizin
muhtemelen 4-5 kişilik bir aileniz vardır. Bir karınca
ailesinin sayısı ise kimi zaman milyonlarca olabilir.
Şimdi bir düşünün: Sizin milyonlarca kardeşiniz
olsa acaba tek bir evde yaşayabilir miydiniz? Elbette
böyle bir şey mümkün değildir. Ancak karınca ailelerinin
şaşırtıcı özellikleri bununla da bitmez. Onlar milyonlarca
olmalarına rağmen birarada yaşarlar ve üstelik hiçbir
karışıklık, anlaşmazlık, aksaklıkla karşılaşmazlar.
Son derece düzenli ve disiplinli bir yaşamları vardır.
Karınca ailelerinin bazıları toplu olarak terzilik
yapar, bazıları tarımla uğraşarak kendi besinlerini
yetiştirir, hatta bazıları kendilerinden küçük canlılardan
çiftlikler kurarlar.
 |
İşte
bunlarda benim çalışkan arkadaşlarım. |
 |
Tıpkı insanların çiftliklerde
inek yetiştirip sütünü kullanmaları gibi, onlar
da küçük yaprak bitlerini yetiştirerek onların sütlerinden
faydalanır.
Böylesine şaşırtıcı yeteneklere sahip olan karıncaların
dünyasını, gelin hep birlikte Burak'ın ve küçük
karınca arkadaşının ağzından dinleyelim:
Burak:
Onu ilk kez toprağın içinden çıkan minicik kafasını
fark ederek tanıdım. Bu kafa kendi bedenine göre
biraz büyüktü ve doğal olarak dikkatimi çekmişti.
Ne işe yaradığını çok merak ettim ve bu küçük dostumu
izlemeye başladım. Bu küçük beden üzerindeki büyük
kafa, karınca yuvasının girişinde aslında bekçi
görevindeydi. Nasıl mı?
Dışarıdan gelen karıncaların kendi
ailesine ait karıncalar olup olmadığına bakıyor
ve ona göre içeriye girmelerine izin veriyordu.
Bu gözlemlerimden bir süre sonra da kendisiyle tanıştım ve ondan
içeride neler olup bittiğini anlatmasını istedim.
Benim merakımı hemen anladı ve küçük dostum, beni
kırmayarak anlatmaya başladı. Tabi önce en merak
ettiğim, büyük kafalı karıncaların nasıl diğerlerini
tanıdığı ve içeriye aldığıydı.
Dokunma
yoluyla birbirleriyle anlaşan karıncalar.
|
Karınca: Önce şunu söyleyim
Burak, bizim ailelerimize "koloni" ismi
verilir. Yani bizler koloni denen topluluklar halinde
yaşarız. Bir karınca, diğer bir karıncanın kendi
kolonisinden olup olmadığını kolaylıkla anlayabilir.
Bir işçi karınca, yuvasına giren bir karıncayı tanımak
amacıyla anteniyle onun vücuduna dokunur.
Ve kolonisinden olanla olmayanı, üzerinde taşıdığı
özel "koloni koku" sayesinde hemen ayırt
edebilir. Yuvaya giren karınca eğer bir yabancıysa,
ev sahibi olarak bu davetsiz misafiri içeriye alamayız.
Hatta onu uzaklaştırmak için bazen biraz zor kullanmak
zorunda da kalabiliriz.
 |
Karıncalar
yuvalarına yabancıların girmesini istemezler.
Bu onların güvenliklerini tehlikeye atacaktır
çünkü. Dolayısıyla yuvalarını ve arkadaşlarını
korumak için yabancılarla mücadeleye girmekten
çekinmezler.
|
 |
Burak: Anlattığı benzersiz
güvenlik sistemi sonunda yuvaya girmeye çalışan
diğer canlıların buna nasıl cesaret edebildiğine
şaşırdığımı söyledim. O da benim bu tepkime gülerek
karşılık verdi ve daha şaşıracağım çok şey olduğunu
söyleyerek anlatmaya devam etti.
Karıncaların
hepsinin farklı görevleri vardır. Hepsi kendi
üzerlerine düşen sorumlulukları hiç yorulmadan,
sıkılmadan yerine getirirler.
|
Karınca: İstersen sana
şimdi de çok merak ettiğin yuvamızın içini anlatayım.
Bizim kolonilerimiz, kraliçe karınca, erkek karıncalar,
asker ve işçi karıncalardan oluşur. Üremeyi yani
soyumuzu devam ettirmeyi sağlayan kraliçe ve erkeklerdir.
Kraliçe, hepimizden daha iridir. Erkeklerin görevi
ise, kraliçenin yeni karıncalar dünyaya getirmesini
sağlamaktır.Diğer grup olan askerler, kolonimizin
korunması, avlanma, yeni yuva yerleri bulunması
gibi görevleri üstlenirler. Son grup ise, işçi karıncalardan
oluşur. İşçilerin hepsi yeni karıncalar doğuramayan
kısır birer dişidir.


Kraliçe,
karıncaya ve yavrularına bakar, onları temizler
ve beslerler. Bunun dışında koloninin tüm diğer
işleri de işçilerin sorumluluğundadır. Işçiler yuvaları
için yeni koridorlar yapar, yiyecek arar ve yuvayı
sürekli temizlerler. İşçi ve asker karıncalar da
kendi aralarında küçük bölümlere ayrılırlar. Bunlar
yetiştiriciler, inşaatçılar, toplayıcılar gibi isimlerle
adlandırılırlar. Her grubun farklı bir görevi vardır.
Bir grup tamamen düşmanlardan korumaya ya da avlanmaya
yönelirken, diğer bir grup yuva yapar, bir diğeri
de bakım işleriyle uğraşır.
Burak: Küçük dostum bunları
anlatırken merakla dinledim ve sonra ona şunu sordum.
"Peki sen sürekli yuvanın girişinde durarak
beklemekten hiç sıkılmıyor musun? Senin görevin
nedir bu işbölümü içinde?" O da bana şu cevabı
verdi:
Karınca:
Ben de bir işçi karıncayım ve görevim burada kapıcılık
yapmaktır. Çünkü gördüğün gibi ben yuva girişindeki
deliği kapayacak büyüklükte bir kafaya sahibim.
Böyle bir özelliğim olduğu için çok seviniyorum
ve görevimi zevkle yerine getiriyorum. Sıkılmak
diye bir şey benim için asla sözkonusu değil; aksine
bütün arkadaşlarımı tehlikelere karşı koruyabilmek
çok güzel bir iş.

Çalışkan
işçi karıncalar iş başında...
|
Burak: Onun bu cevabı
karşısında da ister istemez şaşırdım. Çünkü insanlar
arasında bile çok sık rastlanmayan böyle bir fedakarlığı
ve yardımlaşmayı, karıncalar hiç zorluk çekmeden
rahatlıkla yaşayabiliyorlardı.
Karınca dostumun anlatıklarından yuva içinde mükemmel
bir işbölümü olduğu açıkça görülüyordu. Disiplinli,
aynı zamanda fedakarlıklarla geçirdikleri hayatlarında
birbirleri arasında ben senden daha üstünüm, ya
da ben daha güçlüyüm gibi kavgaların olup olmadığını
merak ettiğimi söylediğimde bunun asla olmadığını
da kendinden çok emin bir şekilde anlattı.
Karınca: Biz büyük bir
aileyiz Burak. Aramızda hiçbir zaman kıskançlık,
rekabet, hırs gibi kötü olaylar yaşamayız. Her zaman
birbirimize yardım ederiz, her zaman hepimiz elimizden
gelen en fazla şekilde koloniye hizmet etmeye çalışırız.
Bizim aramızdaki herşey fedakarlık temeli üzerine
kuruludur. Her karınca önce arkadaşlarını sonra
kendisini düşünür. Mesala sana bir örnekle bunu
daha iyi anlatabilirim dedi. Kolonide yiyeceğimiz
azaldığında, işçi karıncalar hemen "besleyici"
karıncalara dönüşürler ve yedek midelerindeki besin
maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlarlar. Kolonide
besin fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen bu
kimliklerinden sıyrılıp, yeniden işçi karıncalar
haline dönüşürler.
İnsanların
canlılar arasında rekabet olduğuna yönelik şeyler
söylediklerini duymuştum daha önce. Ama sen sakın
bunlara inanma. Biz her zaman başarılı olmak için
dayanışma içinde olmak gerektiğini çok iyi biliriz.
Burak:
Ben de ona, kendisi ve kolonisi ile ilgili anlattıkları
sayesinde bunu çok iyi anladığımı söyledim. Ve küçük
arkadaşıma Allah'ın kendisini böyle fedakar, yardımsever,
arkadaşlarına düşkün yarattığı için çok sevindiğimi
de belirttim. Gördüğüm bu güzel örneklerden sonra,
en az onlar kadar fedakar olmaya, Allah'ın sevdiği
güzel ahlaklı bir insan olmaya bir kez daha kesin
karar verdiğimi anlattım.
Artık saat bir hayli geç olmuştu ve derse yetişmem
gerekiyordu.
Bu
yüzden küçük arkadaşıma gitmem gerektiğini ama ertesi
gün mutlaka uğrayacağımı, kesinlikle bir yere ayrılmasını
istemediğimi söyleyerek oradan ayrıldım.

Burak: Ertesi gün tekrar
aynı yere gidip küçük arkadaşımı beklemeye başladım.
Aradan birkaç dakika geçmeden arkadaşım karşımdaydı.
Ona bütün gece sabırsızlıkla sabah olmasını beklediğimi
söyledim. Ve o çok merak ettiğim yuvanın içini anlatacağına
söz verdiğini hatırlattım. O da yine beni kırmayarak
yuvayı anlatmaya, çok güzel benzetmelerle anlatmaya
başladı.
Üstteki
resimde karıncaların kurdukları bir yeraltı
şehri görülüyor. Küçücük boylarına rağmen
karıncaların böyle büyük bir şehir inşa etmeleri
son derece olağanüstüdür. |
Karınca: Yuvamız, bizim
küçük olmamıza rağmen şaşırtıcı derecede büyüktür.
Ama aynı zamanda da büyük bir karargah gibi düzen
vardır. Eğer bir yabancıysan içeri girmen imkansızdır.
Çünkü senin de bildiğin gibi kapılarda benim gibi
güvenlik görevlileri bekler.
İçeride ise çok düzenli ve hiç durmayan bir faaliyet
vardır. Binlerce hatta bazen milyonlarca asker ve
işçi karınca çok düzenli bir şekilde işlerini yapar.
Binalarımız, içinde çalışmaya son derece uygun şekilde
düzenlenmiştir. Her iş için özel bölümler vardır
ve bu bölümler, hem asker karıncaların hem de benim
gibi işçi karıncaların çalışmasına en uygun şekilde
tasarlanmıştır.
Ayrıca binalarımızı inşa
ederken her türlü ihtiyacı da düşünürüz. Örneğin
bu bina yerin altına doğru katlar halinde iner.
Bu
yüzden güneş ışığından uzaklaşırız. Ama bazı bölümlerde
de güneş enerjisine ihtiyaç vardır. İşte bu bölümleri
de, güneşi en geniş açıyla alabileceği üst kısımlara
inşa ederiz. Ayrıca sürekli bağlantı içinde olması
gereken bölümler de vardır. Bunları da ulaşımın
en kolay olacağı şekilde, birbirlerine çok yakın
olarak hazırlarız. Bunların yanısıra fazla maddelerin
yığıldığı depomuz, binanın yan tarafında ayrı bir
bölüm olarak yapılmıştır. İhtiyaçlarımızı sakladığımız
ambarlar ise rahat ulaşabileceğimiz yerlerdedir.
Bir de unutmadan, tam binanın ortasında da, gerektiğinde
hepimizin toplanabileceği geniş bir salon vardır.
Karıncaların
yaptıkları ev, kendileri için adeta bir şatodur.
Burak: Tüm bunları duyunca
hayretle küçük arkadaşıma şunları sordum: "Gerçekten
bunların hepsini siz mi yapıyorsunuz? Ben karıncaların
böyle usta mimarlar, mühendisler gibi çalışabildiklerini
hiç bilmiyordum. İnsanların böyle mükemmel binalar
inşa edebilmeleri için senelerce okula gitmeleri,
uzun uzun çalışmaları gerekir. Siz böyle bir eğitim
mi alıyorsunuz yoksa?" O da bana daha da hayranlık
uyandıracak şeyler anlatmaya devam etti.

Karınca: Hayır Burak. Biz hepimiz
bunların tümünü doğuştan yapabilecek yeteneklere
sahibiz. Hiçbir zaman bunlar bize öğretilmez ama
biz nerede ne yapmamız gerektiğini çok iyi biliriz.
Üstelik daha dur henüz anlatacaklarımızı bitirmedim.
Seni daha da şaşırtacak şeyler anlatacağım.
Söylediğim
gibi, binamız bizim boyutlarımıza göre çok büyüktür.
Ama buna rağmen her zaman eşit bir şekilde ısınır.
Bizim yuvalarımızda çok gelişmiş bir ısıtma sistemi
vardır. Bu sayede sıcaklık gün boyunca olması gerektiği
derecede aynı kalır. Bunu sağlamak için binamızın
dış kısmını ısıyı geçirmeyecek şekilde çeşitli maddelerle
kapatırız. Kışın soğuk havanın, yazın da sıcak havanın
girişini engelleyip istediğimiz sıcaklığı daima
sağlarız.
Burak: Kuşkusuz bu küçük
arkadaşımla tanışmamış olsaydım bunları karıncaların
yaptığına inanmakta güçlük çekerdim. İşte bu düşüncelerimi
de ona şöyle anlattım: "Sen anlatmadan önce
bana böyle bir yuva anlatıp, böyle bir şeyi kim
yapabilir diye sorsalardı aklıma çok değişik şeyler
gelirdi. .
Böyle
bir yuva ancak üstün teknolojik aletlerle ve profesyonel
kişilerin çalışması ile gerçekleşebilir derdim.
Hele bunu eğitim görmüş insanlar değil, karıncalar
yapıyor deselerdi, buna asla inanmazdım açık söylemek
gerekirse."
Küçük
dostum büyük bir sakinlik içinde bana bunları anlatırken,
bir yandan da benim aklımdan birçok düşünce geçiyordu.
İnsanlardan daha becerikli sayılabilecek bu canlıları
daha farklı değerlendirmeye başlamıştım. Öyle ki,
karıncaların Allah tarafından var edilmiş olduğunu
ve her an Allah'ın ilhamı ile hareket ettiklerini
çok daha iyi anladım. Aksi takdirde bunların hiçbirini
başarmaları mümkün olmazdı.
Ben bir taraftan bunları
düşüne dururken küçük dostum da anlatmaya devam
ediyordu. O anlattıkça daha da meraklanıyor, aklıma
gelen herşeyi sormak istiyordum. İlk aklıma gelen
soruyu yine hemen soruverdim. Karıncaların başka
yeteneklerinden, mesela tarımla uğraştıklarından
da bahsettiğini ve bana bunu nasıl yaptıklarını
da anlatmasını istediğimi söyledim. Çünkü bir karınca,
insanın bile büyük zorluklarla yapabildiği tarımı
küçücük haliyle üstelik hiçbir aleti olmadan nasıl
yapabiliyordu?
Karınca:
Önce sana bizim hakkımızda bilmediğin bir bilgi
daha vereyim. Böylece bu sorunu cevaplamak da daha
kolay olacak. Biz karıncalar her ne kadar birbirimize
benzer görünsek de, yaşayışlarımız ve fiziksel özelliklerimiz
açısından çok çeşitli türlere ayrılırız. Karıncaların
aslında yaklaşık 8800 çeşidi vardır. Her çeşidin
de kendine özgü özellikleri bulunur. İşte tarım
yapanlar da bu türlerimizden bir tanesidir. Şimdi
sana tarım yapan ve diğer adları da "attalar"
olan yaprak kesici karıncaları anlatacağım.
Attaların en baştaki
özellikleri, koparttıkları yaprak parçalarını başlarının
üstünde yuvalarına taşıma alışkanlıklarıdır. Bunun
için önce taşıma işlemini yapacakları yolu rahat
hareket edebilecekleri hale getirirler. Kestikleri
yaprakları yuvalarına taşırken kullandıkları yol,
adeta küçük bir anayol görünümündedir. Burada yavaşça
ilerleyen attalar, bütün dal parçacıklarını, küçük
çakıl taşlarını,
çimen
ve yabani otları toplar ve yan taraflara bırakırlar.
Böylece kendilerine tertemiz bir yol oluşturmuş
olurlar. Uzun bir çalışmadan sonra bu anayol, özel
bir aletle yapılmış kadar düzgün ve pürüzsüz olur.
İşte bu yolda kendilerini sağlamca kenetlenmiş çenelerinde
taşıdıkları büyük yaprak parçalarının altına gizleyerek
yuvalarına doğru ilerlerler.


Attalar,
yaprakları büyük bir özen ve ustalıkla keserler.
 |
1.
Kat: Yuvaya gelen yapraklar küçük parçalara
ayrılır
2.Kat: Yaprakları çiğneyerek lapa
haline getirirler
3.Kat:
Bu lapa yeni odacıklardaki kuru yaprakların
üzerine serilir
4.Kat: Diğer odacıklardan aldıkları
mantar parçaları bu lapanın üzerine
serilir
5.Kat: Kalabalık bir grup bahçeyi
temizler, gereksiz maddeleri
ayırırlar. |
|
Burak: Yaprakların altına gizleyerek mi dedin?
Neden gizlenme ihtiyacı duyuyorlar ki?
Karınca:
Karıncaların da dikkatli davranmaları gereken durumlar
vardır Burak. Örneğin attaların orta boylu işçileri
hemen hemen tüm günlerini yuvanın dışında yaprak
taşımakla geçirirler. Bu taşıma esnasında kendilerini
korumaları zorlaşır; çünkü kendilerini korumaya
yarayan çeneleri ile yaprak taşımaktadırlar.
Burak:
Peki kendi kendilerini koruyamadıklarına göre kim
onları korumaktadır?
Karınca: Yaprak taşıyan
işçi karıncaların yanlarında sürekli daha küçük
boy olan işçiler vardır. Bu işçiler attaların taşıdıkları
yaprakların üstlerine çıkarak etrafı gözlerler.
Eğer bir düşman saldırısı ile karşılaşırlarsa küçük
boylarına aldırış etmeksizin hemen arkadaşlarını
korumaya başlarlar.
Burak:
Yine şaşırtıcı bir fedakarlık örneği. Ama ben bir
şeyi daha çok merak ediyorum: Attalar bu yaprakları
ne için kullanırlar? Neden böyle hiç durmaksızın
büyük bir çabayla yaprak taşıyıp dururlar?
Karınca: İşte bu sorunun
sırrı çiftçilik konusudur. Attalar bu yaprakları
mantar üretiminde kullanırlar. Onlar yaprakların
kendisini yiyemezler. Bunun yerine attaların işçileri
bu yaprak parçalarını çiğneyerek bir yığın haline
getirirler.
Bunları
yuvalarının yeraltındaki odalarında saklarlar. Bu
odalarda ise yaprakların üzerinde mantar yetiştirirler.
Bu şekilde, büyüyen mantarların tomurcuklarından
kendileri için gerekli olan besini elde ederler.
Böylesine mucizevi olayları küçücük karıncalar nasıl
yapabiliyor gibi bir sürü soru aklından geçiyor
değil mi?
Burak: Evet. Gerçekten
de anlattıkların karşısında karıncaların bunları
nasıl başarabildiğini anlamaya çalışıyorum. Örneğin
bana mantar yetiştir desen bunu kolay kolay yapamam.
En azından bir sürü kitap okumam veya bunu bilen
birilerine sormam gerekir. Ama attaların böyle bir
eğitim görmediklerini biliyorum.

İşte
bu yüzden attaları da, seni ve diğer karınca arkadaşlarını
da böyle yetenekli kılanın ne olduğunu çok daha
iyi anlıyorum. Siz, yaptığınız işleri başarabilecek
şekilde doğuştan programlanmışsınız. Örneğin attalar
dünyaya çiftçiliği bilerek gelmişlerdir. Elbette
onlara doğuştan böyle bir yeteneği veren tüm canlıları
yaratmış olan Allah'tır. Seni ve arkadaşlarını da
tüm hayret verici
özelliklerinizle
birlikte var eden şüphesiz Allah'tır.
Karınca: Doğru söylüyorsun Burak.
Bunların tümü bize doğuştan öğretilmiştir. Bizi
yaratan Allah tüm bunları bize nimet olarak vermiştir.
Burak: Yine saat ilerlemişti.
Okula gitmem gerektiği için ona teşekkür ederek
yanından ayrıldım. Yolda yürürken kulağımda hala
karınca arkadaşımın anlattıkları yankılanıyordu.
Bir yandan da düşünmeye devam ediyordum. Aklımdan
şunlar geçiyordu:
Karıncaların yaptıkları
becerikli davranışlar büyük bir aklı göstermektedir.
Ama bu akıl karıncaların
kendilerine ait olamaz. Onlar küçücük canlılar.
O halde karıncaların tüm bu becerileri, aslında
insanlara onları yaratmış olan Allah'ın aklını tanıtmaktadır.

Attalar
kestikleri yaprakları taşırken
|
Karıncaları var eden Allah,
kendi varlığını ve yaratışındaki üstünlüğü göstermek
için, bu küçük canlılara kendi akıl ve iradeleriyle
yapmaları mümkün olmayan işler yaptırmaktadır.
İşte arkadaşım karıncanın da, doğduğu andan itibaren
böylesine akıllı, becerikli ve fedakar olması Allah'ın
kendisine verdiği ilham sayesindedir. Yaptığı hiçbir
şey onun kendisinin değil, Allah'ın gücünün ve aklının
delilidir.
Tüm bu düşüncelerin ardından, çok daha farklı düşündüğüm
bazı bilgiler, yerini doğrulara bırakmaya başladı.
Çevremde sık sık duyduğum, canlıların tesadüfen
var oldukları, sahip oldukları yetenekleri zaman
içinde tesadüfen kazandıkları gibi bilgilerin yalan
olduğunu bir kez daha anladım. Nasıl doğru olabilir
ki? Düşünün kendi kendine tesadüfen var olan karıncalar
nasıl olur da böylesine iyi anlaşabilirler? Nasıl
olur da hiçbir karışıklık olmadan birbirleriyle
anlaşabilir ve çok mükemmel yuvalar inşa edebilirler?
Üstelik tüm bu karıncalar tesadüfen oluşmuş olsalar,
her biri yalnızca kendini korumak için yaşıyor olsa,
nasıl birbirlerine karşı böylesine ciddi fedakarlıklar
yapabilirler?
Bütün gün okulda bunları düşündüm. Akşam eve dönünce
ise Allah'ın tüm insanlara gönderdiği Kuran'ı okumaya
karar verdim ve ilk okuduğum ayet ise şu oldu:
Şüphesiz
göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün
ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için
gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken,
otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler
ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda
düşünürler. (Ve derler ki) "Rabbimiz, sen
bunları boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru."
(Al-i İmran Suresi, 190-191)
 |
Karıncayı, beni, annemi,
babamı, kardeşimi ve evrendeki herşeyi yaratanın
yalnızca Allah olduğuna hiç kuşkusuz inandım. Küçük
dostum bana dünyada olabilecek en büyük gerçeği,
Allah'tan başka hiçbir yaratıcı olmadığını bir kez
daha hatırlattı.
Bence siz de bunları okuyunca artık hepiniz benim
gibi en doğru olanı anlayacak, herşeyi yaratanın
yalnızca Allah olduğunu bileceksiniz.
Ve diyeceksiniz ki; "bize canlılar yaratılmamıştır,
tesadüfen var olmuştur" diyen Darwin büyük
bir yalancıdır. Etrafımızda bu kadar olağanüstü
yeteneklere sahip canlı varken, bunların tesadüfen
olduğunu düşünmemiz mümkün değildir."

O halde siz de birgün
benim gibi böyle iyi bir dosta rastlarsanız, ondan
çok şeyler öğrenmeniz gerektiğini sakın unutmayın.
Onu yaratan Allah'ın sanatındaki mükemmelliği siz
de iyice inceleyip düşünün. Ve Darwin gibi yalancılarla
karşılaşırsanız da bu küçük dostlarımızdaki özellikleri
anlatarak onların saçma yalanlarına hiçbir zaman
inanmadığınızı ve inanmayacağınızı anlatın.
BİTTİ!

