Bahar
kampındaki ilk gün
Kamptaki ilk
gün her zamanki gibi geçmiştir. Ailesiyle birlikte
çadırlarını kurmuşlar ve eşyalarını yerleştirmişlerdir.
Bütün bunları yapana kadar da akşam olmuştur.
Emre keşfe çıkmak için sabahı beklemek zorundadır.
Emre
ilk defa geldiği bu kamp yerinde etrafını tanımak
için ertesi sabah erkenden kalkar, hemen babasını
kaldırır ve ikisi birlikte yola koyulurlar. Her
yer kocaman ağaçlarla doludur. Ağaçları geçince
kenarında çok güzel rengarenk çiçekler bulunan
gürültülü bir akarsuyla karşılaşırlar.
Akarsuyun
güçlü sesinin, cıvıl cıvıl öten kuşların sesini
bile bastırması Emre'yi çok heyecanlandırır. Gördüğü
bu manzaraya hayran kalır, bir süre burada vakit
geçirirler. Ancak vakit hayli geç olduğu için
babası kampa dönme zamanının geldiğini söyler
ve tekrar yola koyulurlar.
Kampta ablasına,
abisine ve annesine, gündüz keşfettikleri muhteşem
manzarayı ve akarsuyu büyük bir heyecanla anlatır.
Onlar da ertesi gün mutlaka Emre'yle birlikte
gelmek istediklerini söylerler. Zaten onlar da
bu güçlü su sesinin nereden geldiğini çok merak
etmişlerdir.
Ertesi
gün ablası ve abisiyle birlikte çevreyi keşfe
çıkarlar. Akarsuyun kenarına geldiklerinde Emre
su kenarında dün var olan birkaç ağacın kesildiğini
fark eder. Büyük bir itinayla kesilmiş olan ağaçların
sadece kökleri vardır.
Emre bunu
kimin ve neden yapmış olduğunu merak ederken ablası
Emre'ye seslenir:
"Emre bak,
suyun üzerinde ağaç kütükleri var."
Emre çok şaşırmıştır.
Neden böyle bir şey yapmış olabilirler ki diye
düşünür. Etrafta da kimse yoktur. O gün su kenarında
biraz daha vakit geçirdikten sonra kampa geri
dönerler.

Neden
suyun ortasında bu ağaç yığınının durduğunu
siz de merak ettiniz değil mi? Kitabı
okumaya devam edin. Öğrendikleriniz
sizi hem şaşırtacak hem de çok hoşunuza
gidecek.
|
Emre ve kardeşleri
o günü takip eden günlerde de su kenarına giderler.
Ama her gün biraz daha merak içinde kampa geri
dönerler. Çünkü her gün birkaç ağacı daha kesilmiş
ve su üzerinde üst üste dizilmiş olarak bulurlar.
Ayrıca ağaçlar dallarından özenle ayırılmış, dallar
ve kütükler üst üste özellikle koyulmuş gibidir.
Akarsuyun o güçlü sesi de azalmış ve küçük bir
göl oluşmaya başlamıştır. Emre bu olayların gelişigüzel
yapılmadığını düşünmeye başlamıştır. Sanki birisi
bir amaç uğruna her gün gelip akarsu kenarında
büyük bir itinayla çalışıyordur. Peki ama bu esrarengiz
kişi kimdir?
Emre bu olayları
çözmek ve merakını yenmek için bir plan yapar.
Akarsu kenarına hiç gitmediği kadar erken bir
saatte sessizce gidecektir. Böylece bütün bunları
yapanı bulacağını düşünür. Planını abisine anlatır
ve kendisiyle gelmesi için onu ikna eder. Sabah
erkenden Emre'nin planını uygulamaya başlarlar.
Emre
esrarengiz yabancılarla karşılaşıyor...
Emre
akarsuya yaklaşırken parmak uçlarında ve mümkün
olduğunca sessiz yürümeye başlar. Su kenarına
ulaştığında suyun üzerindeki dal ve kütüklerin
biraz daha çoğalmış olduğunu görür. Etrafına bakıp
yine kimsecikler yok diye düşünür. Tam abisine
seslenmek üzereyken birdenbire suyun üzerinde
yüzen çok sevimli iki hayvan görür. Hemen saklanır.
Hayvanlar Emre'yi fark etmedikleri için işlerine
devam ederler. Bir süre sonra Emre'nin abisi de
yanına gelir. Abisi; "Demek ki bütün ağaçları
kesip, suya taşıyan kunduzlarmış" diye fısıldayarak
hayretini belli eder. Emre kitaplarda gördüğü
ancak o kadar da iyi tanımadığı kunduzları canlı
görmüş olmaktan dolayı çok mutludur. Bütün gün
bu iki ilginç görünümlü canlının gayretli çalışmalarını
izlerler.

Emre
ve abisi ağaçların arkasına gizlenmiş
sevimli kunduzların yaptıkları hayret
verici işi izliyorlar. Onları fark etmeyen
kunduzlar da işlerine devam ediyorlar.
|
Emre'nin abisinin söylediğine
göre kunduzlar suyun önünü kesmek, sonra da buraya
bir yuva yapmak için çabalamaktadırlar. Kunduzların
davranışları çok şaşırtıcıdır. Ağızlarında taşıdıkları
dalları daha önceden suya bıraktıkları en büyük
kütüğün önüne koyarlar. Sonra biri kıyıya çıkar
ve su kenarına yakın bir ağaca yönelir. Kunduz
önce ağacın yapraklarıyla biraz beslenir sonra
dişleriyle ağacı dibinden kemirmeye başlar. Uzun
bir süre ağacın etrafında dönüp dolaşarak, her
taraftan eşit olacak şekilde büyük bir itinayla
ağacı kemirir. Ağacın ayrılacak kısmı kalem ucu
şeklini alıncaya kadar bu işe devam eder.
Kunduz ağaçları
keserken Emre de bu küçücük hayvanın koskoca ağacı
nasıl taşıyacağını düşünmektedir. Tam bu sırada
ağaç doğrudan suyun üzerine düşer. Dolayısıyla
taşıma problemi ortadan kalkmıştır.
Daha
sonra diğeri gelir ve o da su kıyısındaki bir
ağacı dibinden kemirmeye başlar. Onun kemirdiği
ağaç da bir süre sonra doğrudan suya düşer. Başka
bir tanesi, başka bir tanesi daha, bir tane daha…
Kunduzların kestikleri bütün ağaçlar hiç şaşmadan
suyun üzerine düşmektedir. Sanki kunduz, ağacı
nasıl suya düşüreceğini hesaplayarak kemirmeye
başlamaktadır.
Emre çok şaşırır
çünkü onun aklına böyle bir taktik kullanarak
ağaçları taşımaktan kurtulmak gelmemiştir. Abisine
bu düşüncesini söylediğinde onun da aynı düşüncede
olduğunu görür. Aralarında şöyle konuşurlar:
Abisi:
Doğrusunu istersen
benim de aklıma böyle bir çözüm gelmezdi. Ama
evet bir kitapta okumuştum. Kunduzlar ağaçları
tam suya düşürecek şekilde hesaplayıp, buna göre
bir açıyla ağaçları kemiriyorlarmış. Ancak bazen
başarılı olamadıkları da olurmuş. Böyle durumlarda
da suya doğru düşüremedikleri ağaçları dişleriyle
çekerek suya doğru taşırlarmış. Evet Emre, şimdilik
bu kadar yeter sanırım. Sana kampa döndüğümde
kunduzlar hakkında daha detaylı bilgiler vermemi
ister misin? İstersen getirdiğimiz kitaplardan
da kunduzlar hakkında bilgi toplayabiliriz.
Emre:
Çok isterim. Kunduzların
böyle hesaplar yapabilmeleri, daha doğrusu düşünerek
hareket etmeleri beni çok şaşırttı, aklım karıştı.
Neden akarsuyun önünü keserek yuva yapıyorlar?
Ağaç yedikleri halde dişleri hiç mi aşınmıyor?
Kafamda o kadar çok soru var ki, bütün gece seninle
konuşabilirim.
Abisi:Tamam
ama hemen kampa dönmemiz gerekiyor. Konuşmaya
daldık hava kararmak üzere. Annem bizi merak etmeden
dönelim. Ayrıca hem çok uykum geldi, hem de çok
yoruldum. Hadi acele et.
Kampa dönmek için aceleyle
yola çıkarlar. Ancak kafasındaki soru işaretleri
Emre'yi yol boyunca rahat bırakmaz. Kampa gittiklerinde
annelerinin onlar için hazırladığı lezzetli yemeklerden
yerler. Sonra birlikte kitaplara bakmaya başlarlar,
tam kunduzlar hakkında birşeyler okumaya başladıklarında
Emre hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşır.
Abisi uykuya dalmıştır. Emre de kitapları kendi
başına okumaya başlar.
Bu, Emre'nin
kafasındaki sorularla başbaşa kalması demektir.
Emre yeni bir plan daha yapar. Yarın sabah erkenden
gidip, kunduzlarla tanışacak neler yapacaklarını
onlardan öğrenecektir. Ve bir süre sonra o da
uykuya dalar…
Büyük
bir sürpriz
Emre sabah erkenden
kalkar ve sessizce akarsuya gider. Onları yine
çalışıyorken bulur. Bütün cesaretini toplar ve
kunduzların yanlarına gidip onlarla konuşmaya
başlar.
Emre:
Merhaba, benim adım
Emre. Sizinle arkadaş olabilir miyim?
Sevimli hayvanlar
önce biraz irkilirler ancak sonra Emre'nin dost
tavrını görünce biraz daha büyükçe olanı öne atılıp
konuşmaya başlar.
Bay Kunduz:
Tabii. Benim adım Bay Kunduz,
yanımdaki de eşim Bayan Kunduz, tanıştığımıza
çok memnum oldum.
Emre buna
çok sevinmiştir. Çünkü artık merak ettiklerini
onlara sorabilecektir. Hemen sohbet etmeye başlarlar.
Emre:
Sizi bir süredir merakla izliyorum. Sormak istediğim
o kadar çok soru var ki... Önce şu ağaç kütükleri
ile başlayalım. Ağaç kütüklerini neden suya taşıyıp
üst üste koyuyorsunuz Bay Kunduz?
Bay Kunduz:
Emreciğim, bizim gibi bütün
kunduz çiftleri kendilerine yeni yuva yapmak için
göç ederler. Biz de bir süre önce buraya göç ettik
yani bu akarsuya yeni taşındık. Şimdi kendimize
bir yuva inşa ediyoruz. Ancak bunu yapabilmemiz
için durgun bir suya ihtiyacımız var. Bu yüzden
öncelikle akarsuyun önünü kesmemiz gerekiyor.
Biz de bunun için ağaçları üst üste koyup suyu
keserek gördüğün suni gölü oluşturduk.
Emre:
Yani siz bir baraj
mı yapıyorsunuz? Bu müthiş birşey. Biliyor musunuz,
biz insanlar da suyun akışını kesmek için yüzyıllardan
beri aynı şekilde barajlar yapıyoruz. Geçen gün
coğrafya dersinde öğretmenim bize ülkemizdeki
barajları ve yapılışlarını anlatmıştı. Ben çok
şaşırmıştım. Çünkü o kadar güçlü akan suyun önüne
bir inşaat yapılması çok zor diye düşünmüştüm.
Ama sizin yaptığınız bizimkinden çok daha şaşırtıcı
ve zor. Böylesine güçlü akan bir suyu durdurmayı
nasıl başarıyorsunuz? Bu nereden aklınıza geldi?
İnsanların yaptıkları barajlara bakıp mı karar
verdiniz?…
Emre heyecan
içinde sorularını arka arkaya sıralarken Bay Kunduz,
Emre'nin sözlerine ve şaşkınlığına bir süre güler.
Çünkü yaptıkları iş onlar için çok kolaydır, hiç
zorlanmadan yapmaktadırlar.
Bay Kunduz:
Dur Emre dur, biraz
soluk al. Bütün sorularına sırasıyla cevap vereceğim.
Hiç merak etme, herşeyi öğreneceksin. Biz baraj
yapmayı da, böyle bir yuva yapmayı da doğar doğmaz
biliriz. Tabi ki bu kendiliğinden bizim aklımıza
gelmedi. Durup duruken bir gün "hadi gelin baraj
kurup, suyun ortasına bir yuva yapalım" demedik.
Bütün bunları biz zaten biliyorduk. Daha doğmadan
bütün bunlar bize öğretilmişti. Bu yüzden biz
işimizi bu kadar iyi yapıyoruz. Nerede nasıl davranacağımızı
çok iyi biliyoruz. Koca ağaçları nasıl devireceğimizi,
nasıl suya taşıyacağımızı da bu sayede biliyoruz.
Emre, Bay
Kunduz'u şaşkınlık içinde dinlerken birdenbire
arkasında bir ses duyarak irkilir:
Abisi:
Ben sana bütün bu
sorularının cevabını verebilirim Emre. Ama önce
bana bir açıklama yapman gerekiyor. Neden kamptan
tek başına ayrıldın? Bıraktığın notu görmeseydim
seni çok merak edebilirdik.
 
İşte Rabbiniz olan
Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.
Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk
edin...
(Enam Suresi, 102)
|
Emre:
Abiciğim, ben, şey... Çok özür dilerim o kadar
heyecanlıydım ki, kendimi buraya gelmekten alıkoyamadım.
Ama notumu göreceğini bildiğim için böyle yaptım.
Lütfen bana bütün bunları kunduzlara kimin öğrettiğini
söyler misin?
Abisi: Peki
tamam. Bak Emre, geçen hafta seninle Kuran okumuştuk.
Hatırlarsan okuduğumuz ayetlerden pek çoğunda
gökleri, yeri ve ikisi arasındaki herşeyi yaratanın
Allah olduğu yazıyordu. Bunun üzerine seninle
teker teker bildiğimiz hayvanları ve yaptıkları
olağanüstü işleri düşünmüştük ve bütün bunları
kendiliklerinden yapamayacakları sonucuna varmıştık.
Onlara nasıl davranacaklarını öğreten birinin
olduğunu anlamıştık.
Emre:
Evet çok iyi hatırlıyorum.
Abisi:
İşte Emreciğim, bütün canlılar kendilerine Allah'ın
öğrettiği şekilde davranırlar. Daha doğdukları
andan itibaren hepsi nasıl davranacaklarını çok
iyi bilir. Biz insanlar, hayvanların yaptıklarını
çözmek için yıllarca çalışırız. Teknolojik aletler
kullanırız, kitaplar okuruz, deneyler yaparız.
Ama hayvanlar bizim anlamak için çalışıp çabaladığımız
işleri büyük bir kolaylıkla yaparlar. Örneğin
uzman insanların yapamayacağı hesaplamaları bile
hiç zorlanmadan yaparlar. Bay Kunduz ve Bayan
Kunduz da kendilerine Rabbimizin öğrettiklerini
yapıyorlar. Şimdi Bay Kunduz neler yaptıklarını
anlatırsa, o zaman ne demek istediğimi daha iyi
anlayacaksın.
Bay Kunduz:
Evet, Emre. Biraz sonra sana yapacağımız yuvanın detaylarını anlatacağım. Bizim kendi aklımızı kullanarakbaşımıza böyle bir şey yapmamızın mümkün olmadığını kendinsen de göreceksin.
Emre, Bay
Kunduz'un ve abisinin anlattıklarını büyük bir
dikkatle dinlemektedir. Ne kadar önemli bir konuşma
yaptıklarının farkındadır. Bu yüzden bütün dikkatini
toplayıp, aklına takılan bütün soruları sormaya
karar verir.
Emre:
Bay Kunduz gördüğüm kadarıyla
bu gölü oluşturmak için ağaç keserken ellerinizi
ve dişlerinizi kullanıyorsunuz. Peki sizin dişleriniz
nasıl bu kadar dayanıklı? Mesela ben bir dalı
ısırmaya kalksam benim dişlerim hemen kırılır.
Ben sizin yaptıklarınızı kesinlikle yapamam.
Bay
Kunduz:
Çok güzel bir soru.
Eşim ve ben 1 sene içinde 400'e yakın ağacı devirebiliriz.
Üstelik bu işlemlerin hepsini de dişlerimizle
kemirerek yaparız. Ağaç dallarını kemirirken dört
tane ön dişimizi kullanırız. Seninkiler kadar
olmasa da bizim de dişlerimiz zaman içinde aşınır
ve zaman zaman da kırılır. Ancak bu bizi hiç etkilemez
çünkü kesici ön dişlerimiz çok kısa bir sürede
uzar. Bu hayatımız boyunca hep böyle devam eder.
Emre:
Yani tıpkı bizim tırnaklarımızın
uzaması gibi sizin de dişleriniz mi sürekli uzuyor?
Bayan Kunduz:
Bu soruna da ben cevap vereyim
Emre. Evet öyle de diyebiliriz. Allah bizim diş
yapımızı diğer bütün canlılardan farklı bir özellikte
yaratmıştır. Eğer böyle olmasaydı, hem beslenemezdik
hem de yuva yapamazdık. Bu da bizim için çok kötü
olurdu. Hatta açlıktan öleceğimiz için soyumuz
tükenirdi, yani bugün biz burada olamazdık. Hatta
dünyada tek bir kunduz bile bulamazdın. Ancak
gördüğün gibi ben ve Bay Kunduz da dahil bütün
kunduzların dişleri çok çabuk uzar. Dişlerimiz
bizim için çok ama çok önemlidir.

Bay
Kunduz, Emre'ye önce ağaçları suya nasıl
taşıdıklarını (yukaridaki resim) sonra
da Bayan Kunduz'un, bu ağaçları sağlamlaştırmak
için birbirine nasıl yapıştırdığını anlatıyor.
|
Emre:
Peki yüzmeyi nasıl
öğrendiniz? Ben daha yeni yeni yüzmeye başlamışken,
siz nasıl bu kadar mükemmel bir şekilde yüzebiliyorsunuz.
Bay Kunduz:
Emreciğim, bizim gibi bütün
kunduzlar doğduktan kısa bir süre sonra yüzmeye
başlarlar. Bu bizim için çok kolaydır. Çünkü vücudumuz
yüzmeye çok uygundur. Bir kere ayaklarımız perdelidir,
bu yüzden suyu kolayca iteriz. Arka kuyruklarımızsa
dev bir palet gibidir, bu sayede suyun içinde
çok rahat hareket ederiz. Sen nasıl suyun altında
gözünün içine su girmesin diye ve görebilmek için
gözlük takıyorsan bizim de doğal gözlüklerimiz
vardır. Suyun altındayken kulaklarımız ve burun
deliklerimiz suyun içeri girmesini engelleyecek
şekilde kapanarak korunur. Ve gözlerimizde de
yarı saydam olan üçüncü bir göz kapağı vardır.
Bu da bizi suyun etkilerinden korur.
Emre: Küçük
dostlarım biliyor musunuz, ben de ayağıma palet
takıp çok rahat ve hızlı bir şekilde yüzebiliyorum.
Ama tabii ki benim paletlerimi babam satın alıyor,
sizse bunlara doğuştan sahipsiniz. Allah sizi
tam ihtiyacınız olan özelliklerle yaratmış.
Abisi: Evet
Emre çok güzel söyledin. Bay Kunduz, bize biraz
da yaptığınız barajdan bahseder misiniz?
Bay Kunduz:
Baraj için ilk iş
olarak kalın dalları dere yatağının içine doğru
iteriz. Ardından daha ince dalları, daha ağır
olanların üzerine yığarız. Ancak bunları akarsu
yatağına sağlam bir şekilde yerleştirmemiz gerekir.
Yoksa akan su yaptıklarımızı alır götürür. Bunun
için önce büyük kazıkları taşlarla ağırlaştırarak
akarsuyun içinde iyice sabitleriz. Ama böyle bırakırsak
kolayca dağılacağı için başka bir destek daha
yapmamız gerekir. Bu yüzden yığdığımız dalları,
kil ve yapraklardan yaptığımız özel bir harçla
birbirlerine yapıştırırız. Bu harç su geçirmez
ve suyun aşındırıcı gücüne karşı da çok dayanıklıdır.
Emre:
Zaten böyle olmasaydı, suyun
içinde kuru bir yuva üretemezdiniz ki, bütün çabalarınız
boşa gidebilirdi.
Bay Kunduz:
Doğru söylüyorsun
Emre. Ancak yaptığımız bu set son derece dayanıklıdır
ve her geçen gün biraz daha büyür ve daha sağlam
olur. Set büyüdükçe önünde oluşan su birikintisi
de yükselir. Birkaç aylık çalışmamız sonunda gördüğün
gibi bir baraj göleti oluşur. Ancak gölet büyüdükçe
barajı da sağlamlaştırmamız ve bir yandan da çatlaklarını
onarmamız gerekir. Biraz önce Bay Kunduz'un da
söylediği gibi kuyruğumuzla ağaçların aralarını
hem çamurla doldururuz hem de çalılarla kapatırız.
Ha, bu arada çok önemli bir şey daha var. Onu
da sana söyleyeyim. Barajımızın şekline dikkat
ettin mi? Bir yaya benziyor değil mi? İşte bu
yay gibi içe doğru bükülmüş şeklin adı iç bükeydir.
Bütün kunduzlar barajlarını iç bükey olarak yaparlar.
Tek amacımız barajın suyun önünü 45 derecelik
bir açıyla kesmesidir.
Bay ve Bayan
Kunduz'un söyledikleri Emre'yi çok fazla heyecanlandırır.
Bu heyecanla Emre söze atılır.
Emre:Siz
bunu nereden biliyorsunuz? Hani size biraz önce
öğretmenimizin bizi götürdüğü baraj gezisinden
bahsetmiştim ya, işte o gün öğretmenimiz günümüzdeki
barajların şeklinin de tam sizinkiler gibi yani
içe doğru bükülen şekilde yapıldıklarını söylemişti.
Buna iç bükey deniliyormuş. Bu şekil sayesinde
suyun önünü tam 45 derecelik bir açıyla kesebiliyorlarmış
ve su basıncına karşı koyabilecek en dayanıklı
barajlar da iç bükey barajlarmış. Ama Bay ve Bayan
Kunduz siz böyle birşeyi nasıl biliyorsunuz? Size
bunu kim öğretti? Barajı mühendislerin yaptıklarını
biliyorum, benim ablam da mühendis ama senelerce
okudu, sonra yurt dışına gitti ve öyle mühendis
oldu. Siz okula gidemeyeceğinize göre bunları
nasıl biliyorsunuz? Deneye deneye mi buldunuz?
Size bu bilgileri kim öğretti?
Abisi:
Bak Emre, elbette ki bunları kunduz ailesinin
tesadüfen yapması mümkün değil. Sen bana daha
önce Darwin isimli bir kişi ile ilgili sorular
sormuştun, hatırlıyor musun? Hani okuduğun kitaplardan
birinde hayvanlar tesadüfen var oldular, tesadüfen
bu özellikleri kazandılar diyordu. Sen de bunu
çok saçma bulmuş ve Darwin'in söylediklerinin
birer yalan olduğunu bana söylemiştin.
Emre:
Evet çok iyi hatırlıyorum
ve ne demek istediğini de anladım abiciğim. Tabii
ki Bay ve Bayan Kunduz'un bunları Darwin'in yalanlarında
olduğu gibi tesadüfen öğrenmelerine imkan yok.
Bay Kunduz:
Emreciğim, sana daha
önce de söylediğim gibi biz bütün bunları doğdumuz
andan itibaren biliriz. Sen çok akıllı bir çocuksun.
Tabi ki ben okula gitmedim. Böyle bir şeyi deneyip
yanılarak bulmam da elbette ki imkansız. Sana
böyle saçma birşey söyleyen olursa ona şu soruları
sorabilirsin.

Resimde
bütün insanları yalanları ile kandırmaya
çalışan Darwin'i görüyorsunuz. Çok akıllı
bir çocuk olan Emre abisinin anlattıklarından
ve okuduğu kitaplardan bu kişinin yalan
söylediğini hemen anlamıştı.
|
Bir kunduzun mesela benim ya da Bayan Kunduz'un
bu yuvayı yapmayı tesadüfen keşfetmiş olduğumuzu
varsaysak bile bütün kunduzlar böyle yuva yapıyor,
hepsi mi bunu tesadüfen keşfettiler?
Benim dişlerim
aşındıkça yerine yenileri çıkıyor ama bu bütün
kunduzlarda böyle. Bunun tesadüfen olmayacağı
çok açık değil mi?
Gördüğün gibi
Emreciğim, böyle birşeyin olmayacağını, bu fikrin
ne kadar saçma olduğunu anlamak için biraz düşünmek
yetiyor. Ablanı ilk gördüğünde barajların 45 derecelik
açıyla inşa edileceklerini hangi derste okuduklarını,
nasıl hesaplar yaptıklarını sorarsan ne demek
istediğimi daha iyi anlarsın.
Emre:Çok haklısınız Bay Kunduz. Bütün bunların size
çok üstün akla sahip biri tarafından öğretildiği
çok belli. Annem Allah'ın sonsuz akıl sahibi
olduğunu söylemişti. Aynı anda hem size hem diğer
kunduzlara hem de şimdiye kadar yaşamış bütün
kunduzlara bunu öğretmiş olması, Allah'ın benzersiz
aklını bize gösteren kanıtlardan biri. Üstelik
bir tek size değil, bütün canlılara, yaptıklarını
Allah'ın öğrettiğini de ben biliyorum.
Abisi:
Evet Emre. Allah
herşeye güç yetirendir ve tüm canlıları yaratandır.
Bununla ilgili sana Kuran'dan bir ayet hatırlatacağım:
Allah, her canlıyı sudan
yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte,
kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört
(ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini
yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Nur Suresi, 45)
Koyu
sohbet devam ediyor...
Emre:
Bir de "barajı yuvamızı
yapmak için inşaa ediyoruz" dediniz Bay Kunduz.
Ama ben yuva falan göremiyorum. Sadece kütükler
var. Yuvanızı nereye yapıyorsunuz?
Bay Kunduz:
Haklısın.
Yuvamızı böyle dışarıdan bakarak görmenin imkanı
yoktur. Zaten bunu özel olarak böyle yaparız ki
daha güvenli olsun. Barajı inşa ederken bir yandan
da göletin kenarında toprağa yakın bir yerde yuvayı
hazırlarız. Yuva üstten bakıldığında bir tahta
yığını gibi durur. Ama bu seni sakın kandırmasın,
aslında içini çok iyi tasarlarız. Öncelikle bizim
için güvenlik çok önemlidir. Bu nedenle yuvaya
giriş sadece su altındandır. Tabii ki her isteyen
içeri kolayca giremez. İçeri girmek için sadece
bizim bildiğimiz gizli bir tünelden geçmek gerekir.
| 
Bu
resmi görüp de sakın "suyun ortasındaki
bu çalılar ne işe yarar ki?" diye düşünmeyin.
Bu resim kunduz yuvasının üstten görünüşüdür. |
Emre:
Çok güzel. Eviniz
aynı, hendekle çevrili kalelere benziyor. İçeri
girmek neredeyse imkansız gibi.
Bay ve Bayan
Kunduz Emre'nin bu söylediklerine kahkahalarla
gülerler.
Bay Kunduz:
Tüneli geçtikten sonra saklı
bir oda ortaya çıkar. Bu odayı su seviyesinin
üstünde olacak şekilde yaparız. Ailemizle birlikte
bu kuru ve güvenli odada yaşarız. Bazen de yuvamızı
iki katlı yaparız. Birinci kat giriş ve salon
odası, ikinci kat yemek ve yatak odası olur. Yuvalarımızın
iki ayrı sualtı girişi bir de üst tarafta yer
alan havalandırma kanalı vardır. Bu şekilde hem
dış tehlikelerden korunuruz hem de konforlu bir
yuvada yaşarız.
Emre:
Bu olağanüstü bir şey. Dıştan
hiç anlaşılmıyor, sanki orada yığılmış kütükler
varmış gibi. Çok akılcı bir düzenleme. Bir sorum
daha var. Bu göletin yüksekliği ne kadar? Buradan
bakıldığında oldukça yüksek görünüyor.
Bay Kunduz:
Kimi zaman 3-4 metreyi
bulur. Aslında yuvamızı kurmak için bu kadar derin
suya ihtiyacımız yok. Ancak kış mevsimi geldiği
zaman göletin üstündeki su donar ve oldukça
kalın bir buz tabakası oluşur. Su yeterince derin
olmazsa donma gölün derinlerine kadar ilerler
ve tüm gölet bir buz kalıbına döner. Tabii biz
bu durumda suyun içinde hareket edemeyiz. Bu yüzden
biz de göleti alabildiğince derinleştiririz. Bu
sayede kışın göl buzla kaplansa da, buzun altında
kalın bir su tabakası kalır. Bu, hareketimiz ve
beslenmemiz için yeterlidir.
Abisi:
Gördüğün gibi Emre, Bay
Kunduz ve Bayan Kunduz ne yaptıklarını çok iyi
biliyorlar. Gölün üstünde bir yuva yapmaya kalksak
bunların hiçbiri bizim aklımıza bile gelmeyebilirdi.
Ama dostlarımız daha sonraki günlerde neler olur
diye düşünüp ona bile çözüm buluyorlar. Elbette
bu yetenekleri onlara veren, böyle incelikleri
düşünmelerini sağlayan, yapacakları işleri onlara
öğreten Allah'tır.
Emre'nin
aklına yine ablası gelmiştir. Sizin de bildiğiniz
gibi ablası inşaat mühendisidir ve inşaat mühendisi
olabilmek için yıllarca okula gitmiş ve çok çalışmıştır.
Emre bir gün ablasının odasına girmiş ve ödevlerine
bakmıştır. O güne kadar ablasının hep bina, köprü
gibi şeyler çizdiğini zannetmiştir. Ancak ödevlere
baktığında çok şaşırmış ve hiçbir şey anlamamıştır.
Yaptığı şeyler çok emek isteyen, zor ve karmaşık
şeylerdir. Ablasının kağıdında o kadar çok ve
iç içe geçmiş çizgi ve sayı vardır ki neyin ne
işe yaradığını anlamamıştır. Ablasına bunların
ne olduğunu sorduğunda bu çizimlerin sonucunda
bir binanın inşa edileceğini öğrenmiş ve hayretler
içinde kalmıştır.
Emre o güne kadar
inşaat mühendisliğinin bu kadar zor bir iş olacağını
hiç düşünmemiştir. Üstelik ablası kendi yaptığının
sadece işin tasarım kısmı olduğunu söylemiştir.
Bundan sonraki aşamadaysa işçiler devreye girmekte
ve gerekli araç ve malzemelerle binayı inşa etmektedirler.
Emre:
Gerçekten çok ilginç. Evlerinizi
tıpkı mühendis ablamın yaptığı gibi önceden belirlenmiş
bir plana uygun olarak yapıyorsunuz. Her davranışınızda
çok büyük bir akıl var. Ablamın o karmaşık hesapların
içinde, geceler boyunca nasıl çalıştığı aklıma
geliyor da…
Abisi:
Çok haklısın. Benim de aklıma
Selin gelmişti. Kunduz dostlarımız hem Selin'in
yaptığı zor işi yapıyorlar hem de inşaat işçilerinin
işini. Bu da Allah'ın onlara verdiği yeteneklerin
ne kadar olağanüstü olduğunu gösteren başka bir
yön. Ancak küçük dostlarımız, bizim artık kampa
dönme vaktimiz geldi. Herşey için size teşekkür
etmek istiyorum. Emre merak ettiği bütün soruların
cevabını almış oldu. Artık sizinle vedalaşmak
zorundayız.
Emre:
Ben de size teşekkür
etmek istiyorum. Sizinle sohbet etmekten çok büyük
zevk aldım. Ancak vedalaşmak istemiyorum çünkü
burada kaldığımız günler boyunca izin verirseniz
sizi sık sık ziyaret etmek istiyorum.
Bay
ve Bayan Kunduz: Hoşçakal
Emre. Tabii ki istediğin zaman gelebilirsin. Yuvamızın
tamamlanmış halini de görmüş olursun. Hoşçakal.
Emre, sevimli
kunduzların yaptıklarına hayran kalmıştır. Sorularının
cevabını almıştır ve bütün öğrendiklerini anlatmak
için hemen kampa dönmek istemektedir.
Kunduzları
Yaratan Allah'tır
İşte çocuklar,
Emre'yle birlikte siz de sevimli kunduzlar hakkında
bilgi sahibi oldunuz. Gördüğünüz gibi Emre'nin
yeni arkadaşları doğuştan gelen bir yetenekle
zor ve karmaşık bir inşaat tasarımı yapıyorlar.
Ve sonra bunu büyük bir ustalıkla uyguluyorlar.
Kunduzlar Emre'nin ablası gibi yıllarca okula
gidip çalışmazlar. Ancak ne yapacaklarını çok
iyi bilirler. Çünkü kunduzlara bütün bunları öğreten
üstün bir güç vardır. Bu güç hepimizi yaratan
yüce Allah'tır.
Unutmayın!
Kunduz gibi bir canlı tesadüfen baraj yapma yeteneği
kazanamaz. Vücudunu tam ihtiyacına uygun bir hale
kendi kendine getiremez. Su basıncına karşı en
dayanıklı baraj şeklini de kendi kendine bulamaz.
En önemlisi de bu yeteneklere başka kunduzların
da sahip olmasını sağlayamaz.
Bir
de şunu hatırlatalım: Kunduzlar,
tüm bu özelliklerinden herhangi biri dahi eksik
olsa yaşayamazlar. Örnek olarak dişlerini düşünelim.
Eğer hiç aşınmadıkları halde arka dişleri de kesici
ön dişleri gibi sürekli olarak uzasa, arka dişler
aşırı büyüyecek, kunduzun çenesini zorlayacak
ve ağzını kullanılmaz hale getirecektir.
Bu durumda
kunduz nasıl ağaç kemirip baraj yapabilir? Yuvasını
nereye kurabilir? Tabi ki bunların hiçbirini yapamaz
ve ağız yapısından dolayı yemek bile yiyemeyip
hemen ölür.
Üstelik kunduzun dişlerinden başka pek çok organı
da yaptığı işe uygun şekildedir. Su altında çalışırken
gözünün zarar görmesini engelleyen şeffaf perdeler,
burnuna ve kulak içlerine su kaçmasını engelleyen
özel kapakçıklar sadece kunduzlara özgüdür. Ayrıca
kunduzun su içinde bir balık gibi hareket etmesini
sağlayan taraklı arka ayakları ve yassı, geniş
ve sert bir kuyruğu da vardır. Bütün bunlar kunduzun
doğuştan sahip olduğu ayrıcalıklardır.
Şimdi neden Emre'nin küçük arkadaşının özelliklerine
hayran kaldığını daha iyi anlamışsınızdır.
Emre'nin küçük
arkadaşları, doğdukları ilk andan beri bu vücut
yapısına, baraj inşa edecek bilgilere ve özel
yeteneklere sahiptirler. Bütün kunduzlar kendilerine
Allah tarafından öğretilen yani "ilham edilen"
bilgileri kullanarak yuvalar yaparlar. Onlara
bütün bunları veren ve üstün bir yetenekle yaratan
sonsuz güç sahibi Allah'tır.
Allah bütün
canlıları ihtiyaçlarına ve yaptıkları işlere tam
uygun özelliklerde yaratmıştır.
Allah'ın şefkati
bütün canlıları kaplamıştır. Bir Kuran ayetinde
Allah bize şöyle söylemektedir:
Sizin ilahınız yalnızca
Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim
bakımından herşeyi kuşatmıştır. (Taha Suresi,
98)
... Sen yücesin, bize
öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.
Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet
sahibi olansın. (Bakara Suresi, 32)
BİTTİ!
