|
EVRİM'İN SÖZDE DELİLLERİ
VE BİR TÜRLÜ
BULUNAMAYAN FOSİLLER
Şimdiye dek incelediğimiz tüm nedenlerden dolayı,
mason kaynaklarının da açıkça söylediği gibi, Evrim,
din-dışı güçlerin mutlaka ve mutlaka topluma kabul ettirmek
zorunda oldukları bir düşüncedir. Mason Dergisi'nin
özenle vurguladığı gibi, "en büyük masonik görev, Evrim'i
insanlar arasında yaymak"tır.
Ancak kuşkusuz bu "büyük masonik görev", yalnızca Evrim
inancını insanlar arasında yaymakla sınırlı kalamaz.
Bir de bu teorinin "ispatlanması" gerekmektedir. Çünkü
insanlara, yalnızca, "siz Evrim sonucu oluştunuz, sizi
Allah yaratmadı" demek yetmez, bir de bu konuda bazı
"delil"ler öne sürmek lazımdır.
İşte Evrim Teorisi'nin en büyük çıkmazlarından biri
buradadır: Çünkü Evrim Teorisi'ni destekleyecek somut
deliller bir türlü bulanamamıştır ve bulunamamaktadır.
Güneş balçıkla sıvanamamakta, tarihin en büyük yalanlarından
biri olan Evrim, hiçbir şekilde ispatlanamamaktadır.
Yapılan bütün araştırmalara ve harcanan büyük paralara
rağmen Evrim Teorisi'ni destekleyecek bulgular bir türlü
ortaya çıkmamaktadır. Oysa, eğer Evrim diye bir şey
gerçekleşmiş olsaydı, binlerce hatta belki milyonlarca
delilin bulunmuş olması gerekirdi.
Bilindiği gibi Evrim teorisi, bir türün bir başka türe
dönüşmesinin milyonlarca yıllık uzun bir zaman dilimi
içerisinde yavaş ve aşamalı olduğunu söyler. Buna göre,
ilkel canlıdan karmaşık olana geçiş uzun bir zamanı
kapsar ve kademe kademe ilerler. Bu iddianın doğal mantıksal
sonucu ise, bu geçiş dönemi sırasında "ara-geçiş formu"
adı verilen ucube canlıların yaşamış olmasını gerektirir.
Evrimciler, tüm canlıların kademeli olarak birbirlerinden
türediklerini iddia ettikleri için de, bu ara-geçiş
formlarının türlerinin ve sayılarının milyonlarca olması
gerekir.
Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, fosil
kayıtlarında bunların kalıntılarına da rastlanması gerekir.
Çünkü bu teze göre, ara geçiş formlarının sayısının,
bugün bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması
ve dünyanın dört bir yanının fosilleşmiş ara-geçiş formu
kalıntılarıyla dolu olması lazımdır. Dahası, evrimciler
19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında
hummalı fosil araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını
aramaktadırlar. Oysa, neredeyse bir buçuk asırdır büyük
bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.
Aslında Darwin de bu ara geçiş formlarının yokluğunun
farkındaydı. Fakat yine de en büyük beklentisi aranan
ara geçiş formlarının gelecekte bulunmasıydı. Ancak
bu ümitli bekleyişine rağmen, teorisinin en büyük açmazının
bu konu olduğunu görüyordu. Bu yüzden, şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle
türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?
Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak
tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu
olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok
katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik
yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji
iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır
ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en
büyük itiraz olacaktır.8
Darwin'den bu yana yoğun bir şekilde hep bu fosiller arandı,
fakat evrimciler için sonuç acı verici bir hayal kırıklığıydı.
Bu dünyada hiçbir yerde -ne bir kıtada, ne de bir okyanusun
derinliklerinde- tek bir ara geçiş formuna dahi rastlanamadı.
|