BÖLÜM 3
Evrimin Hayali Mekanizmaları
Bugün evrim teorisi olarak tanımladığımız neo-Darwinist
model, canlıların iki temel mekanizma sayesinde evrimleştiklerini
öne sürer: "Doğal seleksiyon" ve "mutasyon". Teorinin
temel iddiası şöyledir: "Doğal seleksiyon ve mutasyon
birbirlerini tamamlayan iki mekanizmadır. Evrimsel değişikliklerin
kaynağı, canlıların genetik yapısında meydana gelen
rastgele mutasyonlardır. Mutasyonların sebep olduğu
özellikler, doğal seleksiyon mekanizması aracılığıyla
seçilir, böylece canlılar evrimleşirler."
Çok makul bir teori gibi anlatılan bu hikayeyi biraz
incelediğimizde, aslında ortada hiçbir evrim mekanizmasının
olmadığını görürüz. Çünkü ne doğal seleksiyon ne de
mutasyonlar, türlerin evrimleştikleri ve birbirlerine
dönüştükleri iddiasına en ufak bir katkıda bulunmamaktadırlar.
Doğal Seleksiyon
Doğal seleksiyon, Darwin'den önceki biyologlar tarafından
da bilinen, ancak "türlerin bozulmadan sabit kalmalarını
sağlayan bir mekanizma" olarak tanımlanan bir doğal
süreçtir. İlk kez Darwin bu sürecin evrimleştirici bir
gücü olduğu iddiasını ortaya atmış, tüm teorisini de
bu iddiaya dayandırmıştır. Kitabına verdiği isim, doğal
seleksiyonun Darwin'in teorisinin temeli olduğunu gösterir:
Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon Yoluyla...
Oysa Darwin'den bu yana, doğal seleksiyonun canlıları
evrimleştirdiğine dair tek bir bulgu ortaya konamamıştır.
Ünlü bir evrimci olan İngiltere Doğa Tarihi Müzesi baş
paleontoloğu Colin Patterson, bu gerçeği şöyle kabul
etmektedir:
Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla
yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir
şeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Bugün neo-Darwinizmin
en çok tartışılan konusu da budur.15
 
İngiltere'deki Sanayi
Devrimi kelebekleri örneği, doğal seleksiyonla
evrimleşmenin en önemli delili olarak gösterilir.
Oysa ortada hiçbir şekilde evrimleşme yoktur,
çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamıştır.
Solda sanayi devrimi öncesi, sağda ise sonrasındaki
ağaçlar ve üzerlerindeki kelebekler görülüyor.
|
Doğal seleksiyon, bulundukları coğrafi konumun doğal
şartlarına uygun yapıda olan canlıların hayatlarını
ve nesillerini sürdüreceklerini, uygun yapıda olmayanların
ise yok olacaklarını öngörür. Örneğin yırtıcı hayvanların
tehdidi altında olan bir geyik sürüsü içinde, doğal
olarak hızlı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır.
Ama bu süreç, ne kadar uzun sürerse sürsün, geyikleri
bir başka canlı türüne dönüştürmez. Geyikler hep geyik
olarak kalırlar.
Nitekim evrimcilerin "doğal seleksiyonun gözlemlenmiş
örneği" olarak gösterdikleri nadir birkaç olaya baktığımızda,
bunların basit birer göz boyama olduklarını kolaylıkla
görebiliriz.
Endüstri Devrimi Kelebekleri
Douglas Futuyma'nın 1986 yılında yayınladığı Evrim
Biyolojisi isimli kitabı, doğal seleksiyon teorisini
en açık biçimde anlatan kaynaklardan biri olarak kabul
edilir. Futuyma'nın bu konuda verdiği örneklerin en
ünlüsü, endüstri devrimi sırasında İngiltere'de bulunan
kelebek popülasyonunun renklerinin koyulaşmasıdır. Sadece
Futuyma'nın kitabında değil, evrim teorisi lehinde yazılmış
hemen her biyoloji kitabında söz konusu Endüstri Devrimi
Kelebekleri hikayesini bulmak mümkündür.
Hikaye, İngiliz fizikçi ve biyolog Bernard Kettlewell
tarafından 1950'li yıllarda gerçekleştirilen bir seri
deneye dayanmaktadır ve özeti şudur: İngiltere'de endüstri
devriminin başladığı sıralarda, Manchester yöresindeki
ağaçların kabukları açık renklidir. Bu nedenle bu ağaçların
üzerlerine konan koyu renkli ("melanic")
güve kelebekleri, bunlarla beslenen kuşlar tarafından
kolayca farkedilirler ve dolayısıyla yaşama ihtimalleri
çok azalır. Fakat elli yıl sonra endüstri kirliliğinin
sonucunda ağaçların üzerindeki açık renkli likenlerin
(bir tür yosun) ölmesiyle kabukları koyulaşır ve buna
bağlı olarak bu kez açık renkli güveler kuşlar tarafından
sık olarak avlanmaya başlarlar. Sonuçta açık renkli
kelebekler sayıca azalırken, koyu renkliler fark edilmedikleri
için çoğalırlar. Evrimciler ise, bu sürecin teorilerinin
büyük bir delili olduğu, açık renkli kelebeklerin zamanla
koyu renkli kelebeklere dönüşüp evrimleştikleri gibi
bir göz boyamaya başvururlar.
Oysa bu örneğin-doğruluğu varsayılsa bile-evrim teorisi
lehinde bir delil olarak kullanılamayacağı açıktır.
Çünkü yaşanan doğal seleksiyon, daha önce doğada var
olmayan bir türü ortaya çıkarmış değildir. Endüstri
devrimi öncesinde de kelebek popülasyonu içinde siyah
bireyler zaten vardır. Sadece, var olan kelebek türlerinin
sayıları değişmiştir. Kelebekler "tür değişimi"ne yol
açacak biçimde yeni bir organ ya da özellik edinmemişlerdir.
Oysa bir kelebeğin başka bir canlı türüne, örneğin bir
kuşa dönüşebilmesi için kelebeğin genlerinde sayısız
değişiklik, ekleme ve çıkarmalar yapılması, bir başka
deyişle, kuşun fiziksel özelliklerine ait bilgileri
içeren apayrı bir genetik program yüklenmesi gerekir.
Endüstri Kelebekleri ile ilgili evrimci hikayeye verilecek
genel cevap budur. Ancak konunun daha da ilginç bir
yanı vardır: Hikayenin sadece yorumu değil, kendisi
de yanlıştır. Moleküler biyolog Jonathan Wells'in 2000
yılında yayınlanan Icons of Evolution adlı kitabında
açıkladığı gibi, hemen her evrim yanlısı biyoloji kitabında
yer alan ve bu nedenle bir "ikona" (kutsal kabul edilen
sembol) haline gelmiş olan Endüstri Devrimi Kelebekleri
hikayesi, gerçekleri yansıtmamaktadır. Wells, hikayenin
"deneysel kanıtı" olarak bilinen Bernard Kettlewell'in
çalışmasının, aslında bir bilimsel skandal niteliğinde
olduğunu anlatmaktadır. Bu skandalın bazı temel unsurları
şöyle sıralanabilir:
l Kettlewell'in deneylerinden daha sonra yapılan birçok
araştırma, söz konusu kelebeklerin sadece bir tipinin
ağaç gövdesine konduğunu, diğer tüm tiplerin, yatay
dalların alt kısımlarını tercih ettiğini ortaya koydu.
1980'li yıllardan itibaren, kelebeklerin ağaç gövdelerine
çok çok nadir olarak konduğu herkesçe kabul gördü. Bu
konuda 25 yıllık bir çalışma yapan Cyril Clarke ve Rory
Howlett, Michael Majerus, Tony Liebert, Paul Brakefield
gibi birçok bilim adamı, "Kettlewell'in
deneyinde kelebeklerin doğal davranışları dışında davranmaya
zorlandıklarını, deney sonuçlarının bu yüzden bilimsel
kabul edilemeyeceğini" bildirdiler.
l Kettlewell'in deneyini inceleyen araştırmacılar daha
da çarpıcı bir sonuçla karşılaştılar: İngiltere'nin
kirliliğe uğramamış bölgelerinde açık renkli kelebeklerin
daha fazla olması beklenirken, koyuların oranı açık
renklilerden dört kat fazlaydı. Yani Kettlewell'in iddia
ettiği ve hemen her evrimci kaynakta tekrarlandığı gibi,
kelebek nüfusundaki oranla, ağaç kabukları arasında
bir ilişki (correlation) yoktu.
l İşin aslı araştırıldıkça, skandalın boyutları büyüdü:
Kettlewell tarafından fotoğrafları
çekilen "ağaç kabuğu üzerindeki güve kelebekleri", aslında
ölü kelebeklerdi. Kettlewell bu ölü canlıları iğne ve
tutkal ile ağaca tutturmuş ve öyle görüntülemişti. Gerçekte
kelebekler ağaç gövdesine değil dalların alt kısmına
kondukları için, böyle bir resim elde etme şansı pek
yoktu.16
Bu gerçekler 90'lı yılların sonlarında bilim dünyası
tarafından öğrenilebildi. Onyıllardır "evrime giriş"
derslerinin en büyük malzemesi olan Endüstri Kelebekleri
efsanesinin bu şekilde çökmesi, evrimciler arasında
düş kırıklığı yarattı. Bunlardan biri olan Jerry Coyne
şöyle diyordu:
Gerçeği (benekli kelebekler sahtekarlığını) öğrendiğimde
verdiğim tepki, 6 yaşımdayken, Noel hediyelerimi Noel
Baba'nın değil de babamın getirdiğini öğrendiğimde yaşadığım
ümitsizlik duygusu oldu.17
Böylece "doğal seleksiyonun en ünlü örneği" de, bir
bilim skandalı olarak tarihe geçmiş oldu.
Böyle olması da kaçınılmazdır. Çünkü doğal seleksiyon,
evrimcilerin iddiasının aksine, bir "evrim mekanizması"
değildir. Bir canlıya herhangi bir organ ekleyip organ
çıkarma, bir türü başka bir türe dönüştürme gibi özelliklere
sahip değildir.
Doğal Seleksiyon Neden Kompleksliği
Açıklayamıyor?
Doğal seleksiyonun evrim teorisine kazandırdığı hiçbir
şey yoktur. Çünkü bu mekanizma, hiçbir zaman bir türün
genetik bilgisini zenginleştirip geliştirmez. Hiçbir
zaman bir türü bir başka türe çevirmez; yani deniz yıldızını
balığa, balıkları kurbağaya, kurbağaları timsaha, timsahları
da kuşa dönüştüremez. Sıçramalı evrimin en büyük savunucusu
olan Gould, doğal seleksiyonun bu açmazını şöyle dile
getirmektedir:
 
Doğal seleksiyonun evrim
teorisine kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Çünkü
bu mekanizma, hiçbir zaman bir türün genetik bilgisini
zenginleştirip geliştirmez. Hiçbir zaman bir türü
bir başka türe çevirmez; yani deniz yıldızını
balığa, balıkları kurbağaya, kurbağaları timsaha,
timsahları da kuşa dönüştüremez.
|
Darwinizm'in özü tek bir cümlede ifade edilebilir:
"Doğal seleksiyon evrimsel değişimin yaratıcı gücüdür."
Kimse doğal seleksiyonun uygun olmayanı elemesindeki
negatif rolünü inkar etmez. Ancak Darwinci teori, "uygun
olanı yaratması"nı da istemektedir.18
Doğal seleksiyon konusunda evrimcilerin kullandıkları
yanıltıcı üsluplardan biri, bu mekanizmayı bilinç sahibi
gibi göstermeye çalışmalarıdır. Oysa doğal seleksiyonun
bir bilinci yoktur. Canlılar için neyin iyi, neyin
kötü olduğunu ayırt edecek bir akla sahip değildir.
Bu nedenle doğal seleksiyon yoluyla karmaşık yapıya
sahip sistemler ve organlar asla açıklanamaz. Söz konusu
sistem ve organlar, iç içe geçmiş pek çok parçanın
birarada çalışmasıyla oluşur ve bu parçaların birisi
bile olmasa ya da kusurlu olsa hiçbir işe yaramazlar.
Bu tür sistemler, "indirgenemez komplekslik" olarak
tanımlanan özelliğe sahiptirler. Örneğin insan gözü
daha basite indirgenemez, çünkü tüm detaylarıyla birlikte
var olmadığı sürece işlev görmez.
Bu tür bir sistemi meydana getiren bilincin, geleceği
önceden hesaplayarak, sadece en son aşamada elde edilecek
olan faydayı amaçlaması gerekir. Doğal seleksiyon ise
bilinç ve irade sahibi bir mekanizma olmadığı için,
böyle bir şey yapamaz. Bu gerçek, "eğer birbirini takip
eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın
oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle
yıkılmış olacaktır" diyen Darwin'in endişe ettiği gibi,
evrim teorisini en temelinden yıkmaktadır.19
Doğal seleksiyon vasıtasıyla sadece bir canlı türü
içindeki sakat, zayıf ya da çevre şartlarına uymayan
bireyler ayıklanır. Yeni canlı türleri, yeni genetik
bilgi ya da yeni organlar meydana getirilemez. Yani,
doğal seleksiyon yoluyla canlılar evrimleşemez. Darwin
de bu gerçeği "faydalı değişiklikler oluşmadığı
sürece doğal seleksiyon hiçbir şey yapamaz" diyerek
kabul etmiştir.20
Bu nedenle neo-Darwinizm, doğal seleksiyonun
yanına "faydalı değişiklik sebebi" olarak mutasyonları
koymak zorunda kalmıştır. Oysa mutasyonlar, sadece ve
sadece "zararlı değişiklik sebebi"dirler.
Mutasyonlar
Mutasyonlar, canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan
ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde, radyasyon
veya kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen kopmalar
ve yer değiştirmelerdir. Mutasyonlar DNA'yı oluşturan
nükleotidleri tahrip eder ya da yerlerini değiştirirler.
Çoğu zaman da hücrenin tamir edemeyeceği boyutlarda
birtakım hasar ve değişikliklere sebep olurlar.
Dolayısıyla evrimcilerin arkasına sığındıkları mutasyon,
hiç de sanıldığı gibi canlıları daha gelişmişe ve mükemmele
götüren tılsımlı bir değnek değildir. Mutasyonların
net etkisi zararlıdır. Mutasyonların sebep olacağı değişiklikler
ancak Hiroşima, Nagazaki veya Çernobil'deki insanların
uğradığı türden değişiklikler olabilir: Yani ölüler,
sakatlar ve hastalar...
Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene
sahiptir. Bu molekül üzerinde oluşan herhangi rastgele
bir etki organizmaya ancak zarar verir. Amerikalı genetikçi
B. G. Ranganathan bunu şöyle açıklar:

Mutasyon sonucunda DNA'ya
yeni bilgi eklenmez: Genetik bilgiyi oluşturan
parçalar yerlerinden kopup sökülür, tahrip olur
ya da DNA'nın farklı yerlerine taşınır. Ama mutasyonlar
hiçbir şekilde canlıya yeni bir organ ya da yeni
bir özellik kazandırmazlar. Ancak bacağın sırttan,
kulağın karından çıkması gibi anormalliklere sebep
olurlar.
|
Mutasyonlar küçük, rastgele ve zararlıdırlar. Çok ender
olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler.
Bu dört özellik, mutasyonların evrimsel bir gelişme
meydana getiremeyeceğini gösterir. Zaten yüksek derecede
özelleşmiş bir organizmada meydana gelebilecek
rastlantısal bir değişim, ya etkisiz olacaktır ya da
zararlı. Bir kol saatinde meydana gelecek rastgele
bir değişim kol saatini geliştirmeyecektir. Ona büyük
ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz
olacaktır. Bir deprem bir şehri
geliştirmez, ona yıkım getirir.21
Nitekim bugüne kadar hiçbir yararlı mutasyon örneği
gözlemlenmedi. Tüm mutasyonların zararlı olduğu görüldü.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından nükleer silahların
sonucunda oluşan mutasyonları incelemek için kurulan
Atomik Radyasyonun Genetik Etkileri Komitesi'nin (Committee
on Genetic Effects of Atomic Radiation) hazırladığı
rapor hakkında evrimci bilim adamı Warren Weaver şöyle
diyordu:
Çoğu kimse, bilinen tüm mutasyon örneklerinin zararlı
olduğu sonucu karşısında şaşıracaktır, çünkü mutasyonlar
evrim sürecinin gerekli bir parçasıdır. Nasıl olur da
iyi bir etki-yani bir canlının daha gelişmiş canlı formlarına
evrimleşmesi-pratikte hepsi zararlı
olan mutasyonların sonucu olabilir?22
MUTASYONLAR
DAİMA ZARARLIDIR
  
Solda normal
bir meyve sineği (drosophila) ortada ise radyasyondan
kaynaklanan bir mutasyon sonucu bacakları kafasından
çıkmış bir meyve sineği.
Mutasyonların insan vücudunda meydana getirdiği
bazı zararlı etkiler.
Sağda Çernobil nükleer kazasından etkilenmiş bir
çocuk.
|
O zamandan bu yana yapılan bütün "faydalı mutasyon
oluşturma" çabaları da başarısızlıkla sonuçlandı. Evrimciler,
çok hızlı ürediği ve mutasyona uğratılması kolay olduğu
için, meyve sinekleri üzerinde onyıllarca mutasyon denemeleri
yaptılar. Bu canlılar olabilecek her türlü mutasyona
milyonlarca kez uğratıldı. Ama tek bir faydalı mutasyon
gözlemlenmedi. Evrimci genetikçi Gordon Taylor, bu konuda
şunları yazar:
Bu çok çarpıcı ama bu kadar da gözden kaçırılan bir
gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki
genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri
yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin
bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.23
Bir başka araştırmacı olan Michael Pitman, meyve sinekleri
üzerindeki deneylerin başarısızlığını şu şekilde ifade
eder:
Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca
sayısız mutasyonlara maruz bıraktı. Peki sonuçta insan
yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin
ürettikleri canavarlardan sadece pek azı beslendikleri
şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte
mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya
sakat ya da kısır oldular.24
İnsan için de durum aynıdır. İnsanlar üzerinde gözlemlenen
tüm mutasyonlar zararlıdır. Tıp kitaplarında "mutasyon
örneği" olarak anlatılan mongolizm, Down Sendromu, albinizm,
cücelik, orak hücre anemisi gibi zihinsel ya da bedensel
bozuklukların ya da kanser gibi hastalıkların her biri,
mutasyonların tahrip edici etkilerini ortaya koymaktadır.
Elbette ki insanları sakat bırakan ya da hasta yapan
bir süreç, "evrim mekanizması" olamaz.
Mutasyonların neden evrimci iddiayı destekleyemeyeceklerini
üç ana maddede özetlemek mümkündür:
Mutasyonlar her zaman zararlıdır: Mutasyonlar rastgele
meydana geldikleri için hemen hemen her zaman mutasyon
geçiren canlıya zarar verirler. Mantık gereği, mükemmel
ve karmaşık olan bir yapıya yapılacak herhangi bir bilinçsiz
müdahale, o yapıyı daha ileri götürmez aksine tahrip
eder. Nitekim hiçbir gözlemlenmiş "faydalı mutasyon"
yoktur.
Mutasyon sonucunda DNA'ya yeni bilgi eklenmez: Mutasyon
sonucunda genetik bilgiyi oluşturan parçalar yerlerinden
kopup sökülür, tahrip olur ya da DNA'nın farklı yerlerine
taşınır. Ama mutasyonlar hiçbir şekilde canlıya yeni
bir organ ya da yeni bir özellik kazandırmazlar. Ancak
bacağın sırttan, kulağın karından çıkması gibi anormalliklere
sebep olurlar.
Mutasyonun bir sonraki nesile aktarılabilmesi için,
mutlaka üreme hücrelerinde meydana gelmesi gerekir:
Vücudun herhangi bir hücresinde veya organında meydana
gelen değişim bir sonraki nesle aktarılmaz. Örneğin
bir insanın gözü, radyasyon ve benzeri etkilerle mutasyona
uğrayıp orijinal formundan farklılaşabilir, ama bu kendisinden
sonraki nesillere geçmeyecektir.
Canlıların evrim geçirmiş olmaları mümkün değildir,
çünkü doğada onları evrimleştirebilecek bir mekanizma
yoktur. Nitekim fosil kayıtlarına baktığımızda da,
bu imkansız senaryonun zaten yaşanmadığını görürüz.
|