|
EN KÜÇÜK CANLI
Vücudumuzun her noktasında küçük, ama küçük olduğu kadar
da karmaşık bir hayat hüküm sürer. İnsanın herhangi bir
organının derinliklerini mikroskop altında incelediğimizde,
orada o organı oluşturmak üzere biraraya gelmiş ve her
an faaliyet içinde olan milyonlarca minik canlının yaşadığını
görürüz. Yalnızca insan değil, bütün canlılar hücre denilen
bu mikroskobik canlıların biraraya gelmesinden oluşurlar.
Hücreler çekirdeksiz (prokaryot) ve çekirdekli (ökaryot)
olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bakteriler çekirdeksiz
tek hücreli canlılardır. İnsan ve hayvan hücreleri ile
bitki hücreleri çekirdekli hücrelerden oluşur ancak
yapı olarak birbirlerinden farklıdırlar. Bitki hücreleri
içerdikleri kloroplastlar sayesinde güneş ışığını kullanarak
insanlar ve hayvanlar için besin ve oksijen üretirler.
Bu broşürde genel olarak insan hücreleri üzerinde durulmuş
aynı zamanda yer yer bitki hücrelerine de değinilmiştir.
İnsan vücudunda 100 trilyondan fazla hücre bulunur.
Bu hücrelerden bazıları o kadar küçüktür ki bunların
bir milyon tanesi biraraya gelse ancak bir iğne ucu
kadar yer kaplar. Ancak, bu küçüklüğüne rağmen hücre,
bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne
kadar karşılaştığı en kompleks yapı ünvanını korumaktadır.
Halen keşfedilmemiş pekçok sırrı içinde barındırmayı
sürdüren hücre, evrim teorisinin de en büyük açmazlarından
birini oluşturur. Nitekim ünlü Rus evrimcisi A. I. Oparin
gözardı edilemeyen bu gerçeği şöyle ifade eder: "Maalesef
hücrenin meydana gelişi evrim teorisinin bütününü içine
alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir."(A. I. Oparin,
Origin of Life, s.196)
Bu itiraftan, evrimin önünün daha ilk aşamada tıkandığı
ve daha fazla ileri gitme şansının kalmadığı rahatlıkla
anlaşılmaktadır. Zira, bilindiği gibi canlı vücudunun
başlıca yapıtaşı hücredir. Dolayısıyla, henüz hücrenin
hatta hücreyi meydana getiren proteinler ve proteinleri
meydana getiren aminoasitlerin meydana gelişini bile
açıklayamayan bir teorinin, dünya üzerindeki canlıların
ortaya çıkışı hakkında bir açıklama getirmesi mümkün
değildir. Aksine, hücre, insanın "yaratılmış"
olduğunun en göz kamaştırıcı delillerinden birini oluşturmaktadır.
Gerçekten de hücrenin, yaşamını sürdürebilmesi için, çeşitli
işlevlere sahip bütün temel parçalarının birarada bulunmaları
gereklidir. Bu nedenle, eğer hücre evrim sonucu meydana
gelmiş olsaydı, milyonlarca parçasının aynı anda ve aynı
yerde varolmuş olması, bunların da yine aynı anda belli
bir düzen ve plan içinde biraraya gelmiş olmaları gerekirdi.
Böyle bir olayın tesadüfen gerçekleşebilmesi ise ihtimal
sınırlarının çok ötesinde olduğundan, bu duruma yaratılış
demek çok daha makul ve yerinde olacaktır.
Hücrenin, evrimin iddia ettiği gibi rastlantılar sonucu
meydana gelebilmesi, basımevindeki bir patlamayla bir
ansiklopedinin şans eseri basılıvermiş olmasından daha
düşük bir ihtimale sahiptir. Başka bir deyişle, canlılığın
tesadüfen meydana gelmiş olması ihtimal dışıdır.
Buna rağmen evrimciler, hala, ilkel dünya şartları
gibi, olabilecek en kontrolsüz ortamda canlılığın rastlantılarla
ortaya çıktığını iddia edebilmektedirler. Bu, hiçbir
zaman bilimsel verilerle uyuşmayan bir iddia olduğu
için gerçekçilikten tamamen uzaktır. Ayrıca en basit
ihtimal hesapları bile, değil canlı bir hücrenin, o
hücredeki milyonlarca proteinden bir tanesinin bile
tesadüfen oluşamayacağını matematiksel olarak kanıtlamıştır.
İnsan vücudundaki bütün hücreler başlangıçta tek bir
hücrenin bölünerek çoğalmasıyla meydana gelmiştir. Ve,
daha en başından, vücudumuzun şu anki yapısı, şekli,
tasarımı ve tüm özellikleriyle ilgili her türlü bilgi
bu ilk hücrenin çekirdeğindeki kromozomlarda mevcuttur.
Bütün hücreler genel özellikleri bakımından birbirlerine
benzerler. Ancak her organ, yapısına ve görevine göre
özelleşmiş şekiller ve kabiliyetlerle donatılmış, diğer
organlardakinden farklı hücrelere sahiptir.
Tek başına bir hücre, bütün çalışma sistemleri, haberleşmesi,
ulaşımı ve yönetimiyle büyük bir şehirle benzer bir
karmaşıklık derecesine sahiptir: Hücrenin sarfettiği
enerjiyi üreten santraller; yaşam için zorunlu olan
enzim ve hormonları üreten fabrikalar; üretilecek bütün
ürünlerle ilgili bilgilerin kayıtlı bulunduğu bir bilgi
bankası; bir bölgeden diğerine hammaddeleri ve ürünleri
nakleden kompleks taşıma sistemleri, boru hatları; dışardan
gelen hammaddeleri işe yarayacak parçalara ayrıştıran
gelişmiş laboratuvar ve rafineriler; hücrenin içine
alınacak veya dışına gönderilecek malzemelerin giriş-çıkış
kontrollerini yapan uzmanlaşmış hücre zarı proteinleri
bu karmaşık yapının yalnızca bir bölümünü oluştururlar.
|
HÜCREDEKİ ORGANİZASYON:
Hücre; protein üreten ribozomları, enerji üreten
mitokondrileri, merkezi bilgi bankası olan
DNA, ulaştırma yapan endoplazmik retikulum, depolama
yapan golgi cisimciği, giriş ve çıkışı denetleyen
hücre zarı, bütün tepkimelerde görev alan enzimler
ve daha sayısız, bir çok faaliyet ile kusursuz
bir fabrika gibi çalışır. Unutulmaması gereken
gerçek; her fabrikanın bilinçli bir tasarım, planlayıcı
bir akılla oluştuştuğudur yani tesadüfler sonucu
kusursuz bir fabrikanın oluşamayacağı ve işleyemeyeceğidir.
|
İnsanın hayatının devamlılığı, kendisini meydana getiren
bu hücrelerin hem kendi içlerinde hem de birbirleri
arasında uyum içinde çalışmaları sayesinde olur. Hücre,
diğer hücrelerle uyum içinde çalışırken, kendi yaşamını
da büyük bir düzen ve hassas bir denge içerisinde sürdürür.
Bu düzenini devam ettirmek, iç dengesini korumak için
ihtiyacı olan birçok maddeyi, enerjisi de dahil olmak
üzere bizzat kendisi tesbit eder ve üretir. Kendi karşılayamadığı
ihtiyaçlarını ise dışardan büyük bir titizlikle seçip
alır. Öyle seçicidir ki, dış ortamda başıboş dolaşan
maddelerden bir tanesi bile hücrenin izni olmadan şans
eseri onun kapılarından içeri giremez. Hücrenin içinde
lüzumsuz, amaçsız tek bir molekül bile bulunamaz. Hücre
dışına çıkışlar da aynı şekilde hassas kontroller, sıkı
denetimler sonucunda gerçekleşir.
Tüm bunlarla birlikte hücre, her türlü dış tehdit ve
saldırıya karşı kendini koruyacak bir savunma sistemine
de sahiptir. Dahası, içerdiği bunca yapı ve sisteme,
içinde süregiden bunca sayısız faaliyete rağmen, ortalama
bir hücrenin büyüklüğü modern bir şehir gibi kilometrelerce
kare değil, yalnızca milimetrenin 100'de biri kadardır.
İşte bu dünyadaki en küçük canlının burada kısaca birkaçını
saydığımız işlevlerinden herbiri, kitabın devamında
da inceleyeceğimiz gibi, başlıbaşına inanılması güç
birer mucize niteliğindedir.
DÜNYANIN EN GELİŞMİŞ FABRİKASI
Hücredeki üretim sistemini, dünyada henüz benzeri tesis
edilememiş, son derece ileri teknolojiyle çalışan hayali
bir fabrikaya benzetebiliriz. Bu hayali fabrika, çok
sayıda gelişmiş birimlerden oluşan ve her birimde farklı
teknolojik ürünler üreten dev bir tesistir. Ürünlerinin
bir kısmını kendi iç yapısında kullanır, bir kısmını
birbirine monte edip yeni üretim makineleri yapar. Ürettiği
ürünlerin bir çoğunu da hammadde ve makina olarak dışarıya
gönderir. Üretimde en az sarfiyatı yapıp, en yüksek
verimi elde eder. Yeryüzünde hiçbir fabrikanın olamayacağı
kadar çevrecidir. Atıklarını kendisi yok edip çevreyi
hemen hemen hiç kirletmez.
Fabrikadaki üretim ve işletim sistemleri mükemmel olarak
dizayn edilmiştir. Yöneticiler, mühendisler, işçiler,
kısacası bütün personel, görevlerini en mükemmel şekilde
yerine getiren üstün nitelikli robot ve bilgisayarlardan
oluşmuştur. Bu bilgisayar ve robotlar ise, benzerlerine
ancak bilimkurgu filmlerinde rastlayabileceğimiz düzeyde
gelişmişlerdir.
İşte hücredeki üretim de aynı bu hayali fabrikadaki
gibi gerçekleşir. Fabrikadaki robotların ve makinelerin
yerini hücrede, "enzim" adı verilen, özel işlemler için
uzmanlaşmış karmaşık yapılı protein molekülleri tutar.
Fabrikadaki, bilgileri depolayan ve yönetimi sağlayan
bilgisayarlara karşılık hücredeki bilgi ve yönetim,
bu konuda uzmanlaşmış, çok sayıda atomların birleşmesinden
meydana gelmiş, büyükçe, sarmal şeklinde bir molekül
tarafından yapılır: "DNA" molekülü.
Şimdi bu mucize molekülün akıllara durgunluk veren
yapısını ve başardığı inanılmaz işleri görelim.
|