|
KAMBRİYEN PATLAMASI
anlılar
biyologlar tarafından çeşitli sınıflara ayrılırlar. "Taksonomi" ya
da "sistematik" olarak adlandırılan bu sınıflandırma
içindeki hiyerarşik kategoriler canlıların çeşitli
özelliklerine göre belirlenmiştir.
Canlıların Sistematiği
Buna göre canlılar ilk önce alemler olarak sınıflandırılırlar.
Daha sonra filumlara ayrılır ve filumlar da birtakım
alt gruplara çeşitlenirler. Söz konusu hiyerarşik
sınıflandırma, şu şekilde belirlenmiştir:
Alem (Kingdom)
Filum (Phylum, çoğulu Phyla)
Sınıf (Class)
Takım (Order)
Aile (Family)
Cins (Genus, çoğulu Genera)
Tür (Species)
Bilim adamları, hayvanlar alemini beş aleme (son zamanlarda
bu sayı, bazı sınıflandırmalara göre 6 bazılarına göre
ise 3 olarak belirlenmiştir), bunları da 25 ila 35
filuma bölerler. Filumu belirleyen faktörler oldukça
temeldir: Bunlar, organların ve dokuların sayıları
ve çeşitleri, beden simetrisi ve beden çukurlarının
yeri ve özelliği gibi detaylardır.41 Buradan yola çıkarak,
filumu belirleyen faktörlerin dış özelliklerden çok,
iç organizasyon olduğunu anlarız. Örneğin solucan şekli
pek çok filum tarafından paylaşılan bir özelliktir.
Ancak solucan görünümündeki farklı canlılar, benzer
bir özelliği taşımalarına rağmen, farklı filumlara
dahil birbiriyle bağlantısız canlılar olarak değerlendirilirler.
Çünkü iç yapıları tümüyle farklıdır. İç organizasyon
ise, canlının bedeninde oksijen-karbondioksit gibi
gazların değişimi, gıdaların alımı ve çiftleşme gibi
özelliklerin nasıl gerçekleştiği ile ilgilidir. Örneğin Arthropodlar (böcekler,
örümcekler ve diğer eklembacaklılar) tümüyle ayrı bir
filumu temsil eder. Chordata ise, notochorda
(embriyonun sırt tarafında omurgayı oluşturacak olan
hücre kümesinin oluşturduğu uzun kordon) veya daha
çok omuriliğe sahip olan canlıları barındırır. Kuşlar,
balıklar, sürüngenler, memeliler gibi omuriliğe sahip
canlıların tümü bu filuma dahildir. Yumuşakçalar ayrı
bir filumdur. Deniztarağı, istiridye, sümüklü böcek
bu filuma dahildir. Diğer bir filum annelid'lerdir.
Bu kategoriye solucanlar girer. Tüm filumların en büyüğü
ise kabuklu hayvanlardır. Yaklaşık 35 hayvan filumuna,
bazı yumuşak bedenli canlıları barındıran Molluska filumu
veya yuvarlak solucanları barındıran Nemotada filumu
gibi oldukça çeşitli filumlar da dahildir.

Genler, mutasyon geçirerek tekrar işlev görebilir başka genler haline dönüşemezler. Değişerek, kol yerine kanat gibi apayrı organları meydana getiremezler. Bir canlıda, bir iç özelliğin kendi kendine ortaya çıkma ihtimali, bin defa attığımız bir zarın her defasında 6 gelme olasılığı kadar yani 1 trilyarda 1 ihtimaldir. Bu ihtimal matematiksel olarak sıfırdır. |
Filumları belirleyen iç organizasyon, pek çok gen tarafından
kontrol edilir. Bunun anlamı şudur: Bir canlının bir
başka canlıya dönüşecek şekilde evrim geçirebilmesi
ve birbirinden farklı iki filumun oluşabilmesi için,
canlının iç yapısının tüm detaylarının birer birer
tam teşekküllü olarak değişmesi, bunun için de bütün
bu genlerin aynı anda mutasyona uğraması gerekmektedir.
Gerçekleşen bu rastgele mutasyonların her birinin de
fayda getirmesi gerekmektedir. Bilimsel olarak böyle
bir değişimin oluşması imkansızdır. Mutasyonlar, %99
zarar getiren etkenlerdir. %1'lik kısmı ise etkisizdir.
İç özellikler ise aşamalarla meydana gelemeyecek kadar
komplekstirler. Genler değişerek, tekrar işlev görebilir
şekle dönüşemez, yeni özellikler meydana getiren başka
canlılara ait genler haline gelemezler. Aynı şekilde
canlılar dış etkenlerden de çok az etkilenirler. İki
canlının, çeşitli şartlara bağlı olarak, birbirine
benzer, ortak bir iç özelliği, dış etkenlerle kendi
kendine geliştirmesi mümkün değildir. Böyle bir ihtimal,
bin defa attığımız bir zarın, her defasında 6 gelme
olasılığı kadar yani 1.000.000.000.000.000.000'de (1
trilyarda) 1 ihtimaldir.42 (Detaylı bilgi için bkz. Hayatın
Gerçek Kökeni, Harun Yahya)
Bu önemli bilgiler, canlıların birbirlerinden ne kadar
farklı olduğunu genel hatlarıyla gösterebilmek için
verilmiştir. Birbirinden farklı özellikler taşıyan
canlılar, rastgele etkiler sonucunda kendilerinde daha
önce olmayan bir özelliği geliştiremez, olmayan bir
organı meydana getiremezler. Bu, canlıların sistematiğindeki
en küçük birim olan "türler" için bile geçerli
olan bir gerçektir. Türler, başka türlere dönüşemezler.
Bu imkansızdır. Kambriyen döneminde ortaya çıkmış olan
canlı çeşitliliğini ise, türlerden çok, birbirinden
farklı "filumlar" oluşturur. Kambriyen dönemi,
günümüzde var olan 35 filum da dahil olmak üzere 50
ayrı filumun aniden ortaya çıktığı bir dönemdir. Evrimcilerin
Kambriyen dönemi ile ilgili açıklama getiremedikleri
çok fazla detay vardır. Ancak, birbirinden farklı yüzlerce,
hatta belki daha da çok özelliği içinde barındıran,
dev hayvan çeşitliliğine sahip "filum"ların
aniden ortaya çıkması, üstelik günümüzdekinden fazla
sayıda olması, evrimciler açısından gerçekten de açıklanması
imkansız bir durumdur. Fosil kayıtları evrim teorisi
açısından bu büyük yıkımı açıkça göstermiştir.
Ünlü Fransız zoolog Pierre Grassé, bu konuda şunları
söyler:
Doğa bilimciler unutmamalıdırlar ki, evrim süreci sadece
fosil kayıtları aracılığıyla açığa çıkar. Sadece paleontoloji
(fosil bilimi) evrim konusunda delil oluşturabilir
ve evrimin gelişimini ve mekanizmalarını gösterebilir.43
Paleontolojinin evrim hakkında gösterdiği gerçek, evrimin
doğa tarihinde yeri olmadığıdır. Ana canlı grupları,
Kambriyen patlamasında yaşama aniden ve kusursuz beden
yapılarıyla başlamıştır. Evrimciler yoğun çabalarına
rağmen bunlar arasında hiçbir ara form bulamamışlar,
paleontoloji bilimi Darwinizm'in çöküşünü getirmiştir.
Bu çöküş süreci, 1909 yılında Kanada'da yapılan "sessiz" bir
keşifle başlamıştır.
 |
Filum nedir?
Filum, hayvanlar aleminde canlıları sınıflandırmak
için kullanılan en büyük kategoridir. En çok
bilinen filumlar arasında; omurgalıları da
içeren kordata, tüm böcekleri içeren artropoda,
tüm kabuklu yumuşak hayvanları içeren molluska
sayılabilir. Bu filumların hepsinin kendine
has vücut planları vardır. Filumlar da başka
birtakım alt gruplara ayrılırlar. Söz konusu
hiyerarşik sınıflandırma, büyükten küçüğe doğru
şu şekilde belirlenmiştir:
Alem > Filum > Sınıf > Takım > Aile > Cins > Tür |
|
Bir Mucizenin Keşfi: Burgess Shale Faunası
Kambriyen'de ortaya çıkan canlıların arasındaki farklar
oldukça büyüktür. Bu farklar bazen öylesine büyüktürler
ki, bazı canlılar tek bir türe özeldir. Bunun gibi
bir şey daha önce olmamıştır ve bundan sonra da gözlemlenmemiştir.44
Charles Doolittle Walcott, ABD'nin ünlü müzelerinden
Smithsonian Institution'da görevli yönetici (1907-1927)
ve bir paleontologdu. Kanada'nın Rocky Dağları civarındaki
Burgess bölgesinde çalışan demiryolu işçilerinin, çeşitli
fosiller bulduğuna dair duyumlar aldı. 1907 yılının
Temmuz ayından itibaren konuyu araştırmak için bölgeye
ziyaretler gerçekleştirdi ve sözü edilen fosillerden
örnekler aramaya başladı. 31 Ağustos 1909 günü, tecrübeli
paleontoloğun yine Burgess'te fosil araştırması için
bulunduğu günlerden biriydi. Ancak bir farkla: Walcott,
başlangıçta sıradan görünen o günkü araştırmasınının
kısa bir süre sonra paleontoloji tarihinin en büyük
bulgularından birini vereceğinden habersizdi.
|
O, gökleri ve yeri hak olarak
yaratandır. O'nun "ol" dediği
gün (her şey) oluverir, O'nun sözü haktır.
Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı
ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm
ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
(Enam Suresi, 73)
|
Burgess'teki kayalar, şist adı verilen kaya tipindeydi
ve ince ince tabakalardan meydana geliyordu. Böyle
bir kaya üzerindeki tabakalar, kayaya uygun açıdan
vuruldukça birbirinin üzerinden kayıyor, barındırdıkları
fosil izler gün ışığına çıkıyordu. Walcott, böyle bir
Burgess Shale kayasında o gün ilk Kambriyen fosilini
ele geçirdi. Detaylı kazılara daha sonra başlamak üzere
fosillerin yerini işaretledi. Araştırmalarına yeniden
başladığında, paleontolojik değeri adeta bir altın
madeni olan bulgular ele geçirmişti.
Walcott, o yıllarda yaptığı incelemelerde, ilk bakışta
gizemli görünen bazı yumuşak vücutlu canlıların izlerine
rastlamıştı. Bu canlıları tanımaya, onların neden burada
olduklarını anlamaya çalıştı. O ana kadarki bilgilere
göre, bunların hiçbirinin burada olmaması gerekiyordu.
Bulgularının olağanüstü öneme sahip olduklarını fark
eden Walcott, örnekleri hemen incelemeye aldı.

Kanada'daki Burgess Shale Faunası |
Bu bölge, şaşılacak derecede iyi korunmuş Kambriyen
fosilleriyle dolu bir faunaydı. Hayvan fosillerini
barındıran en eski fosil katmanları buradaydı ve bu
katmanlar müthiş bir çeşitlilik ve komplekslik sergiliyor,
yüzmilyonlarca yıl öncesi döneme bir pencere açıyordu.
Bulunan fosiller, yumuşak bedenli canlılara ait olmalarına
rağmen çok iyi korunmuşlardı. İnce kaya tabakalarının
arasındaki fosiller sanki yumuşak dokuların dahi detayını
gösteren minyatür birer röntgen filmi gibi duruyorlardı.
Walcott, kolsu ayaklılar, solucanlar ve eklem bacaklılar
gibi çok çeşitli gruplardan hayvanların fosillerini
buldu. Bunlar, birçoğu yumuşak bedenli olan çok sayıda
deniz canlısıydı.
Peki ama yüz milyonlarca yıl önce deniz tabanında yaşamış
olan canlıların fosilleri Rocky dağlarının deniz seviyesinden
yaklaşık 3000 metre yüksekliğinde ne arıyordu? Anlaşılıyordu
ki, bu canlıların üzeri, yüzmilyonlarca yıl önce deniz
tabanında meydana gelen bir kayma sonucunda kumla örtülmüş,
bu tortullu tabaka, sonraki jeolojik hareketlerle yükselerek
Rocky dağlarına oturmuştu. Böylelikle en eski kompleks
canlıların son derece iyi korunmuş fosillerinin Walcott'un
gözlerinin önünde belirmesi mümkün olabilmişti.

Burgess Shale bölgesinde, en eski kompleks canlıların yaklaşık 65.000 kadar örneğini toplayan Charles Doolittle Walcott, tarihin en büyük bilim sahtekarlıklarından bir diğerinin sahibiydi. Bulduğu fosillerin evrim teorisini tümüyle ortadan kaldıracak büyük bir delil olduğunu bildiğinden, bunları tam 70 yıl, müdürü olduğu Smithsonian Müzesinde sakladı. Ancak Kambriyen gerçeği örtbas edilecek gibi değildi. Dünyanın çok çeşitli yerlerinde ortaya çıkan yeni fosiller, Kambriyen döneminde bir canlı patlaması olduğunu açıkça gösteriyordu. 70 yıl sonra ortaya çıkarılan Burgess Shale fosilleri de bu gerçeği en mükemmel şekilde ilan etmişti. |
Walcott bölgeyi, yakındaki Burgess dağından esinlenerek
Burgess Shale (Burgess Şisti) olarak isimlendirdi ve
1910 - 1917 yılları arasında burada yaklaşık 65.000
fosil örneği topladı.45
Walcott topladığı fosillerin hangi filumlara ait olduğuna
baktığında çok şaşırdı. Çünkü bulduğu fosil tabakası
çok eskiydi ve bundan daha eski tabakalarda kayda değer
bir yaşama rastlanmamıştı; ama bu tabakada bilinen
filumların neredeyse tamamına ait canlılar vardı. Dahası
hiç bilinmeyen filumlara ait fosiller de bulmuştu.
Bu, hayvanlar alemindeki tüm vücut yapılarının, aynı
jeolojik devirde, bir arada ortaya çıktıklarını gösteriyordu.

Fosil kayıtları, Walcott gibi sahtekarlar tarafından saklanmaya çalışılsa da, yeryüzü tarihinde hakim olan büyük gerçek, çeşitli delillerle sürekli olarak evrimcilerin karşısına çıkmaktadır:Yaratılış Gerçeği. Fosil kayıtları bu gerçeği sürekli olarak ilan etmekte, Allah'ın kusursuz yaratması sürekli olarak sergilenmektedir. Evrimciler aksini kanıtlamak için ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler, Walcott örneğinde olduğu gibi, sahtekarlık yöntemleri daima başarısızlıkla sonuçlanacaktır. |
Bu ise Darwin'in teorisi için yıkıcı bir darbe oluşturuyordu.
Çünkü Darwin canlıların yavaş yavaş dallanan bir ağacın
kolları gibi geliştiğini ileri sürmüştü. Darwin'in
kurguladığı evrim ağacına göre, yeryüzünde ilk başta
tek bir filum olmalı, sonra uzun zaman dilimleri içinde
farklı filumlar yavaş yavaş ortaya çıkmalıydı. Oysa
Walcott, tüm filumların aynı anda ve aniden ortaya
çıktıklarını gösteren kanıtlarla yüz yüzeydi. Bu, "evrim
ağacı"nın tamamen tersine dönmesi anlamına geliyordu.
Ağacın en uç dallarını sembolize eden ve türlerin ardından
en son oluşması gereken filumlar, canlı tarihinin daha
en başında ortaya çıkmışlardı.
Walcott'un bu bulguları kuşkusuz oldukça önemliydi.
Ama Darwinizm'e yönelik bu büyük darbenin açığa çıkması
için 70 yıl beklemek gerekecekti.
Çünkü Walcott, elde ettiği fosilleri bilim dünyasına
açmak yerine, gizlemeye karar verdi. Washington D.C.'deki
ünlü Smithsonian Müzesi'nin müdürü olan Walcott koyu
bir Darwinistti. Evrim teorisine göre bu denli eski
kayalarda nispeten basit yapıda fosillerin bulunması
beklenirdi. Oysa bulduğu fosillerin komplekslik açısından
günümüzde yaşamakta olan yengeç, denizyıldızı, solucan
gibi canlılardan hiçbir farkı yoktu. İşin Darwinistler
açısından en endişe verici yanı ise, Burgess Shale'de
de, daha eski kayalarda da, bu canlıların atası olabilecek
hiçbir fosil örneğinin bulunamamış olmasıydı. Bu açmazlarla
karşılaşan Walcott, elde ettiği fosillerin evrim teorisine
büyük bir sorun oluşturacağından emin olduğu için,
bunları açıklamak yerine, çektiği bazı fotoğrafları,
birtakım notlarla birlikte Smithsonian Institution'a
yolladı. Fosiller burada yetmiş yıl kadar unutulacakları
çekmecelere kilitlendiler. Burgess Shale fosillerinin
gün ışığına çıkması, ancak 1985 yılında, müzenin arşivlerinin
yeniden incelenmesi sayesinde oldu. İsrailli bilim
adamı Gerald Schroeder bu konuda şu yorumu yapar:
Eğer Walcott isteseydi, fosiller üzerinde çalışmak
üzere bir ordu dolusu öğrenciyi görevlendirebilirdi.
Ama evrim gemisini batırmamayı tercih etti. Bugün Kambriyen
devri fosilleri Çin'de, Afrika'da, İngiliz Adaları'nda,
İsveç'te ayrıca Grönland'da da bulunmuş durumdadır.
(Kambriyen devrindeki) Patlama, dünya çapında yaşanmış
bir olaydır. Ama bu olağanüstü patlamanın doğasını
tartışmak mümkün olmadan önce, bilgi gizlenmiştir.46
Burgess Shale fosilleri Walcott'un ölümünden on yıllar
sonra yeniden incelendi. "Cambridge grubu" olarak
anılan ve Harry Blackmore Whittington, Derek Briggs
ile Simon Conway Morris'ten meydana gelen uzmanlar
ekibi, 1980'lerde fosilleri detaylı bir şekilde analiz
ettiler. Ve faunanın Walcott'un belirlediğinden çok
daha çeşitli ve sıradışı olduğu sonucuna vardılar.
Fosillerin, günümüzde bilinen canlı kategorileri altında
sınıflandırılamayacağı yönünde görüş bildirdiler. Canlılar,
542-490 milyon yıl öncesinde süregelmiş Kambriyen döneminde,
oldukları gelişmiş ve kompleks halleri ile aniden ortaya
çıkmışlardı.
Ortaya çıkan sonuç öylesine beklenmedikti ki, bilim
adamları bu ani hareketi bir "patlama" olarak
adlandırdılar. "Kambriyen Patlaması", bilim
tarihinin en benzersiz, evrimci bilim adamları için
ise en açıklamasız olaylarının başında geliyordu. Kendi
döneminde Kambriyen bulgularının farkında olan Darwin
bile, bu önemli olaya açıklama getirilemediği sürece,
teorisinin geçerliliğinin şüphede olabileceği gerçeğini
kabul etmişti.47
Bilim dünyasının, Burgess Shale fosilleriyle gecikmeli
tanışması böyle gerçekleşti. Burgess Shale, çok iyi
korunmuş fosilleriyle yüz milyonlarca yıl önceki Kambriyen
ekosistemlerine açılan bir pencere gibiydi. Bu yüzden
bilim adamları arasında giderek artan bir ilginin odağı
oldu. 1980'li yıllarda yeni Kambriyen fosil alanlarının
ortaya çıkarılması, Kambriyen patlamasına olan merakı
daha da artırdı. Yeni paleontolojik bulgular, patlamanın
çapının tahmin edilenin çok ötesinde olduğunu gösteriyor,
durumu evrimciler adına çok daha vahim bir hale sokuyordu.
Walcott'un endişeleri yerini bulmuştu. Kambriyen patlamasıyla
ilgili bilgi akışı, Darwinist teori üzerinde bir "asit
etkisi" meydana getirmekte gecikmedi. Kambriyen
patlamasıyla ilgili anlayış geliştikçe Darwinizm'in
temel varsayımlarının çürüklüğü kesin ve net bir şekilde
ortaya çıktı.
Kitabın şimdiye kadarki kısmında, Kambriyen öncesi
dönemi ve o dönem canlılarını inceledik. Kitabın bundan
sonraki kısmında ise, göz kamaştırıcı bir canlı çeşitliliğinin
ortaya çıktığı ve sergilendiği Kambriyen dönemi sürecini
inceliyor olacağız. Bu amaçla biyolojik çeşitliliğin
Kambriyen öncesi ve sonrası dönemlerdeki seyrini ele
alacağız. Bu bize canlı kategorilerinin ortaya çıkışı
hakkında genel bir fikir verecektir. Daha sonra Kambriyen
dönemindeki olağanüstü kompleksliği inceleyecek, bu
canlılardaki üstün yapı ve sistemlerin evrimciler için
ne denli büyük bir problem oluşturduğuna bakacağız.
Komplekslikle ilgili bölümden sonra fosil kayıtlarının
ortaya koyduğu tabloyu Darwinizm'in varsayımlarıyla
karşılaştıracak, Darwinizm'in neden "yıkıma uğramış" bir
teori olduğunu göstereceğiz. Bu noktada, ana beden
kategorilerinin (filumların), fosil tabakalarında ortaya
çıkışıyla ilgili genel tabloyu 3 maddede özetleyerek
başlayabiliriz:
1. Kambriyen dönemi öncesindeki milyarlarca yıl boyunca
yeryüzü sadece tek hücreli organizmalara ve kompleks
sistemlere sahip olmayan bazı çok hücrelilere ev sahipliği
yapmıştır. Bu canlıların oluşturduğu filum sayısı sadece
3'tür.
2. Canlılar aleminin birçok filumu, Kambriyen döneminin
sadece 5-10 milyon yıllık bir döneminde aniden ve kusursuz
beden yapılarıyla ortaya çıkmıştır. Dönemin sonu geldiğinde
ortaya çıkmış olan filum sayısı 50'yi bulmuş, canlılar
aleminin tüm filumlarının fosil kayıtlarında belirmesi
-bir istisna ile- tamamlanmıştır.
3. Ana beden yapıları açısından Kambriyen dönemi
sonrasında fosil kayıtlarına damgasını vuran olgu 'durağanlık'
olmuştur. Darwinist beklentilerin tam aksine, filum
gibi yüksek kategorilerin sayısında artış olmamış,
hatta bir kısım filumların soyunun tükenmesiyle bunların
sayısında azalma olmuştur. Dolayısıyla Kambriyen devri,
ana beden yapısı seviyesinde günümüze oranla daha komplekstir.
Göz Kamaştırıcı Bir Canlı Çeşitliliği: Kambriyen Patlaması
Kambriyen dönemi, kayalıklarında birbirinden çok farklı
ve kompleks yapıda çok hücreli organizmalar barındıran
en eski jeolojik dönemdir. Bu döneme ait kayalıklar
ilk olarak 1835 yılında İngiliz jeolog Adam Sedgwick
tarafından Kuzey Galler'de bulunmuştur. Sedgwick,
dönemi, Galler'in Latincedeki ismi olan Cambria'dan
esinlenerek isimlendirmiştir. Uluslararası Global
Stratigrafi Alt Komisyonu'nun 2002 yılında yayınladığı
tarihlere göre, Kambriyen döneminin günümüzden 545
milyon yıl önce başlayıp 490 milyon yıl kadar önce
sona erdiği kabul edilmektedir. Erken Kambriyen (542-513
milyon yıl önce), Orta Kambriyen (513-501 milyon
yıl önce) ve Geç Kambriyen (501-490 milyon yıl önce)
olarak üç alt döneme ayrılmaktadır.48
Dönemi doğa tarihi açısından önemli kılan en büyük
olay, "Kambriyen patlaması"dır. Bu, Kambriyen
öncesi dönemden Kambriyen dönemine geçişte (Erken Kambriyen'de)
yaşanan bir patlamadır ve hiçbir ataları olmayan kompleks
organizmaların dünya çapında son derece ani bir şekilde
ortaya çıkmasını ifade etmektedir. Biyolojik çeşitlilik
ve komplekslik açısından Kambriyen öncesi dönemle Kambriyen
dönemi arasında öylesine büyük bir farklılık vardır
ki, bu olay, canlıların bu ani varoluşunu ifade etmek
için bir "patlama" olarak isimlendirilmiştir.
Evrimci yazar Richard Monestarsky, literatürde "biyolojik
Big Bang" olarak da anılan bu olayı şu sözlerle
tarif etmektedir:
Hayvanlar, Kambriyen dönemi 544 milyon yıl önce başlamadan
evvel, kısıtlı hareket sağlayan, oldukça basit bedenlere
sahipti. Kambriyen öncesi dönemin kapanışındaki hayvanat
bahçesi, denizanaları ve mercanla bağlantılı ve nispeten
sıradan, bir dizi canlı sergiliyordu; bunlar arasında
en ilgi çekici denebilecekler, deniz tabanında kayarak
ilerleme yetenekleriyle diğerlerinden ayrılan solucan
benzeri hayvanlardı.
Ancak Kambriyen döneminin başında, yaşam aniden
komplekse doğru bir yön aldı. Jeolojik olarak
tek bir 'an'ı temsil eden birkaç milyon yıllık
jeolojik zaman dilimi içinde, gelişmiş beden
yapılarına sahip canlılar denizleri doldurdu.
Kambriyen patlaması adı verilen bu biyolojik
patlama, ilk iskelet ve sert kabukları, antenleri,
bacakları, eklem ve çeneleri üretti.49

Hayvanlar aleminin tüm anatomik çeşitliliğinin sadece 5 milyon yıllık bir dönemde ortaya çıkmış olması, gerçekten de olağanüstü bir durumdur. Bunu bir kitap benzetmesiyle daha yakından görebiliriz: Eğer 4.6 milyar yıllık yeryüzü tarihini 920 sayfalık kalın bir kitap gibi düşünecek olursak, bu kitabın ilk 814 sayfası neredeyse tamamen boştur. Buna karşın 5 milyon yılı temsil eden tek bir sayfada, "815" numaralı sayfadaki rengarenk resimlerde bir anda hayvanlar aleminin tüm anatomik zenginliklerinin ortaya çıktığını görürüz. Kitabın sonraki sayfalarında var olan birbirinden çarpıcı güzellikler, bu tek sayfadaki temel beden yapıları üzerine kuruludur. Sonraki tüm sayfaları dolduran göz, bacak, anten vs. gibi tüm organlar ilk kez bu tek sayfada ve kusursuz olarak çizilmiştir. Aşağıdaki grafik, tek bir "an"dan ibaret olan Kambriyen patlamasında ortaya çıkan biyolojik zenginliği gözler önüne sermektedir. (Grafikte yeşille gösterilen bant, yaşamın tüm tarihini, turuncuyla gösterilen dar kısım ise Kambriyen patlamasını temsil etmektedir.) |
Kambriyen patlaması, günümüzde var olan 35 filumu
içine alan yaklaşık 50 ayrı filumun aniden ortaya
çıktığı bir "Big Bang"dir. Bu, son derece
önemli bir bilgidir. Çünkü verilen bu bilgi, günümüz
canlılarının tüm özelliklerinin hatta soyu tükenmiş
daha fazlasının ilk olarak ve oldukça ani bir biçimde,
bundan yaklaşık 530 milyon yıl önce ortaya çıktığını
ifade eder. Kambriyen döneminden sonrasına ait 14
küçük filumun daha ortaya çıktığı iddia edilmiş,
ancak bunlar da sahip oldukları özellikler dikkate
alınarak günümüzde var olan 35 filuma dahil edilmiştir.
Bunun anlamı şudur: Önceki sayfalarda da belirttiğimiz
gibi, Darwinist beklentilerin tam aksine, Kambriyen'den
bu yana filum gibi yüksek kategorilerin sayısında
artış olmamış, hatta bir kısım filumların soyunun
tükenmesiyle bunların sayısında azalma olmuştur.
Dolayısıyla Kambriyen devri, filumları belirleyen
temel yapılar anlamında günümüze oranla daha komplekstir.
Bilim adamlarının karşı karşıya kaldığı bu sonuç, gerçek
anlamda şaşırtıcıdır. Çünkü önceki satırlarda detaylarını
anlattığımız gibi, Kambriyen'den biraz öncesinde, yumuşak
dokulardan oluşan canlılar yaşamıştır. Bu dönemde canlıların
oluşturduğu filum sayısı sadece 3'tür. Biraz daha geriye
gittiğimizde ise, yeryüzü üzerinde tek hücreli varlıklardan
başka bir şey yoktur. Ancak Kambriyen dönemi, tüm kompleks
anatomileriyle, var olan tüm filumları belirleyen mükemmel
iç ve dış yapılarıyla yepyeni canlıların aniden belirdiği
bir dönemdir.
Science dergisinde yayınlanan 2002 tarihli bir makalede Kambriyen
patlaması şu şekilde tanıtılır:
Fosil kayıtlarına göre yeryüzünde yaşam 3.5 milyar
yıl önce küçük fotosentetik bakterilerle başladı. 3
milyar yıla yakın süre gezegen, bakteri, plankton ve
mikroskobik deniz bitkilerinden daha büyük bir canlıya
sahip değildi. Sonra birdenbire, 540 milyon yıl kadar
önce, okyanusun karanlık derinliklerinde, çok zengin
bir hayvanlar topluluğu var oldu. Uzun dikenli solucanlardan
ağızları için yakalama kancaları bulunan beş gözlü
yaratıklara kadar, 10 milyon yıllık bir süre için
okyanus zeminini tamamen değiştirdiler. Bunlar hayvanların
bilinen tüm büyük gruplarının ilk temsilcileriydiler
ve hatta bazıları sonradan yok olacak daha başka gruplara
dahildiler.50

Ernst Mayr |
Evrimci Ernst Mayr ise, This Is Biology kitabında
bu büyük olayı şu şekilde anlatmıştır:
Yaşamın tarihinde, içte bir uyumun gerçek varlığını
gösteren pek çok fenomen vardır. Prekambriyen'in sonunda
ve Kambriyen'in başında birbirinden farklı yapıların
aniden ortaya çıkışı nasıl açıklanabilir? Tamamlanmamış
fosil kayıtlarında bile, şu anda var olan 30 ya da
daha fazla filumla karşılaştırılınca o dönemdeki 60
ila 80 arası morfotipler ayırt edilebilir. (...) Deneysel
olarak, bazıları başarılı olamamış ve nesli tükenmiş
olan çok sayıdaki yeni türlerin, modern chordata,
echinoderm, arthropod ve daha pek çok
canlıyı temsil ettiği ve bunların her geçen gün daha
da sabit hale geldiği deneysel olarak söylenebilir.
Erken Paleozoikten beri, yeni tek bir büyük vücut planının
meydana geldiği görülmemiştir. Sanki orada bulunanlar
orada oldukları gibi 'katılaşmış', yani birbiriyle
bağlantılı sabit bir iç yapı kazanmışlardır.51
Kambriyen döneminde ortaya çıkan yeni türlerin temel
anatomik dizaynlar çerçevesinde, çeşitlilik ortaya
koymaları gerçeğini, Stephen Jay Gould şu şekilde tarif
etmiştir:
Anatomik çeşitliliğin boyutları, çok hücreli hayvanların
ilk çeşitliliğinden hemen sonra maksimuma ulaştı. Yaşamın
sonraki tarihi, genişlemeyle değil, elemeyle devam
etti. Yeryüzü şu anda daha önceleri olduğundan daha
fazla tür barındırıyor olabilir ama bunların çoğu birkaç
temel anatomik tasarım üzerindeki tekrarlamalardır.
(Taksonomistler yarım milyondan fazla kınkanatlı türü
tanımlamışlardır ama bunların neredeyse tamamı tek
bir temel planın çok az değişmiş fotokopileridir.)
Aslında türlerin sayısının zaman içindeki muhtemel
artışı bilmece ve paradoksun altını çizmektedir. Burgess
denizleriyle karşılaştırıldığında günümüz okyanusları
çok daha az sayıda anatomik plan üzerine kurulu çok
daha fazla sayıda tür barındırmaktadır.52

Çin'in Chengjang bölgesinde ortaya çıkarılan Kambriyen canlılarındaki çeşitlilik ve özel yapılar oldukça dikkat çekicidir. Bu canlılar, çeşitli bölümlerden oluşmuş bedenlere, özel fonksiyonlara sahip antenlere, avlanma yeteneğine ve oldukça kompleks anatomik yapılara sahiptirler. Yaklaşık yarım milyar yıl önce böyle canlıların yaşamış oldukları gerçeği, evrim teorisini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. |
Burada Stephen Jay Gould'un bahsini ettiği "eleme" Kambriyen
devrinde aniden filumların ortaya çıkması ve bu filumların
sayısının zamanla azalmasıdır ki bu, evrim teorisinin,
sayısı zamanla artan türlerin filumların da sayısını
artıracağı iddiası ile tamamen tezat oluşturmaktadır.
Bu konuyu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz: Kara,
hava ve deniz taşıtları, insanların ulaşım için kullandığı
araçların ana kategorilerini oluşturur. Otomobil, traktör,
planör, bot vs. ise bunlar içindeki daha alt kategorilerdir.
Bu alt kategorilerin çeşit ve sayısı zaman içinde artmıştır.
Ancak bu artış karşısında kara, hava ve deniz taşıtları
şeklindeki 3 ana kategorinin sayısı yine de sabit kalmıştır.
Birbirinden oldukça farklı özelliklere sahip salyangozlar,
trilobitler, süngerler, solucanlar, denizanaları, denizyıldızları,
yüzücü kabuklular, denizzambakları 530 milyon yıl öncesine
ait fosil kayıtlarında bedenlerinin büyük bir bölümünün
izlerini bırakmışlardır. Bu izler o kadar belirgin
ve mükemmeldirler ki, canlıların iç organlarına hatta
dolaşım sistemlerine ait kalıntılar olduğu gibi durmakta,
yumuşak dokular, canlının yaşam sistemlerini açıkça
ortaya çıkaracak şekilde görülebilmektedir. İlginç
olan, bu tabakadaki canlıların çoğunda, günümüz canlılarından
neredeyse hiçbir farkı olmayan göz, solungaç, dolaşım
ve boşaltım sistemi gibi yapıların, ileri fizyolojik
özelliklerin bulunmasıdır. Kambriyen kayalıklarında
bulunan bu fosiller güçlü iskeletlere, kaslara, yiyeceklerini
depo edebilecekleri bölmelere, kabuklara ve yiyeceklerini
kesebilecek sert organlara sahip son derece kompleks
canlılardır.53 Science News dergisinin yazarlarından Earth
Sciences dergisinin editörü, evrimci Richard Monestarsky,
konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:
Yarım milyar yıl önce... Bugün görmekte olduğumuz oldukça
kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır.
Bu an, 550 milyon yıl önce, Kambriyen devrin tam başına
rastlar ki, denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla
dolması bu patlamayla başlamıştır. Günümüzde Dünya'nın
her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken
Kambriyen devrinde zaten vardır ve yine bugün olduğu
gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.54
Darwinizm'in en ateşli savunucularından İngiliz biyolog
Richard Dawkins ise, Kambriyen gerçeğini şu şekilde
ifade etmek zorunda kalmıştır:
...Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarının
çoğunu bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk
olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş
bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine
sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler.55
Kambriyen kayalıkları, hayvanlar aleminin temel vücut
planının üçte ikilik bir kısmını sergilemektedir. Ancak
bu vücut planları o kadar belirgindir ki, omurgasız
canlıların mineralleşmiş iskeletleri büyük ölçüde korunmuştur. Arthropod alt
filumuna dahil edilen trilobitler, birazdan detaylarını
inceleyeceğimiz son derece kompleks canlılardır.
Kabuklu canlılar, sert dokularından dolayı kuşkusuz
fosil kayıtlarında daha çok iz bırakırlar. Ancak, Kambriyen
canlılarının çok fazla sayıda bulunduğu hem Kanada'daki
Burges Shale fosil yataklarında hem de Çin'deki Chengjiang
faunasında, sert dokuların yanı sıra mükemmel şekilde
korunmuş yumuşak dokuların kalıntıları da bulunmuştur.
Hatta Chengjiang'daki fosiller, sadece yumuşak dokulardan
oluşan canlıların izlerini bile olduğu gibi sergilemektedir.
Chengjiang'da oldukça büyük öneme sahip organlardan
göz, bağırsak, mide, sindirim organları, deri, pul,
ağız ve sinir sistemi gibi bölgeleri detaylı incelemek
mümkün olmuştur.
Kambriyen devri, evrimsel bir geçmiş için delil ve
zamana ihtiyaç duyan evrimciler için, son derece yıkıcı
bir sonuç getirmiştir. Bu çarpıcı gerçek, kendilerinin
de açıkça kabul etmek zorunda kaldıkları gibi evrim
teorisinin aleyhinde büyük bir meydan okumadır. Canlılar
evrimleşmemiş, yaratılmışlardır. Kambriyen dönemine
ait canlılar incelendikçe, evrimin, yaşanmış bir süreç
değil, sadece bir aldatmaca olduğu çok açık olarak
ortaya çıkmaktadır.
Fosiller İnceleniyor
1980'li yıllarda Burgess Shale'den elde edilen fosillerin,
Harry Wittington, Derek Briggs ve Simon Conway Morris
tarafından incelemeye alınmasıyla evrimciler, Burgess
Shale ile ilgili olarak önemli bir gerçekle karşı
karşıya kalmışlardı. 530 milyon yıl önce biyolojik
bir patlama gerçekleşmişti ve bunu görmezden gelmenin
artık imkanı yoktu.
Yaşam formlarının Kambriyen patlamasında sergilediği
yapıları detaylarıyla inceleyen ve Burgess Shale'i
konu alan Wonderful Life isimli kitabıyla
ödül almış olan Stephen J. Gould, bu önemli keşfin
ortaya çıkardığı gerçeği şu şekilde açıklıyordu:
Şunu anlamalıyız ki, zamanın çoğunda hiçbir şey olmamıştır.
Bunu anlayamıyoruz çünkü bizim hikayelerimiz bu temayı
itiraf etmiyor. Burgess Shale'in bize öğrettiği şudur
ki, temel anatomik dizaynların tarihinde, neredeyse her
şey, tek bir jeolojik anda meydana gelmiştir ve
bundan 500 milyon yıl öncesinde neredeyse hiçbir şey
yoktur.56
Simon Conway Morris ise, Burgess Shale "probleminin" evrime
getirdiği zorluğu şu şekilde tarif etmişti:
Bazı paleontologlar, Burgess Shale probleminin varlığının,
evrim teorisinin önemli bir parçasını yıkması konusunda
bir tehdit olduğunu hala tartışıp dururken, nasıl iyimser
olabiliriz?57
Evrimci bilim adamları Burgess Shale yataklarına bir
açıklama getiremezken, 1980'lerde Burgess Shale'e benzer
iki fosil alanı daha keşfedildi: Kuzey Grönland'daki
Sirus Passet ve Güney Çin'deki Chengjiang. Kambriyen
döneminde yaşamış şaşırtıcı çeşitlilikteki hayvanlar,
bu bölgelerde de çok daha detaylı şekilde kendilerini
gösteriyorlardı. Özellikle Chengjiang'da ortaya çıkan
fosiller o kadar iyi muhafaza edilmişlerdi ki, fosillerin
tüm özelliklerini ayırt edebilmek mümkündü. Hatta bu
fosil katmanları, ilk omurgalılara bile sahipti.58
Chengjiang'daki fosillerde; sinirler, iç organlar bile
açıkça görülebiliyordu. Diğer hiçbir yerde bulunmayan
fosil detayları, burada tüm detaylarıyla ortadaydı.
Denizanalarına benzer canlıların bedenlerindeki su
yolları bile olduğu gibi kalmıştı. Çin'de bulunan bu
fosiller ile tespit edilen tür sayısı 100'ü geçmişti
ve bunlar, toplam 37 ayrı filumun varlığını gösteriyordu.
Diğer bölgelerde bulunan fosillerle birlikte bu sayı
50'yi bulmuştu. Çin'deki Kambriyen kayalıklarını araştıran,
San Francisco Biyoloji departmanının başı Dr. Paul
Chien'in deyimiyle, "başlangıçta, yani hayvan
yaşamının ilk fosillerini bulduğumuz yerde, şu an olduğundan
çok daha fazla filum bulunuyordu."59
Filum ve diğer biyolojik kategorilerin hiçbir ara form
olmaksızın, aniden ortaya çıkışı, evrim teorisinin
geçersizliğini başlı başına ortaya koyan bir gerçektir.
Ancak burada Darwinizm'in geçersizliğinin çok önemli
bir belgesi daha vardır: Kambriyen döneminde ana beden
yapıları sayıca fazla, tür sayısı ise günümüze kıyasla
azdır. Günümüzde ise ana beden yapıları Kambriyen dönemine
oranla az, türlerin sayısı ise fazladır. İlerleyen
sayfalarda değineceğimiz gibi, bu durum, filumların
sayısının zamanla artacağı yönündeki Darwinist iddiayı
kesinlikle geçersiz kılmış, türlerin kökeniyle ilgili
Darwinist teorinin bir hayalden ibaret olduğunu ortaya
koymuştur.
Kambriyen fosilleri üzerine yaptığı araştırmalarla
tanınan, Kambriyen patlamasının konu alındığı In
the Blink of an Eye (Bir Göz Kırpmasıyla) kitabının
yazarı Oxford Üniversitesi'nden Andrew Parker, bir
röportajında Chengjiang'daki çeşitliliği şu şekilde
anlatıyordu:
Bunlar, çok fazla filumu ve şu anda nesli tükenmiş
olan hayvanların temel gruplarını temsil ediyorlar.
Tüm kabuklu sıralamaları, solucanlar ve denizanaları
ve hatta ilk omurgalılar, Chengjiang'daki fosillerde
ortaya çıkmıştır. Türler arasındaki bütün bu çeşitlilik,
zamanın sadece bir anında saklanmışlardır. Böylelikle
onları birlikte yaşarlarken görebiliyor, onların nasıl
birbirlerini etkilediklerini anlayabiliyoruz. Her birinin
sert kabukları olduğunu biliyoruz, hatta ekolojilerini
bile tahmin edebiliyoruz. Çünkü bunların tamamı aynı
resim içindeler.60
Andrew Parker'ın bu sözlerle üstü kapalı şekilde anlatmaya
çalıştığı "evrim açmazını", Kaliforniya
Üniversitesi'nden Darwinist paleontolog James Valentine
çok daha açık bir şekilde itiraf ediyordu:
Kambriyen kayalıklarında ortaya çıkan iskeletli filumların
pek çoğu, birbirinden farklı pek çok alt grup, sınıf
ve düzen tarafından temsil edilirler. Ve bunlar hiçbir
bilinen ara geçiş formları olmadan aniden ortaya çıkmışlardır.61

Çin'in Chengjiang bölgesinde bulunan yeni Kambriyen
fosilleri, 70 yıl görmezden gelinilen Burgess
Shale fosillerini onaylar nitelikteydi. Bulunan
yeni fosillerle, Kambriyen'e ait filum sayısı
daha da artmış, bu canlıların tüm dünyaya
yayılmış oldukları anlaşılmıştı. |
Chengjiang'da bulunan fosiller, Kambriyen canlılarının
müthiş çeşitliliğini ve Valentine'ın da belirttiği
gibi hiçbir ara geçiş canlısı kalıntısı bulunmadığını
açıkça onaylamaktaydı. Onbinlerce fosil arasından,
evrimcilerin ısrarla bekledikleri, canlıların birbirlerinden
evrimleştiğini gösteren tek bir ara geçiş canlısı fosili
bulunamamıştı. Çünkü yeryüzünde evrim yaşanmamıştı.
Hayali ara geçiş canlılarının bulunması imkansızdı.
Chengjiang'daki bulgular büyük önem taşıyordu, çünkü
Burgess Shale'de ortaya çıkan mükemmel durumdaki fosiller,
daha önce de belirttiğimiz gibi, neredeyse 70 sene
görmezden gelinmişti. Dr. Paul Chien, bu konuyla ilgili
olarak şunları söylüyordu:
(Chengjiang'da bulunan fosiller karşısında) Bilim adamları
gelip şöyle diyebilirlerdi: 'Evet, bunu daha önce duymuştuk.
Bu Burgess Shale'e oldukça benziyor.' Ama Burgess Shale
hikayesinden yıllar boyunca hiç bahsedilmemişti. Burgess
Shale ilk olarak 1909 yılında Charles Walcott tarafından
bulunmuştu. Acaba neden bu hikaye 1980'lere kadar halka
bildirilmedi?
İlk başlarda bunun, onlar için bir problem olduğunu
düşündüm. Neler olduğunu anlayamıyorlardı, çünkü şu
anki hayvan grupları ve filumlarla hiçbir benzerlik
içermeyen bir şeyler bulmuşlardı. Walcott bu grupları,
şu an var olanlarla ilişkilendirmeye çalıştı ama çabası
hiçbir zaman tatmin edici olmadı.
Bu ilk başlarda oldukça şüpheliydi çünkü başlangıçta
şu ankinden çok daha fazla kompleksliğin olduğunu kabul
etmeyi reddediyorlardı. Onların gördükleri şey, şu
an sahip olduğumuz 38 filuma karşılık 50'den fazla
filum idi. (Aslında 50 sayısı ilk başlarda 100 olarak
ifade edildi. Ancak daha sonra görüş birliği ile bunun
50'den fazla olmasına karar verildi.) Ancak sorun şu
ki, ne yapacaklarını bilmedikleri bir şey görmüşlerdi.
Kendilerini güvenilir bir bilimsel konumun içinde bulmuşlardı.
Daha sonra, bütün bunların Darwinist beklentilerle
aynı olmadığını anlamaya başladıklarında, artık susmaya
başladılar.62

Dr. Paul Chien |
Dr. Chien'in açıkça bildirdiği şey, evrime meydan okuyan
bu olağanüstü keşfin, yaklaşık 70 yıl boyunca evrimci
bilim adamları tarafından örtbas edilmeye çalışılmasıdır.
Büyük bir sessizlik içinde, hayali evrim tarihinin
gerçekleşmemiş olduğunu saklamaya çalışmışlar, paleontoloji
tarihinin tartışmasız en büyük buluşunu görünmez hale
getirmeye uğraşmışlardır. Ancak fosiller, o kadar büyük
bir alana yayılmış ve geride o kadar fazla örnek bırakmışlardır
ki, bunların tümünü görünmez kılmak imkansız olacaktır.
Aradan geçen yaklaşık yüzyıllık zaman içinde, olayı
önemsiz gösterebilmek için ellerinden geleni yapmış,
fakat sonunda kaçınılmaz gerçeği kabul etmek zorunda
kalmışlardır. Yeryüzünde, evrimcilere göre kompleks
canlıların olmaması gereken bir dönemde, günümüz filumlarının
ve daha da fazlasının temsilcileri yaşamış, yüzyıllarca
varlıklarını sürdürmüş, sonra da bunların bir kısmı
ortaya çıkışları kadar ani bir şekilde ortadan kaybolmuşlardır.
Geçmişlerine de, kendilerinden sonraki dönemlere de
adapte edilebilecek bir evrim yoktur. İşte bu önemli
gerçeği gizlemek için evrimci bilim adamlarının söz
konusu önemli bulgular konusunda sessiz kalmaları,
bu konuda hiçbir detaylı araştırmaya girişmemeleri,
savundukları iddianın bilimsel değil, tümüyle sahte
temellere oturduğunu bir kez daha belgelemektedir.
Bir Göz Kırpmasıyla
Kambriyen dönemini temsil eden 543-490 milyon yıl
öncesi, başlarda, Kambriyen canlılarının ortaya çıktıkları
dönem olarak kabul ediliyordu. Ancak fosiller araştırıldıkça,
bu canlıların çok daha kısa bir dönem içinde var
oldukları anlaşıldı. Bilim adamları, önce Kambriyen
canlılarının 70 milyon yıllık bir dönem içinde yaşadıklarını
zannettiler. Erken Kambriyen faunalarındaki zirkon
minerali üzerinde yapılan tarihlendirmeler, bu patlamanın
süresinin yaklaşık 5 milyon, en fazla 10 milyon yıl
sürdüğünü kanıtlıyordu.
1995 yılında yayınlanan bir Time makalesinde
yapılan bu hesaplama şu şekilde anlatılmıştı:
Zirkon tarihlendirmesinde, bir fosilin yaşı, kristallerindeki
uranyum ve kurşunun oransal miktarı ölçülerek hesaplanır.
Bu tarihlendirme yöntemi, Kambriyen'in süresini bir
süredir yontmaktadır. Örneğin 1990 yılında, dünyanın
değişik bölgelerindeki erken Kambriyen alanlarından
alınan yeni tarihler, biyolojinin Big Bang'ini 600
milyon yıldan 560 milyon yıla çekti. Artık, Sibirya'dan
elde edilen zirkonların kurşun içeriklerine dayandırılan
bilgilere göre hemen hemen herkes, Kambriyen'in neredeyse
kesinlikle 543 milyon yıl önce başladığına; ve daha
da şaşırtıcı bir şekilde biri hariç tüm filumların,
ilk 5 ila 10 milyon yıllık sürede ortaya çıktığı konusunda
mutabıktır.63

Çin'in Chengjiang Bölgesinde bulunan Kambriyen fosilleri, yaklaşık 530 milyon yıl önce günümüz kompleks canlılarından farksız canlıların yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. |
Jeolojik anlamda 5 milyon yıl, adeta bir göz kırpması
kadar kısadır. Bu kısa süre, pek çok yönden geçersiz
kılınmış hayali evrimin sürecini, tam anlamıyla imkansızlaştırmaktaydı.
Bu gerçek, evrimcilerin "açıklanamayan canlı çeşitliliği" sorununa "açıklanamayan
süre" sorununu eklemişti.
M.I.T.'den Samuel Bowring, Time dergisine verdiği bir röportajda
şunları söylüyordu:
Artık 'hızlı'nın ne kadar hızlı olduğunu biliyoruz.
Benim biyolog arkadaşlarıma sormak istediğim şey ise
şu: Kendilerini rahatsız hissetmeleri için evrimin
ne kadar hızlı gerçekleşmesi gerekiyor?64
Yaklaşık 50 ayrı filumun, şu an bildiğimiz ve bilmediğimiz
canlı çeşitliliğinin hiçbir uyarıcı, hatırlatıcı unsur
olmadan, birdenbire ortaya çıkması için bu süre, şaşırtıcı
derecede kısa bir süredir.
5 milyon yıl, bir insan hayatı ile kıyaslandığında
kuşkusuz uzun bir süredir. Ancak evrimcilerin,
canlıların çeşitlenmesi ve kompleks özelliklere
kavuşmalarını sağlayacak olan hayali aşamaların
gerçekleşmesi için ihtiyaç duyduklarını iddia ettikleri
süre, milyonlarca, hatta milyarlarca yıldır. Dünya'nın
şu an kabul edilen 4.6 milyarlık yaşı göz önüne
alındığında, beş milyon yıl, Dünya'nın 0.001'i
kadarlık bir aralığıdır ve bu gerçekten de sadece
bir "an"dır.65
Jonathan Wells, bu oldukça kısa süreyi şu şekilde tarif
eder:
Kambriyen patlamasını gösteren hayvan fosillerindeki
büyük artış yaklaşık 530 milyon yıl öncesine dayanmaktadır
ve maksimum 5 ile 10 milyon yıl sürmüştür. 10 milyon
yıl insan için uzun bir süredir ama jeolojik açıdan
kısadır ve Kambriyen döneminin başından itibaren geçen
zamanın %2'sinden daha azına tekabül etmektedir.66
Harvard Üniversitesi'nden Stephen Jay Gould ise bu
olağanüstü hızı, şu şekilde tanımlamıştır:
Hızlı, artık bizim düşündüğümüzden daha hızlı. Ve bu,
gerçekten şaşılacak derecede ilginç bir durum.67
Gould, Scientific American dergisinde yayınlanan
makalesinde ise, evrimcilerin tümünün kabul etmek zorunda
kaldıkları beş milyon yıllık Kambriyen gerçeğini şu
sözlerle ifade etmiştir:
[Bu konuda] en ihtiyatlı görüş dahi kabul etmektedir
ki, (Kambriyen'den) sonraki 500 milyon yıllık fırsatlar
dönemi, sadece beş milyon yılda elde edilen Kambriyen
kapsamını genişletmemiştir. Kambriyen patlaması yaşamın
tarihinde en dikkate değer ve şaşırtıcı olaydır.68
Kambriyen kayalıklarında ortaya çıkan canlıların sahip
oldukları kompleks özelliklerin yanı sıra, evrimcilerin,
bu canlıların sözde evrim sürecinin uzun aşamalarını
yaşayamayacak kadar kısa sürede nasıl var olduklarını
da açıklamaları gerekmektedir. Acaba hangi evrimsel
aşama, birkaç küçük, çok hücreli canlının yaşadığı
ortamda, sert kabukluları, mükemmel gözleri, dolaşım
ve sindirim sistemlerini, avları ve avcıları, birbirinden
çeşitli ve farklı özelliklere sahip binlerce canlıyı
dünyada yaşanan tüm zamanın 0.001'i kadar bir zaman
aralığında meydana getirebilmiştir? Bu hayali sürecin
nasıl işlediği, imkansızları nasıl başarmış olabileceği
bir yana, canlıların bu kısa süre içinde ortaya çıkmaları,
evrimin kendi tezi ve iddiaları ile uyumsuzluk göstermektedir.
Bu olağanüstü kısa süre, kitabın ilerleyen sayfalarında
inceleyeceğimiz gibi, evrimciler tarafından çeşitli
şekillerde açıklanmaya çalışılmış, ancak hiçbir açıklama
tutarsızlıktan öteye gidememiştir.
Burada şunu hatırlatmakta fayda vardır: Kambriyen canlılarının
5 milyon yıl içinde ortaya çıkışları, 5 milyon yıllık
dönem içinde her birinin farklı zamanlarda bir anda
yaratılmış olduklarını anlatmaktadır. Canlı tarihinin
hiçbir aşamasında gerçekleşmediği gibi, söz konusu
5 milyon yıl içinde de evrim gerçekleşmemiştir. Böylesine
kısa bir süre içerisinde meydana çıkan canlı yaşamını
tarif ederken, birbirlerinden farklı türdeki canlıların,
bu kısa zaman aralığı içinde yeryüzüne yerleştirildikleri
kastedilmektedir. Allah, bu canlıları, yalnızca tarihin
bu sınırlı dönemi için yaratmış, onları yoktan var
etmiş ve dilediği bir anda onları yok etmiştir. Nitekim,
Kambriyen filumları dahilinde sonradan ortaya çıkan
kategoriler birbirlerinden türeyerek değil, "aniden" ortaya
çıkmışlardır. Fosil kayıtları bunu açıkça göstermektedir.
Bunlar arasında evrimsel seri göstergesi olabilecek
hiçbir fosil kanıt yoktur. Ünlü evrimci paleontolog
George G. Simpson ise bu gerçeği şöyle itiraf etmiştir:
Her paleontoloğun bildiği gibi, şu bir gerçektir ki
yeni türlerin çoğu, cinsler ve aileler ve aile üzerindeki
yaklaşık tüm kategoriler fosil kayıtlarında aniden
ortaya çıkar ve bunlara doğru giden, bilinen, kademeli
ve tamamen sürekli geçiş serileri yoktur.69
Yeni türler aniden ortaya çıktıkları gibi, yeryüzündeki
varlıkları boyunca sahip oldukları karakteristikleri
korumuş, hiçbir değişim göstermemişlerdir. Gould, bu
sebeple Kambriyen sonrası dönemde "neredeyse hiçbir
şey olmadığını" yazmıştır:
Burgess Shale'in bize öğrettiği şudur ki, temel
anatomik dizaynların tarihinde, neredeyse her şey,
tek bir jeolojik anda meydana gelmiştir ve bundan
sonraki 500 milyon yılı biraz aşkın dönemde neredeyse
hiçbir şey olmamıştır."70
Göklerin,
yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü
Allah'ındır. O, her şeye güç yetirendir.
(Maide Suresi, 120)
|
Simpson ve Gould'un bu sözlerle özetlediği Kambriyen
sonrası fosil kaydı, Darwinizm'in kademeli gelişim
iddiasıyla temelden çelişen iki gerçek ortaya koymaktadır.
Bunlar ani ortaya çıkış ve durağanlıktır. Gould bu
iki kavramı şöyle ifade etmiştir:
Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle
çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır:
1. Durağanlık: Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu süre boyunca
hiçbir yönsel değişim göstermez. Fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki
yapıları ne ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır. Morfolojik
(şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır ve belirli bir yönü yoktur.
2. Aniden ortaya çıkış: Herhangi
bir lokal bölgede, bir tür, atalarından kademeli
farklılaşmalara uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz;
bir anda ve "tamamen şekillenmiş" olarak
belirir.71
Kısacası Kambriyen sonrası dönemde, filum seviyesindeki
anatomik çeşitlilikte herhangi bir artış olmamıştır.
Daha sonra ortaya çıkan kategoriler, mevcut ana beden
yapıları içinde tekrarlamalardan ibaret kalmıştır.
Bu yeni kategoriler de, filumlar gibi, aniden ve kusursuz
yapılarıyla ortaya çıkmıştır. Ve yeryüzündeki varlıkları
boyunca hiçbir evrimsel değişim göstermemiş, milyonlarca
yıl boyunca bedensel karakteristiklerini korumuş, durağanlık
ortaya koymuşlardır.
Şunu önemle belirtmek gerekir ki, Kambriyen canlılarının
tüm çeşitlilik ve kompleksliğiyle dünya çapında, hiçbir
evrimsel ata bulunmaksızın, bir "an"da ortaya
çıkması, canlıların kökenine dair evrimsel yaklaşımlar
için olabilecek en kesin ve net yalanlamadır. Evrimciler,
kendi şart koştukları "zaman içinde aşamalı evrimsel
gelişim" teorisi ile iddialarını geçersiz kılmışlardır.
Kambriyen döneminde ne aşamalı bir gelişim ne de gerektiği
kadar uzun bir zaman vardır. Var olan tek şey, gelişmiş
ve kompleks halleri ile oldukça kısa bir zaman içinde
ortaya çıkmış canlılardır.
Allah, Darwinistlerin kendi iddialarını temelinden
yıkacak bir mucize yaratmıştır. Bu, tüm güçleri ile
Allah'ın yaratışına karşı açıklama arayanlara ders
olacak, onları tamamen açıklamasız bırakacak benzersiz
bir mucizedir. Kambriyen kayalıklarında sergilenen
şey, olağanüstü bir sanat, bir yaratılış harikasıdır.
Kambriyen mucizesi, Yüce Allah'ın kusursuz bir eseri,
sonsuz aklının ve gücünün muhteşem bir tecellisidir.
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile
gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
|