| GİRİŞ
Amerikan
Ulusal Bilimler Akademisi (UBA), 1999 yılında Bilim
ve Yaratılışçılık: Ulusal Bilimler Akademisi'nin Görüşü
adında bir kitapçık yayınladı. Kitapçığın amacı, evrim
teorisinin 'en önemli delillerini' biraraya getirerek,
yaratılış-evrim tartışmalarına cevap vermekti. Kitapçık,
tüm dünyada evrimciler tarafından çok önemli bir kaynak
olarak kabul edildi. Evrimci çevreler bu kitabı internet
sitelerinde ücretsiz olarak yayınladılar. Ülkemizde
ise bu Darwinist misyonu, geçtiğimiz yıllarda zaten
bu amaçla kurulmuş olan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)
üstlendi. Kitapçık Türkçeye çevrildi ve Bilim ve Ütopya
gibi Darwinist-materyalist çizgideki yayınlarda Türk
evrimcilere müjdelendi.
Kitapçık hakkında öyle bir reklam kampanyası yürütüldü
ki, gören bu kitapçığın evrim teorisi ile ilgili delillerle
dolu olduğunu ve evrim teorisi aleyhindeki tüm tartışmalara
son verdiğini sanabilirdi. Ancak, kitapçıkta bunları
bulmayı umanlar, büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.
Çünkü kitapçıkta evrim teorisinin asıl tartışma konusu
olan ve asla evrim teorisi ile açıklanamayacağı açıkça
görülen Kambriyen Patlaması, hücrenin kökeni, insan
bilincinin kökeni gibi konulardan bir kez bile bahsedilmiyor;
evrimcilerin klasik iddiaları, defalarca bilimsel bulgularla
çürütülmüş olmasına rağmen oldukça yüzeysel bir anlatımla,
hiçbir delil getirilmeden tekrarlanıyordu.
Ulusal Bilimler Akademisi'nin kitapçığındaki iddialara,
önceki çalışmalarımızda birçok kereler cevap vermiş,
bu iddiaların bilimsel değeri olmadığını bilimsel delilleri
ile göstermiştik. Ancak yine de bu kitapçığa cevap niteliğinde
yeni bir çalışma hazırlama gereği doğdu. Çünkü bu çalışma
ile dünyanın en önde gelen evrimci kuruluşlarından biri
olan Ulusal Bilimler Akademisi üyelerinin, büyük bir
bağnazlıkla bağlı oldukları Darwinizm ve materyalizm
nedeniyle, çok açık gerçekleri dahi göremeyecek hale
nasıl geldiklerini, bilimi dahi göz ardı ederek, delilleri
nasıl çarpıtabildiklerini, göz göre göre bir yalanı
nasıl savunabildiklerini göstermek istedik.
Bu kitabı objektif bir gözle okuyanlar, söz konusu
gerçeği, yani evrim teorisinin tamamen dogmatik bir
inatla, körü körüne savunulmakta olduğunu bir kez daha
göreceklerdir.
Peki bu bilim adamları neden bilimsel gerçeklere rağmen,
19. yüzyıldan kalma bir dogmayı hala büyük bir ısrarla
savunmaya devam ediyorlar?
Bunun nedeni, bu bilim adamlarının inandıkları materyalist
felsefedir. Sadece maddenin varlığını kabul eden bir
felsefe olan materyalizm, ateizmle eş anlamlı gibidir.
Ve ateistlerin, yani Allah'ın varlığını, dini, ilahi
kitapları ve ölümden sonraki sonsuz ahiret hayatını
reddetmek isteyenlerin, hayatın kökenine ateist bir
açıklama getiren Darwinizm gibi bir teoriye ihtiyaçları
vardır. Eğer Darwinizm'in yıkıldığını kabul ederlerse,
Allah'ın ve dolayısıyla, ahiretin varlığını ve peygamberlerin
doğru söylediğini de kabul etmek durumunda kalacaklarını
fark etmekte, bu nedenle büyük bir bağnazlıkla Darwinizm'i
savunmaya devam etmektedirler.
Matematik ve astronomi profesörü Chandra Wickramasinghe,
söz konusu Darwinist bağnazlığı fark etmiş olan bilim
adamlarından biri olarak şu itirafta bulunmaktadır:
Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim
boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı
ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya
tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması
gerekiyordu... Ama şu anda, Tanrı'ya inanmayı gerektiren
açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman
bulamıyorum… Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık
ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın
yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar
değil.1
Evrimci antropolog Dr. Michael Walker
ise, 'Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin
teorisini ikna olmasalar da kabul etmelerinin tek nedeninin,
bu teorinin bir Yaratıcı olduğunu reddetmesi olduğunu
kabul etmek zorundayız.' 2 diyerek
bu gerçeği kabul etmektedir.
Kitap boyunca da görüleceği gibi, Bilim ve Yaratılışçılık
kitapçığının yazarları her ne kadar bilim adamı ünvanı
taşıyan kişiler olsalar da, hem bilimi, hem de akıl
ve mantığı bir kenara bırakmış, Allah'ın varlığını ve
herşeyin Yaratıcısı olduğunu inkar etmeyi kendilerine
bir amaç olarak belirlemiş kişilerdir. Bu kişiler tesadüfen
meydana gelmesi 1040.000 de 1 ihtimal olan (yani kesinlikle
imkansız olan) bir proteinin, tesadüfen meydana geldiğine,
sonra bunu, tesadüfen gerçekleşmesi en az bu kadar imkansız
olan yüzbinlerce tesadüfün izlediğine inanmaktadırlar.
Canlılara, özellikle insanlara kanser gibi ölümcül hastalıklardan
başka bir şey kazandırmayan mutasyonların, maymunları
düşünen, akleden, muhakeme eden, kararlar veren, politikalar
izleyen, medeniyetler kuran, sanat şaheserleri meydana
getiren, sevinen, üzülen, arkadaş edinen, aile kuran,
Nobel Ödülü, Oscar kazanan, yüzbinlerce sayfa kitabı
okuyup öğrenen öğrencilere, sanatçılara, bilim adamlarına,
politikacılara, mimarlara, öğretim görevlilerine dönüştüren
bir güç olduğunu zannetmektedirler. İşte sahip oldukları
ve gözü kapalı olarak savundukları bu ideolojileri nedeniyle,
akılcı düşünme yeteneklerini kaybetmişlerdir.
İşte bu nedenle İskandinav bilim adamı
Søren Løvtrup'un dediği gibi 'Sanırım herkes, bir bilim
dalının tamamının yanlış bir teoriye bağımlı hale gelmesinin
çok büyük bir şanssızlık olacağını kabul edecektir...
İnanıyorum ki, Darwinizm efsanesi bir gün bilim tarihindeki
en büyük aldanış olarak tanımlanacaktır.'3
|