| UBA'NIN
MUTASYONLAR HAKKINDAKİ YANILGILARI
Ulusal Bilimler Akademisi, mutasyonların evrim için
gerekli olan genetik çeşitliliği sağladığını ileri sürmekte
ve mutasyonlardan "Canlıyı, içinde bulunduğu ortamda
varlığını sürdürebilme beklentisini artıracak araçlarla
donatabilir ya da donatmayabilirler" diye söz etmektedir.
(Bilim ve Yaratılışçılık, s.10) Oysa, mutasyonların
canlılara UBA yazarlarının iddia ettikleri gibi faydalı
özellikler kazandırmadığı, bu konuda yapılan bütün deney
ve gözlemlerle ortada olan bir gerçektir.
Mutasyon, bir canlının DNA'sında,
yani genetik bilgisinin saklı olduğu molekülde
meydana gelen rastgele değişikliklerdir. |
Mutasyon, bir canlının DNA'sında, yani genetik bilgisinin
saklı olduğu molekülde meydana gelen rastgele değişikliklerdir.
DNA, bilim adamları tarafından bilgi bankasına veya
büyük bir kütüphaneye benzetilir. Bir kütüphanedeki
kitaplardan herhangi birine rastgele ve bilinçsizce
harfler eklendiğinde veya harflerin yeri değiştiğinde
nasıl o kitaptaki bazı kelimeler ve cümleler anlamını
yitirecekse, mutasyon da DNA'da bilgi azaltıcı bir etki
yapar. DNA'daki kompleks bilgiye rastgele ve bilinçsizce
müdahale eden mutasyon, DNA'ya ve dolayısıyla organizmaya
zarar verir, veya en iyi ihtimalle organizma üzerinde
etkisiz olur. Ancak, hiçbir zaman mutasyonlar DNA'ya
yeni bir bilgi eklemez, organizmayı geliştirecek bir
etki oluşturmazlar. Bunun gözlemlenmiş tek bir örneği
yoktur.
DNA, bilim adamları tarafından
bilgi bankasına veya büyük bir kütüphaneye benzetilir.
|
Bunun en yakın örneği, mutasyonların insanlar üzerindeki
olumsuz etkileridir. Son yıllarda, genetik mutasyonların
neden olduğu binlerce hastalık bulunmuştur. Tıp genetiği
kitaplarında 4500 farklı genetik hastalık sayılmaktadır.
Down sendromu, orak hücre anemisi, cücelik, zeka gerilikleri,
kistik fibroz, akıl hastalıkları ve kanser türleri bu
genetik mutasyonların neden olduğu hastalıklardandır.
Çernobil ve Hiroşima'da radyasyon nedeniyle insanların
birkaç nesil boyunca sakat veya hasta olarak doğmalarının
nedeni de mutasyonlardır.
Fransız Bilimler Akademisi'nin eski
başkanı ve 35 ciltlik Traite de Zoologie kitabının yazarı
Pierre Paul Grassé mutasyonları bir metinde yapılan
imla hatalarına benzetmiş ve mutasyonların evrim meydana
getiremeyeceklerini şöyle açıklamıştır:
Bir kütüphanedeki kitaplardan
herhangi birine rastgele ve bilinçsizce harfler
eklendiğinde o kitaptaki bazı kelimeler ve cümleler
anlamını yitirir. DNA için de aynı durum söz konusudur.
DNA'daki kompleks bilgiye rastgele ve bilinçsizce
yapılan bir müdahale, yani mutasyon, DNA'ya ve
dolayısıyla organizmaya zarar verir, veya en iyi
ihtimalle organizma üzerinde etkisiz olur. |
(Mutasyonlar) Mevcut olanı değiştirirler ancak bunu,
hangi yöntemle olursa olsun düzensizlik içinde yaparlar.
Düzenli bir canlıda en küçük bir düzensizlik meydana
gelir gelmez, hastalık ve sonrasında ölüm gelecektir.
Yaşam ve kargaşa arasında olası bir uzlaşma yoktur.1
Grassé'nin de belirttiği gibi, mutasyonlar son derece
düzenli yapılara düzensizlik getirirler. Mutasyonlar
bir şehirde meydana gelen depreme veya bir saatin duvara
sertçe atılmasına benzetilebilir. Nasıl ki depremler
şehri, duvara atılmak da saati geliştirmez, hatta zarar
verirse, mutasyonlar da canlılara zarar verirler, onları
geliştirmezler. Evrimciler bu gerçeği bildikleri halde,
mutasyonları evrim meydana getiren bir mekanizma olarak
öne sürerler. Evrimcilerin bu konudaki çelişkilerini
daha iyi görebilmek için, bazı evrimci bilim adamlarının
mutasyonların canlılar için zararlı olduklarına dair
ifadelerine yer vermek yerinde olacaktır.
California Üniversitesinden biyoloji
ve felsefe profesörü Francisco J. Ayala:
X ışınları gibi yüksek enerjili radyasyonlar mutasyon
oranını artırırlar. Radyasyondan dolayı meydana gelen
mutasyonlar rastgele, bir anlamda onları taşıyan bireylerin
sağlığı üzerindeki etkilerden bağımsız olarak meydana
çıkar... Bir organizmadaki genom gibi tamamen organize
bir sistemde rastgele bir değişiklik sistemin düzenini
veya kullanılırlığını artırmaz, aksine azaltır.2
Wisconsin Üniversitesi, Tıp Genetiği
Bölüm Başkanı, radyasyon ve mutasyon konusunda uzman
James F. Crow:
Mutasyonları bilim adamları
bir şehirde meydana gelen depreme veya bir saatin
duvara sertçe atılmasına benzetmektedirler. Nasıl
ki depremler şehri, duvara atılmak da saati geliştirmez,
hatta zarar verirse, mutasyonlar da canlılara
zarar verirler, onları geliştirmezler. |
Mutasyonların hemen hepsi zararlıdır ve bunun bedelini
insanlar öder. Bu nedenle mutasyon oranını yükseltecek
olan her türlü insan aktivitesi insanlık için ciddi
sağlık ve ahlak sorunları oluşturuyor demektir.3
Hayatı oluşturan kimyasal işlemlerin
bütünlüğüne isabet edecek rastgele bir değişikliğin
bozucu etkisi olacağı kesindir. Aynen bir televizyondaki
bağlantıların rastgele değiştirilmesinin görüntünün
kalitesini artırmaması gibi.4
Biyolog Dr. Mahlon B. Hoagland:
Bugün canlı organizmalarda birikmiş
bilgi... bütün dünya şiirlerinin toplamından daha çok
işlenmiş, daha incedir. Bir harfte, bir kelimede, bir
deyimde rastlantıya bağlı bir değişimin parçayı daha
iyi yapması uzak bir olasılık; böyle rastlantısal bir
çarpmanın zararlı olması daha akla yatkındır. Birçok
biyolog, nükleer silahların, nükleer reaktörlerin ve
endüstride üretilen mutasyona neden olabilecek türden
kimyasal maddelerin artmasından, bu nedenle korkmaktadırlar.5
Hatırlayacaksınız, bir organizmanın
DNA'sında bir değişikliğin olması hemen her zaman onun
için zararlıdır; başka bir deyişle yaşamını sürdürebilme
kapasitesinde azalmaya yol açar. Bir benzetme yapalım;
Shakespeare'in oyunlarına rastgele eklenen cümlelerin
onları daha iyi yapması pek olası değildir... Temelinde
DNA değişiklikleri ister mutasyonla, ister bizim dışarıdan
bilerek eklediğimiz yabancı genlerle olsun, yaşamı sürdürebilme
şansını azaltma özelliklerinden dolayı zararlıdır.6
Ünlü matematikçi Dr. Warren Weaver :
Çoğu kimse, bilinen tüm mutasyon örneklerinin
zararlı olduğu sonucu karşısında şaşıracaktır, çünkü
mutasyonlar evrim sürecinin gerekli bir parçasıdır.
Nasıl olur da iyi bir etki -yani bir canlının daha gelişmiş
canlı formlarına evrimleşmesi- pratikte hepsi zararlı
olan mutasyonların sonucu olabilir?7
Üstelik mutasyona uğramış genlerin,
karşılaşılan durumların büyük çoğunluğunda ve şimdiye
kadar üzerinde çalışılan türlerde zararlı etkilerine
rastlanmıştır. En uç durumlarda zararlı etkiden kastettiğimiz
ölüm demektir. Diğer durumlarda ise döl üretebilme olanağının
azalması veya diğer bazı ciddi anormallikler anlamına
gelir.8
Weaver'ın sorduğu soru çok önemlidir ve evrimciler
tarafından cevaplanmayı beklemektedir: Nasıl olur da
iyi bir etki -yani bir canlının daha gelişmiş canlı
formlarına evrimleşmesi- pratikte hepsi zararlı olan
mutasyonların sonucu olabilir?
New York Bilimler Akademisi üyesi
I. L. Cohen "mutasyonların doğal seleksiyon ile birlikte
6.000.000 kompleks türün kökeni olduğunu ileri sürmek
veya kanıtlamaya çalışmak, mantıkla alay etmek, kanıtları
inkar etmek ve matematiksel olasılıkları reddetmektir."9
derken, canlı türlerinin mutasyon ve doğal seleksiyonun
bir eseri olduğuna inananların durumunu ortaya koymaktadır.
Solungaçlı bir balığın akciğerli
solunuma geçmesi için birçok mutasyona ihtiyacı
olacaktır. 'Faydalı' ve 'akciğer için gerekli-isabetli'
mutasyonların sürekli olarak bu balığın soyuna
isabet etmesini beklemek, imkansıza inanmaktır.
|
Evrimcilerin mutasyonla ilgili iddialarının inandırıcı
olmamasının bir diğer nedeni ise, faydalı mutasyonlar
olmadığı gibi, doğada bu faydalı mutasyonları bilinçli
bir şekilde koruma altına alarak biriktirecek bir mekanizma
da olmamasıdır. Örneğin kör bir canlının göze ve görme
sistemine sahip olabilmesi için birçok mutasyona ihtiyacı
olacaktır. Dolayısıyla, "faydalı" ve "göz, görme sinirleri
ve beyindeki görme merkezi için gerekli-isabetli" mutasyonların
sürekli olarak aynı canlının soyuna isabet etmesini
beklemek, imkansıza inanmaktır. Bunun için bu canlının
soyunu takip eden, bu canlının dış dünyayı görme ihtiyacı
olacağını önceden görebilen, gözle ve görmeyle ilgili
tüm genetik bilgiye sahip, dolayısıyla hangi mutasyonlara
gerek olduğunu bilen, büyük bir özenle nesiller boyunca
yararlı ve isabetli mutasyonları biriktiren bir bilince
ve güce ihtiyaç vardır. Doğada ise böyle bir bilinç
ve akıl yoktur. Birçok evrimci de bu imkansızlığa dikkat
çekmiştir. Örneğin California Berkeley Üniversitesinden
Prof. Kevin Padian, doğada meydana gelen rastgele mutasyonların
canlı türlerini oluşturduğuna inanan biri olup olmadığını
sormaktadır:
Büyük evrimsel değişiklikler nasıl
başladı? Türlerin on binlerce yıl oturup faydalı mutasyonların
meydana gelmesini beklediğine (bu arada bu nasıl oluşmaktadır?)
ve büyük bir istekle bunları yeni ve yararlı bir tür
değişimi oluşana kadar biriktirip koruduklarına inanan
biri var mı? İşte bu durum Waddington ve diğerlerinin
de belirttiği gibi Neo-Darwinizm'in "saçma ve mantık
dışı" matematik argümanlarıdır.10
Grassé ise aynı konu hakkında şu
yorumu yapmaktadır:
Mutasyonlar zaman içinde tutarsız şekilde meydana gelirler.
Birbirlerini tamamlayıcı değildirler, ayrıca, birbirini
izleyen jenerasyonlar içinde belli bir yöne doğru birikmezler.11
Kaldı ki, eğer evrimcilerin varsaydıkları -ama hiçbir
zaman gösteremedikleri- oranda "faydalı mutasyon" gerçekleştiğini
kabul etsek bile, bu evrim teorisini kurtarmamaktadır.
1996 yılında yayınlanan Not By Change isimli kitabıyla
bilim dünyasının gündemine gelen, MIT ve John Hopkins
University gibi dünyanın en itibarlı üniversitelerinde
çalışmış İsrailli biyofizikçi Dr. Lee Spetner'ın hesapları,
bu konuda belirtilmesi gereken önemli bir gerçektir.
Spetner, Neo-Darwinizm'i sorguladığı söz konusu kitabında
evrimci otoritelerin verdikleri (mutasyon frekansı ve
tüm mutasyonlar içinde "faydalı mutasyon" oranı gibi)
rakamları kullanarak, bir türün bir başkasına dönüşmesinin
mümkün olup olmadığını çok detaylı bir biçimde hesaplamıştır.
Spetner'ın yaptığı bu hesabın sonucu ise çarpıcıdır:
İmkansız! Eğer, gözlem ve deneylerimizde yeri olmayan
"faydalı mutasyonların" varlığını teorik olarak kabul
etsek bile, bunların belli bir canlı türünde art arda
ve ayrı doğrultuda birikmesi, başka mutasyonların getireceği
dezavantajlar nedeniyle elenmeden kalması ve bu süreç
sonucunda yepyeni bir canlı türünün çıkması, imkansızdır.
Spetner'in bu hesabına tatmin edici bir cevap verebilen
evrimci ise olmamıştır.
Evrimcilerin "Faydalı Mutasyon" Aldatmacaları
Görüldüğü gibi mutasyonlar canlılar için zararlıdır
ve gözlemlenmiş faydalı mutasyon örneği yoktur. Evrimcilerin
"faydalı mutasyon" örneği olarak ileri sürdükleri örnekler
ise birer çarpıtmadan ibarettir. Bu örneklerin hiçbirinde
organizmanın evrimi için gerekli olan faydalar, yani
genetik bilgi artışı sağlanmamaktadır. Şimdi evrimcilerin
verdikleri "faydalı mutasyon" örneklerinin gerçekte
neden faydalı olmadıklarını ve evrim sağlayamayacaklarını
inceleyelim.
Orak hücre anemisi:
Üstte: Bozulmuş kan hücresinin
sağlıksız görünümü
Altta: Orak hücre anemisi, kanda oksijen taşımakla
görevli olan hemoglobin adlı molekülü kodlayan
gende meydana gelen bir hatadan, yani mutasyondan
kaynaklanan ciddi bir hastalıktır. |
Orak hücre anemisi, kanda oksijen taşımaya yarayan
hemoglobin molekülünün üretimi için gereken koddaki
kalıtımsal bir hatadan kaynaklanır. Bu hata sonucunda,
hemoglobin molekülünün yapısı bozulur ve oksijen taşıma
yeteneği ciddi şekilde zarar görür. Hemoglobin taşıyan
alyuvar hücrelerinin de normal biçimleri olan dairesel
şekilleri bozulur ve orak şeklini alırlar. Orak hücre
anemisi olan kişilerin sıtmaya karşı bağışıklık kazanmasından
dolayı evrimciler bu mutasyonu faydalı mutasyon olarak
tanımlarlar. Oysa, ortada komplekslikte bir artış veya
canlının fonksiyonlarında bir gelişme yoktur, aksine
bir kusur vardır. Orak hücre anemisi olan hastalar,
gelişme bozukluğu, enfeksiyonlara karşı dayanıksızlık,
damar tıkanıklığından kaynaklanan kronik organ hasarları,
organlarda fonksiyon yetersizlikleri ve bozuklukları,
halsizlik gibi hastalıklara sahiptirler.
Tıp kitaplarının kan hastalıkları bölümünde ele alınan
bu mutasyon örneğinin evrimciler tarafından "faydalı
mutasyon" olarak değerlendirilmesi şaşırtıcıdır. Bu
hastalığa sahip kişilerin sıtmaya olan kısmi bağışıklıklarının
evrimin bu kişilere bir "armağanı" olduğunu, söz konusu
mutasyonun bu nedenle faydalı olduğunu söylemek akla
uygun değildir. Bu görme özürlü bir insana, yaygın bir
göz nezlesine yakalanmadığı için avantajlı olduğunu
söylemekle aynı mantıksızlıkta bir iddiadır.
Bakterilerin antibiyotik direnci kazanmaları:
Evrimcilerin faydalı mutasyonlara gösterdikleri örneklerden
bir diğeri de bakterilerin antibiyotik direncidir. Bu
örnek de diğerleri gibi bir aldatmacadan ibarettir.
Bakterilerin antibiyotiklere karşı zamanla bağışıklık
kazandıkları bilinmektedir. Bu direncin işleyişi şudur:
Antibiyotiğe maruz kalan bakterilerin büyük kısmı ölmekte,
ama bazıları bu antibiyotikten etkilenmemekte ve bunlar
hızla çoğalarak tüm popülasyonu oluşturur hale gelmektedirler.
Böylece tüm popülasyon, antibiyotiğe dirençli hale gelmektedir.
Evrimciler ise, bakterilerin içinde bulundukları koşullara
uyum sağlayarak evrimleştiklerini öne sürmektedirler.
Oysa gerçek böyle değildir. İsrailli biyofizikçi Prof.
Dr. Lee Spetner, bu konuda en detaylı çalışmalara sahip
kişilerden biridir. Prof. Spetner, bakteri bağışıklığının
iki ayrı mekanizma ile sağlandığını ve bu iki mekanizmanın
da evrime hiçbir katkı sağlamadığını anlatır. Prof.
Spetner'ın sözünü ettiği iki mekanizma şöyledir;
1) Bakterilerde zaten var olan direnç genlerinin aktarılması
ve
2) Mutasyon sonucunda genetik bilgi kaybına uğrayan
bakterilerin antibiyotiğe dirençli hale gelmesidir.
Birinci mekanizma evrime delil değildir:
Üstte: Bakteri DNA'sı. Mutasyon
sonucunda genetik bilgi kaybına uğrayan bakteriler
antibiyotiğe dirençli hale gelirler. Ancak bu
mutasyon bakterinin DNA'sına bilgi eklememekte,
onu geliştirmemektedir. Dolayısıyla, evrim için
bir delil oluşturmaz. |
Prof. Spetner, 2001 tarihli bir makalesinde ilk mekanizmayı
şöyle açıklamaktadır:
Bazı mikroorganizmalar, antibiyotiklere
direnç sağlayan genlere sahiptirler. Bu bağışıklık,
antibiyotik molekülünün formunu bozma veya onu hücreden
dışarı atma sayesinde gerçekleşir. Bu genlere sahip
olan organizmalar bunu diğer bakterilere transfer ederek
onlara da bağışıklık kazandırabilirler. Bağışıklık mekanizması
belirli bir antibiyotiğe yönelik olsa da, pek çok patojenik
bakteri... farklı gen setleri edinmeyi ve çeşitli antibiyotiklere
karşı bağışıklık kazanmayı başarmıştır.12
Bu ise evrimin delili değildir ve Prof. Spetner bunu
şöyle açıklar:
Antibiyotik bağışıklığının bu şekilde
elde edilmesi... evrim için delil oluşturması beklenen
mutasyonlar için bir prototip (örnek) oluşturmaz. Teoriyi
(evrimi) sergileyen mutasyonlar, bakterinin genomuna
bilgi ekleyen genetik değişiklikler değildir; bu değişiklikler
aynı zamanda tüm biokozma (biyolojik dünyaya) bilgi
eklemelidir. Genlerin yatay transferi, sadece, zaten
bazı türlerde var olan genetik bir bilgiyi dağıtmaktadır.13
Yani ortada bir evrim yoktur, çünkü yeni bir genetik
bilgi ortaya çıkmamakta, sadece zaten daha önceden var
olan bir genetik bilgi bakteriler arasında transfer
edilmektedir.
İkinci mekanizma evrime delil değildir:
Bağışıklığın ikinci türü, yani mutasyon sonucunda ortaya
çıkan bağışıklık da bir evrim örneği değildir. Prof.
Spetner konuyu şöyle açıklar:
Bazen
de bir mikroorganizma, tek bir nükleotidin (DNA basamağının)
rastlantısal olarak yer değiştirmesi sonucunda bir antibiyotiğe
karşı bağışıklık edinir... İlk kez Waksman ve Albert
Schatz tarafından 1944'de rapor edilen Streptomisin
(Streptomycin), bakterilerin bu yolla bağışıklık kazanabildiği
bir antibiyotiktir. Ama her ne kadar geçirdiği mutasyon,
streptomisinin varlığı durumunda mikro organizmaya yararlı
olsa da, yine de bu, Neo-Darwinist teori tarafından
ihtiyacı duyulan mutasyon türü için bir örnek oluşturmaz.
Streptomisine bağışıklık sağlayan mutasyonun etkisi
ribozomda ortaya çıkar ve bu mutasyon, antibiyotik molekülü
ile ribozom arasındaki moleküler eşleşmeyi bozar.14
Spetner, bu olayı Not By Chance isimli kitabında kilit-anahtar
ilişkisinin bozulmasına benzetmektedir. Streptomisin,
bir kilide birebir uyan bir anahtar gibi, bakterilerin
ribozomuna yapışır ve bu rizobomu etkisiz hale getirir.
Mutasyon ise ribozomun şeklini bozmakta ve bu durumda
streptomisin ribozoma yapışamamaktadır. Bu, "bakteri
streptomisine karşı bağışıklık kazandı" gibi yorumlansa
da, aslında bakteri için bir kazanç değil kayıptır.
Spetner üstteki satırlarına şöyle devam eder:
e-coli bakterisinin DNA'sı
|
Ortaya çıkmaktadır ki, (ribozomun
yapısındaki) bu bozulma, bir spesifiklik (belirli bir
işe göre özelleşme) azalması, yani bir enformasyon (bilgi)
kaybıdır. Asıl nokta şudur ki, (evrim) bu gibi mutasyonlar
ile sağlanamaz, bu mutasyonlar ne kadar çok olursa olsun.
Evrimin, spesifikliği azaltan
mutasyonlarla inşa edilmesi mümkün değildir.15
Konunun özeti şudur: Bakterinin ribozomuna isabet eden
bir mutasyon, bu bakteriyi streptomisine karşı dirençli
hale getirebilmektedir. Ama bunun nedeni, mutasyonun
ribozomu "bozması"dır. Yani bakteriye bir genetik bilgi
eklenmemektedir. Aksine ribozomunun yapısı bozulmaktadır,
gerçekte bir anlamda bakteri "sakat" hale gelmektedir.
(Nitekim bu mutasyonu geçiren bakterilerin ribozomunun
normal bakterilere göre daha verimsiz olduğu belirlenmiştir.)
Bu "sakatlık", ribozoma yapışacak şekilde bir tasarıma
sahip olan antibiyotiği engellediği için, ortaya "antibiyotik
bağışıklığı" çıkmaktadır.
Sonuçta ortada "genetik bilgiyi geliştiren" bir mutasyon
örneği yoktur ve bakterilerdeki bağışıklık mekanizmaları
evrim teorisine delil oluşturmaz. Prof. Spetner evrim
teorisinin ihtiyacı olan mutasyonların hiçbir zaman
gözlemlenmediğini şöyle açıklar:
Makroevrimin ihtiyaç duyduğu mutasyonlar
hiçbir zaman gözlemlenmemiştir. Neo-Darwinist teori
tarafından ihtiyaç duyulan rastlantısal mutasyonları
temsil edebilecek, moleküler düzeyde incelenmiş hiçbir
mutasyonun genetik bilgi eklediği görülmemiştir. Araştırdığım
soru "gözlemlenmiş mutasyonlar, teorinin destek bulmak
için ihtiyaç duyduğu mutasyonlar mıdır" sorusudur. Cevap
"HAYIR" çıkmaktadır.16
Meyve sinekleri üzerinde yapılan deneyler:
Bir mutasyon bir organizmanın morfolojisini yani şeklini
değiştirmediği sürece evrim için ham madde oluşturamaz.
Morfolojik mutasyonların yoğun olarak incelendiği canlılardan
biri meyve sinekleridir (Drosophila
melanogaster). Drosophila'ya uygulanan birçok
mutasyondan birinde, gerçekte iki kanatlı olan meyve
sineği ikinci bir çift kanada sahip olmuştur. 1978 yılından
bu yana bu 4 kanatlı meyve sineği ders kitaplarında
ve diğer evrimci yayınlarda oldukça popüler olmuştur.
Meyve sineklerine uygulanan
mutasyonlarda, bu sinekler fazladan iki kanat
sahibi olmuşlardır. Ancak, evrimcilerin belirtmekten
kaçındıkları nokta, bu ekstra kanatların uçuş
kaslarından yoksun olmaları ve bu nedenle sineğin
uçuşunu önemli ölçüde engellemeleridir. Dolayısıyla
söz konusu mutasyonlar, bu sineği geliştirmemiş,
onu özürlü yapmıştır. |
Ancak evrimci yayınların hemen hiç belirtmedikleri
bir nokta, ekstra kanatların uçuş kaslarından yoksun
olmalarıdır. Dolayısıyla bu meyve sinekleri sakattırlar,
çünkü kanatlar uçmalarını ciddi şekilde engellemektedir.
Bu nedenle çiftleşmek için de güçlük çekmektedirler.
Doğaya bırakıldıklarında ise yaşayamamaktadırlar. Amerikalı
biyolog Jonathan Wells, Icons of Evolution adlı önemli
kitabında, diğer bazı klasik Darwinist propaganda malzemeleri
ile birlikte 4 kanatlı meyve sineklerini de inceler
ve bu örneğin gerçekte evrim teorisi için hiç bir kanıt
oluşturmadığını detaylarıyla açıklar.
Gerçekte 20. yüzyıl boyunca meyve sinekleri evrim için
bir kanıt değildirler ve bunu evrimciler de kabul ederler.
Gordon Taylor şöyle demiştir:
Bu çok çarpıcı ama bu kadar da gözden
kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört
bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve
sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta
tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.17
Prof. Michael Pitman ise Adam and Evolution adlı kitabında,
şu yorumu yapmıştır:
Sayısız genetikçi meyve sineklerini
nesiller boyunca sayısız mutasyonlara maruz bıraktılar.
Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı?
Maalesef hayır. Genetikçilerin yarattıkları canavarlardan
sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını
sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan
tüm sinekler ya öldüler, ya sakat kaldılar ya da kısır
oldular.18
Sonuç olarak, ne meyve sinekleri, ne bakterilerin antibiyotik
direnci ne de orak hücre anemisi, evrimcilere bir delil
oluşturmamaktadır. Dolayısıyla evrimcilerin mutasyonların
evrimin sebebi olduğu iddiası bilimsel olarak hiçbir
delile dayanmamaktadır. |