| UBA'NIN
FOSİL KAYITLARI HAKKINDAKİ YANILGILARI
Ulusal Bilimler Akademisi'nin kitapçığında, fosil kayıtlarının
evrim teorisini kesin olarak kanıtladığı öne sürülmekte
ve hatta 'o kadar çok ara geçiş formuna ait fosil bulunmuştur
ki...' denmekte, 'kanıt yığınları'ndan söz edilmektedir.
(Bilim ve Yaratılışçılık, s. 11-14) Ne var
ki, kitapçıkta bir tane dahi ara geçiş formu örneği
verilmemektedir. Oysa kitapçığın iddiası, evrim teorisinin
'en önemli delillerini' gözler önüne sermektir. (Bilim
ve Yaratılışçılık, s. xii) Bu iddiada olan bir
kitapçıktan beklenen ise, sözde 'yığınlar' halinde dizili
olan söz konusu ara geçiş formlarının hangilerinin olduğunun
belirtilmesi, öne sürülen bazı klasik ara form adayları
(örneğin Archaeopteryx) hakkında yöneltilen eleştirilere
ise cevap getirilmesidir. Ancak kitapçıkta hiçbir delil
verilmemekte, sadece yuvarlak cümleler ve soyut ifadelerle,
okuyucu ikna edilmeye çalışılmaktadır.
1) yaklaşık 53-33.7
milyon yıllık kurbağa fosili
2) yaklaşık 210 milyon yıllık
kemikli balık fosili
3) yaklaşık 135 milyon yıllık
echinoderm (deniz yıldızı) fosili
4) yaklaşık 55-35 milyon yıllık
yengeç fosili
5) yaklaşık 300 milyon yıllık
trionyx (kaplumbağa) fosili
6) yaklaşık 355-295 milyon yıllık
örümcek fosili |
Ulusal Bilimler Akademisi'nin evrim teorisini 'bol
delilli' bir teori gibi gösterme çabaları, 'o kadar
çok delil var ki' şeklindeki üslubu, ölümü çok yaklaşan
ve kolunu dahi kıpırdatamayacak durumda olan bir hastaya
moral vermek için doktorlarının 'o kadar iyisiniz ki,
yakında kalkıp koşuya bile çıkabilirsiniz' demelerine
benzemektedir. Görünen o ki, Ulusal Bilimler Akademisi
üyeleri, kendinden emin bir üslubun, teorilerini kurtarmaya
yeteceğini sanmaktadırlar. Oysa önemli olan üsluptaki
ton değil, somut bilimsel kanıtlardır. Bu kanıtların
Darwinizm aleyhinde olduğu ise gizlenemez bir gerçektir.
Günümüzde bilimsel bulguları tarafsız değerlendirme
yeteneğini henüz kaybetmemiş evrimciler dahi, fosil
kayıtlarının evrim teorisinin aleyhine olduğunu kabul
etmektedirler, çünkü bu açıkça ortadadır.
Örneğin Nature dergisinin editörü Henry Gee, In Search
of Deep Time isimli kitabında, fosil kayıtlarında evrim
teorisini destekleyen 'kanıt yığınları' bulunduğunu
değil, aksine eldeki kanıtların evrimciler tarafından
kendi ön yargılarına göre taraflı şekilde yorumlandığını
şöyle belirtmektedir:
Evrimle ilgili olarak yaptığımız varsayımların çoğu,
özellikle fosil kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla
yaşamın tarihi ile ilgili olanlar , temelsizdir.
Bunun sebebi bilim adamlarının ilgilendikleri,
çok büyük olduğu için anlatı sanatının gücünü aşan jeolojik
zamanın boyutudur. Atalarımız olarak değerlendirdiğimiz
fosil varlıklar gibi fosiller hayatın tarihi için birinci
derecede deliller oluşturmaktadır, ancak her bir fosil,
diğer fosillerle ve günümüzde yaşayan canlılarla ilişkileri
bulanık olan, dipsiz bir derinlikteki zaman denizinin
içinde kaybolmuş sonsuz küçüklükteki birer noktadır.
Jeolojik zaman sınırının aksine anlatılan ve fosilleri
sebep ve sonuç ya da ata ve torun şeklinde diziler halinde
birbirine bağlayan hikayelerin hepsi bu nedenle üretimi
ancak bizlere ait olan hikayelerdir. Bu hikayeleri bizler,
kendi ön yargılarımıza bağlı olarak hayatın tarihini
haklı göstermek için icad ederiz.1
Evrimci ön yargılarla bakılmadığında, fosil kayıtlarının
evrim teorisi ile birçok noktada çeliştiği açıkça görülecektir.
Bu çelişkilerden bazıları özetle şöyledir:
Kambriyen Dönemi'nde yeryüzü
aniden 100'e yakın filumayla dolmuştur. BuTamamen
kendilerine özgü ve kompleks vücut yapılarına
sahip olan bu canların hiç bir ortak ataları olmadan
ortaya çıkışları, yaratıldıklarının açık bir delilidir.
|
1. Türler ve daha üst kategoriler, fosil kayıtlarında
çok ani bir biçimde ve özgün yapılarıyla ortaya çıkmaktadırlar.
Ulusal Bilimler Akademisi'nin öne sürdüğü ara formlara
fosil kayıtlarında rastlanmamaktadır. Evrimcilerin ara
form olarak tanıttıkları fosillerin, bilim adamları
tarafından taraflı yorumlandıkları zaman içinde ortaya
çıkmıştır. Ara form olarak öne sürülen az sayıdaki fosilin
hiçbiri, evrimcilerin kendi aralarında bile kesin bir
kabul görmüş değildir. Gerçekte bu gibi ara form iddiaları
(Archaeopteryx, Ambulocetus veya Australopithecus gibi
türler veya genuslar), söz konusu soyu tükenmiş canlıların
bazı anatomik özelliklerinin, evrimciler tarafından
bir başka türe benzetilmesine dayanmaktadır; ancak bu
benzetmeler son derece yüzeysel ve zayıftır. Dahası
bu sözde ara formlar ile onların sözde en yakın evrimsel
akrabaları (örneğin Archaeopteryx ile theropod dinozorlar,
Ambulocetus ile antik balinalar veya Australopithecus
ile Homo erectus) arasındaki büyük farklar, bunların
Darwin'in öngördüğü 'küçük kademeli değişimler'i temsil
eden ara formlar olmadıklarını göstermektedir. Fosil
kayıtları zenginleştikçe, türler arasındaki boşlukların
gerçek ve kalıcı olduğu görülmektedir.
2. Evrim teorisi ile fosil kayıtları arasındaki ikinci
çelişki, durağanlık konusudur.
Fosil kayıtlarında, formların farklı vücut formlarına
yavaş yavaş bir dönüşümü değil, formların durağanlığı
yani değişmezliği görülmektedir.
3. Jeolojik dizi, teorinin
tahmininin tam aksi yönindedir. Evrim teorisi küçük
evrimsel değişikliklerin yavaş yavaş biriktiğini, yani
daha ilkel sınıfların zaman içinde önce içlerinde çeşitlendiklerini
ve bu çeşitlenmenin zamanla farklı ve daha kompleks
vücut planlarına yol açtığını öne sürmektedir. Diğer
bir deyişle, evrim teorisine göre çeşitlilik farklılaşmadan
önce gelmelidir. Jeolojik dizi, yani fosillerin yeryüzü
tabakalarındaki sıralaması ise tam tersini gösterir:
farklılık çeşitlilikten önce gelmektedir. Birbirinden
çok farklı temel vücut planları yaşam tarihinde, Kambriyen
Dönemi olarak bilinen dönemde, aniden, hiçbir evrimsel
ataya sahip olmadan belirmektedir. Önceden var olan
bu formları ise varyasyonlar izlemektedir. Yaşamın doğa
tarihi sistematik olarak üstten alta doğrudur, Darwinci
teorininin öne sürdüğü gibi alttan üste doğru değil.
Evrim teorisi ile fosil kayıtları arasındaki bu çelişkileri
kısaca inceleyelim.
Ara Geçiş Formları Yoktur
Darwin, evrimi çok büyük zaman dilimleri
içinde bir türden diğerine aşamalı geçişler olarak hayal
etmişti. Buna göre türleri birbirlerine bağlayan sayısız
ara halka olmalıydı. Darwin bunu Türlerin Kökeni adlı
kitabında şöyle ifade etmişti:
...Daha önce dünyada var olmuş ara türlerin sayısı
gerçekten muazzam olmalıdır. Öyleyse neden tüm jeolojik
oluşumlar ve tüm katmanlar bu tür ara halkalarla dolu
değil? Jeoloji kesinlikle bu tip incelikle derecelendirilmiş
herhangi bir organik halka ortaya koymamaktadır, ve
bu, belki de, benim teorime karşı geliştirebilecek en
belirgin ve en ciddi itirazdır.2
Darwin, hayvan filumlarının hiçbir
evrimsel ataya sahip olmadan, aniden ortaya çıkışının
çok ciddi bir sorun olduğunu yine Türlerin Kökeni kitabında
şöyle ifade etmişti:
Çok daha ciddi bir şekilde ortaya çıkan ilişkili bir
problem daha vardır ki, bu da hayvanlar aleminin temel
sınıflarına ait türlerin bilinen en aşağı tabakalardaki
fosil kayalarında aniden ortaya çıkmasıdır...3
Darwin'in sözünü ettiği ciddi problem günümüzde de
devam etmektedir. Türlerin birbirlerinden evrimleştiklerini
göstermesi beklenen delillere fosil kayıtlarında rastlanmamaktadır.
Fosil kayıtlarında türler arasında ara geçişlerin olmadığı
o kadar açıktır ki, birçok evrimci bunu itiraf etmek
zorunda kalmıştır. Bu itiraflardan bazıları şöyledir:
John Hopkins Üniversitesinden Prof.
Dr. S.M. Stanley:
Bilinen fosil kayıtları kademeli evrim ile uyumlu değildir
ve hiçbir zaman olmamıştır... Paleontologların çoğunluğu,
delillerinin Darwin'in bir türün değişimine götüren
çok küçük, yavaş ve giderek biriken değişiklikler üzerine
yaptığı vurguyla çelişir durumda olduğunu hissetmiştir...
Onların hikayeleri de örtbas edilmiştir. 4
Felsefe ve zooloji Profesörü Michael Ruse:
Fosil kayıtlarında pek çok boşluk
olduğunun kabul edilmesi gerekir... bu boşlukların hepsinin
ya da birçoğunun doldurulabileceğini düşünmek için hiçbir
neden yoktur.5
Amerikan Doğa Tarihi Müzesinden paleontolog Niles Eldredge
ve antropolog Ian Tattersall:
Kayıtlardaki sıçramalar ve tüm deliller
kayıtların gerçek olduğunu gösteriyor: gördüğümüz boşluklar
yapay bir fosil kaydının yapısını değil, yaşamın tarihindeki
gerçek olayları yansıtmaktadır.6
India Moleküler Biyoloji Enstitüsü
müdürü Rudolf A. Raff ve India Üniversitesinden araştırmacı
Thomas C. Kaufmann:
Fosil türleri arasında ataların ya da ara geçiş formlarının
eksikliği, erken metazoan tarihinin garip bir özelliği
değildir. Bu boşluklar geneldir ve tüm fosil kayıtları
boyunca hakimdir.7
20. yüzyılın belki de en önde gelen
evrimci biyoloğu Ernst Mayr:
Paleontologlar Darwin'in kademeli evrim önermesiyle
paleontolojinin gerçek bulguları arasında görünen çelişkinin
uzun zamandan beri farkındaydı. Zaman içinde birbirini
izleyen soy çizgileri yalnızca minimal düzeyde kademeli
değişiklikleri ortaya koyar görünmektedir ancak bir
türün farklı bir cinse değişimi için ya da evrimsel
bir yeniliğin kademeli kökenine ilişkin hiçbir delil
bulunmamaktadır. Gerçekten yeni olan herşey, fosil kayıtlarında
son derece ani bir şekilde ortaya çıkmış görünmektedir.8
Darwin'in 150 yıl önce dikkat çektiği
ve günümüzde evrimciler tarafından da kabul edilen Darwinizm'in
fosil probleminin Ulusal Bilimler Akademisi tarafından
görmezden gelinmesi veya okuyuculardan saklanmaya çalışılması
bilimsel saygınlık iddiasında olan bir kuruluşa yakışmamaktadır.
Stephen Jay Gould gibi evrim teorisinin açmazlarını
itiraf etmekten kaçınmayan evrimciler, fosil kayıtlarının
evrim teorisi için 'inatçı ve rahat vermeyen' bir sorun
olduğunu kabul ederken 9, Ulusal Bilimler
Akademisi'nin bulguları görmezden gelmeye çalışması,
bu kurumun bilimsel saygınlığı hakkında doğal olarak
ciddi kuşkular doğurmaktadır.
Fosil Kayıtlarındaki 'Durağanlık'
'Durağanlık', biyolojik değişim yaşanmaması demektir,
bu ise evrim olmadığı anlamına gelir. Nitekim yoktur
da. Çünkü fosil kayıtlarında, bir türün, soyu devam
ettiği sürece değişim göstermediği, 'durağan' olduğu,
yani fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse,
fosil kayıtlarından kaybolana kadar tamamen aynı formunu
koruduğu görülmektedir. Stephen Jay Gould, fosil kayıtlarının
evrim teorisi ile çeliştiğini ilk kez 1970'li yıllarda
şöyle ilan etmiştir:
Fosilleşmiş türlerin çoğunun tarihi, kademeli evrimle
çelişen iki farklı özellik ortaya koymaktadır:
1. Durağanlık: Çoğu tür, dünya üzerinde var olduğu
süre boyunca hiçbir yönsel değişim göstermez. Fosil
kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları andaki yapıları ne
ise, kayıtlardan yok oldukları andaki yapıları da aynıdır.
Morfolojik (şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır
ve belirli bir yönü yoktur.
2. Aniden ortaya çıkış: Herhangi
bir lokal bölgede, bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara
uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz; bir anda ve 'tamamen
şekillenmiş' olarak belirir.10
25 milyon yıllık amber içindeki
termit fosili |
Gould ilerleyen yıllarda da fosil kayıtlarında görülen
durağanlığı kabul ettiğini belirtmiştir. 1988 yılında
Natural History dergisindeki bir yazısında şöyle demektedir:
Gelişmiş türler genellikle var oldukları
süre boyunca ya hiç değişmez, veya çok az, oldukça yüzeysel
biçimde değişirler (bu da çoğu zaman sadece büyüklük
açısından olur). Bu nedenle gözlenen değişimler hakkında
yapılan çıkarımları daha uzun jeolojik süreçlere uygulamak,
büyük canlı gruplarının geçirdiği genel evrimsel süreçleri
belirleyen kapsamlı değişiklikler hakkında bilgi vermez.
Çoğu zaman, en iyi delillere sahip olunan türlere dahi
bu açıdan bakıldığında bir çok türe pek bir şey olmadığını
görürüz. 11
Bu sözünden de anlaşıldığı gibi Gould, birçok türün
pek bir değişikliğe uğramadığını itiraf etmektedir.
Gould, yine aynı dergide 1993 yılında yayımlanan bir
yazısında ise şöyle demiştir:
Birçok fosil türünün jeolojik yaşam
süresi boyunca durağanlığı ya da hiçbir değişim geçirmeyişi,
tüm paleontologlar tarafından sözle ifade edilmeksizin
onaylanmıştır, ancak asla üzerinde etraflıca çalışılmamıştır...
Durağanlığın çok yaygın olması, fosil kayıtlarının utandırıcı
bir özelliği haline geldi ancak yokluğun (ki bu evrimin
yokluğudur) bir ilanı olarak göz ardı edilmiş olarak
bırakıldı.12
Niles Eldredge |
Ian Tatterstall ve Niles Eldredge ise, The Myths of
Evolution adlı kitaplarında, fosil kayıtlarının Darwin'in
varsayımları ile olan çelişkisini ve durağanlık gerçeğini
şöyle anlatmaktadırlar:
Paleontologlar fosillerini kaya kayıtları boyunca izlediklerinde,
bekledikleri değişiklikleri görmemektedirler... Fosillerin
her bir farklı türünün, fosil kayıtları içerisinde var
oldukları süre boyunca tanınır şekilde aynı olduğu,
Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlamadan çok
daha öncesinden beri paleontologlar tarafından bilinmekteydi.
Darwin'in kendisi, ... gelecek nesil paleontologların
bu boşlukları gayretli arayışlarıyla dolduracakları
tahmininde bulunmuştur... Daha sonrasında yapılan 120
yıllık paleontolojik araştırmalarsa, fosil kayıtlarının
Darwin'in varsayımlarının bu kısmını teyid etmeyeceğini
son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Problem,
kayıtların eksik olması da değildir. Fosil kayıtları
açıkça bu varsayımın yanlış olduğunu göstermektedir.
Türlerin uzun zaman dilimleri boyunca
şaşırtıcı şekilde sade ve durağan özellikler sergilemesi,
kral çıplak hikayesinin tüm özelliklerini taşımaktadır;
herkes bilir ancak göz ardı etmeyi tercih eder. Paleontologlar
Darwin'in öngördüğü tabloyu inatla reddederek karşı
koyan, ve tümüyle başka yöne bakan, söz dinlemez bir
kayıtla karşı karşıya kaldılar.13
50 MİLYON YILDIR
DEĞİŞMEYEN YARASA
33.7-53 milyon yıllık
yarasa fosili |
Canlı türlerinin fosil kayıtlarında
aniden belirdiklerinin ve yaşadıkları süre boyunca
değişime uğramadıklarının delillerinden biri yarasalardır.
Bulunan en eski yarasa fosillerinin günümüz yarasalarıyla
tamamen benzer özelliklere sahip olmaları, bu
canlıların değişmeden günümüze ulaştıklarını göstermektedir.
Evrimci kaynaklarda bile, evrim teorisinin bu
konuda çıkmazda olduğu evrimcilerin kendi dilinden
itiraf edilmektedir. Evrimci bilim adamı Jeff
Hecht bu gerçeği şöyle dile getirir:
Yarasaların kökeni
bir bilmece olmuştur. En eski yarasa fosilleri
dahi, 50 milyon yıl önce, bugünkü modern yarasaların
kanatlarına tıpatıp benzeyen kanatlara sahiptiler.a
Görüldüğü gibi fosiller evrim
teorisinin iddialarını çürütmektedir. Çünkü evrim
yaşanmış olsaydı, yarasaya dönüşmekte olan bir
canlı fosili bulmamız gerekirdi. Oysa, yarasa
50 milyon yıl önce de bugünkünün aynısıdır. Bu,
yarasaların evrimi iddiası için çok büyük bir
problemdir. Evrimci bilim adamı Jeff Hecht bu
gerçeği şöyle itiraf etmektedir:
Ancak yarasaların
kanatlarını nasıl olup da geliştirdiklerini gösteren
ara bir form bulmak zor olabilir.b
Evrimciler de bilmektedir ki,
günümüzün fosil kayıtları oldukça zengindir. Nitekim
UBA da kitapçıkta bunu belirtmektedir. Ancak yarasanın
atası olduğu varsayılan hayali canlının izine
rastlanmamıştır.
a- Jeff Hecht,
'Branching Out', New Scientist, 10 Ekim 1998,
cilt 160, sayı 2155, s. 14
b- Jeff Hecht, 'Branching Out',
New Scientist, 10 Ekim 1998, cilt 160, sayı 2155,
s. 14
|
UBA'nın Jeolojik Dizi Hakkındaki Yanılgıları
Kambriyen Dönemi'nde yaşamış
olan trilobitler son derece kompleks bir göz yapısına
sahiptiler. |
Ulusal Bilimler Akademisi'nin iddiasına göre, fosil
kayıtlarında canlı türleri en basitten karmaşığa doğru
sıralanmışlardır. Yani en alt katmanlarda en basit yapıya
sahip canlı türleri bulunmakta ve insanın ortaya çıkışına
kadar bu komplekslik giderek artmaktadır. Bu, Darwinizm'in
öngörüsüdür ve evrimcilerin fosil kayıtlarında delilini
bulmayı umdukları hayalleridir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir
ki, yeryüzü tabakalarında türlere ait fosiller basitten
komplekse doğru bir sıra izlememektedir. Örneğin ilk
hayvan filumlarının aniden ortaya çıktıkları Kambriyen
Dönem'de yaşamış olan trilobitler oldukça kompleks bir
göz yapısına sahiptiler. Bir trilobit gözü yüzlerce
küçük petekten oluşur ve bu peteklerin her birinin içinde
çift mercek yer almaktadır. Bu göz yapısı tam bir tasarım
harikasıdır. Harvard, Rochester ve Chicago Üniversitelerinden
jeoloji profesörü David Raup; 'trilobitlerin gözü, ancak
günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli
bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir
tasarıma sahipti' demektedir. 14
Günümüzde yaşayan yusufçuk
gibi böcekler de trilobitlerle benzer göz yapısına
sahiptirler. |
Trilobitler hakkında belirtilmesi
gereken bir diğer konu da, bu canlılardaki 530 milyon
yıllık petek göz sisteminin, bugüne kadar hiç değişmeden
gelmiş olmasıdır; arı ya da yusufçuk gibi günümüzdeki
bazı böcekler de aynı göz yapısına sahiptir. 15
Bu bulgu, evrim teorisinin canlıların ilkelden karmaşığa
doğru geliştiği yönündeki iddiasına da yine 'öldürücü
bir darbe' indirmektedir.
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar,
trilobitler, süngerler, solucanlar, deniz anaları, deniz
yıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi
çok farklı canlılara aittir. 1999 yılındaki yeni bir
bulgu ise, Kambriyen Dönem'de Haikouichthys ercaicunensis
ve Myllokunmingia fengjiaoa olarak adlandırılan iki
ayrı balık türünün bile var olduğunu göstermektedir.
Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden
hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi
kompleks sistemler, ileri fizyolojik yapılar bulunur.
Bu yapılar hem çok kompleks, hem de birbirinden çok
farklıdır. Dolayısıyla, UBA'nın canlılığın ilkelden
gelişmişe doğru evrimleştiği iddiası kesinlikle doğru
değildir.
1) Myllokunmingia fengjiaoa
2) Haikouichthys ercaicunensis
1999 yılındaki yeni bir bulgu, Kambriyen Dönemi'nde
yaşamış olan iki balık türünün varlığını ortaya
çıkarmıştır. |
Darwinizm'in dünya çapındaki en önemli eleştirmenlerinden
biri olan California Üniversitesi Berkeley'den Profesör
Philip Johnson, paleontolojinin ortaya koyduğu bu gerçeğin,
Darwinizm'le olan açık çelişkisini şöyle açıklamaktadır:
Darwinist teori, canlılığın bir tür
'giderek genişleyen bir farklılık üçgeni' içinde geliştiğini
öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan
ya da ilk hayvan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış
ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini
oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu
üçgenin gerçekte baş aşağı durduğunu göstermektedir:
Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek
sayıları azalır. 16
Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki, canlıların
birbirlerinden türedikleri iddiasına delil olarak, canlı
türlerinin jeolojik katmanlardaki sıralanışlarını göstermek
hatalıdır. Evrimcilerin bu iddialarını kanıtlayabilmeleri
için farklı jeolojik katmanlardaki farklı türler arasında
evrimsel bir geçiş olduğunu gösteren ara formlara ait
fosilleri gösterebilmeleri gerekir. Ancak önceki sayfalarda
da belirtildiği gibi, bu ara formlardan eser yoktur.
Sonuç olarak, UBA'nın fosil kayıtları hakkındaki 'kendinden
emin' ifadeleri, gerçekte içi boş, delilsiz, sadece
propaganda için kullanılmış iddialardan ibarettir.
1) 355-295 milyon yıllık
kabuklu yumuşakça
2) yaklaşık 65 milyon yıllık deniz yıldızı fosili
3) 400 milyon yıllık brittle star fosili
4) yaklaşık 300 milyon yıllık deniz anası fosili
5) yaklaşık 203 milyon yıllık fosil ammonitler
6) yaklaşık 203 milyon yıllık ammonit |
|