Harun Yahya - Rss Feed RSS Feed
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16    
Filmler
İsme Göre Sırala Tarihe Göre Sırala
Toplam 466 Eser
Kategori Seçin :

ADNAN OKTAR'IN ABDULLAH ÖZDOĞAN RÖPORTAJI (2 Mart 2009)

 

Sayın Adnan Oktar’ın bu röportajında yaptığı açıklamalarından önemli bazı başlıklar: “Milletimize müjdeler olsun, Baron yolun sonuna geldi.” “Ortadoğu bölgesini birleştirecek güç, her zaman dindir; bölgenin hayat kaynağı dindir.” “Rusya Türk İslam Birliği’nin en büyük müttefiklerinden biri olacak.” “Fethullah Hoca talebelerinin hataları varsa açıkça söylenmesi, ispat edilmesi lazım; ve bana da söylesinler, ben söz veriyorum, varsa bir hataları Allah’ın izniyle illa ki onu düzelttiririm; ama onları sevmekten vazgeçmem.” “Ermeniler Karabağ’ı ne yapsın; bomboş şu an arazi, toprak meraklısı değiller; iki tarafı birbirine düşürmek, düşman haline getirmek için yapılmış bir oyun bu.” “Dışarı çıktığımda gülen yüz göremiyorum, mutlu insan göremiyorum, sürekli arıyorum, yok; demek ki büyük bir oyun oynanmış, psikolojik savaş uygulanmış insanımıza.” “Anadolu insanını çok severim, onların şiveleri, üslupları, mazlumlukları... Temiz kalplilikleri bütün şiddetiyle yansır; bozamadılar masonlar Anadolu’yu, olduğu gibi duruyor.”

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN ABU DHABI TV RÖPORTAJI (19 Şubat 2009)

 

Abu Dhabi TV, Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük medya şirketi (Emirates Media Inc.)’ne ait Arapça yayın yapan bir kanaldır. Bu medya grubu, Arap dünyasının en büyük ve en çeşitli yayın yapan kuruluşu olarak bilinmektedir. Abu Dhabi TV, Ortadoğu, Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Avustralya’dan yayın yapmaktadır. Sayın Adnan Oktar Abu Dhabi TV’de yayınlanan bu röportajında; İslam aleminin birleşmesinin, birlikte hareket etmesinin farz olduğunu ifade etti ve bu konunun önemle üzerinde durdu. Sayın Oktar’ın devletin iddia edilen Ergenekon örgütüne müdahalesiyle ilgili tespiti de müjde verir nitelikteydi: “bizim devletimiz çok sağlıklı, güzel bir tavır koydu, gücünü gösterdi. Kahraman ordumuz da bu konuda güzel bir tavır gösterdi. Türk devleti kendisiyle oyun oynatmaz, kendisine kafa tutturmaz, müdahale ettirmez, kendisini tehdit ettirmez; kahredici gücünü mutlaka gösterir ve nitekim de göstermiştir. Büyük millet olmamızın yolu açılmıştır artık. Türk İslam Birliği’nin yolu da açılmıştır.”

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AFGANİSTAN AYNA RÖPORTAJI (12 Aralık 2008)

 

Sayın Adnan Oktar Afganistan Ayna televizyonunda yayınlanan bu röportajında; terör, bombalama ve intihar eylemleri hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu. Kurulacak Türk İslam Birliği’nin liderliğini Türkiye’nin şahane olarak yapacağını, bunun ırk üstünlüğüne değil ahlak üstünlüğüne dayalı olduğunu açıkladı. Afgan halkına mesaj olarak ise; çektikleri acıların, kendilerini ruhen ve manevi olarak güçlendirdiğini, derinlik aldıklarını, çileyle olgunluk kazandıklarını, olanlara hayır gözüyle bakmalarını söyledi. Ayrıca sabırlı olmalarını, kendilerini çok eğitmelerini, Allah’a dua etmelerini, imanlarını derinleştirmelerini, Allah korkularını artırmalarını, Türk İslam Birliği’ni desteklemelerini tavsiye etti ve Allah’ın izniyle 5-10 yıla Türk İslam Birliği’nin kurulacağı müjdesini verdi. Teröre, anarşiye gerek olmadığını, böyle şeylerin Kuran’da yasaklanmış olduğunu, sevgiyle, bilgiyle, kültürle, bilgisayarlarının başında dünyada olup bitenleri takip etmelerini, kendisinin sitelerine girmelerini ve ücretsiz olarak kitapları indirip okumalarını, cehaletle savaşmalarını söyledi. Gönüllerinin rahat olmasını, bu çileden geçip mükemmel bir çizgiye geleceklerini ve bayramın yakın olduğunu müjdeledi. Sayın Oktar ayrıca sorulan bir soru üzerine Sayın Fethullah Gülen ve faaliyetleri hakkında görüşlerini açıkladı.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AKHABERLER İNTERNET SİTESİ RÖPORTAJI (2 Kasım 2008)

 

Sayın Adnan Oktar Akhaberler internet sitesi ile olan bu röportajında; Aktütün’de şehit düşen askerlerimizi, Allah’ın, cennet kuzusu haline getirdiğini; kendisinin, ailelerini tebrik ettiğini ifade etti. Sayın Oktar, askere karşı daima derin bir saygı ve sevgi duyulması gerektiğini; onların vatan, millet için, din için, namus için canlarını ortaya koymuş insanlar olduklarını; askerimizi yıpratmamak, üzmemek gerektiğini; kendilerinin, sonuna kadar ordumuzun yanında olduklarını ve desteklediklerini anlattı. Kartel medyasının sürekli kendileri aleyhinde yazı yazması konusunda ise; kartel medyasının yazı yazamayacağını, onun tamamını Allah’ın yarattığını, her harfini Allah’ın yazdığını, Allah’ın bunu imtihan için, hayır ve güzellik için yaptığını; iyiliği savunan her insanın karşısına negatif güçlerin dikildiğini ama her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu açıkladı. Kendilerinin, kurulacak Türk İslam Birliği’ne İsrail’in de girmesini istediklerini, onların Hz. Musa’nın evlatları olduklarını, yeter ki Allah’ı coşkuyla sevsinler, helale harama dikkat etsinler, peygamberlere, meleklere karşı saygıları, sevgileri devam etsin, öyle olduktan sonra aralarında bir ayrılık olmayacağını ifade etti. Sayın Oktar, yaşanan ekonomik krizin, peygamberimizin hadislerinde bildirilen bir alamet olduğunu, Hz. Mehdi zamanında insanların görülmemiş bir bolluğa kavuşacaklarını anlattı. /*****************/ ADNAN OKTAR’IN AKHABERLER İNTERNET SİTESİ RÖPORTAJI (2 KASIM 2008) MUHABİR: İslam düşüncesi bağlamında Kur’an, özel bir yer tutmaktadır. Sizin Kur’an üzerine çalışmalar yaptığınızı ve Girişim dergisinin bazı sayılarında Edip Yüksel ile yaptığınız tartışmaları hatırlıyoruz, bunu bir sürü insan hatırlıyor. Kur’an ve İslam düşüncesi üzerine bugün durup düşündüğünüzde neler söylemek istersiniz? ADNAN OKTAR: Kur’an, tabi hayatın ruhu. Allah ile bizim bağlantımızı yönlendiren, düzenleyen Allah’ın bize büyük bir lütfu. Allah’ı tanımamızı sağlayan, ahireti anlamamızı sağlayan mükemmel bir rehber. Allah’a hamd olsun, Elhamdülillah. Tevrat’ın muharref olması, İncil’in muharref olması, çok eksiklikler olması durumunda Müslümanlar, insanlar çok mağdurdular, eksiklik vardı. Allah Kur’an’ı gönderip bu eksikliği ortadan kaldırmış oldu. Yani dünyadaki en büyük nimet diyebilirim. Elhamdülillah, MaşaAllah. MUHABİR: O günden farklı yaklaşımlarınız nelerdir? Bir yaklaşımlarınızda farklılık oldu mu? Bayağı zaman geçti çünkü. ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi tabi Kur’an’ı okuyan, inceleyen, araştıran bir insanın kendi kafasına göre Kur’an’ı yorumlaması olmaz. Bir ehl-i sünnet inancı içerisinde, sünnetin görüşü içerisinde olayları değerlendirmesi gerekir. Hanefi, Hanbeli, Maliki veya Şafii, bu mezheplerden herhangi birine mensup kardeşimiz, daha ziyade ilmihal bilgisiyle bilgilenerek kendisini açması, Allah’ı tanıması, anlaması gerekir, ama tabi Kur’an’ı okuyacak, Kur’an’dan bereketlenecek, ama kendi kendine tabi yorum yapması olmaz, yakışık almaz. MUHABİR: Çalışmalarınızda gözlemlediğimiz kadarıyla, daha çok yüksek tabakaya yönelik çalışmalar içerisinde bulunduğunuzu biliyorlar, biliniyor. Ama şunu da eklemek gerekir ki, yani her eve sizin çalışmalarınızdan girmeyen yok. Bütün evlerde vardır mutlaka. ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. MUHABİR: Yoksa, televizyonlardan sizin çalışmalarınız izleniyor. Ama genel kanaat şudur ki, sizler yüksek tabakaya, zengin kesime yönelik tebliğ çalışmaları sunuyorsunuz. Bunun avantajları ve dezavantajları neler olabilir? ADNAN OKTAR: Tabi, tebliğci eğer Kur’an’a bakarsak, Kur’an’da hep tebliğde ana hedefin, ana anlatım hedefinin seçkin kesim olduğu görülür. Yani özellikle onlara, kavmin ileri gelenleri şeklinde Kur’an’da belirtilir, sık sık bu vurgulanır. Ama tabi mustazaflar vardır gene Kur’an’da değil mi? Hatta bir gözü görmez bir muhterem, Peygamber Efendimizin (SAV) yanına geliyor. Onunla ilgili değil mi, bir uyarı vardır Peygamber Efendimize (SAV) güzel, Allah’ın  bir uyarısı vardır. Ona sahip çıkması, tebliğde ona öncelik tanıması şeklinde. Samimiyetsiz, akılsız olup, zengin ileri gelen olması, sosyeteden olması ona bir ayrıcalık kazandırmaz. Çünkü toprağın altında sosyete veyahut fakir ayırımı olmuyor. Kafatasları birbirinin aynıdır. İskeletler de birbirinin aynıdır. Bakıldığında bu fakir iskeleti, bu zengin iskeleti denmiyor. MUHABİR: Doğru efendim. Efendim, bugünlerde meydana gelen siyasi gelişmeler üzerine, örneğin Ergenekon meselesi, başörtüsü meselesi ve Aktütün saldırısı ve askerlerin siyasal zeminde gerilemesi üzerine neler söylemek istersiniz? Bazıları Kemalizm’n bittiğini, etnik aidiyetin tükendiğini belirtiyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir? ADNAN OKTAR: Evet. İddia edilen Ergenekon, Allah’a hamdolsun, Türkiye’nin başında, hatta bütün Türk İslam aleminin başında çok büyük bir belaydı. Hatta iddia edilen Ergenekon’un mensuplarının kendine de belaydı. Adamlar bu belanın içine düşünce, ailelerini, çocuklarını, kendilerini de kurtaramıyorlardı. Yani iddia edilen Ergenekon’un mensupları için de bu kurtuluş oldu. Çünkü, bu örümcek ağına düştün mü, yakayı kurtarmak diye bir konu yok. Zincirleme yani. Nice değerli aydınımız, kültürlü insanımız bu belanın eline tehditle, korkuyla düştü.. Mesela bir profesör farzedelim. Kendini savunamayacak durumda. Bu belanın içerisine gayri ihtiyari sürükleniyor. Zincirleme gelişiyordu. Allah kurtardı yani. İnşaAllah onlar da iyice akıllarını başlarına alırlar da bu beladan tamamen memleketi de kurtarırlar, kendileri de kurtulurlar. Çünkü, Türkiye’nin ilerlemesine engel oldular, aydınlanmasına engel oldular. Milletin neşesine, huzuruna engel oldular. Bizim milletimiz çok neşeli, sevinç dolu bir milletti, asık suratlı hale getirdiler. Türk Devletlerine gittiler, oraları batırdılar. Oradaki Türk imajını olumsuz etkilediler. Ama bundan sonra düzelme sürecine girdi İnşaAllah. Bize yaptıklarını da biliyorsunuz iddia edilen Ergenekon örgütünün. Yani akla, hayale gelmedik şeyler. Emniyette yiyeceğime biliyorsunuz kokain karıştırdılar, rezalet çıkardılar. Adli tıpta, Allah’a çok şükür ispat ettim de yiyeceğime içeçeğime karıştırıldığını o şekilde kurtuldum. Bizim milletimiz sevecen, güzel millet, imanlı millet. Bizim milletimizin önü açık, bereketli, güzel. Herşey rayına oturacak, herşey yolunda gider İnşaAllah. Aktütün’de bizim arslanlarımızı Allah orada cennet kuzusu haline getirdi Cenab-ı Allah. Bu milletin şehidi tükenmez maşaAllah. Her yer şehitle bereketlenir. Milletin güzel bir özelliğidir Türk milletinin. Eskiden beri, Alparslan zamanında da, İstanbul’un fethinde de, Çanakkale’de de sürekli şehit verdik, şehit kanıyla sulandı memleket. Aktütün’de de arslanlar destan yazdılar. Çanakkale’dir, ikinci Çanakkale’dir inşaAllah, İnşaAllah. Aktütün aşılmaz, Çanakkale geçilmez dediler. Özetle bunu anlattılar. Hepsi yiğit, ailelerini de tebrik ediyorum, arslanların ailelerini. Hiç, gönülleri çok müsterih olsun. Cennette hep beraberiz inşaAllah. Bu dünyada zaten kimse durucu değil. Ama ne mutlu onlara ki, elhamdülillah Allah onları şehitlik mertebesine çıkarttı. Kolayca da cennete gitmek, biliyorsunuz mümkün oluyor o zaman elhamdülillah. Çok büyük bir nimet. Başörtüsü konusu, biraz giriş tabi pek uygun olmadı, ilk başlangıçta giriş uygun olmadı. Gereksiz bir ürküntü ve tedirginlik meydana getirildi. Yoksa başörtüsüne kimse birşey demez. Bizim milletimizin tamamı, yüzde 99’u başörtüsüne taraftar, kimsenin karşı olduğu yok. Biraz ortalığın sakinleşmesini beklemek lazım. Konsensüs, anlaşma, CHP, DSP, MHP, AK Parti hepsi biraraya gelip, bu konuyu bir çözelim diyecekler inşaAllah. Bir masa etrafına toplanıp. Yani bunu Ak Parti çözdü dedirtmek istemiyorlar benim gördüğüm, anladığım kadarıyla. Hep beraber çözdük demek istiyorlar, desinler ne farkeder, olur yani. CHP de işin içinde olsun, DSP de içinde olsun. Ondan sonra, hep birlikte çözsünler, çocuklar da göğüslerini gere gere gitsin. Kız çocukları, günah onlara, o çocukları oturup mağdur etmenin, üzmenin onları bir alemi yok. Onların öyle hoşuna gidiyor, öyle rahat ediyorlar, öyle mutlu oluyorlar. Kimsenin mutluluğuna kimse engel olmaması lazım. İnşaAllah düzelecek, güzel olur İnşaAllah. MUHABİR: İnşaAllah. Askerin siyasal zeminden biraz daha uzaklaştı sanki son dönemde. ADNAN OKTAR: Bizim askerimiz çok aklı başındadır. Bayağı olgundur. Gittikçe de daha iyi hale geliyorlar, daha güzel hale geliyorlar. Yani tabi askerin de gittikçe her yönden gücü artıyor tabi. Kalitesi artıyor, görgüsü, bilgisi artıyor dünya şartları geliştikçe. Daha demokrasi yanlısı, daha geniş olaylara bakan bir çizgiye doğru gidiyorlar. Ama eskiden beri bizim ordumuz mükemmeldir, güzel ahlaklıdır. Yani ta Osmanlı döneminden beri, ta Alparslan, Malazgirt’ten beri hep öyledir. Hep seçkin olmuştur, hep güzel huylu olmuştur. Ama hep de mükemmele doğru gitmiştir, hep iyiye doğru gitmiştir. Şu anda da iyiye, güzele doğru gidiyor. Ama tabi askerimizi yıpratmamak lazım, üzmemek lazım onları. Biz arslan ordumuzun yanındayız, daima, her zaman destekliyoruz. Şevkle, heyecanla bütün Türkiye, hatta Türk devletleri de destekler. Yani bir tek Türkiye’deki bizim milletimiz değil, Türk olan herkes, hatta İslam alemi de çok seviyor. Bütün İslam alemi Türk ordusunu seviyorlar, destekliyorlar. Sonuna kadar yanındayız inşaAllah. Hayırla, bereketle İnşaAllah gayretli oluyorlar, birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Allah yollarını açık etsin. Ama mühim olan sırt sırtayız, omuz omuzayız İnşaAllah. MUHABİR: İnşaAllah. Kartel medyasının askerin siyasetten uzaklaştığını gördüğünde, kartel medyasının tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz askere karşı? ADNAN OKTAR: Askere karşı daima bence sevgi dolu ve saygı dolu olmak lazım. Onlar canını Allah yoluna adamış insanlar. Vatan, millet için, din için, namus için canını ortaya koymuş insanlar. Onlara daima derin saygı, derin sevgi gerekir daima, derin muhabbet gerekir. Tamam bir eleştiri yapılabilir ama nezaket ölçüleri içerisinde, onların ruhunu rencide etmeden değil mi? Onların coşkusunu rencide edecek bir tavırdan kaçınarak bunlar çok mümkün, olabilir. Ama böyle yıkıcı eleştiriler çok çok çirkin, yanlış. MUHABİR: Kartel medyasının sizin üzerinize bu kadar gelmesinin, saldırmasının daha doğrusu sebebi sizce ne olabilir? ADNAN OKTAR: Yakışır, o bizim doğru yolda olduğumuzu gösterir. Yani arslanın da düşmanı çok olur. Bizim de tabi karşıtlarımız çok oluyor. Hayrı, iyiliği, güzelliği savunan herkesin karşısına negatif güçler dikilir. Yani şeytan başıboş, eli kolu bağlı gidip oturmaz bir köşede. Şeytanın bir görevi var ve birilerini kışkırtacak, birilerini yönlendirecek, iyilere, doğrulara karşı onları olumsuz yönde hareketlendirecek. Şeytan görevini yapıyor, biz de görevimizi yapıyoruz. Ama hepsi Allah’ın kontrolünde. Yani mesela kartel medyası aleyhimizde yazı yazıyor, kartel medyasının yazdığı her harfi Allah yaratır. Kartel medyası yazı yazamaz. Onun tamamını Allah yapar. Niçin yapar Cenab-ı Allah? İmtihan için yapar, hayır için yapar, güzellik için yapar. Yoksa mücadele olmaz, yani imtihan olmaz. Bir durağanlık olur. Allah anlı şanlı olsun, canlı olsun, güzel olsun diye dünyayı böyle süslemiştir. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’e Ebu Cehil’i musallat etmiştir Allah. Onun şanındandır Peygamber Efendimiz (sav)’in, güzelliğidir o. Mesela Nemrut’u Hz. İbrahim’e musallat etmiştir Allah. Firavun’u Hz. Musa’ya musallat etmiştir. Özel yaratılmışlardır bunlar, hususi yaratılmış varlıklar. Biz onları daha çok seviyoruz o zaman. Cennet koltuklarında oturup birbirlerine anlatacaklar. Firavunla nasıl mücadele ettiğini anlatacak Hz. Musa, İbrahim Nemrut’la nasıl mücadele ettiğini anlatacak, Peygamberimiz (sav) Ebu Cehil ile nasıl mücadele ettiğini anlatacak. Bizim de inşaAllah ahirette anlatacağımız birşeylerimiz olsun. İnşaAllah oluyor yani, Allah’a çok şükür, Allah bize de öyle lütfediyor, bizim de ahirette anlatacağımız güzel konular olacak inşaAllah. Bir nimettir inşaAllah. Hayır vardır hepsinde inşaAllah. MUHABİR: İnşaAllah. siyasette dile getirilen İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık, batıcılığın bugün kazandığı anlam nedir ve hangisi sorunların çözümünde referans olabilir? ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği bizim anlattığımız. Sevgiye dayalı, ırkçılıktan uzak, büyüklük iddiasından uzak. Büyük olan Allah’dır, biz kuluz. Bütün milletleri seven, onları da koruyup kollayan, Hıristiyanlara, Musevilere kucak açan, onları Türk İslam Birliği’nin içine almak için can atan bir düşünce. Daha önce böyle değildi. Türk Birliği iddiası vardı. Biraz kafatası düşüncesi var içinde. En büyük, en güçlü ırktır, dolayısıyla diğer ırklar hiçtir gibi mantığa götürebiliyorlardı. Halbuki öyle birşey yok. Bütün ırkları Allah yaratıyor. Hepsi bizim kardeşimizdir. Türk İslam Birliği içerisinde Rusya ihya olacaktır. Ermenistan’ın zaten Türk İslam Birliği’nin içerisine girmesini istiyoruz. Gürcistan’ın Türk İslam Birliği içerisine girmesini istiyoruz. Hatta İsrail’in de Türk İslam Birliği içerisine girmesini istiyoruz biz. Bizim Karaim Yahudilerinden bir sürü Türk kardeşimiz var. Velev ki, Türk olmasalar da, Hz. Musa’nın evlatları, Hz. İbrahim’in evlatları, peygamber nesli. Alınlarından öperiz biz onların inşaAllah. Yeter ki Allah’ı coşkuyla sevsinler, yeter ki helale harama dikkat etsinler, yeter ki, peygamberlere, meleklere karşı saygıları, sevgileri devam etsin. Öyle olduktan sonra zaten ayrımız, gayrımız olmaz inşaAllah. MUHABİR: İnşaAllah. Kapitalizmin sonu olarak nitelendirilen bu küresel ekonomik krizin nelere gebe olduğunu ve hangi toplumsal sonuçları ortaya çıkaracağına dair öngörüleriniz nelerdir efendim? ADNAN OKTAR: Bu ahir zamanda, Mehdi devrinde olacağı belirtilen olaylardan bir tanesidir. Bunu çok detaylı Peygamber Efendimiz (sav) belirtmiştir. Kişiler çarşıya çıkacaklar, kazanamadık diyecekler. Bugün de kazançsız döndük diyecekler, diyor Peygamber Efendimiz (sav). Ticaret kesilecek diyor, yollar kesilecek ve ticaret kesilecek diyor. Bu Mehdi’nin çıkış alametidir ahir zamanda. Fakat sonra, Mehdi’nin zuhurundan sonra da müthiş bir bereket ve bolluktan bahsediyor Peygamber Efendimiz (sav). Mal o kadar bollaşacak ki diyor, kişilere mal dağıtılır, şahıs alır malı fakat utanır, ben açgözlü müyüm der diyor. Geri vermek ister malı, fakat mal ondan geri alınmaz diyor. Zibil gibi mal olacağını, müthiş bir canlılık, mutluluk, sevinç çağı oluşacağı belirtiliyor. Hatta mezardakiler bile imrenirler diyor rivayet olarak. Havadaki kuşlar, denizdeki balıklar bile memnun olacaklar diyor rivayette. Böyle mutlu ve güzel bir çağa doğru gideceğiz ama onun öncesinde işte böyle harika haller olacak. Ben daha önce söylemiştim, çok harika olaylar olacak dedik, çok ilginç olaylar olacak dedik. Olaylar peşpeşe Peygamber Efendimiz (sav)’in lisanıyla diyor, tesbih taneleri gibi peşpeşe gelişecek diyor. Mesela alın size bir harika olay daha aynı hadislerde belirtildiği gibi bir olay inşaAllah. Bu tabiki çok ciddi bir krizdir. Yüzyılın en büyük krizidir. Daha önceki krizden daha büyük bu. Bu ancak Kur’an ahlakının tam yaşanmasıyla, Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine tam uyulmasıyla, güzel ahlakla ve sevgiyle ortadan kalkacak bir sistemdir. Yoksa bu belaya hiç kimse çözüm bulamaz inşaAllah. Tek çözümü budur. Allah’a samimiyetle yaklaşmak, Allah’ı çok sevmek, Kur’an ahlakına tam tabii olmak. Onunla bu insanlar bu dertten, beladan inşaAllah kurtulacaklar. MUHABİR: Peki efendim, görsel argümanlarınız özellikle çok dikkat çekiyor. Yani küçükten büyüğe herkesin dikkatini çok çekiyor. Bilgiye ulaşmak günümüzde, yani teknoloji ne kadar gelişmiş olsa da, aslında çok zor. Siz bu kadar bilgiye nasıl ulaşıyorsunuz? ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bilgiyi Allah yaratıyor, Allah meydana getiriyor. Bizleri vesile kılıyor. Biz aciz kullarız. Görüntüden ibaret, maddi varlığı var olan ama görüntüyle muhatap olan varlıklarız. Kader içerisinde Allah’ın seçmesi, Allah’a hamdolsun hakikaten çok çok güçlü bir tebliğ imkanımız var. Mesela sırf bu yıl 80 milyon kitabım internetten indirildi, harunyahya.net, harunyahya.org, harunyahya.com sitelerinden. Yani bu çok şaşırtıcı, ben gözlerime inanamadım maşaAllah, Elhamdülillah. 80 milyon, hayır 80 bin, 8 bin aklım alır da, ama 80 milyon çok muazzam bir rakam. MaşaAllah. MUHABİR: Evet çok büyük bir rakam gerçekten. ADNAN OKTAR: MaşaAllah MUHABİR: Yeri gelmişken Yaratılış Atlası görsel argümanlardan oraya bağlantı kuralım. Yaratılış Atlası konusunda neler söylemek istersiniz?  ADNAN OKTAR: Allah’a şükür, Avrupa’yı ben bu kadar sarsıp sallayacağını ve bu kadar etkili olacağını gerçekten bu kadar bilmiyordum. Hayır, tahmin ediyordum ama bu süratte bu kadar müthiş bir etki meydana getireceğini bilmiyordum. Sarkozy’nin bütün dünyası değişti mesela. Bütün anlatımı, düşünceleri değişti. Tony Blair’ın bütün dünyası değişti. İslam’a, Kur’an’a, dine bakışı çok çok değişti. Jacques Chirac teşekkür mektubu gönderdi zaten. Başka da var da, ben saymıyorum tek tek. Mesela Kraliyet ailesinden var, İngiltere’den gelenlerden var. Yani çok fazla mektup aldık, fakat tek tek söylemiyorum. 100 milyon fosil yaratılışı ispat ediyor. Bunu saklıyorlardı. Biz bu 100 milyon fosilin birkaç bin tanesini bile ortaya koyunca yer gök birbirine karıştı maşaAllah. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini ispat ettik, onu gösterttik. Kafataslarının sahte olduğunu anlattık. Gösterdikleri canlıların ara fosil olmadığını, bilakis yaratılışı ispat eden fosiller olduklarını gösterdik. Hatta ben dedim ki, Darwinizm’i ispatta kullandığınız, iddia ettiğiniz ara fosillerden tek bir tane getirin bana dedim, 10 trilyon vereceğim dedim, 1 tane. Aylardan beri bekliyoruz, kapımı çalan yok. Ya bu adamların paraya ihtiyacı yok anladığım kadarıyla ya fosil bulamadılar. Ama tabi fosil bulamadıkları için, çünkü benim sözüm güneşi bana getirin demeye benziyor. Güneşi bana getirin, 10 trilyon vereceğim der gibi bir söz oldu. Çünkü ara fosil yoktur. Yeryüzünde bir tane rastlanmamıştır. Ama yaratılışı ispat eden 100 milyonun üstünde fosil var maşaAllah. MUHABİR: Efendim, kitaplar, işte, basılı materyaller, görsel materyaller ve zannedersem 400 civarı, 400’ü aşkın... ADNAN OKTAR: 300 üstüne çıkıyor kitaplarım. MUHABİR: Bu kadar nasıl zamanınız yetiyor, nasıl zaman ayırıyorsunuz? ADNAN OKTAR: Allah’a çok şükür, bir arkadaş ekibim de var. Onlar yardımcı oluyorlar bana. Araştırma bana hazır geliyor. O yüzden ben bu kadar çabuk yapabiliyorum, çabuk hazırlayabiliyorum. Tercüme edilmiş, hazır bilgi, resimler, fotoğraflar hazır. Ben sadece yorum ve bağlantıları yapıyorum. O zaman olağanüstü bir hız meydana gelmiş oluyor. Redaktöre veriyoruz. Onlar detaylarla ilgileniyorlar, konu hallolmuş oluyor. MaşaAllah. MUHABİR: O zaman şunu soralım efendim. Adnan Oktar bugünlerde ne ile uğraşmaktadır? ADNAN OKTAR: Bugünlerde gene tabi benim hep kitap, hep kitap. Yaratılış Atlası’nın diğer ciltlerine devam ediyoruz. Beşinci cildine, şimdi dördüncü cildini hazırladık, bitti. Beşinci cildini hazırlıyoruz. Peygamberler Tarihi hazırladım. Onun son tashihi için redaktöre verdim. Redaktör onu inceliyor, bakıyor. Bugünlerde gelir o zannediyorum. Kafatasıyla ilgilil ikinci cildini hazırladım kitabın. O var. Sürekli kitap çalışmaları, cd çalışmaları, güzel gidiyor maşaAllah. MUHABİR: Efendim o zaman şunu da sorayım ben size. Adnan Oktar’ın hayattan beklentisi nedir? ADNAN OKTAR: Ben Allah’ın rızasından müthiş zevk alan, onunla mutlu olan bir insanım. Allah’ın rızası olmasa benim için dünyanın hiçbir anlamı yok. Allah’ın rızası ile bana dünya cennet gibi geliyor. Acayip hoşuma gidiyor. Gece gündüz Allah’ın rızası için uğraşıyorum, rahmetini kazanmaya inşaAllah Allah nasip eder, rahmetini kazanırım inşaAllah. İnşaAllah cennetini Allah nasip eder. Ben insanların mutlu olmasından, insanların hidayet bulmasından sevinç duyuyorum. Ben bununla zevk alıyorum. Mesela İslam ahlakı çığ gibi dünyada yayıldı, Darwinizm yıkıldı, ben müthiş mest oluyorum, acayip hoşuma gidiyor. Çok zevkli bunlar. MaşaAllah, elhamdülillah. MUHABİR: Elhamdülillah. Efendim sizi daha fazla yormayalım. ADNAN OKTAR: Estağfirullah. Yok, yok. Güzel. MUHABİR: Şunu da soralım da İnşaAllah. Bir kurtuluş muştusu olarak kamuoyuna neler söylemek istersiniz? ADNAN OKTAR: Allah, çok şükür elhamdülillah, bize o kadar kolay birşey istemiş ki bizden. Kur’an’da diyor ki Cenab-ı Allah; şeytandan Allah’a sığınırım “Ancak Allah’ın samimi olan kulları kurtulur.” Samimiyet zaten çok zevkli birşey. Bak samimi olun, kurtulacaksınız diyor Allah. Ne kadar güzel, elhamdülillah. Allah’ın rızasını aramak lazım, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak lazım herşeyde. Allah’ı çok sevmek, Allah’tan çok korkmak, derin imana sahip olmak, insanların mutluluğu için çalışmak, Türk İslam Birliği’nin oluşması için Allah’a dua etmek, gayret etmek ki, kesin olacak Türk İslam Birliği. Bu önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde kesin olacak İnşaAllah. Milletin hayrına, insanların hayrına, hayır kazanmak için, hayır amaçlı faaliyetlerde bulunmak. En zevkli şeyler bunlardır maşaAllah. MUHABİR: Efendim, akhaberler.com olarak bize değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Lütfettiniz, kerem buyurdunuz, şeref verdiniz. Allah razı olsun. MUHABİR: Çok sağolun, sağolun. ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AKŞAM GAZETESİ RÖPORTAJI (23 Nisan 2008)

 

Sayın Adnan Oktar, Akşam Gazetesi röportajına Türkiye’de insanların huzurlu ve mutlu yaşamalarını istediğini belirterek başlamıştır. Yahudilik ve Masonluk isimli kitabının çıktığı dönemde kendisine yöneltilen iddiaların askeri hastane kararı ile geçersizliğinin ortaya çıktığını belirtmiştir. BAV camiasının mukadessatçı, maneviyatçı ve Atartkçü olması nedeni ile farklı görüşte olan kişilerin çeşitli iddialar öne sürdüklerini belirtmiştir. Türkiye’de hiçkimsenin BAV davası ile ilgili iddiaların doğruluğuna inanmadığını, hatta insanların bu iddiaları gülünç bulduğunu açıklamıştır. Yargılanan kişilerin ellerinden, yüzlerinden nur akan, trafik suçu bile olmayan kişiler olduğunu vurgulamıştır. BAV davasında yargılananların emniyette gözaltında bulundukları sırada avukat olmadan, zor ve baskı altında ifadeleri imzaladıklarını ve bu nedenle ifadelerin hukuken geçerli olmadığını belirtmiştir. Kendisine Fethullah Gülen hakkında yöneltilen soruları cevaplamıştır. Sayın Adnan Oktar hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı ile ilgili soruya, hiçbir şekilde yurtdışına çıkmayı düşünmediğini, bugüne kadar böyle bir girişimi olmadığını, “ben öleceğimi bilsem Türkiye’den çıkmam, vatanımı bırakmam’ sözleri ile cevap vermiştir. BAV davası süresince Ebru Şimşek’in öne sürdüğü iddiaların doğru olmadığını ve bunun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile ispatlandığını ve bu konuda beraat edildiğini belirtmiştir. Geçmişte kendisine yönelik yapılan kokain komplosundan beraat ettiğini ve bu konunun araştırılması gereken bir konu olduğunu vurgulamıştır. Röportajın sonuna doğru Adnan Oktar bir gününü nasıl geçirdiğini anlatmıştır.  

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AKS TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Mayıs 2009)

 

Sayın Adnan Oktar bu röportajında, Mardin’deki katliamın PKK’nın klasik bir intikam eylemi olduğunu, çünkü PKK’nın koruculardan nefret ettiklerini; korucuları kendilerince yıldırmak ve onlara gözdağı vermek için böyle bir eylemi yapmış olabileceklerini anlattı. Buna karşı bilinçlenmenin, antikomünist, antistalinist, antidarwinist eğitimin son derece önemli olduğunu, bataklık kurutulmadığı müddetçe bu sistemle başetmenin çok zor olduğunu, kökten çözüm varken bunu yapmamanın bir sorumluluk olacağını ifade etti.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AKS TV'DEKİ (SAMSUN) CANLI RÖPORTAJI (28 Nisan 2009)

 

Sayın Adnan Oktar’ın bu röportajında yaptığı açıklamalardan biri, Türk halkına önemli mesaj ve aynı zamanda da müjde niteliğindeydi: “İleriki yıllarda bir bayram ortamında milletimizle kucaklaşacağız. İnşaAllah bu bayrama doğru hızla gidiyoruz. Ama zorlu günler var önümüzde onu söyleyeyim. Doğum öncesi sancı çok artar, zorlu günler olacak. Ama onun arkasından Allah, müthiş bir ferahlık, müthiş bir güzellik verecek. Bizim milletimiz zorluğa alışıktır, yiğitliği çok iyi bilir. Biraz sabırlı olsunlar. Biraz zorluklarla karşılaşacaklar Allahualem. Bize yönelik de saldırılar olabilir, milletimize yönelik de. Onlar hiç sarsılmasınlar, metanetli, sabırlı olsunlar. 2014’lerde hep beraber kucaklaşacağız inşaAllah.”

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AL ALAM (İRAN) RÖPORTAJI (23 Eylül 2008)

 

Al-Alam News Channel, İran devletinin Arapça yayın yapan uydu haber kanalıdır. İran ve Irak’tan izlenen kanal, geçtiğimiz günlerde Sayın Adnan Oktar’la bir röportaj gerçekleştirdi. Sayın Oktar bu röportajında; kendisinin, masonluğun gizli mabedini ortaya çıkardığını, insanların gözleri önüne serdiğini ve masonların gizli dini olan ateist darwinizmi yok ettiğini söyledi. Bunun, masonlar için çok vahim bir saldırı olduğunu, kendisine her türlü komployu düzenlediklerini ama Allah yardımıyla hepsinden aklandığını anlattı. Düniyada en tehlikeli oluşumun masonlar ve ateist siyonistler olduğunu belirten Sayın Oktar, bunların birbirinden ayrılmaz iki güç olduğunu, ateist siyonistlerin masonların güdümünde, masonların da ateist siyonistlerin güdümünde olduğunu yani şeytanın bu iki sistemi birbirine kilitlediğini ifade etti. Müslümanların yapması gereken şeyin, bu ikili sisteme karşı mücadele vermek olduğunu fakat bunu yaparken dindar Musevileri ayrı tutmalarının, onlara karşı şefkat ve sevgi duymalarının çok önemli olduğunu anlattı. Masonluk Türkiye’de ve dünyada gizliliğini sürdürürken kendisinin çıkarak tüm gizli yönlerini kitaplarında fotoğraf ve belgelerle deşifre ettiğini, bununla ana güçlerinin kırıldığını, fakat esas olarak dinlerine vurulmasının yani darwinizmin yıkılmasının onlara çok ızdırap verdiğini açıkladı. Şeytanın dini olan masonluğun kıyamete kadar gizli faaliyetlerini sürdüreceğini ancak, kendilerinin, dünyayı ahtapot gibi saran bu örgütün beynini operasyonla çıkardıklarını -beyninin darwinizm olduğunu- ahtapotun şuursuzca çırpındığını, beyni giden bir ahtapotun çırpınmasından artık bir şey olmayacağını açıkladı. /*****************/ SN. ADNAN OKTAR’IN AL-ALAM, İRAN RÖPORTAJI (İstanbul, Eylül 2008) Muhabir: Siz fikri yönelişlerinde Yahudilik ve Masonluk ile ilgili telifsellerinden dolayı dezenfermasyona uğramış, hapse atılmış, yargılamalarla karşı karşıya kalmış bir düşünürsünüz. Bu baskıların Darwinizm ile ilgili çıkartmış olduğunuz 3 ciltlik Atlas’tan sonra yeniden alevlendiğini biliyoruz. Sizi bu zulümle karşı karşıya getiren sebepler ve fikri yolculuğunuzdaki önemli kilometre taşları hakkında bizi bilgilendirir misiniz?   Adnan Oktar: Benim dikkat ettiğim konu ateizmin, şeytani düşüncenin mabedi bir, mabedi, bir de dini. Ben bu iki şeyi hedef aldım, mabedi masonluktur. Bunun ibadethaneleri vardır dünyanın her yerinde, masonluğun, gizlidir, törenleri gizlidir, ibadet yöntemleri gizlidir, kitapları gizlidir, kanunları, felsefesi gizlidir. Fakat dini inancı, dünyaya yaydığı inanç da Darwinizm’dir. Yani onun, Darwinizm’in kökeni masonluktur çünkü, Darwin de, kendisi de bir masondu zaten. Bu dinin özelliği maddeyi ilahlaştırmasıdır, yani atomları tek tek, küçük küçük atomları, ayrı ayrı ilah haline getirir. Bu ilahların biraraya gelerek önce proteini, sonra hücreyi meydana getirdiğini, sonra da insanı meydana getirdiği inancına sahiptirler. Yani geçmiş müşrikler birkaç puta taparken, Darwinizm dininde dünyadaki bütün atomları ilahlaştırırlar, yani tamamının ilah özelliği olduğuna inanırlar. Bunun adına da kendilerince tesadüf diyorlar, ama tesadüf dini gibi göstertiyorlar, fakat ilah özelliği veriyorlar. Çünkü ne sorulsa Darwinizmle ilgili, bu mucizedir, bu da mucizedir, bu da mucizedir. Mesela protein nasıl oldu diyoruz, bir mucize sonucu oldu. Hücre nasıl oldu? Bunu açıklayamayız, bu da bir mucizedir diyor. Peki insanda göz neden belirdi diyoruz, bu da bir mucizedir diyor. Gözün bütün harika katmanları ve teknik yapısı nasıl oldu, elektrik aksamı nasıl oldu diyoruz, o da bir mucizedir. Görüntüyü gören kimdir? Bu da mucizedir diyor. Burada görüldüğü gibi maddeyi bir ilahlaştırma var. Ben bu gizli dini deşifre ettim. Masonluğun mabedini ortaya çıkarttım, mason mabedini insanların gözü önüne serdim ve onların dinini yok ettim. Yani ateist olan, dinleri olan Darwinizm’i yok ettim. Şimdi bu çok vahim bir saldırıdır bunlar için, yani böyle bir insanı normalde yaşatmazlar. Ama Allah’a şükür, 9 kere suikast yaptılar bana zaten, akıl hastanesine koydular, yiyeceğimin-içeceğimin içine kokain karıştırıp Emniyet’te gözaltındayken bana kebap ısmarlamışlardı, kebabın içine kokain koymuşlar onu bana yedirdiler Emniyet’te, sonra da beni muayeneye götürdüler arkasından da, kanımda çok yüksek oranda kokain çıktı. Sonra Emniyet’te verildiği ispat edildi Adli Tıp’ta. Çünkü normalde ben 72 saatten beri gözaltındaydım Emniyet’te, kokain 24 saat kalıyor en fazla insan kanında, çok yüksek oranda kokain çıktı kanımda. Mesela akıl hastası olan bir insan 300 tane kitap yazabilir mi? Ben hiç akıl hastasına benziyor muyum yani? Yani böyle Türkiye’de 10 tane akıl hastası olsa, ne Darwinizm kalır, ne materyalizm kalır. Nitekim yiğit askerimiz, askeri hastanede beni muayene ettiler, askeri hastaneye gönderdiler, orada akıl ve beden sağlığımın yerinde olduğuna dair rapor verildi. Yıllarca üzerimde kalan o damga, o deli damgası da gitmiş oldu, Allah’a çok şükür, yoksa ondan kurtulamıyordum. Bunlar olur yani, Peygamber Efendimiz’de de olmuştu (SAV). Yoluna dikenler atmışlardı, ona deli demişlerdi, mecnun diyorlardı biliyorsunuz, nefes aldırmadılar Peygamber Efendimiz’e. Hz. Musa’ya iftira atıldı biliyorsunuz. Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah onların attığı iftiradan onu teberriğ etti, temizledi” diyor Hz. Musa için. Onun için Allah yolunda mücadele eden Peygamberler ve Peygambere uyanlar, sahabeler, tabiin ve tebbe tabiin ve onun ümmeti yani bizler daima böyle belayla, zorluklarla karşılaştık ve karşılaşacağız, bu çok normaldir. 12 imam da karşılaşmıştır, onlara da zulüm yapılmıştır. Peygamber Efendimiz’in bütün mübarek nesline yapılan acılar, verilen acılar ve zulüm ve cebir herkes tarafından bilinir. Ama bu ahirette bize sevap olarak dönecek inşaALLAH. Biz buraya zorluklarla karşılaşıp, imtihan olmaya geldik. Zorlukları kolaylığa çevirmeye geldik. Çünkü “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” Kuran’da bu zaten belirtilir. Allah bizim için kolay yolu göstertiyor. Ben mesela akıl hastanesinde de çok rahat ettim, hiçbir zaman için acı çekmedim, zorluk çekmedim, Allah’a çok şükür, en zor şartlarda bile. Emniyet’te defalarca gözaltına alındım ben, yani 40-50 kere gözaltına alınmışımdır, hepsinde de sevinçle gittim, sevinçle geldim. Defalarca hapse atıldım, sevinçle girdim hapse, sevinçle çıktım, yani hiç gocunmam. Şimdi de mesela mahkeme bana çete lideri olduğuma dair teşhis koydu, başkalarına ben bunu söylediğimde herkes buna gülüyor. Yani kimse böyle bir şeye inanmıyor. Bu ne demektir, ben vicdanlarda beraat ettim demektir, insanların vicdanında, bu bana yeterli. Ama mahkemelere saygı duyuyorum, hükmüne saygı duyuyorum, bir şey demiyorum. Ama benim çete lideri olmadığımı bütün cümle-alem biliyor, benim kitap yazarı olduğumu, 300’e yakın kitap yazdığımı, insanların iyiliği için, güzelliği için, sevgi için, barış için mücadele ettiğimi bütün dünya biliyor. Yani benim bildiğim çete lideri yol keser, adam öldürür, gasp yapar, böyle biliyoruz yani, ben böyle bir şey yapmadım. Nitekim mahkeme dosyası da bomboş, içinde hiçbir suç unsuru yok. Ayrıca sadece karakolda cebir ve şiddetle, ölüm tehdidiyle, zorla imzalatılmış ifadeler var. Onlar da zaten hukuken geçersiz, çünkü avukat yanında alınmadı o ifadeler. Avukat yanında alınmayan ifadeler bizim kanunlarımıza göre zaten geçersiz. Ama buna rağmen mahkeme çete lideri olduğuma hüküm verdi, eyvaALLAH diyorum, ne diyeyim? İnşaALLAH Allah ahirette kimin ne olduğunu zaten herkese gösterecek, Mahkeme-i Kübra’da herşey ortaya çıkacak. Benim onun için gönlüm müsterih, ama benim milletim beni çok seviyor, onların gönüllerinde beraat ettim, o bana bol bol yetiyor.   Muhabir: Yahudilik ve Masonluk’un Türkiye’deki komplolarını kitaplarınızda açıkça ortaya çıkarttınız. Ve bu konudaki en önemli yazar ve düşünürlerden birisiniz. İslam dünyasındaki bu komplolar ve bunların nasıl önlenebileceği konusunda bizi bilgilendirir misiniz?   Adnan Oktar: Aslında tek başına masonluk şeytanın dinidir. Yani bütün olay masonluktan çıkıyor. Musevilik kendi başına riskli bir yapılanma değildir, bilakis Ehl-i Kitap’tır onlar, onlarla evlenilebilir, yemeği yenir, kestiği hayvanın eti yenebilir, selamlaşılır, ticaret yapılır, onları biz seviyoruz. Yani Musevilerle bizim, Müslüman’ın bir alıp-veremediği olamaz, bilakis dosttur onlarla. Ama asıl sorun ateist-siyonistlerdir, en tehlikeli olay budur, yani masonların güdümündedir onlar, yani masonların güdümünde, masonlar da onların güdümündedir, yani şeytan bu iki sistemi birbirine kilitlemiştir, birbirinden ayrılmaz bir güç bu. Mesela bugün İsrai’de dindar Musevilere azap verenler ateist yöneticilerdir. Mesela biz orada, İsrail’de anti-darwinist, Darwinizm’i yeren, Darwinizm’i eleştiren bir konferans yapmak istedik, ateist-siyonistler engellediler. Yani bu ne demek, biz diyecektik ki “Allah yarattı kainatı” onlar diyor ki “hayır böyle değil, Allah yaratmadı, tesadüfen oldu” diyor onlar, tesadüfler, atomlar tek tek ilahtır diyor, bir bir ilahlardan oluşmuştur, atomlar yarattı diyorlar. Biz de bunu orada çürütmek istedik, fakat buna müsaade etmediler ateist-siyonistler. Demek ki hem Musevilerin karşıtı bu insanlar, hem Müslümanların karşıtı. Onun için Müslümanların yapacağı şey, masonluğa ve ateist-siyonizme karşı mücadele vermektir. Fakat dindar Musevileri ayrı tutmak, onlara şefkat ve sevgi duymak da çok önemli. Yani onları, onların içine karıştırmak çok yanlış olur. Masonluk Türkiye’de ve dünyada da genelde kendini gizliyordu, bunların ne toplantıları deşifre ediliyordu, ne fikirleri, ne yaptıkları faaliyetler deşifre edilemiyordu. Ancak hakaretamiz, işte masonlar şöyle kötüdür, böyle kötüdür, şöyle ahlaksızdır, buna benzer garip, böyle yakışıksız, fikir özelliği taşımayan kitaplar vardı. Fakat benim kitaplarımda baştan sona kadar belgeler konuştu. Mesela bir mason toplantısının fotoğrafı, mesela masonların kullandıkları malzemelerin fotoğrafları, hatta kendi ifadeleri, kendi dergilerinde yaptıkları konuşmalar, toplantılarda yapılan konuşma tutanakları. Bununla ben masonluğu tam deşifre etmiş oldum ve hakikaten bu ana güçleri bir anlamda kırılmış oldu. Yani artık Türk aydınlarını, milliyetçi-mukaddesatçı kesimi kandıramaz hale geldiler, oradan sularını kuruttum, Allah’a çok şükür. Ama asıl dinlerine vurunca çok ızdırap çektiler, yani Darwinizm’in yıkılması çok ızdırap verdi, ki masonluğun kalesidir Fransa ve İngiltere, aynı zamanda Darwinizm’in kalesidir, materyalizmin ve ateizmin kalesidir özellikle Fransa. Fransa’da Darwinizm’in yerle bir olması, Fransız basınının şöyle demesine sebep oldu: “Fransız tarihinin en büyük felaketidir” dediler. Yani Fransa tarihinde halbuki birçok saldırılar, savaşlar, birçok şey olmuştur, bunların hepsi hiçtir diyorlar. En büyük felaket bu kitapların ani bir gece baskınıyla Fransa’ya dağılmasıydı diyorlar, Fransa tarihinin en büyük felaketi diyorlar. Öbür gazetelerde de Fransa daha ne kadar dayanabilecek diyorlar kitaplara. Yani çok muazzam bir netice aldık, Allah’a çok şükür, Elhamdülillah. Bundan sonra Darwinizm belini dünyada doğrultamaz, yani tam bir yenilgiye uğradı. Fakat masonluk gizli olduğu için faaliyetlerine devam eder benim kanaatim, hatta kıyamete kadar devam edebilir onlar. Yani o şeytanın dini kıyamete kadar devam eder, Allahualem.   Muhabir: Darwinizm’e karşı çıkarttığınız son Atlas dünyada muhaliflerin çok büyük tepkisine neden oldu. Hatta Fransa’da Milli Eğitim Bakanlığı bu kitabı yasaklamaya kadar gitti. Darwinizm’deki temel yanlışları ortaya çıkarmayı nasıl başardınız?   Adnan Oktar: Fransa’da, Avrupa’da Darwinizmle ilgili etki, yani gerçekten Avrupa tarihinin en büyük felaketi oldu onların açısından. Fakat en büyük kurtuluş, bizim açımızdan en büyük kurtuluş. Avrupa şu an aydınlanma çağına girdi, onlar 18. yüzyılda aydınlanma çağına girdiklerini düşünüyorlardı, halbuki 18. yüzyılda onlar kararma çağına girdiler, karanlık çağına girdiler, şimdi aydınlanma çağına giriyorlar. Şimdi beyinleri aydınlanıyor, kafaları aydınlanıyor. Artık tesadüf masalına inanmayan, aklı başında bir gençlik yetişiyor. Hatta bundan Fransız aydınları, Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve birçok aydın çok müthiş etkilendiler ve adını veremeyeceğim yüzlerce aydın ve profesör. Mesela Sarkozy diyor ki, “20. yüzyılın acılarına din değil, dinsizlik neden oldu,” benim kitabımdan sonraki fikir değişikliği bu. “Kalbinde Allah’ı taşıyan bir insanın tehlikeli değil, zararsız olduğunu düşünüyorum, dini dışlamayan bir laiklik anlayışı gerekli.” Fransız basını da bunları söyledikten sonra Sarkozy’ye hücum ettiler, Adnan Oktar’ın kitaplarını okudutan sonra böyle bir fikre girdin, düşüncelerin değişti diye onu eleştirdiler. Mesela Riyad’da yaptığı konuşmada “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır. Sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan onu özgür kılan Allah’tır.” MaşaALLAH, bak Sarkozy’deki değişikliğe bakın, maşaALLAH. Mesela Tony Blair’de çok köklü bir değişiklik oldu, biliyorsunuz solcu, materyalist, darwinist bir şahıstı, değişikliğe dikkat edin. Guardian gazetesine verdiği demeci, “Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin.” Yine başka bir ajansa verdiği beyanatı Tony Blair’ın, “dünyanın problemlerini çözmede dinin merkeze konması için çağrıda bulundu, din dünyanın vicdanını uyandırabilir” dedi. Bakın Avrupa ne olmuş, maşaALLAH. Politik ideoloji 20. yüzyılda ne kadar önemli olduysa, dini inanç konusu da -dini inanç konusu da- 21. yüzyılda o kadar önemli olacak. Bakın Atlas’ın etkisine, maşaALLAH, Barek ALLAH. Bu tabi çok çok olumlu değişiklik, çünkü Avrupa aydını o kadar inatçı olmuyor, yani o kadar gerçekler karşısında direnemiyorlar. Mesela bu insanların kafasının çalıştığı anlaşılıyor, yani çok köklü ve çabuk bir değişiklik olmuş, ama tabi Avrupa’da çok fazla önlem alma çabaları oldu, kitabı yasaklayalım, kitabı yakalım, kitaba şöyle yapalım-böyle yapalım; bu, kitabın çığ gibi yayılmasına sebep oldu. 35 milyon kitabım indirildi bir yıl içerisinde geçen sene, bu sene 60 milyona dayandı indirilen kitap sayısı internetten. Benim kitaplarımın güzel bir yönü, her kitabın arkasında Darwinizm’in eleştirildiği bu kitaparın özeti olan bir bilgi oluyor. O yüzden yani her yere Darwinizm’in geçersizliği ulaşmış durumda şu anda dünyada. Çocuklar artık öğretmenleriyle şakalaşıyorlar, onların anlattığı yalanları onların yüzüne vurup, onları mahçup ediyorlar ve Harun Yahya sitelerine gönderme yapıyorlarmış, onu da yana yakıla anlatıyorlar öğretmenler, ‘hep karşımıza Harun Yahya sitelerini çıkarıyor çocuklar’ diye, onun için yani muazzam netice oldu Allah’a çok şükür. Şu an %80 anketler, Avrupa’da Darwinizm’e inanmayanların sayısı %80, eskiden tam tersiydi.   Muhabir: Siz nasıl hizmet ettiniz bu, bu kitabı nasıl düşünce geldi, nasıl hizmet etti?   Adnan Oktar: MaşaALLAH. Yaratılış Atlası’nın, bir gün dedim ki çocuklara büyük bir tane Atlas yapalım dedim ondan sonra kitap yapalım dedim, adı Yaratılış Atlası olsun dedim, yalnız bu kitabı büyük yapalım dedim. Fosillerin, dünyadaki fosillerin en önemlilerinden çok miktarda koyalım dedim. Allah’a çok şükür elimizde de bayağı bir fosil fotoğrafı vardı, birikim vardı. Bana bir kitap getirin dedim ben size tarif edeceğim dedim. Bana büyükçe bir kitap getirdiler, yok ben böyle değil dedim yani daha büyük dedim, bir tane daha geldi böyle de değil dedim, daha büyük getirdiler bunun biraz daha büyüğü dedim. Sonra kapak kısmına da şu düzenlemeyi istedim, onu hazırlattırdım, getirdiler birkaç denemeden sonra bunu beğendim ben, bu tamam dedim. Ondan sonra akra kapağındaki resimleri de o şekilde planladım, onları da bana getirdiler onlara da tamam dedim. Sonra kitabın yapımına başladılar, ben fotoğrafları seçtim, iç yazı bağlantılarını kurdum, tercüme yazılar geldi onları ilave ettim, sonra redaktöre verdik. Kitap geldi ben bayağı şaşırdım yani acayip sevindim ve çok heyecan duydum çünkü görünüşü çok ihtişamlı, çok muhterem bir görünümü var. Çünkü Avrupa’daki insanların hiç karşılaşmadığı bir olay oldu. Adamlar yüz elli yıldan beri tek yanlı Darwinizm’i anlatıyorlardı, kimse de çıtını çıkarmıyordu, yani çok zayıf çıkaranlar da olur mu böyle şey ona benzer. İşte yaratılışçıların bazı izahları vardı, Amerikalı Yaratılışçıların, ama onlar da dünyayı birkaç bin yıl, 6bin-7bin yıllık bir hayat var olarak kabul ettikleri için onlara da pek itibar olmuyordu. Ama bu kitap baştan sona bilimsel, bir de maddenin hakikatini de anlatıyor, maddenin beyinde bir hayal olarak göründüğünü, dışarıda maddenin olduğunu ama beynimizde hayal olarak göründüğünü, hem Darwinizm’in yıkılışı hem de maddenin gerçeğini bilmek Avrupa’yı gerçekten yerle bir etti ve tam bir şoka soktu. Hakikaten Allah’ın var olduğunu anladılar ve büyük bir oyuna geldiklerini, yüz elli yıldan beri şeytanın onlarla alay ettiğini, eğlendiğini anladılar ve çok güzel bir netice aldık, maşaALLAH.   Muhabir: Masonluk hakkındaki eserlerinizin ahtapot misali yaygınlaşmış bir örgüte karşı koymaya yeteceğini düşünüyor musunuz? Bu örgütü durdurmanın gerçekte yolu nedir?   Adnan Oktar: Biz ahtapotun beynini operasyonla çıkarttık, ahtapotun beyni Darwinizmdi. Şimdi ahtapot şuursuzca çırpınıyor, çünkü beyni gitti. Onun çırpınması önemli değil, yani beyni giden bir ahtapottan bir şey çıkmaz artık. Sürekli onun beynine çalışılması lazım, onun beyni de Darwinizm’dir. Kuran’da da diyor ya Cenab-ı Allah, “Biz onun beynini dağıtırız” diyor, Allah beynini dağıtmaktan bahsediyor küfrün, yani fikir sistemini, düşüncesini dağıtırız anlamına geliyor, beynini dağıtırız diyor, Kuran ayeti var biliyorsunuz. Şu an masonluk yani beyni alınmış bir insan konumunda, onun için yani örgütlenmesinde falan hiçbir mahsur yok, kimse de inanmaz artık Darwinistlerin anlattıkları masallara, masonların muhabbetlerde anlatacağı yalanlara kimse inanmaz.   Muhabir: Sizin sadece zengin ve entellektüel bir kesime hitap eden bir İslami davetçi olduğunuz söyleniyor. Eğer bu iddia doğruysa bu seçkin kesimden başka bir yöne yönelmeniz münkün olacak mı?   Adnan Oktar: Evet öyle bir iddia doğru, yani şöyle doğru; ben akademideyken hakikaten zengin arkadaşlarımdan bir çevre oluşmuştu, öyle 3-5 kişilik, o çevreden ben diğer arkadaşlarıma doğru ilerlemeye başladım, yani gelişmeye başladık, kaliteli seçkin kesim genellikle öyle zengin, kaliteli seçkin kesimi getirdi. Ama sonradan ben aklı başında, zeki olan, iyi niyetli olan herkesle arkadaş olduğum ve dost olduğum için herkesle görüşmeye başladım, dolayısıyla bu sistem de kalkmış oldu. Yani şu an benim fakir arkadaşlarım da var, mustazaf tabir edilen kardeşlerim de var, öyle bir şey yok yani zengin de var fakir de var, orta fakir de var, her türlü tabakadan, her türlü insan yanımda mevcut ama iyi niyetli ve samimi olanlar tabii.   Muhabir: Sizin Refah Partisi’yle ilişkiniz vardı ve onu destekleyenerden biriydiniz. Sonra uzaktan da olsa AK Parti’yi desteklediniz. Fakat AK Parti sizi yok etmek isteyen Yahudi ve siyonistlerle olan mücadelenizde yanlız bıraktı. Bu konu hakkındaki yorumunuz nedir?   Adnan Oktar: Evet, ben Allah’a, dine sevgi duyan, Allah’ı, dini savunan, muhafazakar, mukaddesatçı, anti-darwinist her partiyi desteklerim, bu bilinir. Ama tabi ki Necmettin Erbakan’ı özellikle çok severim ben, çok muhterem, çok değerli bir insandır ve bu ahir zamanda gelen çok ehemmiyetli bir şahsiyet bence, çok önemli bir insan, çok değer veriliyor ve çok seviliyor, bütün İslam aleminde çok sevilen bir insan. Fakat benim DYP’ye de desteğim oldu, MHP’ye de desteğim oldu, çünkü hepsi Allah’a, dine inanan partilerdi halen de bu şekilde devam ediyor. AKP’nin ateist-siyonistlikle ve masonlukla doğrudan mücadele etmesi teknik olarak mümkün değildir, yani çünkü dünya dengeleri var. Mesela Amerika var, Rusya var, Çin var, onların içerisindeki yapılanmış ateist-siyonist yapılanmalar var, mason dernekleri var, bunları karşısına alması, bunlara karşı resmen mücadele vermesi hükümet için adeta yıkım olur, yani bu çok çok tehlikeli bir şey olur. Hükümet genellikle bu konularda bağımsız davranmak mecburiyetinde kendini hisseder bu da makul yani buna kimse bir şey diyemez. Yani anti-darwinist bir mücadele de yapamaz hükümet, yani Darwinizm’e karşı ben karşıyım diye ilmi bir çalışma yapamaz hükümet. Çünkü bu sistem artık oturmuş, böyle bir hazır sistem var, bunu yıkması mümkün olmaz. Ama buna karşı vakıfların, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle benim ve arkadaşlarımın rahatça mücadele yapabileceği açık, bana en fazla ne yaparlar, işte yiyeceğime kokain koyarlar, hapsederler, iftira atarlar; yapsınlar, hapsetsinler, iftira atsınlar, ben onlardan gocunmam. Benim fikrim kıyamete kadar gider düşüncem Allah’ın izniyle, benim arkadaşlarım da öyle. Ben ölsem benden sonra da devam eder, onlar ölse onlardan sonra da devam eder, bu zincirleme devam edecek bir sistemdir. Kuran’ın ışığı, İslam’ın ışığı kıyamete kadar devam edecek, onu kimse engelleyemez Allah’ın izniyle. Ama yani böyle şeyleri hükümetten beklemek doğru değildir, yani hükümet sadece ılımlı ve makul bir ortam meydana getirebilir, sağa ve sola bir denge meydana getirebilir. Çünkü sağın da hakkını savunur, solun da hakkını savunacaktır, Darwinstlerin de, anti-Darwinistlerin de hakkını savunur. Ama hükümet ben anti-darwinistim diye ortaya çıkamaz, anti-masonik çalışma yapacağım diye de ortaya çıkamaz, anti-siyonist çalışma yapacağım diye de ortaya çıkamaz, yani siyonist derken ateist-siyonizmi kastediyorum. Onun için ateist-siyonizmin ve masonluğun mücadelecisi samimi dindarlar olur. Onlar da bunu gereği gibi yapıyorlar şu an, yapacaklar da inşaALLAH. Ama bunu yaparken tabi bunun bir bedeli vardır, bu bedeli kabul ederek ortaya çıkacaklar, bu fikri mücadelenin de bir bedeli vardır, ortaya çıkan bunu kabul ederek çıkacak zaten. Yani bana niye iftira attılar, niye şunu dediler, niye bunu dediler diyemez yani bunun için ortaya çıkan. Çünkü bunun için ortaya çıkan Allah’ın rızası için çıkıyor, Allah’ın rızasında çile vardır, acılar vardır, mücadele vardır; ifitiraya uğrarsın, baskıya uğrarsın, hapsedilirsin, öldürürülsün, gazi olursun, her şey olur, bunu kabul edecek insan.   Muhabir: Son dönemlerde gözaltına alınan ve darbe girişimlerinde bulunan iddia edilen Ergenekon örgütü için Darwinist örgütlerin bir uzantısıdır dediniz. Bu konuyu izleyicilerimize detaylı olarak izah edebilr misiniz?   Adnan Oktar: Osmanlı’nın son dönemlerinde masonlar biliyorsunuz Charles Darwin’i ortaya çıkarttılar. Yüzyıllardan beri savundukları bir şeydi bu masonların, bir Şaman diniydi Darwinizm, bir Sümer dinidir çok eskilerden gelir. Yani kainatın, canlıların, hayatın tesadüfler sonucu evrimleşerek, işte maymun benzeri varlıklardan oluştuğu fikri böyle sapkın bir düşünce olarak tesadüflere dayandırarak anlatılmıştır. Bunu Charles Darwin adeta bir göz bağcılıkla, insanları hipnotize ederek adeta aydınlara kabul ettirdi o dönemde. Hayret edilecek şey tabi bu, bilimin yetersizliği de tabi o zamanlar ortadaydı, yani mikroskop yoktu, hücrenin yapısını tespit etmek mümkün değildi. Hücre su dolu bir torba zannediliyordu, paleontoloji gelişmemişti daha, yani yeraltındaki o yüz milyon fosil daha bulunmamıştı, çok az bir fosil bulunmuştu, proteinlerin tesadüfen olamayacağı tespit edilememişti yani daha biomatematik gelişmemişti. Diğer bilim dalları gelişmemişti, ilkeldi bilim, ilkel bilimin ilkel bir felsefesi oldu Darwinizm. Buna karşı da aydınlar bir fikir geliştiremediler. Özellikle Osmanlı aydınları Darwin’in izahları karşısında hipnotize oldular adeta, felç oldular ve bütün Osmanlı aydınları, aşağı yukarı büyük bir bölümü bunu kabul etti ve otomatik hem mason oldular, mason derneklerine girdiler, hem Darwinizm’i kabul ettiler ve aynı zamanda Hegel’in, Marx’ın, Engels’in fikirlerini kabul ettiler, yani o düşünceye girdiler. Fakat bunu halka direk kabul ettiremeyecekleri için masonların bir sözü vardır, “ışığı göze doğrudan vermek doğru değildir” derler, “ışığı yavaş yavaş, alıştırarak insanların gözüne vermek gerekir” derler. “Birden verirsen ışığı, gözü kamaşır, göremez ama yavaş yavaş verirsen alışır” derler. Onun içi böyle bir yapılanmaya gittiler, yani yavaş yavaş Türkiye’yi komunist yapmak. Önce Osmanlı İmparatorluğu’nu yıktı Türk masonları, masonluğun bu bir başarısıydı sonra Türkiye’yi parçalama sürecine girdiler, asıl hedefleri Türkiye’yi komunist yapmak, doğu komunist Türkiye ve batı komunist Türkiye olarak ikiye ayırmaktı, bu yolda emin adımlarla kendilerince ilerliyorlardı. Mustafa Suphilerin dönemi o zamanlar Osmanlı’dan itibaren başladı, Ergenekon ismi daha yeni verildi bunlara, komunist derin devlet olarak biz bunu adlandırıyoruz. Ben bunu her zaman söylerim, komunist derin devlet diye, ben 10 yıl önce de iddia edilen Ergenekon örgütünü kitabımda yazmıştım, açıklamıştım, detaylı olarak anlatmıştım ve her zaman komunist derin devlete dikkat çektim ben. Bize yapılan komploları da komunist derin devletin yaptığını yıllardan beri anlatırım ben, her yere resmi dairelere de ben bunları bildirdim. Fakat çok emin adımlarla ilerliyorlardı, ama Darwinizm’in yerle bir edilmesi, Ergenekon zihniyetinin dinini ortadan kaldırdı, dini kalmayan bir düşünce atıl hale gelir, artık kendilerine saygıları kalmadı, yani idealleri kayboldu, Marxist idealleri, komunist idealleri kayboldu, menfaat örgütüne dönüştü. Fikri zeminini kaybeden bir hareket ölmüştür zaten, bu ölü yapıyı da devlet şu an temizliyor, yani olay bu, operasyonun yapılış amacı bu, yani cesetlerini topluyor şu an devlet.   Muhabir: Son dönemlerde İslam Birliği’nin savunucularından birisiniz. Bunu İslam Dünyası’nın maruz kaldığı Darwinizm düşüncesi saldırısından kurtulmanın tek yolu olarak mı görüyorsunuz, Cemalettin Afgani’den başlayıp, Necmettin Erbakan’a kadar süren süreçte İslam Birliği planlarında yaşanan başarısızlıkların ışığında böyle bir sürecin ne derece başarılı olabileceğini düşünüyorsunuz?   Adnan Oktar: Şimdi insanların büyük bölümünün bilmediği bir şey var. Peygamber Efendimiz’in Ahirzamanla ilgili söylediği sözler var, bu sözlerde diyor ki Resulullah (S.A.V) “İslam Ahirzaman’da bütün dünyaya hakim olacak” diyor, Nur Suresinin 55. Ayetinde de bu belirtilmiştir ve Hz. İsa’nın nüzul edeceği. El Mehdi lakaplı, benim soyumdan, Hz. Hasan soyundan bir insanın, bir mübarek şahsın zuhur edeceğini açık açık beyan etmiştir Peygamberimiz. Buna ait yaklaşık 300’e yakın alamet vardır. Mesela İran-Irak savaşı, Afganistan’ın işgali, Peygamber Efendimiz aynı anda olacak demiştir, bunların hepsi oluşmuştur. Biz müjdeli bir zamandayız ve Mehdi’nin zuhuru kesin, ben açık söylüyorum ve Hz. Hızır ortada geziyor, Hz. İsa(A.S)’ın inmesi an meselesi ve Darwinizim yerlebir oldu ve Allah yerlebir etti Darwinizm’i. Darwinizm tepmez devrilmez bir yapıydı, komunizm dünyada asla yıkılmaz zannediliyordu, gümbür gümbür yıkıldı. Darwinizm asla yıkılmaz zannediyorlardı bakın benim ufacık bir arkadaş gurubumla koskoca dünyada Darwinizm yıkıldı, yerlebir oldu. Demek ki inançsızlık bir üfürümlük işi olan üfledin mi yıkılacak, hatta mum ışığı kadar bile gücü olmayan, zayıf bir sistemdi ve hakikaten yerlebir oldu. İslam dünyaya hakim olmak üzere, 10 yıla kadar Türkiye’nin liderliğinde bir Türk-İslam Birliği oluşacak, onu söyliyeyim. Ben buradayım, demiştiniz olmadı diye benim yanıma gelin siz eğer olmazsa, kesinlikle olacak. Fakat Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin öncülüğünde olacak, bunu da açık söylüyorum, detay veriyorum. Azerbaycanla Türkiye birleşecek, iki devlet bir millet olarak birleşecek, Suriye ile Türkiye birleşecek yakın bir zamanda, Irak ile Türkiye birleşecek yakın bir zamanda ve zincirleme gelişmeler olacak. Kafkas Birliği projesi, bu gerçekleşecek, bu da Türk-İslam Birliği’nin bir parçasıdır. Bu petrol boru hattı projeleri, demir yolu projeleri bunların hepsi bu birleşmelerin alt yapılarıdır. İslam Birliği toplantıları, Türk Birliği toplantıları ve bundaki başarılar ve başarılı adımlar bunların alametleridir. Zaten bunun dışında da bir yol yok şu an, yani Tük-İslam Birliği’nin dışında İslam ülkeleri açısından, Türkiye açısından başka bir yol görünmüyor. Bu Allah’ın bir mukadderatı, Cemalettin Afgani devrinde olmamış olabilir çünkü zamanı değildi, herşeyin bir vakti-merhunu vardır, bir mübarek vakti vardır, o mübarek vakit gelmiştir şu an ve olacak inşaALLAH.   Muhabir: Sizin İmam Mehdi ve Ahirzaman hakkında eserleriniz var. Sizce İmam Mehdi’nin geldiğini ve kıyametin yaklaştığını gösteren alametler zuhur etmeye başladı mı?   Adnan Oktar: Türkiye’de 3-5 seneden beri bir Mehdi telaşıdır gidiyor, Ortadoğu’da da gidiyor, Balkanlar’da ve dünyada da gidiyor. Ama Türkiye’deki çok ilginç Mehdi çıkmayacak diye bir panik var, Mehdi çıkmayacak, Mehdi çıkmayacak. Niye heycanlanıyorsunuz çıkmayacaksa? Hocaları çıkarıyorlar, alimleri çıkarıyorlar, Mehdi’nin neden çıkmayacağını uzun uzun anlatıyorlar, sakin olun bir şey yok, çıkmayacaksa tamam. Yani inancınız bu şekildeyse telaşa gerek yok, çıkmayacaksa niye telaş ediyorsunuz? Demek ki son derece eminsiniz çıkacağından, niye etrafı yatıştırmaya çalışıyorsunuz, son derece eminsiniz de onun için. Dört mezhepte Sünni mezheplerde, Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi Mehdi’nin çıkışı kesindir, İsa’nın inişi kesindir, Hz. İsa(A.S)’ın inişi kesin hükümdür. Aynı şekilde bu Caferi mezhebinde de böyledir, Şiilikte böyledir, Alevilikte böyledir, hepsinde böyledir ve hepsi bu konuda tam isabet halindedir, ki zaten İslam aleminde iki büyük mezhep vardır, Sünnilik ve Şiilik. Sünni ve Şii iki büyük mezhep ki yani %90’ıdır İslam aleminin hatta daha da fazlasıdır, Mehdi’nin zuhuruna ve İsa’nın inişine itikad ederler ve kesin kanaatleri vardır. Onun için bu konuda bir kere icma var, yani bu konuda bir tereddüt yok. Alametlerine gelince, bu alametlerin hepsi teker teker Allah’ın hikmeti bir mucize olarak oldu, dünya bunu daha hala farkına varamadı. Yaklaşık bir 30 yıl içerisinde bütün bu alametler oluştu, tamamı oluştu. Mesela İran-Irak savaşı olacak diyor Peygamberimiz, Mehdi devrinde olacak olayları sayıyor, oldu. Afganistan’ın işgali olacak dedi, oldu. Fırat’ın suyunun kesilmesi, barajla kesildi, bu oldu. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, iki Ramazan üst üste oldu, yani hicri 1400 yıllarında. Kuyruklu yıldızın doğması oldu, Halley kuyruklu yıldızı çıktı. Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, hicri 1400’de Kabe basıldı ve kan akıtıldı. Doğu tarafından bir ateşin görülmesi, petrol kuyuları yakıldı, her yerde bir ateş görüldü. Güneşten bir alametin belirmesi, bu yüzyılın en büyük güneşteki alameti oluştu. Mesela tozlu dumanlı bir fitne diyor, mesela bu Amerika’daki bina toz ve dumanla dağıldı biliyorsunuz, yıkıldı, çok büyük bir fitne oldu, olay oldu. Yaygın katliamların meydana gelmesi, sahte Mesihlerin ortaya çıkışı, şehirlerin yok olması mesela atom bombasıyla biliyorsunuz şehirler bu yüzyılda yok edildi, buna benzer 300’ün üzerinde alamet oluştu Mehdi’nin çıkış alameti. Said Nursi Hazretleri de bunu çok detaylı anlatıyor hicri 1400 yılında çıkacağını söylüyor Mehdi’nin, çıktığı vakit kendisi dahi kendisini bilmez diyor, imanın nuruyla o eş-şahsı ahir zaman tanınabilir diyor Said Nursi Hazretleri. İlk birinci vazifesi diyor maddiyun ve tabiyun kanununu ortadan kaldırmaktır diyor Mehdi’nin vazifesi, yani Darwinist-materyalist düşünceyi ortadan kaldıracaktır diyor. Fakat bunu yapmaya bizzat kendi vakit ve hal müsade edemez diyor, bizzat kendinin vakti ve hali müsade edemez diyor, ondan evvel bir tahife bir cihette bunu görecek diyor, onların uzun tasdikatıyla hazırladıkları eseri, o kitabı, bir ekip çalışmasıyla bunu yapacak diyor bu kitabı. Bizzat kendisi gidip fotoğraflarını çekemez, belgelerini çekemez, araştıramaz, o anlamda belirtiyor gibi görünüyor. O eserle o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Mesela bak bizim yaptığımız da budur, Mehdi’nin öncülüğü olarak, Mehdi’ye zemin hazırlayan olarak biz de Darwinizm’e karşı mücadele veriyoruz, biz de kitaplar hazırlıyoruz, bir anlamda öncü Mehdi görevi yapmış oluyoruz. Yani bir kısım şahısların dediği gibi evde oturup Mehdi beklemiyoruz, var gücümüzle gayret ediyoruz. Ama Said Nursi’nin dediklerinin de aynen çıktığını görüyoruz.   Muhabir: Yaşadığımız internet ve uzay bilimi çağında, davetinizin en fazla kesime ulaşmasında bu teknolojiyi ne kadar kullanıyorsunuz?   Adnan Oktar: Bakın açıkça söyliyeyim internet Mehdi ve İsa için özel dizayn edilmiş, Allah tarafından yaratılmış bir sistemdir. Mehdi ve İsa’ya hizmet için meydana getirilmiştir, İslam’ın hakimiyeti, İslam ahlakının dünyaya hakim olması için meydana getirilmiş özel, harika bir sistemdir. Ve daha önce Allah bunu yaratmadı, tam Mehdi devrinde yarattı ve Mehdi ve İslam’a, Hz. İsa’ya hizmet edecek şekilde yaratmıştır, zaten rivayetlerden de bunu açık açık görüyoruz. Mesela diyor ki, Hz.İsa, diyor, bakar dünyanın her yerini görür diyor baktığında, oturduğu yerden görür diyor ve düşman kalelerini, düşman şehirlerini rahatça görebilir baktığında diyor, yani ona benzer bir rivayet var. Bu tam bir internet tarifi çünkü internetten de uzaydan çekilen görüntüler istediğinde insan bakabiliyor, görebiliyor. Ben mesela kaldığım evin uzaydan çekimini gördüm, yani internetten insan istediği anda bakabiliyor buna, bu işte tam Ahirzaman’ın tarifi, anlatımı. Mesela Ahirzaman’da kişi diyor kamçısıyla konuşur, telefon ve telefonun kablosu tam bir kamçı görünümünde hakikaten ve onunla konuşur kişi diyor, Ahirzaman tarif ediliyor. Hatta kişi diyor ayakkabısının topuğuyla da konuşur diyor, casusluk faaliyetlerinde ayakkabıya, topuğuna verici yerleştiriliyor onun fotoğraflarına rastladım internette, topuğa yerleştirilmiş vericiler. Bakın Peygamberimiz (S.A.V) Ahirzaman’ı ne kadar detaylı tarif ediyor. Yani o zamanda yapılacak tarıma, modern tarıma dikkat çekiyor. Mesela öküzsüz, sabansız tarlalar ekilecek diyor o dönemde diyor, yani çok detaylı bir tarif bu. Hz. İsa ve Hz. Mehdi devri gün gibi anlatılmış, çok detaylı anlatılmış ve mucize olarak anlatılmış, yani bunda hiçbir tereddüt yok. İnternet de İslam’ın hakimiyetinde muazzam neticeler veriyor ve verdi. Mesela Darwinizm’in böyle felç olmasının nedeni internettir, benim birkaç bin tane kitabımın dağılmasıya olmadı bu, internetten on binlerce kitabımın indirilmesiyle oldu. Şu ana kadar milyonlarca kitabım indirildi internetten benim milyonlarca. Yani bir tane, iki tane, on tane, 100 bin, 200 bin değil yani yüz milyonlarca kitabım indirilmiş oldu, bu tabi çok büyük bir netice meydana getirdi yani Avrupa’nın bugün Darwinizm konusunda nefesinin ani kesilmesinin nedeni budur. Yani tam bir koma hali var şu an Darwinizm’de, tam can çekişiyor şu an, bunun sebebi de internettir. Yani Allah onlara kendi eliyle bir sistem hazırlattı ama o sistemde de onları boğdu, o fikri boğdu Allah’a çok şükür.   Muhabir: İstanbul’da Ortadoks Vatikan’ı kurulmak isteniyor. Bununla birlikte Türkiye İslam Alemi’nden koparılacak, bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?   Adnan Oktar: Türkiye öyle koparılacak gibi bir şey değil, yani çok büyük bir lokmadır, öyle herkesin boğazına takılır Türkiye, öyle boğazdan geçecek bir şey değildir Türkiye. Çok imanlıdır Türk Milleti, yüz elli yıldan beri yıkmaya çalışıyorlar Türk Milleti’ni, evvelALLAH adeta granit, yerinden bile kıpırdatamadılar, hiçbir şey yapamazlar. Ortadokslar faaliyet yapıyorlar, yapsın, Ermeniler de yapsın, onlar bizim kardeşimiz. Biz Müslümanları rahatsız eden bir şey olmaz ki bu, yani çünkü bu bir komunist, Darwinist bir hareket değil. Museviler Sinagog açsınlar, Ermeniler ibadetlerini yapsınlar, Ortadokslar, Katolikler hepsi istedikleri gibi ibadetlerini yapabilirler, Türkiye Osmanlı kalıntısıdır.   Muhabir: Vatikan gibi İstanbul yapmak istiyorlar, bunu yapmak istiyorlar, tam Vatikan gibi, İtalya’nın nasıl Vatikan’ı var, aynı şekilde. Ve Avrupa Birliği baskı yapıyor, Amerika baskı yapıyor, yani bu olur mu yani?   Adnan Oktar: Koparma tarzında yani? Olmaz o, olacak bir şey değil o.   Muhabir: Türkiye’de Alevi meselesi var, nasıl çözebiliriz bunu?   Adnan Oktar: Alevi meselesi, çözülecek bir şey yok. Aleviler bizim canımız-ciğerimiz, kardeşimiz, mesele yok ki çözülsün. Aleviler İslam’ı, Kuran’ı çok güzel yaşayan, takva, çok candan, sevgi dolu, insan sevgisiyle böyle ruhları coşmuş, mübarek, muhterem insanlar yani nereden çıkıyor sorun?   Muhabir: Ama başkaları öyle söylemiyor.   Adnan Oktar: Hayır, hayır, öyle bir şey, onu anlamayan halk olabilir, yani Aleviliği tanımamıştır, Alevi’nin ne olduğunu anlamamıştır, işte onlara göre abuk-sabuk laflar var, düşünceler var, şimdi onu burada söylemeyeyim, yakışık almaz, çok çirkin iftiralar var, onu, cahil insanın kafasında onlar kalıyor, ne alakası var, ben çok fazla Aleviyle tanıştım. Hacı Bektaş’ta gittim, kaldım ben bir hafta, onları gördüm, yani son derece olgun insanlardır, yani çok değişiktir, tanımadıkları için öyle konuşuyorlar. Çok sevecendir Aleviler. Bektaşiler de öyle, çoşkun bir Allah sevgisi ve insan sevgisi vardır, lafını-sözünü bilir, olgundur, insaniyetlidir, derin insanlardır yani derin düşünürler. Bana o lafları bıraksınlar yani, öyle bir konu yok, Alevi sorunu yok. Alevi aslanlar vardır Türkiye’de, inşaALLAH.   Muhabir: Size göre bu Kürt meselesini nasıl çözebiliriz?   Adnan Oktar: Mehdi’nin zuhurunda ne Kürt meselesi kalır, bir şey kalmaz, Allah’ın izniyle. Hepsi dümdüz olacak inşaAllah, ama bundan evvel Türk-İslam Birliği olaya el koyacak Allah’ın izniyle. Türk-İslam Birliği içinde o böyle tuzun suda eridiği gibi eriyecek inşaALLAH. Bir avuç bir şeydir, tuzun suda eridiği gibi erir, hiçbir şey olmaz, öyle bir konu olma.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AL BAGDADI RÖPORTAJI -1- (30 Nisan 2008)

 

Sayın Adnan Oktar bu röportajında siyasete olan bakış açısını açıklamış ve siyasetten uzak durduğunu, kendisinin İslam’ı ve Allah’ın birliğini anlatan bir yazar olduğunu söylemiştir. İslam aleminin biraraya gelmesinin, Türkiye’nin öncülüğünde büyük İslam Birliğinin oluşturulmasının, Türkiye’nin bölgede süper güç olarak anarşi ve terörü durdurmasının, bütün İslam alemini kardeşi olarak çok iyi koruyup kollamasının önemli olduğunu belirtmiştir. Masonluk ile ilgili görüşlerini açıklamıştır. Fikren ve manevi olarak İslam aleminin Sayın Adnan Oktar’ın eserlerine ve çalışmalarına derin desteği olduğunu belirtmiştir. İslamın hakimiyetinin 10-20 yıl içinde gerçekleşeceğini, İslam ahlakının bütün dünyaya yayılacağını söylemiştir.  Sünni ve Şii ayrımının Masonların bir oyunu olduğunu detaylı olarak açıklamıştır. Sayın Adnan Oktar ‘Şiiler son derece halis, mulis tertemiz sağlam Müslümanlardır. Sünnilerde son derece sağlam ve tertemiz Müslümanlardır. Birbirlerinden farkları yoktur. Hepsi Elh-i kıbledir, Aynı Allah’ı ve aynı peygamberi severler. Hepsine çok büyük derin bir muhabbetim vardır’ sözleriyle açıklamada bulunmuştur. Sayın Adnan Oktar bütün İslam alemine bu röportaj vesilesi ile sevgi ve selamlarını gönderdiğini belirtmiştir.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AL BAGDADI RÖPORTAJI -2- (29 Haziran 2008)

 

Sayın Adnan Oktar, Irak, Suriye ve Filistin’e yayın yapan, Al-Bağdadi isimli Irak televizyonunda yayınlanan roportajında İslam dünyasında yaşanan sorunlarla ilgili çok önemli açıklamalarda bulundu. Türk-İslam Birliğinin Müslümanların karşı karşıya kaldığı tüm sorunların kesin çözümü olacağına ve söz konusu birlik tesis edilmedikçe bu sorunların artarak devam olacağına dikkat çekti. Sayın Adnan Oktar ayrıca ahir zaman alametleri, Hz. Mehdi’nin çıkışı, İslam ahlakının yeryüzünde ne şekilde hakim olacağı ve Altınçağ’da yaşanacaklarla ilgili sorular üzerine çok çarpıcı yorumlarda bulundu.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AL BAGDADI RÖPORTAJI -3- (5 Ağustos 2008)

 

Sayın Adnan Oktar bu röportajda; dünya üzerinde yaşanan olayların hiçbir şekilde kendi başına gelişmediğini, savaşların, ihtilallerin organize edildiğini, hatta savaşın başlamasının ve bitişinin de planlı olduğunu; Birinci Dünya Savaşı’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın, benzer şekilde Fransız İhtilali’nin masonlar tarafından gerçekleştirildiğini, pek çok kişinin Marx’ın, Lenin’in, Hitler’in, Mussolini’nin mason olduklarını bilmediğini, bu kişilerin asla başıboş olmadıklarını anlatıyor. Masonların özellikle Müslümanları hedef aldıklarını, kendisini de hedef aldıklarını ama başarılı olamadıklarını söylüyor. Sayın Oktar, Türkiye’de bu kadar iftira ve komploya maruz kalmışken ve uluslararası alanda da bu kadar ilgi görüyorken yurt dışına çıkmayı düşünüp düşünmediği sorusuna ise; buradaki mazlum insanları masonların eline bırakarak, Marksistlerin eline bırakarak, komünist Ergenekon örgütünün eline bırakarak Türkiye’den gitmeyeceği ve sonuna kadar mücadele edeceği, güzel günlerin yakında olduğu cevabını verdi. Ayrıca mezheplerle ilgili olarak yöneltilen soruya kapsamlı bir açıklamada bulundu. Türk İslam Birliği çerçevesinde Musul, Kerkük, Irak ve İsrail konularına da değindi.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN ALMAN ART TV RÖPORTAJI (9 Mart 2008)

 

Alman ART televizyonunun Sayın Adnan Oktar ile gerçekleştirdiği bu özel röportajda Sayın Oktar, insanı insan yapan en önemli özelliğin Allah için, Allah’ın rızası için yaşaması olduğunu açıklıyor. Milyonlarca fosile bakıldığında tek bir tane bile ara fosilin olmadığı hepsinin canlıları Allah’ın yarattığını gösterdiğini anlatan Adnan Oktar bunun evrim teorisine indirdiği darbeye dikkat çekiyor. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ahir zamanda yani kıyamete yakın zamanda gerçekleşeceği bildirilen yaklaşık 300 alametin neredeyse tamamının oluştuğu ve bunun da Hz. İsa’nın gelişine işaret ettiğini de anlatıyor.

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AL-QUDS (KUDÜS) GAZETESİ RÖPORTAJI (17 Kasım 2008)

 

Kudüs gazetesi (Al-Quds newspaper), Filistin bölgelerinde ve Kudüs gibi, İsrail topraklarındaki Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde dağıtılmaktadır. Filistinin en çok okunan, en yüksek tirajlı, Arapça basılan günlük gazetesidir. Pek çok ülkenin takip ettiği gazetenin, Yaser Arafat, Colin Powell gibi önemli isimlerle röportajları olmuştu. Sayın Adnan Oktar Kudüs gazetesinde yayınlanan bu röportajında; İsrail-Filistin sorunu ile ilgili olarak çarpıcı açıklamalarda bulundu; Filistin’de yaşanan kargaşa ve acının son bulması için yapılması gerekenleri anlattı ve Filistin halkına hem uyarı hem de müjde içerikli çok önemli mesajlar verdi. Bu mesajlardan bazı kesitler şöyleydi: “Kalkınmanın tek şartı derin bir imandır; Allah’ı sürekli derin şekilde sevmek, Allah’la derin bir bağlantıda olmak; Allah’a karşı çok fedakar, yüksek bir ahlaka sahip olmak; canından malından tamamen geçmek; gündüz de gece de günün her saatinde, en zor anda da Allah’la bağlantıda şiddetli bir aşk ve muhabbeti diri tutmaktır; böyle olduğunda Allah’ın koruması başlar müminler üzerinde ve her işleri rastgider.” “İmanla, kültürle, bilgiyle, olgunlukla karşı koyma dünyanın en büyük silahlarından biridir; atom bombasından çok daha etkilidir, kıyas olmaz; güçlü bir sevgi bağı, şefkat, merhamet anlayışı, derin bir bilgi tüm dünyanın kamuoyunun desteğini sağlar ama cahillik ve şiddet de tüm dünyanın antipatisini getirir; duayla, Allah’a sıkı bir sevgiyle bağlanmakla, Allah’tan şiddetle korkmakla Filistin sorununun kökten hallolacağını şimdiden müjdeliyorum.”  “Filistin’de, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda insanların çok iyi bilinçlendirilmesi gerekiyor, Darwinist ve materyalist düşünceyi Filistin’den tamamen kazımak gerekiyor. Bu oluştuğunda Hamas’la El Fetih arasındaki çatışma ortadan kalkar diye düşünüyorum. Çünkü Kuran’a göre, kardeşler birbiriyle asla mücadele edemez, bu haramdır. Bu kadar zor bir durumda, bir de kendi içinde çatışma, çok büyük bir vicdansızlık olur, çok büyük bir zulüm olur.”

 
 
   

ADNAN OKTAR'IN AMASYA TV RÖPORTAJI (21 Temmuz 2008)

 

Amasya TV’nin sorularını cevaplayan Sayın Adnan Oktar, Allah yolunda mücadele ederken birtakım zorluklarla karşılaşmanın Peygamberlerin sünneti olduğuna değindi. Evrim teorisinin sahte bir teori olduğuna da dikkat çeken Adnan Oktar, aklı, şuuru olmayan atomların kendi kendilerine hiçbir şey meydana getiremeyeceklerini, bunu ileri süren evrimcilerin çok zorlama, akıl dışı izahlara başvurduklarını vurguladı. Yazar ayrıca evrim teorisinin Sümerlerden beri süregelen sapkın Pagan inancı olduğunu, evrimcilerin iddialarının aksine yüz milyonlarca yıllık canlılarda hiçbir değişiklik yaşanmadığını, ele geçirilen milyonlarca fosilin bunu ispatladığını anlattı. Bunların dışında, gündemdeki siyasi olayları da yorumlayan Adnan Oktar, Türkiye’nin yakın gelecekte Türk-İslam aleminin lideri olacağını müjdeledi. /*****************/ SN. ADNAN OKTAR’IN AMASYA TV RÖPORTAJI (İstanbul, 21 Temmuz 2008) Sunucu         İyi akşamlar bu akşam İstanbul da misafiriz. Sevgili izleyenler inkârcı düşünceye karşı, mücadele veren iki peygamberin ismiyle eserlerinde yer alan Harun Yahya yani Adnan Oktar hocamızın evindeyiz. Efendim öncelikle çok teşekkür ediyoruz bizi misafir ettiğiniz için. Adnan Oktar   Ben de teşekkür ederim.Ne demek hoş geldiniz şeref verdiniz, lütfettiniz. Sunucu         Sayın hocam, öncelikle kitaplarınız, eserlerinizle ilgili kapağıyla başlamak istiyorum konuya. Adnan Oktar   Evet Sunucu         Kapağındaki Resulullah mührü ile mührü neden kapakta kitabın başında bulunduruyoruz? Adnan Oktar   Mührü görür görmez hemen aklınıza ne geliyor, Allah geliyor, Peygamber geliyor sahabe devri geliyor. Peygamber Efendimizin o mübarek emaneti aklımıza geliyor. Onun Resul olduğu aklımıza geliyor, bize çok güzel duygular uyandırıyor, bunu hatırlatmak amacıyla konmuş, o bereketten istifade etmeyi amaçlayan, bir çalışmamız, bir de çok da güzel oldu maşaAllah. Sunucu         Evet. Adnan Oktar   Zaten güzel çok da güzel oldu. Sunucu         Sayın Hocam, geçmiş senelerde çok mücadeleler verdiniz, çok da sıkıntılar çektiniz, geldiğiniz durum nedir? Adnan Oktar   Müslüman da çile bitmez, biterse imtihan bitti demektir. Çünkü, biz buraya imtihan olmaya geliyoruz, zorluklarla karşılaşmaya geldik. Haklı değil haksızlıklarla karşılaşacağız. Mesela Hz. Yusuf haklı olarak hapse girmedi, haksızlıklarla hapse girdi bu çok önemli, Müslümanlık haksızlığa sabretmesi onu Allahtan bilmesi onda hayır görmesi çok önemlidir. Hz. Yusuf’a yapılan teklifi nedir cinsellik teklifi, kim musallat oluyor kadınlar musallat oluyor, suçu ne hiçbir suçu yok. Fakat o kadınların kafasına göre, bir öfke meydana gelmiş. Hasetlik var bir kıskançlık var bir rahatsızlık var. Ve Hz. Yusuf’u sebepsiz olarak hapse atma kararı alıyorlar. Ve onu Allah onu lütfedip hapse yerleştiriyor. Hz. Yusuf bundan memnun olur. Diyor ki Rabbim onların tuzağına düşmektense, bana hapsi vermen daha hayırlıdır diyor, mealen, yaklaşık. Ve o mübarek insan hapse giriyor. Ve Peygamber Efendimiz de suçu yok, yoluna diken atıyorlar. Üzerine deve işkembesi attılar, deli dediler, akla hayale gelmedik iddialarda bulundular. Öldürmeye kalktılar. Hatta mağaraya sığınmak zorunda kaldı biliyorsunuz. Daha da olmadı hicret etmek durumunda kaldı. Ne sucu var hiçbir suçu yok. Haksız yere bunlar yapıldı. Musa’ya da bu şekilde oldu, hiçbir suçu yokken cinayet suçundan aranmıştı. Her yerse Firavunun güçleri var gücüyle onu aramıştı. Bütün ömrü çileyle geçmişti ama bugün cennette, Hz Yusuf cennete Musa cennette Resullullah cennette, ne kadar güzel ve sonsuza kadar. Yani başı sonu yok. Müthiş bir şey. Dünyanın her yeri cennet olsa ne olur cennete göre. Ve cennet hayatına göre dünya hayatı bir saniye bile değil. Yani sıfır hükmünde. Çünkü bir an nerde sonsuz vakit nerde. Çok önemli bu Allah sonsuza kadar orada mutluluk içinde yaşatıyor Elhamdülillah. Mesela ağaçtan meyveyi koparıyorlar ağaçta yeniden meyve oluşuyor aynı anda. Ama burada meyveyi koparırsan boşa kalır orası. Örneğin bir yere gitmek istiyor aklından geçirmesi yeterli anında oraya gidiyor. Ama biz buraya gelebilmemiz için vasıtaya ihtiyaç var. İllaki vasıtayla geleceğiz illaki sebep gerekiyor ama cennette sebep yok. Aklından geçirmesi yetiyor hemen olay yerinde oluyor. Burada da bunu yapardı dünyada Allah fakat imtihan olmazdı o zaman. Burada hastalığı meydana getiriyor ilacını da dışarıda meydana getiriyor Allah. İstese hiç hastalığı yapmazdı, ilacını da yapmazdı veya ilacı vücudun içinde hazır yapardı. Niye paketle dışarıda yaratsın, vücudumuzun içinde yaratırdı. Böyle bir güzellik yurdudur cennet. Onlar da güzellik yurdunda sefa sürüyorlar Allah’a şükür. Sunucu         Pekâlâ sizin çektiğiniz sıkıntılar ne düzeyde, tabii ki medyadan takip ediyoruz. Bir davanız vardı bu dava beraat etti. Ardından Yargıtay’a gitti. Şu anda durum nedir bununla ilgili? Adnan Oktar   Yargıtay’da da muhtemelen onanacak 3 yıl hapis cezası var çete lideri olarak hüküm kondu, teşhis kondu. Tabii bizim mahkemeye saygımız var hükme de saygımız var. Ama buna Türkiye’de bir tane inanan yok. Mühim olan benim halkımın milletimin buna inanmamış olması. Gönüllerde beraat etmiş olmam önemli, çünkü dosyaya baktığımızda hiçbir suç delili yok. Daha önce beraat ettirmişti beni mahkeme. Yani arkadaşlarımızı hepimizi çete suçundan beraat ettirmişti. Ama sonradaki hükmü bu yönde diyor, eyvAllah. Yani o hükmü veren de Allah. Hayır vardır güzellik vardır. Özellikle haksız yere suçlanmak çok makbuldür. Hz. Yusuf un sünnetidir. İftiharla gider yatarız. Hapishanelerde bizim yurdumuz. Oranın suyu da bu vatanın suyu. Oranın toprağı da bu vatanın toprağı. Hiç fark etmez ha burası ha orası. Onu öyle uygun gördülerse yaparız. Sunucu         Sayın hocam tabii çok eseriniz var. Kitaplarınıza gelmek istiyorum. Bu programda eserlerinize tek tek yer vermeye kalksak, sanırım bir ayımızı geçer. Eserlerinizin en önde gelenlerinden gündem yaratmış ve dünya literatürüne oturmuş. Darwinizm’ in karanlık yüzü hakkında söyle kısa bir bilgi verebilir misiniz? Adnan Oktar   Bir kısım insanlar çıkıp diyorlar ki, atomlar karar verdi bataklık ortamında aralarında karar vermişler “bir mükemmel insan yaratalım diye düşünmüşler uzun vadede, biz göz yapalım, bizim gözümüz görmüyoruz ama öyle bir göz yapalım ki mükemmel görsün. Üç boyut görsün, en kaliteli televizyondan daha iyi görsün, ama şu kadarcık bir yerde yapalım bunu. Şu kadarcık bir et parçası ile bunu halledelim diyorlar. Öyle bir ses kuralım ki stereo ses sisteminden daha mükemmel olsun. Yine onu da şu kadarcık bir yerde yapalım ve mükemmel bir görünümde yapalım. Öyle bir kodlama yapalım ki bir hücrenin içerisine insanın bütün kodlarını kodlayalım. Demişler güya, ve insan zaman içerisinde tesadüfen bu şekilde oluşmuş. Bu Alice Harikalar Ülkesinde şeklinde çocuklara anlatsanız masal olarak yine buna inanmazlar ama koskoca insanlar buna inanıyorlar. Peki madem böyle bir inancınız var sapkın bir inancınız var ta Sümerlerden beri gelen sapkın bir pagan inancıdır putperest inancıdır. Peki biz yeri eşiyoruz kayaları parçalıyoruz, tüm kaya parçalarının içerisinde geçmiş canlıların fosilleri var adeta fotoğraf gibi kalmış, yani bir fotoğraf albümü gibi Allah yerleştirmiş yerin altına. Kazdıkça biz bu albümleri buluyoruz. Bütün canlılara ait fosilleri inceliyoruz yaklaşık 100 milyon yıllık 200 milyon yıllık 300 milyon yıllık, hiçbir değişiklik yok. Ne kadar canlı bulunmuş 100 Milyon Adet. 100 Milyon canlıda değişiklik yok. Peki, kardeşim diyoruz nereden çıkarttınız bunu, var mı deliliniz? Delilimiz de yok diyor. Ben dedim ki bir tane sizin iddia ettiğiniz gibi ara fosil tabir ettiğiniz, yani mesela bir canlının diğer canlıya dönüştüğüne dair bir garip varlık; ki bunlardan milyonlarca bulunması gerekiyor onların iddiasına göre. Bir tane iki tane on tane değil milyonlarca bulunması lazım. Milyonlarca değil bir tane bulamıyorlar. Hatta dedim ben bir tane ara fosil getirin 10 Trilyon vereceğim dedim. Geçerli bu iddiam. Benim adresim de belli yerim de belli, gelip masanın üstüme koysunlar hemen 10 Trilyonlarını alıp gitsinler. Yok böyle bir şey bilimsellik adı altında insanları kandırıyorlar. Bu mümkün değil. Ne demek, siz beynimin içinde şu an, renkli olarak görünüyorsunuz, benim ceketimle sizin ceketiniz aynı yerde oluşuyor. Ve o kadar mükemmel görünüyorsunuz ki sanki hakikaten karşımda oturuyor gibisiniz. O kadar mükemmel yaratılıyorsunuz üç boyutlu. Sizin varlığınız böyle net görünüyor. Televizyona bakın o kadar kaliteli değil, örneğin bu Philips’in en kaliteli televizyonu ama son derece flu, burada on bin alet kullanılmış binlerce detay var ama böyle bir şey yok. Buradaki sistemde şu kadarcık et parçası kullanılmış ve daha mükemmel. Bunu mühendis yaptı diyorlar ama bunu kim yaptı diyoruz, tesadüf yaptı diyorlar. Şimdi buna çocuk olsa inanmaz. Buna çocuk değil hiçbir insan inanmaz. Deli olması lazım bir insanın buna inanması için. Onun için bu teorinin açmazlarını oyunlarını halka ispat ettik, bütün Avrupa’ya. Onun için Avrupa Darwinizm açısından yerle bir. Eskiden %20 gibi inanan vardı yaratılışa inanan şu an % 80 bütün Avrupa genelinde birçok yüksek bir orana çıktı. O % 20 bölümü de aşağı yukarı bitirmek üzereyiz. Kitaplarla eserlerle internetle düzeltmeye çalışıyoruz. Sunucu         Türkiye de tabii belli bir yere geldiniz, Avrupa’da dediniz; dünyada Harun Yahya nerdedir, dünyanın bakış açısı nedir Harun Yahya’ya? Adnan Oktar   Allaha şükür çok etkili. Sunucu         Yurtdışı ziyaretleri yapıyor musunuz? Adnan Oktar   Yok yapmıyorum. Sunucu         Yapmıyorsunuz. Pekala, bu yaptığınız CD’leriniz programlarınız, dünyanın nerelerine kavuşuyor? Adnan Oktar  Geçen yıl 35  milyonkitabım internet kanalıyla indirildi. Herkes bilgisayarına aldı. Dünya çapında. Dünyanın en az 120 ülkesinde kitaplarım okunuyor. Sırf 8  milyon kitap da geçen sene satılmıştı Bu çok yüksek bir rakam ama internetten indirilen miktar çok yüksek. 35 Milyon adet. Dünyanın neresine gitsen benim kitaplarınla karşılaşıyorsun. MaşaAllah arkadaşlarımız gidiyorlar. Her yerde bu konu konuşuluyor. Dünya çapında yayın yapan bir telefon kanalında canlı yayın yapan bir TV kanalında bir röportajım vardı. Dünyanın her yerinden arıyorlar. Herkes tanıyor hayret. İlgili ilgisiz hemen hemen her ülkeden aradılar. Bu dünya çapında, kitaplara eserlere karşı bir teveccüh olduğunu etki olduğun göstertiyor. Bu çok çok sevindirici bir durum. Ve büyük bir müjde Sunucu         İlim ve bilimdeki verdiğiniz destek ve katkı apaçık ortada. Eğitim konusunda hedefiniz nedir? Bu eserleri nereye kadar gitmesini planlıyorsunuz? Şu ana kadar herkes internetten indiriyor ve CD’lerden alabilenler bütçesi olan alıyor. Ama işin aslı bu özü bu diyorsunuz, bunu Türkiye eğitiminde nasıl hedefliyorsunuz? Adnan Oktar   Bunu devletten beklemek olmaz tabii, sivil toplum kuruluşlarını yapacağı bir şeydir ki, Allah şükür ki Türkiye içinde çok başarılı olduk. 71’lerde %30 civarındaydı yaratılışa inananlar. Yani yaklaşık %30 civarında, şu an %90 dır yaratılışa inanların oranı. Yani çok yüksek, yani Darwinizm’e inanlar %10 ki; onlarda şu an süratle eriyorlar. Kitapların ulaşmadığı hiçbir yer kalmadı. Özellikler internet imkânı çok çok mükemmel bir sistem. Çok güzel netice alınıyor. Darwinizm evrim diye insanlar internette girdiğinde, hemen bizim sitelerle karşılaşıyor, hemen olaylara bakıyor. Hemen iki tarafın iddialarını karşılaştırıyor ve bakıyor ki, son derece bilimsel akılcı doğru deliller, safsata yok demagoji yok. Fotoğraflarla belgelerle kesin delillerle anlatılıyor. Konu kapanıyor tabii. Sunucu        Şuan Türkiye’deki potansiyel nedir? Bugüne kadar kaç kitabınız satıldı. Okunurluk seviyeniz nedir? Bunu rakamsal olarak söyleyebiliyor muyuz? Adnan Oktar   Evet. Girişler Amerika’da en çok internete girişler var. Bir de Türkiye’de çok yüksek giriş var. Bu 35 Milyon kitabin ne kadarını Türkiye’den indirildiğini doğrusu tespit etmedim fakat, nereye gitsek evlerde benim kitaplarımdan bir kitap bulunuyor ya internetten bir bilgi bulunuyor. Okumadım, duymadım diyen çok çok nadir oluyor. Sunucu         Gittiğiniz evlerde olması gerekiyor zaten. Siz gelmeden sizin eserlerinizi mutlaka alırlar. Adnan Oktar   Evet Sunucu         Tab