KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


İmanı Çabuk Anlamak -1-

Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık.
Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?
(Kamer Suresi, 17)


21. Davranışlarımdan hangisinin Allah'ın rızasına uygun olduğunu nasıl anlarım?

Allah kendisinden korkan insanın vicdanına her zaman mutlaka en doğru olanı ilham eder. Allah bir ayette şöyle belirtir:

Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış(furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Ayrıca unutmamak gerekir ki, genellikle insanın kalbinde ilk duyduğu ses doğruyu yanlıştan ayırt etmesini sağlayan vicdanının sesidir ve Allah'ın hoşnut olacağı tavır ilk duyulan sesin söylediğidir. İşte Allah'tan korkan insanlar da, vicdanlarının sesini dinleyerek doğruyu bulurlar.

22. İnsanın kalbinde vicdanının dışında bir ses var mıdır?

İnsanın vicdanının sesinden sonra gelen diğer alternatiflerin hepsi vicdanı bastırmaya çalışan "nefsin sesi"dir. Nefis insanı vargücüyle doğru olandan alıkoyup, ona kötü olanı yaptırmaya çalışır.

Bunu çok açıkça yapmayabilir. Bir insana makul gelebilecek bazı bahaneler öne sürebilir, "bundan birşey olmaz" dedirtebilir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:

Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. (Şems Suresi, 7-9)

Ayette de bildirildiği gibi insana hem kötülükler, hem de bu kötülüklerden sakınmak ilham edilmektedir. İnsan ise bunlardan hangisine uyacağı konusunda denenmektedir.

23. Nasıl görüyoruz?

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)

Görme olayı çok aşamalı bir şekilde gerçekleşir. Görme sırasında herhangi bir cisimden gelen ışık demetleri, gözün önündeki lensin içinden kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinaya ters olarak düşerler. Buradaki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülen görme uyarıları, sinirler aracılığıyla beynin arka kısmındaki "görme merkezi" adı verilen küçük bir bölgeye ulaşırlar. Bu elektrik sinyali bir dizi işlemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak algılanır. Yani görme olayı, gerçekte beynin arkasındaki küçük, ışığın hiçbir şekilde giremediği, kapkaranlık bir noktada yaşanır.

İnsan, "görüyorum" derken, aslında gözüne gelen uyarıların elektrik sinyaline dönüşerek beyninde oluşturduğu "etkiyi" görür. Yani "görüyorum" derken, aslında beynindeki elektrik sinyallerini seyreder.

Okuduğunuz kitap da, ufka baktığınızda gördüğünüz uçsuz bucaksız manzara da, bu küçücük yerde meydana gelir. Bu gerçek, diğer duyularımızla elde ettiğimiz algılar için de geçerlidir.

24. Maddenin "algılar bütünü" olması ne demektir?

Dünya ile ilgili tüm bilgilerimiz bize beşduyumuz aracılığı ile ulaşır. Yani biz gözümüzün gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Ancak bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar, algılarımızın yalnızca elektrik sinyallerinin beynimizde yarattığı etkiler olduğunu söylemektedir. Buna göre dışdünya olarak kabul ettiğimiz insanlar, renkler, sertlik hissi, sahip olduğumuz herşey yalnızca beynimize ulaşan elektrik sinyalleridir.

Örneğin bir meyveyi düşünelim: Meyvenin tadı, kokusu, görünüşü, sertliği ile ilgili elektrik sinyalleri sinirlerimiz vasıtasıyla beynimize ulaşır ve orada meyveyi oluşturur. Eğer beyne ulaşan sinyallerde bir kesinti olsa, meyveye ilişkin algılar da ortadan kaybolur. Bundan da anlıyoruz ki, bizim meyve olarak algıladığımız şey, aslında beynimize ulaşan algıların bütünüdür. Bu "algılar bütünü"nün dışarıda bir gerçekliği olup olmadığını ise asla tespit edemeyiz. Çünkü hiçbir zaman beynimizin dışına çıkma, bu algılardan başka birşeyle muhatap olma imkanımız yoktur.

25. Dışdünyanın varlığı şart mı?

Dışdünyanın gerçekten var olup olmadığını bilemeyiz. Her nesne yalnızca algıların bir toplamı olduğuna, algılar da yalnız zihinde var olduklarına göre, var olan tek dünya algılar dünyasıdır. Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin içinde olan, orada çizilen, seslendirilen ve renklendirilen, kısacası zihnimizde meydana gelen bir dünyadır ve bizim varlığından emin olabileceğimiz tek dünya da budur.

26. Maddesel karşılıkları olmayan algıları gerçek sanarak aldanıyor muyuz?

Evet, maddesel karşılıkları olmayan algıları gerçek sanarak aldanıyoruz. Çünkü beyinde seyredilen algıların maddesel karşılıklarının olduğunu ispatlamamız imkansızdır. Bu algılar yapay bir kaynaktan da geliyor olabilirler. Algıları gerçek zannederek aldanma, rüyalarda sık sık yaşanır. Rüyada tamamen gerçek gibi duran olaylar yaşar, insanlar, nesneler, ortamlar görürüz. Ama bunların hepsi rüyada vardır ve birer algıdan başka bir şey değildir. "Rüya" ile "gerçek dünya" arasında ise temelde bir fark yoktur; her ikisi de zihinde yaşanır.

27. Bildiğimiz bütün maddesel varlıklar gerçekte birer algı ise, o halde beynimiz nedir?

Beynimiz de kolumuz, bacağımız ya da başka herhangi bir nesne gibi maddesel dünyanın bir parçası olduğuna göre, o da bir algıdır. Bu konuyu daha iyi açıklamak için rüya ile ilgili bir örnek verebiliriz: Bir rüya gördüğümüzü düşünelim. Rüyada hayali bir bedenimiz olacaktır. Hayali bir kolumuz, hayali bir gövdemiz, hayali bir gözümüz ve hayali bir beynimiz. Rüya sırasında bize "nerede görüyorsun?" gibi bir soru sorulsa vereceğimiz cevap "beynimde görüyorum" olacaktır. Ama ortada gerçek bir beyin yoktur. Sadece hayali bir vücut, hayali bir kafatası ve hayali bir beyin vardır. Rüyamızdaki görüntüyü gören irade ise, rüyadaki hayali beyin değil, ondan daha "ötede" olan bir varlıktır.

28. Algılayan kim?

İnsanlara bugüne kadar algılayanın beyin olduğu öğretilmiştir. Oysa beyni analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı organlarda da bulunan protein ve yağ moleküllerinden daha farklı bir malzeme çıkmaz. Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri seyrederek yorumlayacak, bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dediğimiz şeyi yaratabilecek birşey yoktur.

Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntü değildir. Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önündeki algılarla muhatap olur.

İşte bu varlık "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle söyler:

Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsra Suresi, 85)

29. Maddesel dünya olarak algıladığımız şey gerçekte ruhumuzun gördüğü algılardan ibaret olduğuna göre, tüm bu algıların kaynağı nedir?

Şu ana kadar anlaşıldığı gibi maddenin kendi başına bağımsız bir varlığı yoktur. Madde bir algı olduğuna göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. Çok açıktır ki, içinde yaşadığımız tüm maddesel evreni, yani algılar bütününü yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. İşte bu Yaratıcı herşeye güç yetiren Allah'tır. Göklerin ve yerin, sabit ve kararlı olmadığı, sadece Allah'ın yaratmasıyla varlık buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacakları bir ayette şöyle ifade edilir:

Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)

30. Allah'ın herşeyi sarıp kuşatması, bize şah damarımızdan yakın olması nasıl oluyor?

Madde bir algıdan ibarettir. Gerçek mutlak varlık ise Allah' tır. Yani var olan sadece Allah'tır. Ondan başka herşey gölge varlıklardır. Allah her yerdedir ve her yeri kaplamaktadır. Var olan herşey, Allah'ın bize gösterdiği birer görüntüdür.

Maddesel varlıklar birer algı olduklarına göre Allah'ı göremezler, ama Allah, Kendi yarattığı maddeyi her şekliyle görür. Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle algılayamayız. Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı, düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. O'nun bilgisi dışında, tek bir söz söyleyemeyiz, hatta tek bir nefes dahi alamayız.

Dışdünya sandığımız algıları seyrederken, yani hayatımızı sürerken de bize en yakın olan varlık, herhangi bir algı değil, Allah'ın Kendisidir. Kuran'da yer alan "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız." ayetinin sırrı da bu gerçekte gizlidir. (Kaf Suresi, 16) Bir insan kendi bedeninin "madde"den oluştuğunu zannettiğinde bu önemli gerçeği kavrayamaz. Çünkü "kendi" zannettiği yer beyniyse, dışarısı olarak kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm gibi belirli bir uzaklıkta olur. Ama madde diye birşeyin var olmadığını, herşeyin hayal olduğunu kavradığında, artık dışarısı, içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır. Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.

31. Allah sevgisi yeterli değil mi, mutlaka Allah'tan korkmak gerekiyor mu?

Kuran'a göre olan gerçek sevgi beraberinde saygıyı ve Allah'ın beğenmediği şeylerden sakınmayı da getirir. Sadece sevginin yeterli olacağını savunan insanların yaşamlarına ve hareket tarzlarına baktığımızda bu konuda gevşek davrandıklarını görürüz. Oysa samimi olarak Allah'ı seven bir insan herşeyden önce O'nun emirlerine son derece titizlik gösterir, sakındırdığı şeylerden şiddetle sakınır, güzel gördüğü tavırlara yönelir. Sevgisini, yaşamının her anında Rabbimizin rızasını arayarak, O'na olan derin saygısı, güveni, boyun eğiciliği ve sadakatiyle gösterir.

Bu titizliğinin bir sonucu olarak, Allah'ın rızasını kaybetmekten, azabına uğramaktan da şiddetle korkar. Yoksa sadece sözlü olarak sevgi iddiasında bulunmak, fakat Allah'ın sınırlarını aşarak pervasızca bir yaşam sürmek, kuşkusuz samimiyetten son derece uzak bir tavırdır. Allah Kuran'da Kendisinden korkup sakınmayı emretmiştir:

'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)

32. Samimi bir müminin Allah korkusu nasıl olmalıdır?

Allah'ın varlığını bilen, O'nu üstün sıfatlarıyla tanıyan her insan Allah'tan şiddetle korkar. Çünkü Allah sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir, ancak bunun yanı sıra Kahhar (kahreden), Hasib (hesap gören), Muazzib (azaplandıran), Muntakim (intikam alan), Saik (cehenneme süren) sıfatlarının da sahibidir. Bu yüzden müslümanlar Allah'tan içleri titreyerek korkarlar, O'nun azabından emin olunamayacağını bilirler. Yaptıkları her işin hesabının sorulacağının bilincinde oldukları için Allah'ın hoşnut olmayacağı bir tavır göstermekten şiddetle kaçınırlar. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, burada söz edilen korku, dinsiz toplumlarda yaşanan klasik korkudan tamamen farklı, mümine huzur veren, onu harekete geçiren, Allah'ı razı etme konusunda şevklendiren bir korkudur. Allah müminlere şunu emretmiştir:

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)

33. Kuran'ı her okuyan anlayabilir.

Allah Kuran'ı tüm insanlara yol gösterici bir rehber olarak indirmiştir işte bu nedenle Kuran son derece anlaşılır ve açıktır. Allah Kuran'ın bu özelliğini "… Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi" ayetiyle haber vermiştir. (Maide Suresi, 15) Bir başka ayette ise Kuran için şöyle denir:

İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir. (Hac Suresi, 16)

Ancak, Kuran'daki hikmetleri görebilmek ve Kuran'ın üstün özelliklerini kavrayabilmek için Kuran'ı okuyan kişinin yüzde yüz samimi olması ve hep vicdanına uygun düşünmesi gerekir.

34. Kuran müminler için tek rehberdir.

Kuran bir müminin ömrü boyunca başvuracağı yegane rehberdir. Allah Peygamber hanımlarına hitaben indirdiği bir ayetinde "evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın…" (Ahzab Suresi, 34) diye buyurarak, tüm müminleri Kuran'ı okuma konusunda teşvik etmiştir. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi müminler evlerinde Kuran okumakta ve ayetleri de hatırlarında tutmaktadırlar. Ancak önemli olan Kuran ayetlerinin okunarak tamamının hayata geçirilmesi ve büyük bir titizlikle uygulanmasıdır.

35. Kuran her döneme hitap eder.

Allah Kuran'ı tüm alemlere ve tüm zamanlara bir yol gösterici olarak indirmiştir. Bir ayette şöyle denir:

Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (Al-i İmran Suresi, 138)

Allah, Kuran'da geçmişolaylardan örnekler verir ki tarih boyunca yaşayan tüm insanlar bu olaylardan ibret alsınlar ve aynı hataları tekrarlamasınlar. Kuran'da anlatılan olayların herbirinin benzerlerine ise günümüzde de rastlamak mümkündür.

36. Allah Kuran ayetlerini bozulmadan günümüze kadar korumuştur.

Kuran'ı Allah korumuştur ve 1400 senedir hiçbir değişiklik olmadan günümüze kadar gelmiştir. Allah bu gerçeği ayetleriyle bize bildirir:

Hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz. (Hicr Suresi, 9)

Rabbinin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir. (En'am Suresi, 115)

Allah'ın bu vaatleri inanan insanlar için yeterlidir. Fakat bunların dışında Allah, Kuran'a birtakım bilimsel ve rakamsal mucizeler koyarak da, onun Hak Kitap olduğunu bize göstermiştir.

37. Kuran'ın bilimsel mucizeleri nelerdir?

Kuran 1400 sene önce vahyedilmişolmasına rağmen, o dönemde kesinlikle bilinmeyen, günümüzde bilimin ve teknolojinin son imkanları kullanılarak bulunmuşbirçok bilimsel gerçeği insanlara bildirmektedir. Kuran'ın bu özellikleri, onun Allah katından indirilmişolduğunu son derece açık olarak gösterir. Bu mucizelerden birkaç tanesi şunlardır:

Evrenin sürekli genişliyor olması 20. yüzyılın en önemli keşiflerinden biri olarak nitelendirilmektedir. Ancak Allah bu gerçeği bize 1400 sene evvel Kuran'ın Zariyat Suresi'nin 47. ayetinde bildirmiştir:

Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.

Gökcisimlerinin hesaplanmışbir yörünge üzerinde hareket halinde oldukları bundan asırlar önce Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir. (Enbiya Suresi, 33)

Kuran'da Güneşve Ay'dan bahseden ayetlerin Arapçaları incelendiğinde ilginç bir özellik göze çarpar. Ayetlerde Güneşiçin "sirac" (lamba) veya "vahhac" (parıl parıl parlayan, yanıp tutuşan) kelimeleri kullanılmıştır. Ay içinse "munir" (aydınlatıcı, ışıklı) kavramı vardır. Gerçekten de Güneşkendi içindeki nükleer reaksiyonlar sonucunda büyük bir ısı ve ışık üretirken, Ay sadece Güneş'ten aldığı ışığı yansıtmaktadır. Ayetlerde bu ayrım şöyle geçer:

Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 15-16)

Kuran'da rüzgarların 'aşılayıcı' özelliğinden Hicr Suresi'nin 22. ayetinde şöyle bahsedilir:

Ve aşılayıcı olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr Suresi, 22)

Söz konusu ayette geçen "aşılama" kelimesinin Arapça karşılığı hem bitkilerin, hem de bulutların aşılanması anlamını taşımaktadır. Nitekim modern bilim, rüzgarların her iki işleve de sahip olduğunu göstermiştir.

Başka bir Kuran mucizesine bir ayette şöyle dikkat çekilir:

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer Suresi, 5)

Ayette gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri için "tekvir" fiili kullanılmaktadır. Bu fiilin Türkçesi "yuvarlak birşeyin üzerine birşey sarmak"tır. Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime kullanılmaktadır. Bu ayet, Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran'da, dünyanın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.

38. Kuran'daki rakamsal şifreler nelerdir?

Kuran'da 19 sayısının ayetlerin içine şifresel bir biçimde yerleştirilmişolması ve bazı kelimelerin tekrar sayıları gibi rakamsal mucizeler de vardır.

Kuran'da kelime tekrarları: Kuran'da birbiriyle ilgili bazı kelimeler aynı sayıda kullanılmıştır. Örneğin;

"Yedi gök" tabiri 7 kere geçmektedir.

"Dünya" ve "ahiret" kelimeleri 115'er kez tekrarlanmaktadır.

"Gün" kelimesi 365 kez, "ay" kelimesi ise 12 kez tekrarlanmaktadır.

"İman" (tamlama almadan) kelimesi Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır, "küfür" kelimesi de...

"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler" kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.

"Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor. "Melek" kelimesinin tekrar sayısı da 88.

Kuran'da 19 mucizesi: Müddessir Suresi'nde "Onun üzerinde ondokuz vardır." ayetiyle dikkat çekilen 19 sayısı Kuran'ın bazı ayetlerine şifrelenmiştir. (Müddessir Suresi, 30) Örneğin;

Her surenin başlangıcında bulunan "Besmele" 19 harftir.

Kuran 114 sureden oluşur ve 114 ise 19'un 6 katıdır.

Kuran'da geçen "Allah" kelimelerinin toplam sayısı 2698 (19x142)dir.

Kuran'da geçen "rahim" kelimesinin toplam sayısı 114 (19x6)'tür.

Kuran'da geçen tüm sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı; 162.146 yani 19x8534'tür.

Vahyedilen ilk sure 19 ayete sahiptir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

39. Kuran'ın geleceğe yönelik verdiği haberler nelerdir?

Kuran'da ayrıca ayetlerin rakamsal olarak incelenmesiyle elde edilen başka bir şifreleme sistemi daha vardır: Ebced hesabı.

Bu hesap yöntemi, çok eski tarihlere kadar uzanan ve Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir yazım şeklidir. Arap, Fars ve Türk tarihinde geçen tüm olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve böylece her olayın tarihi de kayda geçilmişolurdu. Bu tarihler, her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin toplanmasıyla elde ediliyordu.

Ebced yöntemiyle, Kuran'da geçen bazı ayetler incelendiğinde, bu ayetlerin anlamlarına uygun olarak birtakım tarihlere denk geldiğini görürüz. Ayetlerde bahsedilen olayların, ebced hesaplarıyla elde edilen tarihlerde gerçekleştiğini gördüğümüzde ise, söz konusu ayetlerde olaya ilişkin gizli bir işaret bulunduğunu anlamışoluruz. İlginç ebcedlere Kuran'dan verilebilecek birkaç örnek şöyledir:

Hz. Muhammed'e vahyin başlangIç tarİHİ

(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır. (Zümer Suresi, 1)

... Kitap Allah'tandır...

MİLADİ: 610 (vahyin başlangıç tarihi)

İstanbul'un fethİ

Bilindiği gibi İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biridir ve bu ebced değeri de son derece dikkat çekicidir.

Andolsun Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var). (Sebe Suresi, 15)

... Güzel bir şehir...

HİCRİ: 857, MİLADİ:1453

Aya ÇIKIŞ TARİHİ

Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)

... Saat ve ay yarıldı...

HİCRİ: 1390 MİLADİ:1969

40. Ahiretin varlığını nereden biliyoruz?

Allah şu anda insanları bir algılar dünyasının içinde yaşatmaktadır. Bir hayal olan bu dünyayı, böylesine kusursuz ve muhteşem bir yaratılışla, derinliği olan, üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl görüntülerle var eden Allah, kuşkusuz ki bundan çok daha güzelini de yaratmaya güç yetirir.

Allah insanın beyninde şu an nasıl bir dünya görüntüsü oluşturuyorsa, ölümünün ardından da farklı bir boyuta geçirerek, farklı bir ortamın görüntüsünü gösterecektir. İşte insana gösterilen o boyut, ahiret olacaktır.

 
   
   

© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.