|
21. Davranışlarımdan
hangisinin Allah'ın rızasına uygun olduğunu nasıl anlarım?
Allah kendisinden korkan insanın vicdanına her zaman
mutlaka en doğru olanı ilham eder. Allah bir ayette
şöyle belirtir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış(furkan)
verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah
büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Ayrıca unutmamak gerekir ki, genellikle insanın kalbinde
ilk duyduğu ses doğruyu yanlıştan ayırt etmesini sağlayan
vicdanının sesidir ve Allah'ın hoşnut olacağı tavır
ilk duyulan sesin söylediğidir. İşte Allah'tan korkan
insanlar da, vicdanlarının sesini dinleyerek doğruyu
bulurlar.
22. İnsanın kalbinde
vicdanının dışında bir ses var mıdır?
İnsanın vicdanının sesinden sonra gelen diğer alternatiflerin
hepsi vicdanı bastırmaya çalışan "nefsin sesi"dir. Nefis
insanı vargücüyle doğru olandan alıkoyup, ona kötü olanı
yaptırmaya çalışır.
Bunu çok açıkça yapmayabilir. Bir insana makul gelebilecek
bazı bahaneler öne sürebilir, "bundan birşey olmaz"
dedirtebilir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim
verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve
kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
(Şems Suresi, 7-9)
Ayette de bildirildiği gibi insana hem kötülükler,
hem de bu kötülüklerden sakınmak ilham edilmektedir.
İnsan ise bunlardan hangisine uyacağı konusunda denenmektedir.
23. Nasıl görüyoruz?
Allah, sizi annelerinizin karnından
hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz
diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl
Suresi, 78)
Görme olayı çok aşamalı bir şekilde gerçekleşir. Görme
sırasında herhangi bir cisimden gelen ışık demetleri,
gözün önündeki lensin içinden kırılarak geçer ve gözün
arka tarafındaki retinaya ters olarak düşerler. Buradaki
hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülen
görme uyarıları, sinirler aracılığıyla beynin arka kısmındaki
"görme merkezi" adı verilen küçük bir bölgeye ulaşırlar.
Bu elektrik sinyali bir dizi işlemden sonra beyindeki
bu merkezde görüntü olarak algılanır. Yani görme olayı,
gerçekte beynin arkasındaki küçük, ışığın hiçbir şekilde
giremediği, kapkaranlık bir noktada yaşanır.
İnsan, "görüyorum" derken, aslında gözüne gelen uyarıların
elektrik sinyaline dönüşerek beyninde oluşturduğu "etkiyi"
görür. Yani "görüyorum" derken, aslında beynindeki elektrik
sinyallerini seyreder.
Okuduğunuz kitap da, ufka baktığınızda gördüğünüz uçsuz
bucaksız manzara da, bu küçücük yerde meydana gelir.
Bu gerçek, diğer duyularımızla elde ettiğimiz algılar
için de geçerlidir.
24. Maddenin
"algılar bütünü" olması ne demektir?
Dünya ile ilgili tüm bilgilerimiz bize beşduyumuz
aracılığı ile ulaşır. Yani biz gözümüzün gördüğü, elimizin
dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı,
kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Ancak bugün
birçok bilim dalında yapılan araştırmalar, algılarımızın
yalnızca elektrik sinyallerinin beynimizde yarattığı
etkiler olduğunu söylemektedir. Buna göre dışdünya
olarak kabul ettiğimiz insanlar, renkler, sertlik hissi,
sahip olduğumuz herşey yalnızca beynimize ulaşan elektrik
sinyalleridir.
Örneğin bir meyveyi düşünelim: Meyvenin tadı, kokusu,
görünüşü, sertliği ile ilgili elektrik sinyalleri sinirlerimiz
vasıtasıyla beynimize ulaşır ve orada meyveyi oluşturur.
Eğer beyne ulaşan sinyallerde bir kesinti olsa, meyveye
ilişkin algılar da ortadan kaybolur. Bundan da anlıyoruz
ki, bizim meyve olarak algıladığımız şey, aslında beynimize
ulaşan algıların bütünüdür. Bu "algılar bütünü"nün dışarıda
bir gerçekliği olup olmadığını ise asla tespit edemeyiz.
Çünkü hiçbir zaman beynimizin dışına çıkma, bu algılardan
başka birşeyle muhatap olma imkanımız yoktur.
25. Dışdünyanın
varlığı şart mı?
Dışdünyanın gerçekten var olup olmadığını bilemeyiz.
Her nesne yalnızca algıların bir toplamı olduğuna, algılar
da yalnız zihinde var olduklarına göre, var olan tek
dünya algılar dünyasıdır. Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin
içinde olan, orada çizilen, seslendirilen ve renklendirilen,
kısacası zihnimizde meydana gelen bir dünyadır ve bizim
varlığından emin olabileceğimiz tek dünya da budur.
26. Maddesel
karşılıkları olmayan algıları gerçek sanarak aldanıyor
muyuz?
Evet, maddesel karşılıkları olmayan algıları gerçek
sanarak aldanıyoruz. Çünkü beyinde seyredilen algıların
maddesel karşılıklarının olduğunu ispatlamamız imkansızdır.
Bu algılar yapay bir kaynaktan da geliyor olabilirler.
Algıları gerçek zannederek aldanma, rüyalarda sık sık
yaşanır. Rüyada tamamen gerçek gibi duran olaylar yaşar,
insanlar, nesneler, ortamlar görürüz. Ama bunların hepsi
rüyada vardır ve birer algıdan başka bir şey değildir.
"Rüya" ile "gerçek dünya" arasında ise temelde bir fark
yoktur; her ikisi de zihinde yaşanır.
27. Bildiğimiz
bütün maddesel varlıklar gerçekte birer algı ise, o
halde beynimiz nedir?
Beynimiz de kolumuz, bacağımız ya da başka herhangi
bir nesne gibi maddesel dünyanın bir parçası olduğuna
göre, o da bir algıdır. Bu konuyu daha iyi açıklamak
için rüya ile ilgili bir örnek verebiliriz: Bir rüya
gördüğümüzü düşünelim. Rüyada hayali bir bedenimiz olacaktır.
Hayali bir kolumuz, hayali bir gövdemiz, hayali bir
gözümüz ve hayali bir beynimiz. Rüya sırasında bize
"nerede görüyorsun?" gibi bir soru sorulsa vereceğimiz
cevap "beynimde görüyorum" olacaktır. Ama ortada gerçek
bir beyin yoktur. Sadece hayali bir vücut, hayali bir
kafatası ve hayali bir beyin vardır. Rüyamızdaki görüntüyü
gören irade ise, rüyadaki hayali beyin değil, ondan
daha "ötede" olan bir varlıktır.
28. Algılayan
kim?
İnsanlara bugüne kadar algılayanın beyin olduğu öğretilmiştir.
Oysa beyni analiz ettiğimizde karşımıza, diğer canlı
organlarda da bulunan protein ve yağ moleküllerinden
daha farklı bir malzeme çıkmaz. Yani beyin dediğimiz
et parçasında, görüntüleri seyrederek yorumlayacak,
bilinci oluşturacak, kısacası "ben" dediğimiz şeyi yaratabilecek
birşey yoktur.
Bu noktada karşımıza çıkan gerçek açıktır: Gören, işiten
ve hisseden varlık, madde ötesinde bir varlıktır. Bu
varlık "canlı"dır ve ne madde, ne de görüntü değildir.
Bu varlık vücut görüntümüzü kullanarak önündeki algılarla
muhatap olur.
İşte bu varlık "ruh"tur. Allah Kuran'da şöyle söyler:
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh,
Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey
verilmiştir." (İsra Suresi, 85)
29. Maddesel
dünya olarak algıladığımız şey gerçekte ruhumuzun gördüğü
algılardan ibaret olduğuna göre, tüm bu algıların kaynağı
nedir?
Şu ana kadar anlaşıldığı gibi maddenin kendi başına
bağımsız bir varlığı yoktur. Madde bir algı olduğuna
göre, "yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka
güç tarafından yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması
gerekir. Çok açıktır ki, içinde yaşadığımız tüm maddesel
evreni, yani algılar bütününü yaratan ve sürekli yaratmaya
devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. İşte bu Yaratıcı
herşeye güç yetiren Allah'tır. Göklerin ve yerin, sabit
ve kararlı olmadığı, sadece Allah'ın yaratmasıyla varlık
buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacakları
bir ayette şöyle ifade edilir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun,
eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık
kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
(Fatır Suresi, 41)
30. Allah'ın
herşeyi sarıp kuşatması, bize şah damarımızdan yakın
olması nasıl oluyor?
Madde bir algıdan ibarettir. Gerçek mutlak varlık ise
Allah' tır. Yani var olan sadece Allah'tır. Ondan başka
herşey gölge varlıklardır. Allah her yerdedir ve her
yeri kaplamaktadır. Var olan herşey, Allah'ın bize gösterdiği
birer görüntüdür.
Maddesel varlıklar birer algı olduklarına göre Allah'ı
göremezler, ama Allah, Kendi yarattığı maddeyi her şekliyle
görür. Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle algılayamayız.
Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı, düşüncelerimizi
tam olarak kuşatmıştır. O'nun bilgisi dışında, tek bir
söz söyleyemeyiz, hatta tek bir nefes dahi alamayız.
Dışdünya sandığımız algıları seyrederken, yani hayatımızı
sürerken de bize en yakın olan varlık, herhangi bir
algı değil, Allah'ın Kendisidir. Kuran'da yer alan
"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler
vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha
yakınız." ayetinin sırrı da bu gerçekte gizlidir. (Kaf
Suresi, 16) Bir insan kendi bedeninin "madde"den
oluştuğunu zannettiğinde bu önemli gerçeği kavrayamaz.
Çünkü "kendi" zannettiği yer beyniyse, dışarısı olarak
kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm gibi belirli bir
uzaklıkta olur. Ama madde diye birşeyin var olmadığını,
herşeyin hayal olduğunu kavradığında, artık dışarısı,
içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır. Allah
kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.
31. Allah sevgisi
yeterli değil mi, mutlaka Allah'tan korkmak gerekiyor
mu?
Kuran'a göre olan gerçek sevgi beraberinde saygıyı
ve Allah'ın beğenmediği şeylerden sakınmayı da getirir.
Sadece sevginin yeterli olacağını savunan insanların
yaşamlarına ve hareket tarzlarına baktığımızda bu konuda
gevşek davrandıklarını görürüz. Oysa samimi olarak Allah'ı
seven bir insan herşeyden önce O'nun emirlerine son
derece titizlik gösterir, sakındırdığı şeylerden şiddetle
sakınır, güzel gördüğü tavırlara yönelir. Sevgisini,
yaşamının her anında Rabbimizin rızasını arayarak, O'na
olan derin saygısı, güveni, boyun eğiciliği ve sadakatiyle
gösterir.
Bu titizliğinin bir sonucu olarak, Allah'ın rızasını
kaybetmekten, azabına uğramaktan da şiddetle korkar.
Yoksa sadece sözlü olarak sevgi iddiasında bulunmak,
fakat Allah'ın sınırlarını aşarak pervasızca bir yaşam
sürmek, kuşkusuz samimiyetten son derece uzak bir tavırdır.
Allah Kuran'da Kendisinden korkup sakınmayı emretmiştir:
'Gönülden katıksız bağlılar' olarak,
O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı
kılın ve müşriklerden olmayın. (Rum Suresi, 31)
32. Samimi bir
müminin Allah korkusu nasıl olmalıdır?
Allah'ın varlığını bilen, O'nu üstün sıfatlarıyla tanıyan
her insan Allah'tan şiddetle korkar. Çünkü Allah sonsuz
şefkat ve merhamet sahibidir, ancak bunun yanı sıra
Kahhar (kahreden), Hasib (hesap gören), Muazzib (azaplandıran),
Muntakim (intikam alan), Saik (cehenneme süren) sıfatlarının
da sahibidir. Bu yüzden müslümanlar Allah'tan içleri
titreyerek korkarlar, O'nun azabından emin olunamayacağını
bilirler. Yaptıkları her işin hesabının sorulacağının
bilincinde oldukları için Allah'ın hoşnut olmayacağı
bir tavır göstermekten şiddetle kaçınırlar. Ama şunu
da belirtmek gerekir ki, burada söz edilen korku, dinsiz
toplumlarda yaşanan klasik korkudan tamamen farklı,
mümine huzur veren, onu harekete geçiren, Allah'ı razı
etme konusunda şevklendiren bir korkudur. Allah müminlere
şunu emretmiştir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar
Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi
nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri
tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş)
bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)
33. Kuran'ı her
okuyan anlayabilir.
Allah Kuran'ı tüm insanlara yol gösterici bir rehber
olarak indirmiştir işte bu nedenle Kuran son derece
anlaşılır ve açıktır. Allah Kuran'ın bu özelliğini "…
Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi"
ayetiyle haber vermiştir. (Maide Suresi, 15) Bir başka
ayette ise Kuran için şöyle denir:
İşte biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler
olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete
yöneltir. (Hac Suresi, 16)
Ancak, Kuran'daki hikmetleri görebilmek ve Kuran'ın
üstün özelliklerini kavrayabilmek için Kuran'ı okuyan
kişinin yüzde yüz samimi olması ve hep vicdanına uygun
düşünmesi gerekir.
34. Kuran müminler
için tek rehberdir.
Kuran bir müminin ömrü boyunca başvuracağı yegane rehberdir.
Allah Peygamber hanımlarına hitaben indirdiği bir ayetinde
"evlerinizde okunmakta olan Allah'ın
ayetlerini ve hikmeti hatırlayın…" (Ahzab Suresi, 34)
diye buyurarak, tüm müminleri Kuran'ı okuma konusunda
teşvik etmiştir. Bu ayetten de anlaşıldığı gibi müminler
evlerinde Kuran okumakta ve ayetleri de hatırlarında
tutmaktadırlar. Ancak önemli olan Kuran ayetlerinin
okunarak tamamının hayata geçirilmesi ve büyük bir titizlikle
uygulanmasıdır.
35. Kuran her
döneme hitap eder.
Allah Kuran'ı tüm alemlere ve tüm zamanlara bir yol
gösterici olarak indirmiştir. Bir ayette şöyle denir:
Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan
sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (Al-i İmran
Suresi, 138)
Allah, Kuran'da geçmişolaylardan örnekler verir ki
tarih boyunca yaşayan tüm insanlar bu olaylardan ibret
alsınlar ve aynı hataları tekrarlamasınlar. Kuran'da
anlatılan olayların herbirinin benzerlerine ise günümüzde
de rastlamak mümkündür.
36. Allah Kuran
ayetlerini bozulmadan günümüze kadar korumuştur.
Kuran'ı Allah korumuştur ve 1400 senedir hiçbir değişiklik
olmadan günümüze kadar gelmiştir. Allah bu gerçeği ayetleriyle
bize bildirir:
Hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı) biz indirdik
biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz. (Hicr Suresi,
9)
Rabbinin sözü doğruluk bakımından da
adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek
yoktur. O işitendir, bilendir. (En'am Suresi, 115)
Allah'ın bu vaatleri inanan insanlar için yeterlidir.
Fakat bunların dışında Allah, Kuran'a birtakım bilimsel
ve rakamsal mucizeler koyarak da, onun Hak Kitap olduğunu
bize göstermiştir.
37. Kuran'ın
bilimsel mucizeleri nelerdir?
Kuran 1400 sene önce vahyedilmişolmasına rağmen, o
dönemde kesinlikle bilinmeyen, günümüzde bilimin ve
teknolojinin son imkanları kullanılarak bulunmuşbirçok
bilimsel gerçeği insanlara bildirmektedir. Kuran'ın
bu özellikleri, onun Allah katından indirilmişolduğunu
son derece açık olarak gösterir. Bu mucizelerden birkaç
tanesi şunlardır:
Evrenin sürekli genişliyor olması 20. yüzyılın en önemli
keşiflerinden biri olarak nitelendirilmektedir. Ancak
Allah bu gerçeği bize 1400 sene evvel Kuran'ın Zariyat
Suresi'nin 47. ayetinde bildirmiştir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina
ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.
Gökcisimlerinin hesaplanmışbir yörünge üzerinde hareket
halinde oldukları bundan asırlar önce Kuran'da şöyle
haber verilmiştir:
Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan
O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir. (Enbiya
Suresi, 33)
Kuran'da Güneşve Ay'dan bahseden ayetlerin Arapçaları
incelendiğinde ilginç bir özellik göze çarpar. Ayetlerde
Güneşiçin "sirac" (lamba) veya "vahhac" (parıl parıl
parlayan, yanıp tutuşan) kelimeleri kullanılmıştır.
Ay içinse "munir" (aydınlatıcı, ışıklı) kavramı vardır.
Gerçekten de Güneşkendi içindeki nükleer reaksiyonlar
sonucunda büyük bir ısı ve ışık üretirken, Ay sadece
Güneş'ten aldığı ışığı yansıtmaktadır. Ayetlerde bu
ayrım şöyle geçer:
Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü
birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?
Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı
ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 15-16)
Kuran'da rüzgarların 'aşılayıcı' özelliğinden Hicr
Suresi'nin 22. ayetinde şöyle bahsedilir:
Ve aşılayıcı olarak rüzgarları gönderdik,
böylece gökten su indirdik de sizleri suladık... (Hicr
Suresi, 22)
Söz konusu ayette geçen "aşılama" kelimesinin Arapça
karşılığı hem bitkilerin, hem de bulutların aşılanması
anlamını taşımaktadır. Nitekim modern bilim, rüzgarların
her iki işleve de sahip olduğunu göstermiştir.
Başka bir Kuran mucizesine bir ayette şöyle dikkat
çekilir:
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı.
Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin
üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer Suresi, 5)
Ayette gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini
sarıp-örtmeleri için "tekvir" fiili kullanılmaktadır.
Bu fiilin Türkçesi "yuvarlak birşeyin üzerine birşey
sarmak"tır. Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma"
gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime
kullanılmaktadır. Bu ayet, Dünya'nın biçimi konusunda
kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın
yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil
gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran'da,
dünyanın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.
38. Kuran'daki
rakamsal şifreler nelerdir?
Kuran'da 19 sayısının ayetlerin içine şifresel bir
biçimde yerleştirilmişolması ve bazı kelimelerin tekrar
sayıları gibi rakamsal mucizeler de vardır.
Kuran'da kelime tekrarları: Kuran'da birbiriyle ilgili
bazı kelimeler aynı sayıda kullanılmıştır. Örneğin;
"Yedi gök" tabiri 7 kere geçmektedir.
"Dünya" ve "ahiret" kelimeleri 115'er kez tekrarlanmaktadır.
"Gün" kelimesi 365 kez, "ay" kelimesi ise 12 kez tekrarlanmaktadır.
"İman" (tamlama almadan) kelimesi Kuran boyunca 25
kere tekrarlanır, "küfür" kelimesi de...
"De" kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332. "Dediler"
kelimesini saydığımızda da aynı rakamı görüyoruz.
"Şeytan" kelimesi 88 kere geçiyor. "Melek" kelimesinin
tekrar sayısı da 88.
Kuran'da 19 mucizesi: Müddessir Suresi'nde "Onun
üzerinde ondokuz vardır." ayetiyle dikkat çekilen
19 sayısı Kuran'ın bazı ayetlerine şifrelenmiştir. (Müddessir
Suresi, 30) Örneğin;
Her surenin başlangıcında bulunan "Besmele" 19 harftir.
Kuran 114 sureden oluşur ve 114 ise 19'un 6 katıdır.
Kuran'da geçen "Allah" kelimelerinin toplam sayısı
2698 (19x142)dir.
Kuran'da geçen "rahim" kelimesinin toplam sayısı 114
(19x6)'tür.
Kuran'da geçen tüm sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan)
topladığımızda çıkan sayı; 162.146 yani 19x8534'tür.
Vahyedilen ilk sure 19 ayete sahiptir.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
39. Kuran'ın
geleceğe yönelik verdiği haberler nelerdir?
Kuran'da ayrıca ayetlerin rakamsal olarak incelenmesiyle
elde edilen başka bir şifreleme sistemi daha vardır:
Ebced hesabı.
Bu hesap yöntemi, çok eski tarihlere kadar uzanan ve
Kuran indirilmeden önce kullanımı çok yaygın olan bir
yazım şeklidir. Arap, Fars ve Türk tarihinde geçen tüm
olaylar, harflere rakam değeri verilerek yazılır ve
böylece her olayın tarihi de kayda geçilmişolurdu.
Bu tarihler, her kullanılan harfin özel rakam değerlerinin
toplanmasıyla elde ediliyordu.
Ebced yöntemiyle, Kuran'da geçen bazı ayetler incelendiğinde,
bu ayetlerin anlamlarına uygun olarak birtakım tarihlere
denk geldiğini görürüz. Ayetlerde bahsedilen olayların,
ebced hesaplarıyla elde edilen tarihlerde gerçekleştiğini
gördüğümüzde ise, söz konusu ayetlerde olaya ilişkin
gizli bir işaret bulunduğunu anlamışoluruz. İlginç
ebcedlere Kuran'dan verilebilecek birkaç örnek şöyledir:
Hz. Muhammed'e vahyin başlangIç tarİHİ
(Bu) Kitabın indirilmesi, üstün ve
güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah (katın)dandır.
(Zümer Suresi, 1)
... Kitap Allah'tandır...
MİLADİ: 610 (vahyin başlangıç tarihi)
İstanbul'un fethİ
Bilindiği gibi İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden
biridir ve bu ebced değeri de son derece dikkat çekicidir.
Andolsun Sebe' (halkı)nın oturduğu
yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan
iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) Rabbinizin rızkından
yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan
bir Rabb(iniz var). (Sebe Suresi, 15)
... Güzel bir şehir...
HİCRİ: 857, MİLADİ:1453
Aya ÇIKIŞ TARİHİ
Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve
ay yarıldı. (Kamer Suresi, 1)
... Saat ve ay yarıldı...
HİCRİ: 1390 MİLADİ:1969
40. Ahiretin
varlığını nereden biliyoruz?
Allah şu anda insanları bir algılar dünyasının içinde
yaşatmaktadır. Bir hayal olan bu dünyayı, böylesine
kusursuz ve muhteşem bir yaratılışla, derinliği olan,
üç boyutlu, rengarenk, ışıl ışıl görüntülerle var eden
Allah, kuşkusuz ki bundan çok daha güzelini de yaratmaya
güç yetirir.
Allah insanın beyninde şu an nasıl bir dünya görüntüsü
oluşturuyorsa, ölümünün ardından da farklı bir boyuta
geçirerek, farklı bir ortamın görüntüsünü gösterecektir.
İşte insana gösterilen o boyut, ahiret olacaktır.
|