|
61. "Nasıl olsa
tevbe ettiğimde Allah beni affedeceğine göre, herşeyi
yapar sonra da tevbe ederim" demek doğru bir düşüncemidir?
Bu, birçok insanın yanılgıya düştüğü son derece samimiyetsiz
bir düşüncedir. Allah tüm kalpleri, kalplerdeki gizlinin
gizlisini bilir. Allah ancak yaptığından samimi olarak
pişmanlık duyan ve tavrını kesin olarak düzelten kişinin
tevbesini kabul edeceğini bildirmiştir. "Nasıl olsa
Allah beni bağışlar" diyerek günaha girenler ahirette
her yaptıklarından dolayı sorgulanacaklar ve bir karşılık
göreceklerdir.
Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de
onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe
ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil.
Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi,
18)
62. Namaz neden
önemlidir?
İmandan sonra gelen en önemli ibadetlerden olan namaz,
müminlere hayatlar? boyunca sürdürmeleri emredilen,
vakitleri belirlenmişbir ibadettir.
İnsan unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir varlıktır.
İradesini kullanmayıp kendini günlük olayların akışına
kaptırırsa asıl dikkatini vermesi ve aklında tutması
gereken konulardan uzaklaşır. Allah'ın her yönden kendisini
sarıp kuşattığını, her an kendisini izlediğini, işittiğini,
yaptığı herşeyin hesabını Allah'a vereceğini, ölümü,
cennetin ve cehennemin varlığını, kaderin dışında hiçbir
olayın meydana gelmeyeceğini, karşılaştığı herşeyde,
her olayda bir hayır olduğunu unutur. Gaflete düşerek,
hayatının gerçek amacını hatırından çıkarabilir.
Günde beşvakit kılınan namaz ise, bu unutkanlık ve
gafleti yok eder, müminin bilincini ve iradesini canlı
tutar. Müminin sürekli olarak Allah'a yönelip dönmesini
sağlar ve Yaratıcımızın emirleri doğrultusunda bir yaşam
sürdürmesine yardımcı olur. Namaz kılmak için Allah'ın
huzurunda duran mümin, Rabbimiz ile güçlü bir manevi
bağlantı kurar. Namazın insana Allah'ı hatırlattığı
ve insanı her türlü kötülükten alıkoyduğu bir ayette
şöyle bildirilmektedir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı
dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar
(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek
ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı
bilir. (Ankebut Suresi, 45)
63. Diğer Peygamberlere
de namaz emredilmişmidir?
Namaz ibadeti, başta Peygamberler olmak üzere tüm iman
edenlere farz kılınmışbir ibadettir. Tarih boyunca
insanlara gönderilmişolan Peygamberler kavimlerine
Allah'ın farz kıldığı bu ibadeti tebliğ etmişler, kendileri
de hayatları boyunca bu ibadeti en güzel ve en doğru
şekilde uygulayarak tüm müminlere örnek olmuşlardır.
Bu yönüyle namaz, Allah'?n elçilerinin kavimlerine yaptıkları
fiili bir tebliğ şeklidir.
Kuran'da, Peygamberlere namaz kılmalarının emredilmesi,
onların bu ibadete verdikleri önem, bu ibadeti yerine
getirmede ve korumada gösterdikleri titizlik, kavimlerine
namaz kılmayı emretmeleri ile ilgili pek çok ayet yer
alır. Bu ayetlerden bazı örnekler şöyledir:
- Hz. İbrahim için:
Rabbim, beni namaz?(mda) sürekli k?l,
soyumdan olanlar? da. Rabbimiz, duam? kabul buyur. (İbrahim
Suresi, 40)
- Hz. İsmail için:
Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü
o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş(Resul) bir Peygamberdi.
Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi katında
kendisinden razı olunan (bir insan)dı. (Meryem Suresi,
54-55)
- Hz. Musa için:
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den
başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek
için dosdoğru namaz kıl. (Taha Suresi, 14)
Mümin kadınlara örnek olarak gösterilen Hz. Meryem'e
de namaz kılması emredilmiştir:
Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun,
secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et. (Al-i İmran
Suresi, 43)
Allah'ın kelimesi olan Hz. İsa da aynı emri almıştır:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın
kuluyum. Bana Kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı."
Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm
müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.
(Meryem Suresi, 30-31)
64. Namaz hangi
vakitlerde farz kılınmıştır?
Kuran'da, namazın müminlere vakitleri belirlenmişbir
ibadet olarak farz kılındığı bildirilmektedir. Ayette
şöyle buyurulur:
Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken,
otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe
kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler
üzerinde vakitleri belirlenmişbir farzdır. (Nisa Suresi,
103)
Namaz vakitleri, "sabah", "öğle", "ikindi", "akşam"
ve "yats?" olmak üzere beşvakitten oluşmaktad?r. Namaz
vakitleri pek çok Kuran ayetinde aç?kça bildirilmiştir.
Bunlardan biri şöyledir:
Şu halde onların söylediklerine karşı
sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini
hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve
gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
(Taha Suresi,130)
Allah'ın vahiy ve ilhamıyla Kuran'ı en iyi anlayan
ve tefsir eden Peygamber Efendimiz de (sav) beşvakit
namazın gün içindeki başlangıç ve bitişzamanlarını
müminlere tarif etmiştir. Namaz vakitlerinin bildirildiği
en bilinen hadis-i şeriflerden biri İbn-i Abbas'ın bildirdiği
hadis-i şeriftir:
Resulullah buyurdu ki: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam)
buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselam) bana, Beytullah'ın
yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide
öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi
herşey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşam güneşbattığı
ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı,
ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabah
şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı.
İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde herşeyin
gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi,
herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı?.
Sonra akşam, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin
üçte biri gidince kıldı. Sonra sabah, yeryüzü ağarınca
kıldı. Sonra Cibril (aleyhisselam) bana yönelip: 'Ey
Muhammed Bunlar senden önceki Peygamberlerin (aleyhimüssalatu
vesselam) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında
kalan zamandır!' dedi."
Gerek Kuran ayetleri, gerek Peygamber Efendimizin sahih
hadisleri, gerekse İslam alimlerinin açıklamaları ile,
namazın beşvakit olduğu sabit ve tartışma götürmez
bir gerçektir.
Beşvakit namaz farz, vacib ve sünnetleriyle 40 rekattan
oluşmaktadır. Bu rekatların namaz vakitlerine göre dağılımı
ise aşağıdaki gibidir:
- Sabah Namazı: 2 rekat sünnet, 2 rekat farz
- Öğle Namazı: 4 rekat ilk sünnet, 4 rekat farz, 2
rekat son sünnet
- İkindi Namazı: 4 rekat sünnet, 4 rekat farz
- Akşam Namazı: 3 rekat farz, 2 rekat sünnet
- Yatsı Namazı: 4 rekat ilk sünnet, 4 rekat farz, 2
rekat son sünnet, 3 rekat vitr namaz?
65. Huşu içinde
namaz nasıl kılınır?
Huşu, 'saygı dolu korku' anlamına gelir. Namazı huşu
içinde kılmak ise Yüce Rabbimizin huzurunda O'nun heybet
ve azametini kalbimizde hissederek, O'na saygı dolu
bir korku besleyerek bu ibadeti yerine getirmektir.
Namazda, Alemlerin Rabbi olan Allah'ın huzurunda durduğunun
bilincinde olan bir mümin, elbette ki bu güçlü heybet
ve korkuyu içinde yaşayacak ve Allah'a bu korkusu ve
saygısı ölçüsünde yakınlaşacaktır.
Namazı ibadetini hakkıyla yerine getirmek isteyen bir
mümin huşuyu engelleyebilecek şeylere karşı önlem almalı,
namazda gereken dikkat ve konsantrasyonu sağlamaya azami
titizlik göstermelidir.
Rabbimiz, Kendi huzurunda durduğumuzda, yalnızca O'nu
anmamızı, O'nu yüceltmemizi ve bütün eksikliklerden
münezzeh tutarak O'nu birlememizi buyurmaktadır. Namazı
dosdoğru kılmak da tüm bunları gerçekleştirmek için
büyük bir fırsattır. Nitekim ayette Allah Kendisini
zikretmek için namaz kılınmasını buyurmaktadır:
Gerçekten Ben, Ben Allah'?m, Ben'den
başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek
için dosdoğru namaz k?l. (Taha Suresi, 14)
66. Dini yaşamaya
başlayan insanın kendinde neleri değiştirmesi gerekir?
Dini yaşamaya başlayan insanın Allah'ın emirlerini
uygulamak, ibadetlerini yerine getirmek dışında kendinde
yapacağı en önemli değişiklik daima vicdanına uyarak
güzel ahlaklı yaşaması olacaktır. Her insanın dini tanımadan
önce alıştığı bir karakteri ve bir yaşam şekli olabilir.
Ancak dini yaşamaya başladığında iyi olan huylarını
Allah'ın rızası için devam ettirmeli, Kuran'a uymayan
yönlerini ise derhal terkederek Kuran ahlakını benimsemelidir.
Müminlerin arasında ayrı dünya görüşleri veya yaşam
şekilleri, farklı bakışaçıları olmaz. Tek kıstas Kuran'dır
ve örnek alınacak kişiler de Allah'ın Kuran'da örnek
olarak gösterdiği elçiler ve salih müminlerdir.
67. İslam'ı yaşamaya
başladıktan sonra geçmişhayatımda işlediğim günahlardan
Allah katında sorumlu olur muyum?
Bir insan uyarılmadan önce din konusunda bilgisiz sayılır,
neyin doğru neyin yanlışolduğunu gerçek anlamda bilemez.
Bu nedenle bir daha aynı günahlara ve hatalara dönmemek
üzere tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilerse, herhangi
bir sorumluluğu kalmayacaktır. Allah katında önemli
olan hatalarda ve günahlarda ısrarcı davranmamaktır.
Allah inananlara bunu Kuran'da şöyle müjdelemiştir:
İman edip salih amellerde bulunanlar
ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve
şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz.
(Ankebut Suresi, 7)
68. İslam ahlakını
başkalarına da anlatmak gerekir mi?
Allah tüm insanları İslam Dini'ni yaşamakla sorumlu
kılmıştır. Dinin varlığından haberdar olan her insan,
ahirette Kuran'a uyup uymadığından sorulacaktır. Bu
yüzden Allah'ın dinini yaşayan insanların, dinin emrettiği
güzel ahlakı diğer insanlara da anlatması, onları doğru
olana çağırması, insanlara iyiliği tavsiye etmesi ve
onları kötülüklerden uzaklaştırması gerekir. Allah Kuran'da
insanlara şöyle emretmiştir:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu)
emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk
bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran
Suresi, 104)
69. Allah'ın
beğendiği sabır nasıl olur?
İslam Dini, insanın Allah için sabretmesini tavsiye
eder. Bir ayette "Rabbin için
sabret" (Müddessir Suresi, 7)şeklinde emredilmiştir.
İnsanın Allah'ın rızasını kazanmak için gösterdiği güzel
ahlakta, yaptığı hayırlı işlerde en önemli özelliklerinden
biri sabırdır.
Ancak, sabır ile "tahammül" kavramlarını birbirinden
ayırmak gerekir. Tahammül, hoşa gitmeyen, acı veren
bir sıkıntıya katlanma eylemidir. Oysa Kuran'da kastedilen
sabır, mümin için bir sıkıntı kaynağı değildir. Mümin,
Allah'ın rızasını kazanmak için sabreder, dolayısıyla
sabrından dolayı bir sıkıntıya kapılmaz, aksine manevi
bir haz duyar.
Ayrıca sabır, Kuran'da anlatılan tüm mümin özelliklerini
de kapsayan bir vasıftır. Çünkü bir insan; mütevazi,
cömert, fedakar, itaatkar olabilir, fakat bu özellikleri
sürdürme konusunda sabır gösterirse bunların gerçek
bir değeri olur. Yani sabır, diğer tüm mümin vasıflarını
değerli ve geçerli kılan bir vasıftır.
70. Tevekkül
ne demektir?
Tevekkül, yeryüzündeki tüm olayların Allah'ın kontrolünde
gerçekleştiğini, O dilemeden hiç kimsenin kendisine
yarar veya zarar dokunduramayacağını bilen insanın,
Allah'a güvenip dayanmasıdır. Müminler Allah'ın herşeye
güç yetiren olduğunu, O'nun tek bir "Ol" demesiyle herşeyin
gerçekleşmesinin mümkün olduğunu bilirler ve karşılaştıkları
zorluklarda asla ümitsizliğe kapılmazlar. Ne şartlar
altında olursa olsun Allah'ın kendilerine mutlaka yardım
edeceğini, dünyada ve ahirette kolaylık dileyeceğini
bilirler. Bundan kaynaklanan bir iç huzuru ve neşe içerisinde
yaşamlarını sürdürürler.
Müminin üzerine düşen, olaylar karşısında sadece Allah'ın
istediği tepkileri vermek, sonucunu ise Allah'tan beklemektir.
Bir ayette, yalnızca inananların kavrayabildiği bu büyük
sır şöyle ifade edilir:
... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa,
(Allah) ona bir çıkışyolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı
bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse,
O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir.
Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi,
2-3)
71. Takva nedir?
Takva sahipleri kimlerdir?
Takva; Allah'ın emirlerine ve tavsiyelerine uymak,
aksi düşünce ve davranışlardan sakınmak ve korunmaktır.
Kuran'da Allah'ın hükümlerine kesin bir bilgiyle iman
eden ve bu konuda tavizsiz bir kararlılık gösteren müminler
"takva sahipleri" olarak nitelendirilir. Allah bir ayetinde;
"…Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır.
Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının." (Bakara
Suresi, 197) diyerek takvanın önemini bildirmektedir.
72. Allah katında
üstünlük neye göredir?
Allah katındaki üstünlük, bir insanın malına, mevkisine,
güzelliğine veya sahip olduğu herhangi bir şeye göre
değil, yalnızca Allah'a olan yakınlığına yani takvasına
göredir. Bir ayette şöyle haber verilir:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız
için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz,
Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk
ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
73. Derin düşünme
nasıl olur?
Allah'a iman edenlerin en önemli özelliklerinden biri,
Allah'ın yarattığı delilleri görebilmeleridir. Mümin
çevresindeki her incelikte Allah'ın kudretini ve sanatını
görür, O'nu tespih eder ve O'na yakınlaşmaya yol bulur.
Müminlerin bu özelliği Kuran'da şöyle anlatılır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan
yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen
bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin
azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
Allah, Kuran'ın birçok yerinde "düşünmez misiniz",
"düşünenler için deliller vardır" ifadeleriyle müminlere
derin düşünmenin önemini vurgular. Düşünülecek konular
ise sınırsızdır. Mümin, evrendeki olağanüstü düzen,
yeryüzündeki canlılar, bunların sahip olduğu kusursuz
sistemler, insanın başına gelen herhangi bir olay, Allah'ın
durmaksızın yarattığı nimetler, inkarcılara verilen
belalar, cennet, cehennem, sonsuzluk… gibi pek çok konu
üzerinde düşünür ve Allah'ın varlığını, yüceliğini,
sonsuz aklını daha iyi takdir eder.
74. Din ile bilim
birbiriyle uyumludur.
Din kesinlikle bilimle çelişmez. Dini ve bilimi yaratan
Allah'tır, dolayısıyla ikisinin arasında bir uyumsuzluk
veya çelişki olması mümkün değildir. Allah'ın 1400 sene
önce yeryüzüne indirdiği Kuran'da bazı bilimsel açıklamalar
yer almaktadır ve bunlar ancak 20.yy teknolojisi ile
keşfedilen bazı bilimsel gerçeklerdir. Dinin bilimle
çeliştiği iddiası, Allah'ı inkar edenlerin insanlara
din konusunda şüphe vermek için ortaya attıkları bir
yalandır.
75. Allah'a
ve dine inanan bilim adamları kimlerdir?
Bilimsel araştırmalar yapan insanların birçoğu evrendeki
tüm varlıklarda bulunan son derece karmaşık yapıları,
kusursuz düzeni, her varlık arasındaki uyumu bizzat
kendi gözleriyle ve tüm detaylarıyla görmektedirler.
Bu insanların Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü anlamaları
kaçınılmazdır. Kuran'da "…Kulları
içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar...'
" ayetiyle de bu gerçeğe dikkat çekilmektedir.
(Fatır Suresi, 28)
Nitekim geçmişte ve günümüzde birçok ünlü bilim adamı
Allah'a ve dine olan inançları ve bağlılıkları ile tanınmaktadır.
Bu bilim adamlarından bazıları şöyledir: Einstein, Newton,
Pascal, Galile, Max Planck, Faraday, Kelvin, Maxwell,
Kepler, William Thompson, Robert Boyle, Iona William
Petty, Michael Faraday, Gregory Mendel, Louis Pasteur,
John Dalton, Blaise Pascal, John Ray…
Yine günümüzde de birçok bilim adamı Allah'ın varlığını
tasdik etmekte, hatta bilimi Allah'ı tanımanın bir yolu
olarak görmektedirler. Özellikle ABD'de giderek yaygınlaşan
"Yaratılışılık" veya "Bilinçli Dizayn" akımları bunun
bir göstergesidir.
76. Allah'a nasıl
şükredilir?
Allah'ın verdiği tüm nimetlere şükretmek önemli bir
ibadettir. Ancak sözlü olarak şükretmenin yanında, Allah'ın
verdiği nimetleri Allah'ın hoşnut olacağı şekilde, israf
etmeden, hayır ve güzellik için kullanmak da fiili bir
şükür olacaktır. Ayrıca insanın Allah'tan gelecek herşeye
muhtaç olduğunu bilmesi, sahip olduğu hiçbir şeyin kendisine
ait olmadığını, Allah'ın kendisine verdiğini unutmaması
ve bunlar için sürekli şükretmesi gerekir. Kuran'da
şöyle bildirilir:
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı
şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na
kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl
Suresi, 114)
77. Şeytan nasıl
bir varlıktır?
Şeytan Allah'ın yarattığı cinlerden biridir. Allah
ilk insan olan Hz. Adem'i yarattıktan sonra tüm meleklere
Adem'e secde etmelerini emretmiştir. İçlerinden sadece
şeytan Allah'ın emrine, büyüklendiği için, itaat etmemişve şöyle demiştir:
… Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık,
andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı
ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve
onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. (Hicr
Suresi, 39)
Allah'ın huzurundan kovulan şeytan, tüm insanları Allah'ın
yolundan alıkoymak ve onların tamamını saptırmak için
Allah'tan kıyamete kadar süre istemiştir. Şeytan kendisine
tanınan bu süre içerisinde insanları Allah yolundan
şaşırtıp saptırmaya çalışacak ve bunun için her yolu
deneyecektir. Bu nedenle şeytan, her insanın ahireti
için en önemli tehlikedir ve her insanın en büyük düşmanıdır.
78. Şeytan insanlara
nasıl ulaşır, onları hangi yollarla saptırmaya çalışır?
Allah Kuran'da, "'Sinsice, kalplere
vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.
Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine
kuşku, kuruntu fısıldar)" (Nas Suresi, 4-5) ayetiyle
şeytanın kalplere gizlice vesvese verdiğinden söz etmektedir.
Bu, şeytanın en sinsi yöntemidir. Çoğu insan zihnindeki
düşüncelerin şeytandan olduğunu anlayamaz. Bunların
hepsini kendi düşünceleri zanneder. Örneğin dini yeni
öğrenen bir kişi şeytanın önemli bir hedefidir. Bu kişiye
dini zormuşgibi gösterebilir. Veya kendi yaptıklarının
zaten yeterli olduğunu daha fazlasını yapmasına gerek
olmadığını söyleyebilir. Bu kişi ise bunların doğru
olduğu yanılgısına kapılabilir. Veya şeytan insanlara
korku, endişe, gerilim, huzursuzluk gibi olumsuz hisler
verir, onların gücünü azaltır. İyilik ve hayır yapmalarını,
sağlıklı düşünmelerini engellemeye çalışır.
Bu arada unutmamak gerekir ki, dünyadaki tüm kötülüklerin,
savaşların, katliamların, ahlaksızlıkların kökeninde
şeytanın insanlar üzerindeki etkisi vardır.
79. Şeytanın
kendine ait müstakil bir gücü var mıdır?
Şeytan konusunda kesinlikle bilinmesi gereken en önemli
nokta şudur: Şeytanın kendisine ait bir gücü yoktur.
Tüm diğer varlıklar gibi onu da Allah yaratmıştır ve
Allah'ın kontrolündedir. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir
şey yapamaz. Şeytan, insanları saptırma görevini Allah'ın
izniyle sürdürmektedir. Bu şekilde Allah insanları imtihan
etmek için yarattığı dünya hayatında kimlerin şeytana
uyacağını, kimlerinse uymayacağını denemektedir. Allah
bu gerçeği şöyle bildirmektedir.
Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir
zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni,
ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için (ona bu
imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur.
(Sebe Suresi, 21)
80. Şeytanın
kimler üzerinde etkisi olmaz?
Şeytanın samimi müminler üzerinde hiçbir etkisi olmaz.
Allah bu gerçeği Nahl Suresi'nin 99. ve 100. ayetlerinde
şöyle bildirir:
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine
tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü
yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle,
onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl
Suresi, 99-100)
|