|
1. Allah'a yakınlaşmak
ne demektir?
Bir insanın Allah'a yakınlaşması, Allah'a olan sevgisinin,
bağlılığının, Allah korkusunun, imanının ve inancının
artması demektir. Hiçbir insan için Allah'a yakınlaşmanın
bir sınırı yoktur. İnsanlar ahirette Allah'a olan yakınlıkları
ölçüsünde karşılık alacaklar ve yine bu ölçüde sonsuz
bir cennet hayatına kavuşacaklardır. Bu nedenle her
insanın dünyadaki asıl yaşayışamacı Allah'ın bildirdiği
şekilde bu konuda samimi bir gayret sarf etmek olmalıdır.
Kuran'da müminlerin bu konuda gösterdikleri çabaya şöyle
dikkat çekilmiştir:
Bedevilerden öyleleri de vardır ki,
onlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini
Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama
dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten
onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi
rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 99)
Böyle bir çaba sonucunda Allah'a yakınlaşan bir insanın
Allah'a olan sevgisi ve bağlılığı daha da şiddetlenir,
kalbinde Rabbimize karşı daha büyük bir coşku hisseder,
Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içerisine girmekten
çok daha fazla korkar ve bu ölçüde de Allah'tan sakınır.
Dine karşı bağlılığı, şevki ve dine hizmet etme isteği
kuvvetlenir. Allah'a olan yakınlığın gücü arttıkça tüm
bu sayılan özellikler de sürekli olarak artmaya devam
eder.
2. Bir müminin
Allah'a yakınlıkta hedefi ne olmalıdır?
Allah "Ey iman edenler,
Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak)
vesile arayın; O'nun yolunda cehd edin (çaba harcayın),
umulur ki kurtuluşa erersiniz." (Maide Suresi,
35) ayetiyle insanları Kendisine yakınlaşmak
için yollar aramaya çağırmıştır. Bu nedenle bir müminin
yaşamının en büyük hedefi Allah'ın bu çağrısı doğrultusunda
çaba harcamak ve gelmişgeçmiştüm insanlar arasında
Allah'a en yakın kul olmaya çalışmaktır. Bu konuda müminlerin
kendilerine örnek aldıkları kimseler ise peygamberlerdir.
Peygamberlerin Allah'a olan yakınlıkları, onların Allah'tan
çok korkan ve Allah'ı çok seven, takva sahibi, güzel
ahlaklı ve samimi insanlar olmaları nedeniyledir.
Kuran'da "Böylece onu bağışladık.
Şüphesiz onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı
ve varılacak güzel bir yeri vardır." (Sad Suresi,
25) ayetiyle Hz. Davud'un Allah'a olan yakınlığı
tüm müminlere örnek verilmiştir. Kendisine peygamber
ahlakını ve samimiyetini örnek alan her kişi, aynı şekilde
Allah'tan korkup sakınarak, Kuran'ın hükümlerini titizlikle
yerine getirerek ve hayatını Allah'ın rızasını kazanmaya
adayarak peygamberlerin Allah'a olan yakınlıklarını
elde etmeyi umabilir. Ancak burada önemli bir nokta
daha vardır: Bir insanın Allah'a yakınlık konusunda
gelişme gösterebilmesi yalnızca samimi bir istekle birkaç
saniye içinde olabilir. Çünkü Allah insanlara çok yakındır
ve kullarının dualarına icabet edendir. Bu yüzden bir
insanın Allah ile yakınlaşması yalnızca kesin bir niyetine
bağlıdır.
3. Kuran'a göre
peygamberlere karşı saygı nasıl olmalıdır?
"İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u
ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık." (En'am Suresi, 86) ayetiyle
bildirildiği gibi, peygamberler Allah'ın seçtiği ve
tüm insanlar arasında üstün kıldığını bildirdiği kimselerdir.
Allah, peygamberlerine Kendi katından özel bir ilim
vermiş, onları melekleriyle desteklemişve cennetiyle
müjdelemiştir. Peygamberler her dönemde Allah'ın dinini
tebliğ etmekle görevlendirilmiş, insanlara Allah'ın
vahyini iletmişve onları hak dini yaşamaya davet etmişlerdir.
Her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar bu konudaki
kararlılıklarından hiçbir şekilde taviz vermemiş, şevkle
ve sabırla mücadeleye devam etmişlerdir. Allah tarafından
seçilmişolan ve gösterdikleri üstün iman ve ahlak anlayışlarıyla
dikkat çeken peygamberler kuşkusuz ki tüm müminlerin
içten bir saygı ve sevgiyle bağlandığı kişilerdir. Kuran'da
Allah'a olan sadakatlerinden övgüyle bahsedilen peygamberler,
ayetin ifadesiyle müminler için "kendi nefislerinden
daha evla"dırlar. (Ahzab Suresi, 6)
Bu nedenle tüm müminler peygamberlere karşı kalplerinde
büyük bir hürmet ve saygı beslerler. Kalplerindeki bu
saygıyı nasıl ifade edecekleri ise Kuran'da şöyle açıklanmıştır:
"Ki Allah'a ve Resulü'ne iman
etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten bir
saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih
etmeniz için." (Fetih Suresi, 9)
Peygamberlere karşı gösterilen bu saygının günlük
hayatta nasıl yaşanacağı Kuran'ın Hucurat Suresi'nde
çeşitli örneklerle anlatılmaktadır. Müminlerin peygamberimizin
yaşadığı yerde "yemek saatini gözlememeleri",
"kapıların ardından peygambere seslenmemeleri",
"seslerini peygamberin sesi üstünde yükseltmemeleri"
ve "birbirlerine bağırdıkları gibi peygambere bağırmamaları"
ya da konuşmada "elçinin huzurunda öne geçmemeleri"
gibi konulara dikkat etmeleri hatırlatılarak bu saygının
nasıl olması gerektiği hakkında bilgi verilmiştir.
Bunun yanında peygamber döneminde yaşayanlar kadar
sonrasında yaşayan tüm müminler de aynı saygı anlayışını
kalplerinde sürdürmeye devam ederler. Peygamberlere
olan derin saygılarını, "Andolsun,
sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı
çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir
örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21) ayetiyle
de hatırlatıldığı gibi tüm tavırlarında onları örnek
alarak ve tüm konuşmalarında onları övgü dolu sözlerle
ve saygıyla yücelterek ifade etmeye çalışırlar.
4. Vahiy ne
demektir?
Vahiy Allah'ın, kişinin kalbine dilediği bir konuda,
dilediği bir bilgiyi ilham etmesidir. Kuran'da vahiy
konusunda verilen örneklerden, bu vahyin kimi zaman
melekler vasıtasıyla kimi zaman "bir perde arkasından"
iletildiği, kimi zaman da Allah'ın hiçbir aracı olmaksızın
doğrudan kişinin kalbine bıraktığı görülmektedir. Allah
Kuran'da bu konuyu şöyle açıklamıştır:
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir
beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile
ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi
izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten
O, yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Şura Suresi,
51)
Bu konuda Kuran'da pek çok örneğe rastlamak mümkündür.
Örneğin ayetlerde Hz. Musa'nın bir ateşgördüğünden
ve ne olduğunu anlamak üzere gittiği yerde vahiy aldığı
bildirilmektedir:
Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi:
"Ey Musa." "Gerçekten Ben, Ben senin
Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi
olan Tuva'dasın." "Ben seni seçmişbulunuyorum;
bundan böyle vahyolunanı dinle." "Gerçekten
Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde
Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz
kıl." (Taha Suresi, 11-14)
Bir başka ayette ise Hz. Muhammed'e Kuran'ın Cibril
vasıtasıyla vahyedildiğinden bahsedilmektedir:
Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin)
bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Ki O,) Görünümüyle
çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu. O, en
yüksek bir ufuktaydı. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu)
veya daha yakınlaştı. Böylece O'nun kuluna vahyettiğini
vahyetti. (Necm Suresi, 5-10)
Allah kimi zaman da, ortada görünen hiçbir şey olmadan,
sadece bir sesin hitap etmesi şeklinde de vahiyde bulunabilir.
Ayetlerde bu konunun bir örneği Hz. Musa için verilmiştir:
Musa tayin edilen sürede gelince ve
Rabbi O'nunla konuşunca: "Rabbim, bana göster,
Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin,
ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen
de beni göreceksin." Rabbi dağa tecelli edince,
onu param parça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine
geldiğinde: "Sen ne yücesin (Rabbim). Sana tevbe
ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi. (A'raf
Suresi, 143)
Hz. Meryem'e ise, Allah bir su arkının
altından gelen bir ses ile vahiyde bulunmuştur: Altından
(bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin
senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır."Hurma dalını
kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma
dökülüversin."
Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir
beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan
Allah) a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
(Meryem Suresi, 24-26)
Hz. Musa'nın annesinin ise kalbine vahiy bırakılmıştır:
Musa'nın annesine: "Onu emzir,
şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma
ve üzülme; çünkü biz onu tekrar size vereceğiz ve onu
gönderilenlerden kılacağız" diye vahyettik."
(Kasas Suresi, 7)
5. Bir başkasının
dua etmesi insana fayda getirir mi?
Allah "Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin,
size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen
(müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüşkimseler olarak
gireceklerdir." (Mü'min Suresi, 60) ayetiyle tüm
insanları dua etmeye çağırmışve bunun karşılığında
da dualarını kabul edeceğini bildirmiştir. Bu nedenle
bir insanın diğer insanlar için ettiği bir dua da -Allah'ın
dilemesiyle- elbette fayda getirebilir. Bir ayette Allah
Peygamberimize diğer inananlar için dua etmesini bildirmiştir:
...Onlara dua et. Doğrusu, senin duan,
onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir,
bilendir. (Tevbe Suresi, 103)
İman eden bir insan, kendisi kadar tüm diğer inananların
da Allah'ın rızasını kazanabilmesini ve cennetine kavuşabilmesini
ister. Bu nedenle de en az kendisi kadar diğer mümin
kardeşleri için de dua eder. Ancak bu duanın kabul edilmesi
konusunda takdir Allah'a aittir. Allah dilerse, dilediği
kişinin isteğini dilediği şekilde yerine getirir. Dilerse
de bir hayır ve hikmet doğrultusunda bu duaya farklı
bir şekilde icabet eder.
6. Korku ile
ümit arasında dua etmek ne demektir?
Allah insanlara tüm hayatları boyunca Kendisine itaat
etmelerini, güzel ahlak göstermelerini, hayırlarda yarışmalarını
ve Kendi rızasını kazanmak amacıyla salih amellerde
bulunmalarını emretmiştir. Ancak hiç kimse bu yaptıkları
sonucunda kesin olarak cennete gireceğinden emin değildir.
Bu nedenle insan imanı ne kadar güçlü, Allah'a ne kadar
bağlı olursa olsun, her an umut ve korku hisleri arasında
yaşar. Bir yandan cehennem azabından korkarak, kul olarak
yaptığı hatalardan dolayı bağışlanma diler. Bir yandan
da Allah'a samimi olarak iman ettiği için Allah'ın hatalarını
bağışlayacağını kuvvetle umut eder. Allah'ın merhametine
ve bağışlayıcılığına sığınır, eksikliklerini gidermesi
için samimiyetle dua eder. Hesap günü Allah'ın hakkındaki
takdirini öğrenene kadar da, hem cehenneme gitme korkusunu
hem de cennete gitme umudunu sürekli olarak birarada
yaşar. Kuran'da peygamberlerin de bu şekilde korku ve
umut dolu olarak Allah'a dua ettiklerinden bahsedilmektedir:
Onun duasına icabet ettik, kendisine
Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli
kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak
ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
(Enbiya Suresi, 90)
7. Kuran'da
peygamberlerin ve müminlerin hangi konularda dua ettiklerinden
bahsedilmektedir?
Allah müminlere dua konusunda hiçbir sınır getirmemiş"Bana dua edin, size icabet
edeyim" (Mümin Suresi, 60) diyerek ihtiyaç
duydukları her konuda Kendisine sığınıp yardım dilemeye
çağırmıştır. Kuran'da peygamberlerin ve müminlerin Allah'tan
neler istedikleri konusunda verilen örneklerden bazıları
ise şöyledir:
-kendilerini doğru yola, nimet verdiklerinin yoluna
iletmesi, gazaba uğrayanların ve sapmışların yolundan
ayırması (Fatiha Suresi 1-7)
- yaşadıkları şehri güvenlikli bir yer kılması (Bakara
Suresi, 126)
-yaşadıkları şehrin halkından Allah'a ve ahiret gününe
inananları ürünlerle rızıklandırması (Bakara Suresi,
126)
-kendilerini Allah'a teslim olmuşmüslümanlar kılması
ve soylarından Allah'a teslim olmuş(müslüman) bir ümmet
vermesi (Bakara Suresi, 127-129)
-ibadet yöntemlerini göstermesi (Bakara Suresi, 127-129)
-tevbelerini kabul etmesi (Bakara Suresi, 127-129)
-içlerinden ayetleri okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten
ve onları arındıran bir elçi göndermesi (Bakara Suresi,
127-129)
-dünyada ve ahirette iyilik vermesi (Bakara Suresi,
201-202)
-ateşin azabından koruması (Bakara Suresi, 201-202)
-üzerlerine sabır yağdırması, adımlarını sabit kılması
(kaydırmaması) ve kafirler topluluğuna karşı yardım
etmesi (Bakara Suresi, 250)
-unuttuklarından ve yanıldıklarından dolayı sorumlu
tutmaması (Bakara Suresi, 286)
- önceki nesillere yüklediği gibi ağır yük yüklememesi
ve güç yetiremeyecekleri şeyleri taşıtmaması (Bakara
Suresi, 286)
-affetmesi, bağışlaması, esirgemesi (Bakara Suresi,
286)
-hidayete erdirdikten sonra kaplerini kaydırmaması
ve katından bir rahmet bağışlaması (Al-i İmran Suresi,
8-9)
-günahları bağışlaması, kötülüklerini örtmesi (Al-i
İmran Suresi, 193)
-elçilere vadettiklerini kendilerine de vermesi (Al-i
İmran Suresi, 194)
- kıyamet gününde kendilerini hor ve aşağılık kılmaması
(Al-i İmran Suresi, 194)
-aralarında hak ile hüküm vermesi (Araf Suresi, 89)
-canlarının Müslüman olarak alınması (A'raf Suresi,
126)
-kafirler topluluğundan kendilerini rahmetiyle kurtarması
(Yunus Suresi, 86)
-katından yardımcı bir kuvvet vermesi (İsra Suresi,
80)
-namazlarında sürekli kılması ve dualarını kabul etmesi
(İbrahim Suresi, 40-41)
-hesap gününde, kendisini, annesini ve babasını bağışlaması
(İbrahim Suresi, 40-41)
-göğsünü açması, işlerini kolaylaştırması (Taha Suresi,
25-26)
-şeytanın kışkırtmalarından koruması (Müminun Suresi,
97-98)
-kendilerini takva sahiplerine önderler kılması (Furkan
Suresi, 74)
-katından hüküm ve hikmet bağışlaması (Şuara Suresi,
83)
-nimetlerle donatılmışcennetin mirasçılarından kılması
ve insanların dirilecekleri günde kendilerini küçük
düşürmemesi (Şuara Suresi, 85-87)
-kendisine, anne ve babasına verdiği nimetlere şükretmeyi
ve hoşnut olacağı salih bir amelde bulunmayı ilham etmesi
ve rahmetiyle kendisini salih kullarının arasına katması
(Neml Suresi, 19)
-katından kendileri için hayır indirmesi (Kasas Suresi,
24)
-kendilerini ve kendilerinden önce yaşamışolan müminleri
bağışlaması ve iman edenlere karşı bir kin bırakmaması
(Haşr Suresi, 10)
-katından mülk vermesi (Sad Suresi, 35)
-katından bir anlatım çarpıcılığı vermesi (Taha Suresi,
27-28)
8. Dünyada iken,
insanlar için "cennetlik ya da cehennemlik"
demek doğru mudur?
İnsanların ahirette nasıl bir karşılık görecekleri
konusunda herhangi bir yorumda bulunmak yanlışolur.
Zira hangi insanın cennete hangi insanın cehenneme gideceğini
sadece Allah bilir; insanlar ise bunu ancak -Allah'ın
dilemesi dışında- ahirette öğrenebilirler. Bu, aynı
zamanda insanın kendisi için de geçerlidir. İman edenler
kendileri için cenneti umarlar; ancak hiçbir zaman cennete
gideceklerinden ya da cehenneme gitmeyeceklerinden emin
olamazlar. Kuran'da Hz. Davud'un, canını müslüman olarak
alması için Allah'a ettiği dua bu konuya güzel bir örnektir:
... Göklerin ve yerin yaratıcısı,
dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak
benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.
(Yusuf Suresi, 101)
9. Kuran'da
geçen "ateşe çağıran önder" ifadesinin anlamı
nedir?
İman edenlerin olduğu gibi, inkar edenlerin de liderleri
vardır. Mümin topluluğunun liderleri, onları dini yaşamaya,
güzel tavırlara ve hayırlı işler yapmaya çağırırlar.
Onlara Allah'ın varlığını anlatır, dinin hükümlerini
ve güzel ahlakın nasıl yaşanması gerektiğini açıklar,
eksik ya da hatalı oldukları yönlerini göstererek kendilerini
geliştirmelerini sağlarlar.
Aynı şekilde küfrün de liderleri vardır. Ancak lider
deyince akla sadece bir topluluğun başını çeken insanlar
gelmemelidir. Allah'ı inkar eden kimseler düşünceleri,
tavırları ve yaşadıkları hayat şekli ile beraberlerindeki
insanları ateşe, yani cehenneme çağırır ve böylece inkarın
önderliğini yapmışolurlar. İnsanları Allah'a iman etmeye
değil inkar etmeye yöneltirler. Kuran'a ve vicdanlarına
değil, şeytana ve nefislerine uymaları için teşvik ederler.
Dünya hayatında inkarın önderliğini yapan bu liderler,
böylelikle kendilerine uyanları ateşe ve Allah'ın
azabına sürüklemişolurlar:
... Böylelikle zulmedenlerin nasıl
bir sona uğradıklarına bir bak. Biz, onları ateşe çağıran
önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (Kasas
Suresi, 40- 41)
10. Kuran'da
ahirette hesap verirken insanların derilerinin işitme
ve görme duyularının konuşacağı bildirilmişmidir?
Kuran'da, hesap gününde inkar edenlerin işitme, görme
duyularının ve derilerinin kendi aleyhlerinde şahitlik
edeceği haber verilmektedir. Dünya hayatında iken belki
de gizlediklerini ya da kimsenin bilmediğini sandıkları
tüm amelleri, işitme, görme duyularının ve derilerinin
dile gelmesiyle ortaya çıkacaktır. Kuşkusuz onların
dünyada iken yaptıkları gizli ya da açık tüm tavırlara
Allah şahittir, ancak o gün Allah tüm bu gerçekleri
onlara bizzat ikrar ettirerek, kendi yaptıkları suçlara
kendilerini şahit tutacaktır. Bu, Allah için son derece
kolaydır. Zira dünyada iken insanın diline nutuk veren
Allah, o gün de insanın derisine, gözlerine ve kulaklarına
nutuk verecektir. Kuran'da bu olay şöyle bildirilmiştir:
Allah'ın düşmanlarının bir araya getirilip-toplanacakları
gün işte onlar, ateşe bölükler halinde dağıtılırlar.
Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları)
ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi
derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik
ettiniz?" Dediler ki: "Herşeye nutku verip-konuşturan
Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na
döndürülüyorsunuz." "Siz, işitme, görme (duyularınız)
ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz.
Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini
sanıyordunuz." (Fussilet Suresi,19-22)
11. Gayb ne
demektir?
Bilgisine ulaşamadığımız, göremediğimiz, duyamadığımız
herşey gayb bilgisidir. İnsanlar bu bilginin ancak Allah'ın
kendilerine bildirdiği kadarını bilebilirler. Gayb bilgisinin
tek sahibi ise Allah'tır. Allah zamandan ve mekandan
münezzehtir. Bu nedenle de geçmişin, şu anın ve geleceğin
bilgisine sahip olan tek güçtür. Allah "Sözü
açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz
O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir."
(Taha Suresi, 7) ayetiyle de bildirdiği gibi
insanların asla ulaşamayacağı en gizli olan şeyleri
de bilendir. İnsanların kalplerinden geçeni, bilinçaltlarında
sakladıklarını, hiç kimseye söylemedikleri en gizli
düşüncelerini de bilendir. Kuran'da gayba dair bu bilginin
sadece Allah'a ait olduğundan şöyle bahsedilmiştir:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır,
O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde
olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak
dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaşve
kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır. (Enam Suresi, 59)
12. Herhangi
bir insanın gelecekle ilgili bilgi verebilmesi mümkün
müdür?
Yaşadığımız andan bir saniye ya da bir saat sonrası
da dahil olmak üzere geleceğe dair bilgileri ancak gayb
bilgisinin tek sahibi olan Allah bilebilir. Bu nedenle
insanların geleceğe dair herhangi bir haber verebilme
imkanı yoktur. Ancak Allah Kuran'da dilerse elçilerinden
dilediklerine gelecek hakkında bilgi verebileceğini
bildirmiştir:
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez
bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)
Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri
kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici
(gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)
13. Gelecekle
ilgili kesin konuşmalar yapmak doğru olur mu?
Gelecekte gerçekleşeceği umulan bir olay hakkında
hiçbir zaman için kesin bir ifade kullanmak doğru olmaz,
çünkü gelecekte ne olacağını yalnızca Allah bilir. İnsanın
başına bir hafta, bir dakika hatta bir saniye sonra
ne geleceği tümüyle Allah'ın takdiri altındadır. İnsan
bir gün sonrası için bile kesin bir plan yapma imkanına
sahip değildir. Çünkü Allah bir gün içinde bir insanın
hayatına bambaşka bir yön verebilir. Bir gün önce evinde
sakin bir gün geçiren ve ertesi gün neler yapacağını
planlayan bir insan, bir gün sonra hayatını yitirmişolabilir, çok büyük bir kaza geçirebilir, ölümcül bir
hastalığa yakalanabilir, yaşadığı şehir bir deprem sonucu
yerle bir olabilir ya da bunlar gibi hiç beklenmedik
pek çok olayla karşılaşabilir. İnsan Allah'ın kendisi
için belirlediği kaderi hiçbir zaman için önceden bilebilme
imkanına sahip değildir. Bu nedenle hiç kimsenin bir
saniye sonrası için kesin konuşmalar yaptığı bir planı
gerçekleştirebileceğine dair garantisi yoktur. Gerçekleşecek
tüm olayların takdiri Allah'a aittir. Bu nedenle Allah
Kuran'da hiçbir şey için kesin konuşmamayı, ancak "Allah
dilerse" ya da "İnşallah" diyerek konuşmak
gerektiğini bildirmiştir:
Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu
yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah
dilerse" (İnşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman
Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni
bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."
(Kehf Suresi, 23-24)
14. Kuran'a
göre iltifat ve övgü nasıl olmalıdır?
Bir insana güzelliğinden, güzel ahlakından ya da örnek
tavırlarından dolayı iltifat edilir. Gördüğümüz tüm
bu güzel özelliklerin tek ve gerçek sahibi ise Allah'tır.
Bu nedenle de tüm iltifatlarımızı herşeyi en güzel biçimde,
kusursuzca var eden Allah'a yöneltiriz. Eğer iltifat
edilen özellik insani bir güzellik ise bu güzelliği
o kişiye lütuf olarak veren Allah'tır. Akıl, zeka veya
herhangi bir özellik de yine Allah'ın o kişiye vermişolduğu birer nimettir. Dolayısıyla tüm övgüler ancak
Allah'a övgü niyetiyle yapılırsa yerini bulur. Övgünün
gerçek sahibinin Allah olduğu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk
edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı
yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır."
Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. (İsra Suresi,
111)
Bu nedenle bir güzelliği överken, bunu yaratanın Allah
olduğunu ve görülen güzelliğin de yine Allah'a ait olduğunu
ve Allah'ın dilediğinde bu nimeti geri alabileceğini
unutmamak gerekir.
15. Ölüm anındaki
tevbe Allah katında kabul edilir mi?
Allah ayetlerinde insanların tevbelerini kabul edeceğini,
ancak ölüm anında yapılan tevbenin kabul edilmeyeceğini
bildirir. Ancak insan yaptığı tüm hatalar için ömrünün
sonuna kadar tevbe etme imkanına sahiptir. Allah tevbe
edilecek konulara bir sınır da koymamıştır. Bir insan
olabilecek en kötü suçu işlemişolabilir ya da o ana
kadar dinsiz yaşamışolabilir. Her ne olursa olsun,
eğer samimi olarak pişman olup, Allah'tan bağışlanma
diler ve iman ederse, o zaman Allah dilerse bu insanın
tevbesinin kabul edebileceğini bildirmiştir. Ancak iman
etmeden yaşadığı upuzun bir ömür için tevbe etmeye ve
kendini düzeltmeye gerek duymayıp, son anda ölüm korkusuyla
pişmanlığını dile getiren bir insanın durumu farklıdır.
Bu durumda tevbe ettiğini söyleyen kimseler için Kuran'da
bildirilen hüküm şöyledir:
Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip
de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten
tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler
için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır.
(Nisa Suresi, 18)
16. İnsanın
bir başkası adına bağışlanma dilemesi mümkün müdür?
İnsanın her zaman için ve her türlü hata karşısında
diğer müminler için bağışlanma dilemesi mümkündür. Kuran'da
müminlerin, Allah'ın, tüm inananların günahlarını affetmesi,
onları bağışlaması ve esirgemesi için dua ettiklerinden
bahsedilmektedir. Ancak Allah'ın razı olduğu insanların
cehennem azabından kurtulup cenneti kazanabileceğini
bildikleri için, Allah'ın kendileri gibi diğer müminlerin
hatalarını da affedip bağışlamasını isterler. Kuran'da
Allah'ın bu emri şöyle ifade edilir:
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan
başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler
ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin
dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de.
(Muhammed Suresi, 19)
Müminler hayatlarının sonuna kadar inananlar için
Allah'tan bağışlanma dilerler, ancak bu isteklerinin
kabul edilip edilmemesi tümüyle Allah'ın takdiri altındadır.
Kuran'da müminlerin birbirleri için bağışlanma dilediklerine
bir ayette şöyle örnek verilmiştir:
Bir de onlardan sonra gelenler, derler
ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmişolan
kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere
karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok
şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr Suresi,
10)
17. Kıyamet
saatinin vaktini bilmek mümkün müdür?
Kıyamet saatinin vaktini yalnızca Allah bilir. İnsanlardan
hiç kimse -Allah'ın dilemesi dışında- kıyametin ne zaman
kopacağını bilemez. Bu konuda tek bilinen ise kıyamet
saatinin yaklaşarak gelmekte olduğudur. Kuran'da bu
konu şöyle haber verilmiştir:
İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar;
de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın katındadır."
Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.
(Ahzab Suresi, 63)
18. Kuran'da
bahsedilen "kalbinde hastalık bulunan kimseler"
kimlerdir?
Kuran'da geçen bu tanım Allah'a, dine ve müminlere
karşı samimiyetinde eksiklik olan, imanı zayıf olan
kişiler için kullanılmaktadır. Söz konusu hastalık,
fiziki anlamda değil, manevi anlamda bir kalp hastalığı,
bir başka deyişle bir iman zaafiyetidir.
Kalplerinde hastalık olan insanlar genellikle kendilerini
birtakım tavır bozuklukları ile belli ederler. Kuran'da
bu kimselerin, Allah'ı az anmaları, Kuran ahlakını yaşamamaları,
dine hizmet konusunda şevksiz ve gevşek olmaları, ibadetlerde
isteksiz ve üşengeç olmaları, müminlere karşı sevgisiz
ve soğuk davranmaları, korkak olmaları, bir zorlukla
karşılaştıklarında dinden taviz vermeleri gibi alametlerle
tanındıklarından bahsedilmiştir. Allah bir ayetinde
bu alametlerin dilediği kulları tarafından anlaşılabileceğini
bildirmiştir:
Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar,
Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?
Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle
onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları,
sözlerin söyleniştarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi
bilir. (Muhammed Suresi, 29-30)
19. İbadetlerde
süreklilik nasıl olmalıdır?
Allah "Göklerin, yerin
ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na
ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı
olan birini biliyor musun?" (Meryem Suresi, 65)
ayetiyle insanlara yaptıkları ibadetlerde kararlılık
göstermelerini emretmiştir. Kuran'da Allah'ın rızasını
kazanmak için yapılan her türlü salih amelin Allah katında
karşılık bulacağı belirtilmiştir. Ancak Allah bu konuda
kararlı davranmak gerektiğini bildirerek, asıl makbul
olanın ibadetlerde süreklilik göstermek olduğuna dikkat
çekmiştir:
Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür;
sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında
sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından
da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)
20. Kuran'a
göre anne ve babaya karşı gösterilmesi gereken tavır
nasıl olmalıdır?
Allah Kuran'da anne babaya karşı güzellikle davranılmasını
emretmiştir. Anne babaya karşı güzel söz söylemek, saygı
ve sevgi göstermek, merhametli davranmak Kuran ahlakının
bir gereğidir. Allah bu konuda ölçü olarak anne babaya
"öf" bile denmemesi gerektiğini hatırlatmıştır.
Hatta anne ve baba, çocuklarının inancını paylaşmayıp,
iman etmeyi kabul etmeseler dahi, müminler onlara karşı
merhametli ve saygılı tavırlarını değiştirmezler. Dine
muhalif olan tavsiyelerinde onlara uymaları söz konusu
değildir, ancak bu onlara karşı duydukları saygıyı olumsuz
anlamda etkilemez:
Biz insana, anne ve babasına (karşı)
güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar,
hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için
sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara
itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı
size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)
|