|
GEÇMİŞ UYGARLIKLAR
Dünyayı Allah insanlar için özel bir sınama yeri olarak var etmiştir. Tarih boyunca da insanları uyarıp korkutmak, doğru yola davet etmek için elçilerini hak kitaplarla göndermiştir. Bugün de Allah'tan gelmiş ve inananlar için bir hidayet rehberi olan hak kitap elimizdedir. Doğruyu yanlıştan ayıran, geçmişte inkar eden kavimlerin başlarına gelenlerle bizi uyarıp korkutan bu kitap, Kuran'dır.
Biz, onlardan önce nice insan
nesillerini yıkıma uğrattık; ( şimdiyse) onlardan hiçbirini
hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun?
( Meryem Suresi,98)
Allah Kuran'da, tarih boyunca yaşamış tüm kavimlere
doğru yolu gösterdiğini ve onlara elçileri vasıtasıyla
dünyanın geçiciliğini, gerçek yurdun ahiret olduğunu
hatırlattığını bildirmiştir. Ancak yine Kuran'dan öğrendiğimize
göre, insanların çoğu inkarda diretmişler ve elçilerin
davetine icabet etmemişlerdir. Bunun üzerine de Allah
onları hiç beklemedikleri şekilde azapla yakalamış ve
bir kısmını da tamamen yeryüzünden silmiştir. Kuran'da
şöyle denir:
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar
arasında birçok nesilleri (yok ettik). Biz (onlardan)
her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın
edip mahvettik. Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru
yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de
onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.
(Furkan Suresi, 38-40)
Geçmiş uygarlıkların başlarına gelenlerden bizim almamız
gereken ders ise ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma
uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız
bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (Enam Suresi,
6)
Yine bu konuda insanları uyarıp korkutan ve düşünüp
öğüt alabilenler üzerinde etkisi olan bir başka ayet
ise şöyledir:
Biz
bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar,
zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek,
sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler;
şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı,
inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi.
(Ama) kaçacak bir yer var mı? Hiç şüphesiz, bunda, kalbi
olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette
bir öğüt (zikir) vardır. (Kaf Suresi, 36-37)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, geçmişte yaşamış toplumlarla ilgili haberlerin verilmesinin en önemli sebebi, bugünkü insanların aynı duruma düşmekten sakınmalarını sağlamaktır. Gerçekten de eski toplumların başına gelen felaketlere ve onlara ait arkeolojik kalıntılara, sadece herhangi bir tarihsel bilgi gözüyle bakmak çok yanlış olur. "Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza' takva sahipleri için de bir öğüt kıldık" (Bakara Suresi, 66) ayetinde de bildirildiği üzere, bu olaylar birer ibret vesilesi ve geride kalan insanlar için birer öğüttürler.
Ancak şunu da göz önünde bulundurmak gerekir: Allah, inkarda direnen bu toplumlara, hemen bir azapla karşılık vermemiş; bilakis hepsine, "belki dönerler diye" uyarıcılar göndermiştir. Ayrıca insanlara dünyada isabet eden bütün zorlukların, ahiretteki zorlu azabın birer hatırlatıcısı olduğu da Kuran'da belirtilmektedir:
Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan)
dönerler diye o büyük azaptan önce, yakın (dünyevi)
azaptan da taddıracağız. (Secde Suresi, 21)
Helak ise, söz konusu toplumların bu uyarıları dinlememeleri
ve taşkınlıklarını daha da artırarak sürdürmelerinin
ardından gelmiştir. Allah, bozgunculuk yapan böyle toplumları
yok etmiş ve onların yerine yeni halklar getirmiştir.
Çünkü bahsedilen kavimler, Allah'ın kendilerine verdiği
zenginlik, güzel evler ve sanat yapıları içerisinde,
Allah'ı unutarak günlerini, aylarını, yıllarını sadece
boş amaçlar içinde geçirmişlerdir. Yeryüzünde sahip
oldukları şeylerin sürekli bozulmaya, eskimeye uğradığını
düşünmemiş, bunlarla Allah'ın onları denediğini ve kısa
süre içinde hepsinin yok olacağını akledememişlerdir.
Ölümün ardından sonsuza kadar kalacakları bir mekan
olduğunu akıllarına getirmeden, sadece içinde bulundukları
anı yaşamışlar; ölümle birlikte başlayacak olan sonsuz
yaşam son derece yakınken, dünya hayatını ebedi zannetmişlerdir.
Oysa bu aldanış, kendilerine hiçbir yarar sağlamamış;
başlarına gelen felaketler, aradan binlerce yıl geçmesine
rağmen birer ibret vesilesi olarak sonraki nesillere
aktarılmış, unutulmayacak birer tarihsel olay olmuştur.
SEMUD KAVMİ
Allah'ın dinine karşı gelmelerinden ve azgınlıklarından dolayı helak edilerek yok edilen topuluklardan biri de Semud kavmidir. Kuran'da bildirildiğine göre Semud kavmi, gücü ve zenginliği olan, birçok sanat eserine sahip bir topluluktu. Semud kavminin bu özelliklerini bildiren ayetler şöyledir:
(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi
halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle)
yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler
kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah'ın
nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak
karışıklık çıkarmayın. (Araf Suresi, 74)

|
Bir başka ayette ise Semud kavminin içinde yaşadığı
ortam şöyle tarif edilmektedir:
"Siz burada güvenlik içinde
mi bırakılacaksınız?"
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar
arasında?"
"Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz."
(Şuara Suresi, 146-149)
Yaşadıkları refah ortamı içinde şımaran Semud kavmini sonsuz azap ve ahiret hayatı ile uyarıp korkutması için Allah, Hz. Salih'i elçisi olarak görevlendirmiştir. Hz. Salih kendi kavmi içinde tanınan biridir ve kavmi onun, kendilerini içinde bulundukları sapkınlıktan uzaklaşmaya çağırması karşısında şaşkınlığa düşmüştür. Salih Peygamberin anlattıklarına halkın çok az bir kısmı uymuş ve çoğu ise anlattıklarını kabul etmemiştir.
Hz. Salih'i inkar edenlerin başında kavmin önde gelenleri vardı ve bu kişiler sahip oldukları maddi güce dayanarak peygamberlerine karşı düşmanca bir tavır takındılar. Hz. Salih'e inananları güçsüz duruma düşürmeye, onları baskı altına almaya çalıştılar. Hz. Salih'in kendilerini Allah'a ibadet etmeye çağırmasına öfke duyuyorlardı. Bu öfke sadece Semud halkına özgü de değildi aslında; Semud kavmi, kendisinden önce yaşayan Nuh ve Ad kavimlerinin yaptığı hatayı yapıyordu. Bu nedenle Kuran'da bu üç toplumdan şöyle söz edilir:
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad
ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi
mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara
apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına
götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız,
biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik
ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku
verici bir tereddüt içindeyiz. (İbrahim Suresi, 9)
Semud Kavmi Salih Peygambere karşı gelmekte kararlıydı, hatta onu öldürmek için plan dahi yapıyorlardı. Dünya hayatının geçici süsleri ile aldanarak bunların hiçbir zaman yok olmayacağını zanneden Semud kavminin önde gelenlerini, Salih Peygamber "Siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?" (Şuara Suresi, 146) sözüyle uyarmıştır. Gerçekten de bu kavim, Allah'ın kendilerine vereceği azaptan habersiz olarak azgınlığını şiddetlendirmiştir. Ve Hz. Salih'e "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım" (Araf Suresi, 77) diyebilecek kadar inkar ve kibirde ileri giden bu topluluğa Hz. Salih, Allah'ın kendisine vahyetmesiyle, üç gün içinde helak olacaklarını bildirmiştir. (Hud Suresi, 65)
Nitekim gerçekten de Hz. Salih'in uyarısı gerçekleşmiş
ve Semud kavmi helak edilmiştir:
O zulmedenleri dayanılmaz bir
ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak
sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar
gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine
(karşı) inkar etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına
Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi.). (Hud Suresi,
67-68)
Yeryüzünde yaşamış hangi kavim olursa olsun, ne kadar büyük bir zenginlik ve ihtişama sahip olduğuna bakılmaksızın, azgınlık gösterdikleri takdirde Allah'ın azabına uğramışlardır. Bugün, Semud kavminden, peygamberlerini öldürmeye varacak kadar azgınlaşan insanların ne elde ettikleri mallarından, ne de güçlerinden hiçbir eser yoktur. İsimleri dahi bilinmeyen bu insanların yaşamı, tüm diğer inkarcılar gibi cehennem hayatıyla son bulmuştur. Bu, her insanın ibret alarak düşünmesi gereken bir sondur.
SEBE HALKI
Sebe halkı Kuran'da şöyle anlatılır:
Andolsun Sebe (Halkı)'nın oturduğu
yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) sağdan ve soldan
iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) 'Rabbinizin rızkından
yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlamakta
olan bir Rab(biniz) var. Ancak onlar, yüz çevirdiler,
böylece Biz de onlara Arim Seli'ni gönderdik. Ve onların
iki bahçesini buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az
birşey de sedir ağacı olan iki ağaca dönüştürdük. Böylelikle
nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık.
Biz nimete nankörlük edenden başkasını cezalandırır
mıyız? (Sebe Suresi, 15-17)
Ayetlerden görüldüğü gibi, Sebe halkı bereketli bağ
ve bahçelerde, refah içinde yaşıyorlardı. Allah'ın bu
kadar bolluk verdiği kavimden istediği de, sadece nimetlere
karşı şükredici bir tavırda bulunmalarıydı. Ama onlar
yalanladılar, dünyada üstün bir güce sahip olduklarını
sanıp ellerindekilerle büyüklendiler. Sonuç ise kaçınılmaz
olarak azap oldu.
MUHTEŞEM SÜMERLER
Irak'ın güneyinde, Dicle ve Fırat kıyılarından uzaklaşır
uzaklaşmaz, çölü andıran, geniş bozkır alanlarının yayıldığı
görülür. Bu uçsuz bucaksız düzlüklerde, yer yer, heybetli
tepeler belirir. Çünkü kumla örtülü bu tepelerin altında,
büyük sitelerin kalıntıları yatmaktadır. Bu siteler,
Sümerler adı verilen bir halk tarafından kurulmuştur.
Artık, kavurucu çöl rüzgarlarının önüne katıp sürüklediği
kumlardan başka birşey görülmeyen, sadece çakalların
ve akbabaların yaşadıkları bu yerlerde, kırk beş yüzyıl
önce, kanallarla çevrili, bahçelerle bezenmiş cıvıl
cıvıl şehirler yükseliyordu. Bugün ise, bir ölüm sessizliği
hüküm sürüyor.....
 
Kraliçe Puabi'nin
kabri, hala korunan 270 parça eşyasıyla en zengin
mezarlardan birisi olarak kabul ediliyor. |
Yukarıdaki cümleler ünlü arkeolog Guy Rachet'ın sözleri.
Sadece tarih kitaplarından bir konu olarak akıllarda
kalan bu ihtişamlı ülke, aslında günümüzdeki topluluklar
kadar gerçektir. O zamanın insanları da aynı bizler
gibi yaşamışlar, mimarileriyle büyüleyici kentler kurmuşlardır.
Dönemin kraliçesi Puabi için yapılan cenaze töreni
oldukça dikkat çekicidir. Çeşitli kaynaklarda bu törenle
ilgili bilgiler aktarılmıştır. Kraliçenin ölü bedeninin
eşsiz bir ihtişamla süslendiği, vücudunun üst kısmının
altın ve gümüşten boncuklarla ve lacivert taşı, kırmızı
akik, Kadıköy taşı, babakoru gibi kıymetli taşlardan
incilerle bezenmiş bir örtüyle örtüldüğü; örtünün aşağısındaki
püsküllerin, yine aynı taşlardan yontulmuş incilerden
yapıldığı aktarılmıştır. Ayrıca kraliçenin başına ağır
bir peruk, onun üstüne de taç yaprakları mavi ve beyaz
ağır kakmalarla bezenmiş som altın çiçeklerden, gürgen
ve söğüt yapraklarından bir başlık takıldığı da görülmüştür.
Kulaklarını süsleyen küpelerde, ölünün yanıbaşına konulmuş
mücevherlerde, iğnelerde ve ihtişamlı başlıklarda altının
8 parıldadığı söylenmiştir.
Kısacası Sümer medeniyetinin önemli bir ismi olan Kraliçe
Puabi, muhteşem bir cenaze töreni ve cenaze levazımatı
ile gömülmüştür. Cenaze ile birlikte mezara konulacak
diğer hazineler, anlatılanlara göre, silahlı muhafızlar
ve uşaklar tarafından ancak taşınabilmiştir.
Ancak elbette mezara sahip olduğu hazinelerle birlikte
girmesi, kraliçe Puabi'yi iskelet haline gelmekten koruyamamıştır.
O da diğer tüm insanlar gibi, hatta belki küçümsediği
ve hakir gördüğü fakir ve zayıf insanlar gibi, toprağın
altına girmiş, orada çürümüş, bedeni bakterilere yem
olmuştur. Bu örnek, insanın, ne denli zengin ve ihtişamlı
bir yaşam sürerse sürsün ve malına ne kadar güvenirse
güvensin, sonuçta bunların ona hiçbir yarar sağlamayacağını
gösteren ilginç bir ibrettir.
GİRİT UYGARLIĞI
Avrupa'nın ilk büyük uygarlığı olan Girit, MÖ XIV yy
başlarında, birdenbire yok olmuştur. Bundan önce, Akdeniz'in
en güzel yerlerinden olan Girit adasına, Milattan 2000
yıl önce, Asya ve Yunanistan'dan gelen insanlar yerleşmişler,
muhteşem saraylar inşa etmişlerdir. Ancak buradaki halkın
en dikkat çekici özelliklerinden birisi, sapkın bir
eğlence anlayışına sahip olmalarıdır. Allah bu sapkınlıklarından
kurtulmaları, ahireti hatırlamaları için zaman zaman
küçük çaplı depremlerle onları uyarmıştır. Ancak sonunda
büyük bir felaket olmuş, Girit'in kuzeyindeki Kyklades
takım adalarından biri olan Thera adasındaki yanardağ
patlamış, bu korkunç patlamayı Girit saraylarını yerle
bir eden çok şiddetli bir deprem izlemiştir.9
Yanardağın külleri Girit semalarına kadar bütün göğü
karanlığa boğup, yıkılan sarayların üstüne çökerken,
aynı anda görülmedik bir deniz kabarması da Knosos'un
limanı Amnisos'u sulara gömmüştür. Girit saraylarının
yıkılışı gerçekten çok ürpertici bir şekilde gerçekleşmiş;
dev bir dalga bütün kıyı kentlerini bir anda sulara
gömmüştür.
Pek çok yönden dönemin en önemli uygarlıklarından biri olan Girit uygarlığı, belki de kendisini bekleyen bu sonu hiçbir zaman tahmin edemezdi. Art arda meydana gelen felaketler, o muhteşem yapıları tamamen yok etmiş, insanların neredeyse tümünün helak olmasına neden olmuştur. Geride ne kendi zenginlikleri ile övünen insanlar, ne övündükleri zenginlikler, ne de hiç bitmeyeceklerini sandıkları hayat kalmıştır. Geriye kalan sadece yıkık dökük bir şehir ve artık var olmayan bir medeniyettir. Kuran'da bu eski medeniyetlerin insanlara ibret nedeni olması gerektiği şöyle vurgulanır:
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice
nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız,
hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette,
bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı? (Secde
Suresi, 26)
POMPEİ FACİASI
Tarihçilere göre, bundan iki bin yıl kadar önce Pompei'de
yaşam çok renkliydi. Çünkü eski dünyada bazı kentler,
zevk ve sefanın hüküm sürdüğü şehirler olarak tanınmaktaydı.
İşte Pompei de bunlardan biriydi. Şimdi sadece harabesi
görülebilen Pompei sokaklarında, çok sayıda meyhane,
taverna ve randevu evi bulunuyordu.
Vezüv'ün yamaçları bağlarla örtülü idi, Pompei de bu
yamaçlarla deniz arasında kurulmuş ve genellikle zengin
Romalıların tercih ettiği bir mekandı. Komşu il olan
Herculanum da aynı şartlara sahipti. Ancak tarihin en
ünlü yanardağ püskürmelerinden biri, bu güzel yerlerin
varlığına son verdi. Bugün, volkanın lavlarıyla "taş
kesilmiş" Roma hayatı tüm ayrıntıları ile görülebilmektedir.
Felaket 24 Ağustos 79 sabahı geldi. Pompei'de kendi
halkının dışında yazı geçirmeye gelen zengin Romalılar
ve Herculanum'da ya da Vezüv'ün eteklerinde yaptıkları
muhteşem evlerde yerleşmiş kimseler de bulunuyordu.10
Vezüv yanardağı bir anda patladı. Öncesinde yer sarsılmaya
başlamış, dağdan gökgürültüsünü andıran, uzak ve boğuk
gürlemeler gelmişti. Araştırmalara göre, göğe alevler
sütun halinde yükseliyor, sonra bunu muazzam bir duman
izliyordu. Aynı zamanda, yeni patlamalar havayı sarsıyor
ve küllerden, taş-topraktan ve lav külçelerinden oluşan
bir sağanak, şehrin üstüne yağıyordu.

Allah'ın şiddetli yakalamasıyla
karşılaşan Pompei halkı, kendisinden sonra gelen
insanlara ibret olarak bırakılmıştır. |
Herculanumlular, Vezüv'e daha yakın oldukları için
şehre doğru dalga dalga gelen, kor halindeki çamur selinden
korkuya kapılmışlar ve kaçmaya çalışmışlardır, ama kaçamayanlar
yıkıntıların ve erimiş lavların altında kalmışlardır.
Ancak asıl ibret verici olan, yapılan kazılardan elde
edilen verilere göre, insanların çoğunun şehirden ayrılmakta
hala tereddüt ediyor olmasıydı. Pompei'de, şehrin kraterden
uzak olması, herşeye rağmen bir güven duygusu yaratmış;
bu nedenle zenginlerin çoğu, bu kül sağanağından, evlerinde
kalarak korunmayı düşünmüş ve mallarını, mülklerini
bırakıp gitmek istememişlerdi. Bir süre sonra da vaktin
artık çok geç olduğunu kavrayamadan ölmüşlerdi. Bir
gün içinde iki şehir, Herculanum, Pompei ve altı kasabada
yaşayan tüm canlılar tarihten silindi. Kuran'da bu şekilde
helak edilen insanlardan şöyle söz edilir:
Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız (geçmiş) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta kalmış, ( kimi ) biçilmiş ekin dir. (Hud Suresi, 100
İnsanlığın bütün bunları öğrenebilmesi ise, yüzyıllar
sonra mümkün oldu. Yapılan araştırmaların sonucunda
Pompei'deki eski şehir, "yaşıyorken donmuş haliyle"
gün ışığına çıkarıldı. İnsanlar, can verdikleri andaki
halleriyle taşlaşmışlardı. Kuran'da haber verildiği
gibi:
Onlar, zulüm işlemektelerken,
ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... Rabbinin
yakalaması işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması
pek acı, pek şiddetlidir. (Hud Suresi, 102)
Günümüzden yüzlerce hatta binlerce yıl önce yaşayan
uygarlıkların, geride kalıntı halindeki eserlerini bırakmaları,
sahip oldukları zenginliğin kendilerine hiçbir fayda
sağlamadığını göstermiş, geride bıraktıkları herşey
kendilerinden sonrakilere miras kalmıştır. Bu topluluklarda
yaşayan insanların belki de en büyük yanılgısı, kendilerinden
önce yerle bir olmuş, tarihe karışmış olan topluluklara
rağmen, dünya nimetlerine ebedi olarak sahip olacaklarını
sanmaları ve ortaya çıkardıkları yapıtların kendilerini
ölümsüz kılacağını zannetmeleridir. Bu yanılgı günümüze
de uzak değildir. İnsanların önemli bir bölümü kendilerine
bir fayda getirir düşüncesi ile bütün yaşamlarını mallarını
yığıp biriktirmeye adamakta, kendilerini, ölümsüz (hatırlanır)
kılmak amacı ile çeşitli eserler meydana getirmektedirler.
Üstelik yaptıkları aşırılıklar belki de kendilerinden
öncekilerden çok daha kapsamlı olmakta ve kendilerine
Allah'tan gelen çeşitli uyarılara aldırmamaktadırlar.
Ama bu kişilerin unutmaması gereken çok önemli bir gerçek
vardır: Bir dönem var olup sonra yok olan toplulukların
geride bıraktıkları, karşılarında bir ibret vesilesi
olarak tüm heybeti ile durmaktadır. Hiçbiri ebedi olarak
bu dünya üzerinde kalmamıştır. Adlarını ölümsüzleştirmek
için ardında eserler bırakan insanların bir kısmının
belki de adları arkalarında kalmış, ama ne çürümüş bedenlerine
ne de ahiretlerine bir yarar sağlamamıştır. Ancak dünyada
öğüt alıp düşünebilenlere bir ibret olarak kalıntıları
var olmakta, Allah'ın zorlu azabının bir hatırlatıcısı
olarak başlarına gelenler unutulmamaktadır.
İşte Allah insanlara bu örnekleri vermekte, bunların
benzerleri ile dünya tutkunlarını uyarmaktadır. Kuşkusuz
bundan öğüt alıp bir ders çıkarabilenler, tarih boyunca
meydana gelen olayların hiçbirinin boşuna yaratılmadığını,
Allah'ın her an her yerde bütün bunlardan daha şiddetlisini
insanlara tattırmaya güç yetirdiğini kavrayabilirler.
Dünya sadece bir imtihan yeridir. Burada imtihanın gereklerini
yerine getirenler kazançlıdırlar. Sadece dünyayı yurt
edinenler ise, geçmişteki örneklerin benzeri bir kayba
uğrayacaklardır. Kuşkusuz bu, kendi yapıp ettiklerinin
karşılığıdır. Ahirette sadece yaptıkları ile karşılık
göreceklerdir. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
|