|
Dünya ve Ahiret
Kadınlara, oğullara, kantar kantar
yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü
ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır.
Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. De ki:
"Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup
sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve
Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.
(Al-i İmran Suresi, 14-15)
Aslında şimdiye dek anlatılan tüm çarpıklıklar, insanın
ahiret gerçeğini kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.
Kuran'da bildirildiğine göre, Allah dünyayı insanlar
için geçici bir yurt olarak yaratmıştır. Müminlerin
sınanması, kötülüklerinden arınması ve cennete layık
olacak bir yapıya ulaşması, inkarcıların da kötülüklerinin
ortaya çıkması için.
Ama "cahiliye" toplumunun en büyük özelliği
bu gerçeği gözardı etmesi ve hiç sona ermeyecekmişçesine
dünyaya bağlanmasıdır. Bu zihniyet sayfalardır sözünü
ettiğimiz "cahiliye" ahlakını meydana getirir.
"İnsan dünyaya bir kez gelir" cümlesiyle özetlenen
bu bakış açısına göre ölüm bir sondur. Öyleyse henüz
hayattayken "yaşamın tadı" çıkarılmalıdır.
Bunun için de her türlü yöntem denenebilir. Çünkü "cahiliye"
toplumunda insana çıkar sağlayacak herşey meşrudur.
Ama bu mantığı uygulayan "cahiliye" toplumu
insanları, akıllarını biraz bile olsun kullanmazlar.
Ölümün herkes için kaçınılmaz bir son olduğu bellidir.
Ama yine de bu konuyu mümkün olduğunca gündem dışı tutarlar.
Ölümden bahsetmek "şom ağızlılık" olarak adlandırılır.
Herkes sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir zihniyetle yaşar.
Halbuki bunu yapanların çok büyük bir kısmı, Allah'ın
varlığını kabul ederler. Dolayısıyla ahireti de kabul
ettiklerini iddia ederler. Ama olaya biraz dikkatli
yaklaşıldığında ortada gerçek bir ahiret inancı olmadığı
anlaşılır. Ayetlerde söz konusu psikoloji şöyle vurgulanır:
Gerçek şu ki bunlar, çarçabuk geçmekte
olanı (dünyayı) sevmektedirler. Önlerinde bulunan ağır
bir günü bırakıyorlar. (İnsan Suresi, 27)
... (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın
ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah,
onların yapmakta olduklarını görendir. (Bakara Suresi,
96)
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine
kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli
olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet
Suresi, 54)
Ahireti düşünmemenin getirdiği sonsuza dek yaşama
isteği, "cahiliye" kültüründe çok büyük bir
etkiye sahiptir. Çoğu kişi, öldükten sonra dünyada "adını
sürdürecek" bir "eser" bırakma hevesindedir.
Bunun kendisine hiçbir yararı olmayacaktır, ama "unutulmamak"
gibi ilginç bir psikoloji nedeniyle büyük bir servet
ya da bir yapıt bırakma amacındadır. Kuran'da dinden
uzak insanların sahip oldukları bu mantık da anlatılmaktadır:
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz
mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size
gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının
ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret
istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.
Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız
bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak
umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?" (Şuara
Suresi, 124-129)
Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu
saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi
kılacağını sanmaktadır. (Hümeze Suresi, 2-3)
"Cahiliye" toplumundaki ahiret inancı ise,
sanki ölümün getirdiği acıyı bastıracak bir "teselli"
olarak görülür. En inançlıları bile, "ya varsa"
mantığından öteye geçemezler. Üstelik, ahiret hakkında
"ya varsa" gibi küstahça bir mantık yürütenler,
kendilerinin cennetlik olduğuna da adları gibi emindirler.
Kehf Suresi'ndeki bir kıssada anlatılan kişi, "cahiliye"
toplumunun genel bakış açısını simgeler:
Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan
birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla
donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.
İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan
hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak
fışkırtmıştık.
(İkisinden) Birinin başka ürün (veren
yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına
dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim,
insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm."
Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece)
bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok
olacağını sanmıyorum" dedi.
"Kıyamet-saati'nin kopacağını
da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam,
şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."
Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı
ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan
yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü
kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?"
"Fakat, O Allah benim Rabbimdir
ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
"Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah,
Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi?
Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte)
görüyorsan."
"Belki Rabbim senin bağından
daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten
'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak
kesiliverir."
"Veya onun suyu dibe göçüverir
de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
(Derken) Onun ürünleri (afetlerle)
kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı
avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları
yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke
Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım."
Allah'ın dışında ona yardım edecek
bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık,
dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından
hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi,
32-44)
Bir başka surede, "ya varsa" mantığını öne
süren, sonra da kendini cennetlik ilan eden zihniyet
şöyle anlatılır:
Oysa ona dokunan bir zarardan sonra
tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu
benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını
da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak
O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır."
Der. Ama andolsun biz, o kafirlere yaptıklarını haber
vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan taddıracağız.
(Fussilet Suresi, 50)
Yukarıdaki ayette dikkat edilirse Allah, bunu söyleyen
kişinin inkarcı konumunda olduğunu bildirmektedir.
"Cahiliye" toplumu insanlarının bu körlüğüne
rağmen, aslında biraz olsun düşününce, Allah'ın varlığını
kabul eden insan için ahiretten emin olmamak mümkün
değildir. İnsanı Allah yaratır, besler, yaşatır, ona
sayısız nimet verip büyük bir şefkat ve merhamet gösterir.
Ve elbette tüm bunlara şükredip iyi davranışlarda bulunanlarla
nankörlük edenler bir tutulmayacaklardır.
Büyük bir İslam aliminin bu konu için verdiği örneği
hatırlatalım: Bir anne çocuğunu yıllarca büyütüp belli
bir yaşa gelince idam eder mi? Elbette etmez. Annenin
sahip olduğu şefkati ona veren Allah, kullarına karşı
sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olandır.
Eğer iyiler sonsuza dek bu dünyada yaşasa da kötüler
ölseydi, belki ölümün bir son olduğu düşünülebilirdi.
Ama "her nefis ölümü tadıcıdır."
(Enbiya Suresi, 35) ayetinin gereği herkes kısa
bir süre kaldığı bu dünyadan kesin bir biçimde ayrılır.
Allah insanı belli bir süre yaşattıktan sonra öldürür.
Bu süre "öğüt alabilecek
olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi?"
(Fatır Suresi, 37) ayetiyle tarif edilmektedir.
Allah insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmış ve
diğer tüm yaratıkları, yıldızları, Güneş'i, Dünya'yı
insanın faydasına sunmuştur. Allah'ın bu kadar değer
verdiği bir varlığı dünya gibi insanın isteklerini tatminden
çok uzak ve en önemlisi sonlu bir yerde yaşatıp yok
etmesi mantık dışıdır. Kısacası, insan ölümle birlikte
yok oluşa değil, asıl hayatına adım atar.
Zaten bu dünyanın geçici olduğu ve asıl hayatın bir
numunesi olarak yaratıldığı, düşünen insan için açıktır.
Dünyadaki tüm güzellikler geçicidir ve yanında pek çok
kusurla birlikte var edilmiştir. Dünyanın en güzel insanı,
bu güzelliğini en fazla birkaç on yıl koruyabilir. Yaşlandıkça
derisi buruşmaya, vücudu biçimsizleşmeye başlar. Yaşlanmasına
da gerek yoktur, en büyük çirkinlikler en güzel insanın
hemen yanındadır. İnsanın acizliğini vurgulayacak çok
ilginç mekanizmalar bedenine yerleştirilmiştir. Bir
kaç gün yıkanmasa bedeninde kötü kokular oluşmaya başlar.
Ne kadar çekici ve alımlı dursa da en büyük acizliği
yaşayacak, herkes gibi tuvalete gidecektir.
İnsan alıştığı için bu acizliklerin içinde bir "hikmet"
olduğunu genelde fark edemez. Oysa Allah kusursuzca
yaratandır. Allah dilese insan hiçbir şekilde hasta
olmaz, hiçbir şekilde kötü kokmaz ya da hiçbir zaman
güçsüz düşmezdi. Bütün bu eksiklikler insana, Allah'a
muhtaç olduğunu hatırlatmak içindir. Bir de içinde bulunduğu
dünya hayatının mükemmel olmadığını, gerçek hayatın
özellikle eksiklerle donatılmış kötü bir benzeri olduğunu
hissettirmek için.
Dünya ve ahiretle ilgili bir Kuran ayeti konuyu en
güzel biçimde açıklar:
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun,
'(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi
aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda
bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun
bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir,
sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş,
sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli
bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza)
vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)
Peki asıl hayat nasıldır? Bu hayatın müminler için
cennet ve inkarcılar için de cehennem olarak ikiye ayrıldığı
herkesçe bilinir. Ama "cahiliye" toplumu cennet
ve cehennem konusunda da pek çok gerçeğe uymayan bakış
açısı ve hurafe üretmiş durumdadır. Bu nedenle ahiretteki
ortamı ancak Kuran ayetlerinden gereği gibi öğreniriz.
Cennet: Müminlerin
Gerçek Yurdu
Rabbinizden olan bir mağfirete ve
cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki
(o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup
Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler için hazırlanmıştır.
İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir.
Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)
Orda diledikleri herşey onlarındır;
katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 35)
Müminlerin ebedi yurdu cennettir. Allah, dünyadaki
çalışmalarının karşılığını onları cennetinde ağırlayarak
verecektir. Cennet, insan ruhunun istediği herşeyi,
hatta ayetlerin bildirdiğine göre daha da fazlasını
barındıran bir güzellikler mekanıdır. Allah'ın Rahim
isminin en güzel biçimleriyle ortaya çıktığı bir ebedi
yurttur.
Ama cennet denince çoğu kişinin aklına gelenle, Kuran'da
bildirilen cennet arasında önemli farklar vardır. Çarpık
din anlayışının verdiği bakış açısına göre cennet, Doğu
-özellikle de Arap- kültürünün geliştirilmiş bir halidir.
Bu düşünceye göre cennet yalnızca bazı tabii güzellikleri
-ağaçlar, ırmaklar vs.- barındıran bir mekandır. Böyle
düşünen kişi, cennetteki "köşk"leri ancak
17. yüzyıl Osmanlı evleri olarak hayal edecektir. Cennetteki
giysileri, şalvar-cübbe ekolünün daha gelişmiş türleri
olarak gözünde canlandıracaktır. Allah'ın eşsiz güzelliklerinden
bahsettiği ve müminlere eş olarak yaratacağı "huri"leri
de, "harem" tanımlamasına uygun olarak, geleneksel
bir görünüm içerisinde düşünecektir.
Bu, Batı kültürünün Allah'tan bağımsız olarak var
olmuş olduğunu zanneden yanlış bir zihniyetin sonucudur.
Bu anlayışa göre, Müslümanların estetik ve güzellik
anlayışları dini, Batınınki bütünüyle din dışıdır. Hurmayı
Allah var etmiştir de, ananasın nasıl oluştuğu belli
değildir. Dolayısıyla da bu çarpık zihniyete göre hurma
daha "İslami"dir!..
Elbette ki gerçek böyle değildir. Bir şeyin "İslami"
olması, Doğu kültürüyle paralel olması demek değildir.
Helal olan herşey Allah'a şükretmeye aracı olduktan
sonra -ki bu aracılık vasfı da o şeyin şeklinde değil,
ona yönelen kişinin bakış açısında gizlidir- "İslami"dir.
Dünya üzerindeki herşey Allah'ın yaratmasıyla varlık
bulmuştur ve Allah cennetinde de bunlardan dilediklerini
yaratacaktır. Allah'ın dilemesiyle cennetteki "köşkler"
dünyanın en "ultra-modern" villasından çok
daha üstün olacaktır. Güzellikleri övülen cennet giysileri,
en ünlü Fransız ya da İtalyan modaevlerinkilerden çok
daha kaliteli ve estetik gözükecektir. "Huri"ler
de, ille de Arap haremlerinden çıkmış kadınlar gibi
değil, dünyanın en güzel kadınlarından daha çarpıcı
ve çekici olarak yaratılacaktır.
Allah cennetteki ortamı anlatırken her devrin insanlarının
anlayabileceği güzellikleri sıralamaktadır. Bununla
birlikte genelde bilinmeyen bir cennet özelliği vardır.
Bu, Allah'ın, "orada nefislerin
arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı herşey var. Ve
siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi,
71) ayetiyle bildirdiği gerçektir. Ayet, cennette
insanın arzu ettiği herşeyin varlığını haber verir.
Başka bir ayette de "orada
diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası
da var." (Kaf Suresi, 35) ifadesi yer almaktadır.
Bu ayetlerden, insanı neşelendiren, güldüren ve eğlendiren
şeylerin -dünyadakilere benzer veya farklı biçimlerde-
cennette var olacağı, insanın aklına gelebilecek tüm
isteklerin fazlasıyla orada karşılanacağı anlaşılmaktadır.
Cennette mümin olağanüstü şekilde ağırlanacaktır.
Rahman Suresi'nde cennetle ilgili olarak bildirilenler
şöyledir:
Rabbin makamından korkan kimse için
ise iki cennet vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Çeşit çeşit "inceliklere ve güzelliklere"
(veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. Şu halde
Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de akmakta olan iki pınar
vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de her meyveden iki çift
vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Astarları, ağır işlenmiş atlastan
yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi
(ordakilere) yakın (kolay)dır. Şu halde Rabbinizin hangi
nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Orada bakışlarını yalnızca eşlerine
çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine
ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur. Şu halde Rabbinizin
hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İhsanın karşılığı ihsandan başkası
mıdır? Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha
var. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Alabildiğine yemyeşildirler. Şu halde
Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan
iki pınar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma
ve eşsiz-nar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Orada huyları güzel, yüzleri güzel
kadınlar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Bunlardan önce kendilerine ne bir
insan, ne bir cin dokunmuştur. Şu halde Rabbinizin hangi
nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki
döşeklere yaslanırlar. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?
Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin
adı ne yücedir. (Rahman Suresi, 46-78)
Başka ayetlerde de cennetle ilgili olarak şu bilgiler
verilir:
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük
bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 20)
Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır.
Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk
görürler. (İnsan Suresi, 13)
Orada anlamsız bir söz işitmez. (Ğaşiye
Suresi, 11)
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca
eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar,
saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (Saffat
Suresi, 48-49)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip
yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten
bağışlayandır, şükrü kabul edendir. Ki O, bizi kendi
fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi;
burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir
bıkkınlık da dokunmaz. (Fatır Suresi, 34-35)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar
ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de
yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar
akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden
dönmez. (Zümer Suresi, 20)
Hesap gününün ardından Allah'ın salih kullarına çağrısı
ise şöyle olacaktır:
Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.
Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir. (Fecr Suresi,
27-30)
İnkarcıları Bekleyen
Cehennem
Kendisini tek olarak (ve yapayalnız)
yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, "alabildiğine
geniş kapsamlı bir mal" (servet) verdim. Göz önünde-hazır
çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne
serdim. Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz
istekte bulunur). Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize
karşı "kesin bir inatçıdır." Onu alabildiğine
sarp bir yokuşa süreceğim. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü
tesbit etti. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası,
nasıl bir ölçü koydu? Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını
çattı ve yüzünü ekşitti. Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük
tasladı (istikbar). Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak
öğrenilen' bir büyüdür" dedi. "Bu, bir beşer
sözünden başkası değildir." Onu Ben, cehenneme
sürükleyip-atacağım. Cehennem (sakar) nedir, sen bilir
misin? Ne alıkoyar, ne bırakır. Beşere delicesine susamıştır.
(Müddessir Suresi, 11-29)
Cennet ne kadar güzellik ve nimet doluysa, cehennem
de o kadar çirkinlik ve azapla doludur. Müminlerle inkar
edenler arasında henüz dünyadayken oluşmuş olan uçurum,
ahirette en yüksek noktaya ulaşır. Kendisini yaratan,
yaşatan ve dinini ulaştıran Allah'ı inkar etmiş ya da
O'na boyun eğmemiş olanlar ebedi azapla cezalandırılır.
Allah Kuran'da cehennemi hak edenleri şöyle anlatır:
Kim kendisine "dosdoğru yol"
apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse
ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü
şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır
o!.. (Nisa Suresi, 115)
Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu)
edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları
bırak. Onunla (Kuran'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi
kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan
başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü
fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından
dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir
azap vardır. (En'am Suresi, 70)
Altını ve gümüşü biriktirip de Allah
yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.
Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde
kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları
bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için
yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın"
(denilecek). (Tevbe Suresi, 34-35)
Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde,
büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine
cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi,
206)
Cehenneme girecek olanların ortak özelliği, dine çağrıldıklarında
yüz çevirmiş olmalarıdır:
Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri
dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi.
Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış
durumda gözetliyorlar.
Yer, Rabbi'nin nuruyla parıldadı;
(orta yere) kitap kondu; Peygamberler ve şahitler getirildi
ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa
uğratılmazlar.
Her bir nefse yaptığının tam karşılığı
verildi. O, onların işlediklerini daha iyi bilendir.
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük
sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları
açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size
Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı
(söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?"
Onlar: "Evet" dediler. Ancak
azap kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki:
"İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından
(içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri
ne kötüdür. (Zümer Suresi, 68-72)
Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine
dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir günü
(olsun) bize hafifletsin."
(Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz
açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar:
"Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde
siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, çıkmazda
olmaktan başkası değildir. (Mü'min Suresi, 49-50)
Cehenneme gireceklerin bir bölümü, henüz dünyadayken
Allah'ın azabını ciddiye almayanlardır. "Cehennem
varsa da birşey olmaz, biraz azap çeker, sonra çıkarım"
gibi hiçbir dayanağı olmayan Kuran dışı bir mantık yürütenlerden
Kuran'da şöyle bahsedilir:
Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri
görmedin mi? Aralarında Allah'ın Kitabı hükmetsin diye
çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor.
Onlar, işte böyle arka dönenlerdir. Bu, onların: 'Ateş
bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak'
demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda
kendilerini yanılgıya düşürmüştür. Artık onları, kendisinde
şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse
-haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde
nasıl olacak? (Al-i İmran Suresi, 23-25)
Cehennemdeki ortamın dehşetini anlatan diğer bazı
ayetlerse şöyle:
Onlar birbirlerine gösterilirler.
Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere,
oğullarını fidye olarak vermek ister;
Kendi eşini ve kardeşini,
Ve onu barındıran aşiretini de;
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse
de); sonra bir kurtulsa.
Hayır (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu
o, cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Başın derisini kavurup-soyar.
Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp
bir yerde (üst üste) yığmakta olanı. (Mearic Suresi,
11-18)
Orada kendileri için, "kemikleri
çatırdatan inlemeler" vardır. Onlar orda işitmezler
de. (Enbiya Suresi, 100)
(Böylesinin) Önünde cehennem vardır
ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından
geçirmeyi başaramayacak, ona her yandan ölüm gelecek,
oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak.
(İbrahim Suresi, 16-17)
O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara
vurulduklarını görürsün. Giyimleri katrandandır, yüzlerini
ateş bürümektedir. (İbrahim Suresi, 49-50)
Doğrusu, o zakkum ağacı;
Günahkar olanın yemeğidir.
Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
Kaynar-suyun kaynaması gibi.
"Onu tutun da cehennemin orta
yerine sürükleyin.
Sonra kaynar suyun azabından başının
üstüne dökün;
(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince)
üstün, onurluydun". (Duhan Suresi, 43-49)
Tüm bu ayetlerde anlatılan cennet ve cehennem kesin
gerçeklerdir. Bu dünyayı ve bu hayatı yaratan Allah,
onları da yaratacağını bildirmektedir. İnkarcı insan
ne kadar bu kesin gerçekleri görmek istemese de bunlarla
karşılaşacaktır. Bir İslam büyüğünün verdiği örnekle,
ahireti düşünmeyen kimse devekuşuna benzer. Kafasını
kuma gömdüğünde dışarıyı görmez, ve böylece kendisinin
de görülmediğini zanneder. Oysa dünya üzerindeki istisnasız
her insanın yaptıklarını Allah görmekte ve tespit etmektedir.
Dine girmesi için davet edilen, fakat bu daveti kabul
etmeyip inkar yoluna sapanlar artık cehennemi hak eden
kişiler olmuştur. Bu kişilerle ilgili ayetlerde şöyle
haber verilir:
... Size Rabbinizin ayetlerini okuyan
ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran
elçiler gelmedi mi? (Zümer Suresi, 71)
Dine çağrıldığı halde, yüz çevirenler ise "azaba
müstahak" olacaktır:
Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz
kılmıştı.
Ancak o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti.
Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın.
Yine müstahaksın, dahasına da
müstahaksın. (Kıyamet Suresi, 31-35)
Bu kitapta yapılan da, her insana din günü ile karşılaşacağını Allah'ın
ayetleriyle hatırlatıp-uyarmaktır.
|