|
-A-
ABDEST
Ey iman edenler sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye
ve cünüp iken de - yolculukta olmanız hariç - gusül
edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta Ïveya
yolculukta iseniz, ya da biriniz ayak yolundan (hacet
yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da, su
bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi
ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı
meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer
cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya
yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet
yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da
su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün.
Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek
ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
(5/6)
ACELECİLİK
De ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge üzerindeyim,
siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz
(azab) yanımda değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır.
O, doğru haberi verir ve O, ayırd edenlerin en hayırlısıdır."
(6/57)
De ki: "Kendisine acele etmekte olduğunuz şey benim
yanımda olsaydı, benimle aranızda iş elbette bitirilmiş
olurdu. Allah zulmedenleri en iyi bilendir. (6/58)
Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah),
şirk koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir. (16/1)
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir.
İnsan, pek acelecidir. (17/11)
Onlara karşı acele davranma; biz onlar için ancak saydıkça
sayıyoruz. (19/84)
Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut
kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim." (20/84)
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun
vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada)
acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır." (20/114)
İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi
yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin. (21/37)
Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda
acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz
gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz." (27/46)
De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın)
bir kısmı size yetişmiştir bile." (27/72)
Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar.
Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit)
olmasaydı, herhalde onlara azab gelmiş olurdu. Fakat
kendileri şuurunda olmadan, onlara kuşkusuz apansız
geliverecektir. (29/53)
Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar.
Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten kuşatıp-durmaktadır.
(29/54)
Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar? (37/176)
Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır.
İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve
onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun;
kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir
sapıklık içindedirler. (42/18)
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen
bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur
yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi
için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir
azab vardır. (46/24)
Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri
gibi, Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri
şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca
bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir.
Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır
mı? (46/35)
"Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz
şeydir." (51/14)
Artık gerçekten, zulmedenler için, (geçmişteki) arkadaşlarının
günahlarına benzer bir günah vardır. Şu halde acele
etmesinler. (51/59)
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu
sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah
Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim'dir
(cezayı vermekte acele etmeyendir). (64/17)
Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp
dilini onunla hareket ettirip-durma. (75/16)
A'CEMİ
Andolsun ki biz, onların: "Bunu kendisine ancak bir
beşer öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. Saparak
kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu
ise açıkça Arapça olan bir dildir. (16/103)
Eğer biz onu A'cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan
bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri
açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A'cemi (Arapça
olmayan bir dil)mi?" De ki: "O, iman edenler için bir
hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında
bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür.
İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (41/44)
ACİZLİK-ACİZ
BIRAKMAK
Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini
nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana
yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin
cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.
(5/31)
Hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve
siz aciz bırakılacak değilsiniz. (6/134)
İnkâr edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek
şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar. (8/59)
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak)
dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak
değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık
kılıcıdır. (9/2)
Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden
insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden
uzaktır, O'nun Resûlü de… Eğer tevbe ederseniz bu sizin
için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin
ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr
edenleri acı bir azabla müjdele. (9/3)
Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De
ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve
sizler aciz bırakacak değilsiniz." (10/53)
Bunlar, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir
ve bunların Allah'tan başka velileri yoktur. Azab onlar
için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı) işitmeye güç
yetirmezlerdi ve görmezlerdi de. (11/20)
Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz
(O'nu) aciz bırakacak değilsiniz." (11/33)
Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden
(mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak
değildirler. (16/46)
Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar,
alevli ateşin halkıdır. (22/51)
İnkâra sapanların, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacaklarını
sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü
bir dönüştür o. (24/57)
Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin
Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de
yoktur. (29/22)
(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba
harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç
olanından acı bir azab vardır. (34/5)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden
öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler;
üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler.
Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey
yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. (35/44)
Böylece, kazandıkları kötülükler(in acı sonucu) onlara
isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazandıkları
kötülükler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine
uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler değildirler.
(39/51)
Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve
sizin Allah'ın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir
yardımcınız. (42/31)
Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde
(Allah'ı aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka)
velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."
(46/32)
Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı,
kaçmak suretiyle de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı
anladık." (72/12)
ACUR
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit
yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin
bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve
soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu
değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz
vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk
(damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar.
Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve
peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine)
bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
AÇIĞA ÇIKMAK-ÇIKARMAK
Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize
düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.
(2/72)
Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini'
açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki:
"Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin
iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız
içindir." (7/20)
Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek
bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar.
De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı
açığa çıkarandır." (9/64)
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a)
girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa
çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir
şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz
için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/68)
Kazandıkları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır
ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre
kuşatmıştır. (39/48)
Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte
bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü
o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları
fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları
şeyler, Allah'tan kendileri için açığa çıkmıştır. (39/47)
Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için
açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp-kuşattı.
(45/33)
Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. (79/29)
AÇIĞA VURMAK
(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber
ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince
de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını
gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa
vurduklarınızı da ben bilirim." (2/33)
(Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa
vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı? (2/77)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini
açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla
sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini
azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (2/284)
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız
da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da
bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (3/29)
Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah açığa
vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir. (5/99)
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için
göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine)
Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman,
O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (11/5)
Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin
gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun katında
bilme bakımından) birdir. (13/10)
Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı
da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte
hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (14/38)
Allah, saklı tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı
bilir. (16/19)
Şüphesiz Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa
vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez.
(16/23)
Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz
O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir. (20/7)
İçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan
evlere girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı
da, sakladıklarınızı da bilir. (24/29)
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa
vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya
da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden
ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan
başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a
tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar,
süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında
kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları
kendileri için daha hayırlıdır. Allah, işitendir, bilendir.
(24/60)
Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran
ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen
Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)." (27/25)
Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını
ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir. (27/74)
Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı.
Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı
ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse
onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Rabbin onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa
vurduklarını bilir. (28/69)
Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin),
ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması
gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru
kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve
çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin
de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut
ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek
Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;
oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı.
Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle
evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden
ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman,
onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük
olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. (33/37)
Bir şeyi açığa vursanız da, saklı tutsanız da; şüphesiz
Allah, herşeyi bilici olandır. (33/54)
Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten
biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.
(36/76)
Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız
olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;
oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz
olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de
(yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim
yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla
çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz?
Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı
bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun
ortasından şaşırıp-sapmış olur. (60/1)
Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı
tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (64/4)
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz
söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip
Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir
kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti.
Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana
kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar
olan (Allah) haber verdi" demişti. (66/3)
Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz
O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (67/13)
|