|
-B-
BABİL
Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların
anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak
şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki
iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı.
Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr
etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.
Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı.
Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar
veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek
ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun
onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını
bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları
şey ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
BAĞIRSAK
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.
Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına
yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını
da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde
bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz
şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur):
İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten
ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar
ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin
her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.
Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi
olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan'
kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
BAĞIŞLAMAK
(AFFETMEK)
Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık.
(2/52)
Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada
istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek
kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin;
(biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların
(ecirlerini) arttıracağız." (2/58)
Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir
ve hidayete erenler de bunlardır. (2/157)
Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur;
O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir).
(2/163)
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram
kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık
yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda
yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/173)
Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık
azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar!
(2/175)
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı
(farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle
ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine,
onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından
bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve)
ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet)
ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir.
Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için
elem verici bir azab vardır. (2/178)
Bunun yanında, kim, vasiyet edenin haksızlığa eğilim
göstereceğinden ya da günaha gireceğinden korkup da
ikisinin (tarafların) arasını bulup-düzeltirse, artık
ona günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(2/182)
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.
Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah,
gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu
bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık
onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını
dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten
ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar
orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda
onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah,
insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
(2/187)
Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin);
şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (2/192)
Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de
akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (2/199)
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (2/218)
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden,
boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat
kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar.
Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır. (2/225)
Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay
bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine)
dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(2/226)
(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi
(onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde
saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte
Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı
bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla
gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve
bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir.
Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır,
(kullara) yumuşak davranandır. (2/235)
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir
sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı
olmayandır, yumuşak davranandır. (2/263)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı
emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve
bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş
olandır, bilendir. (2/268)
Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip
fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
O, günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (2/271)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini
açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla
sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini
azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (2/284)
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler
de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine
inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden)
ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı
(dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (2/285)
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.
(Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları
aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan
dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere
yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine
güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet.
Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler
topluluğuna karşı bize yardım et." (2/286)
Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim
günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru"
diyenler; (3/16)
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler,
infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir.
(3/17)
De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah
da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır,
esirgeyendir." (3/31)
Ancak bundan sonra tevbe edenler, 'salih olarak davrananlar'
başka. Çünkü Allah, gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.
(3/89)
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi
dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır. Allah bağışlayandır,
esirgeyendir. (3/129)
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini
yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile
(vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (3/134)
Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine
zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından
dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları
bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde)
bile bile ısrar etmeyenlerdir. (3/135)
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve
içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir.
(Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.)
(3/136)
Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki
aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde)
sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım
et" demelerinden başka bir şey değildi. (3/147)
Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz
O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz
(zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz,
isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz
dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek
için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı.
Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
(3/152)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden
geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla
şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun
ki, Allah onları affetti. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
yumuşak olandır. (3/155)
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz,
Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün
toplamakta olduklarından daha hayırlıdır. (3/157)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın.
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır
giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül
edenleri sever. (3/159)
"Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda
bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz,
bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve
bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür." (3/193)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları,
kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler,
o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden
(alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse
onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın.
Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe
uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak
olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı
uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip
korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye
ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye
kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta
iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden)
gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız,
bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe)
yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (4/43)
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.
Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a
şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş
olur. (4/48)
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine
itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar
kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip
Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için
bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul
eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
(Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet
(vermiştir.) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/96)
Umulur ki Allah bunları affeder. Allah affedicidir,
bağışlayıcıdır. (4/99)
Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok
yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resûlü'ne
hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm
gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah,
bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (4/100)
Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (4/106)
Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan
bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici
olarak bulur. (4/110)
Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz.
Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar.
Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla
sapmıştır. (4/116)
Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen
gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse, büsbütün
(birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü
askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız,
şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/129)
Gerçek şu, iman edip sonra inkâra sapanlar, sonra yine
iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar…
Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola
da iletecek değildir. (4/137)
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü
bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir.
(4/149)
Allah'a ve Resûlü'ne inananlar ve onlardan hiçbiri
arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/152)
Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları
bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.
(4/168)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken
yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine
boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız
size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.)
Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim
göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar
yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir
ecir vardır. (5/9)
Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız
ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan
dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından
birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini
azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (5/18)
Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler
başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/34)
Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını)
düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder.
Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (5/39)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor
musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar.
Allah, herşeye güç yetirendir. (5/40)
Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler
mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (5/74)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden
kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası,
hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye
ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi
iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya
onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Bilin ki, Allah gerçekten cezası pek şiddetli olandır.
Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (5/98)
Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri
sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size
açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara)
yumuşak olandır. (5/101)
Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır,
eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan
Sen'sin Sen." (5/118)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde,
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir
kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse
şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (6/54)
De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz
eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası
adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir
şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu
sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle
sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle
yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek
çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.
(6/165)
Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik,
eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana
uğrayanlardan olacağız." (7/23)
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup,
başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten
şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet
etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan
olacağız" dediler. (7/149)
(Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi
bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin
en merhametli olanısın." (7/151)
Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman
edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra
elbette bağışlayandır, esirgeyendir. (7/153)
Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden
yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir
sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim, eğer dileseydin,
onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki
beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek
misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla
sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin.
Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge;
Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (7/155)
Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden
yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından
secde ederek girin, (biz de) hatalarınızı bağışlayalım.
İyilik yapanların (armağanlarını) arttıracağız" denildiğinde:
(7/161)
İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri)
kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini
bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması
pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir.
(7/167)
Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan birtakım
'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya)ın
geçici-yararını alıyor ve: "Yakında bağışlanacağız"
diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar.
Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka
bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış
mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah'tan) Korkanlar
için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek
misiniz? (7/169)
İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar
için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(8/4)
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size
doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan)
verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah
büyük fazl sahibidir. (8/29)
Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları
azablandıracak değildir. Ve onlar, bağışlanma dilemektelerken
de, Allah onları azablandıracak değildir. (8/33)
O inkâr edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte
(yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek
olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak
(onların başından da) geçmiş olacaktır. (8/38)
Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve
temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (8/69)
Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah,
sizin kalblerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse)
size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi
bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (8/70)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad
edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar
için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince
(çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları
tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini
kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı
verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/5)
Bunun ardından Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul
eder. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/27)
Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkâra saptınız.
Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu
gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız.
(9/66)
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme.
Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah
onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların
Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.
Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/80)
Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra
çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara
ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk
(günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol
yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/91)
Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve
ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında
bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine
(bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar
için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine
sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(9/99)
Diğerleri günahlarını itiraf ettiler, onlar salih bir
ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki
Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/102)
Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları
oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa-
müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman
edenlere yaraşmaz. (9/113)
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca
ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun
gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı.
Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. (9/114)
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı).
Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar
gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti
ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak
olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye
onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca)
O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (9/118)
Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O'ndan başka
bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır
isterse, O'nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur.
Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır,
esirgeyendir. (10/107)
Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe
edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel
bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine
kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten
ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
(11/3)
Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte,
bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır. (11/11)
Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması
(durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim
bağışlayandır, esirgeyendir." (11/41)
Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten
Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen,
hüsrana uğrayanlardan olurum." (11/47)
Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na
tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol
nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar
olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan
başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı
ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma
dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim,
yakın olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin.
Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir." (11/90)
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular.
(Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (11/99)
"Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın
dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkârlardan
oldun." (12/29)
"(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten
nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle
kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır,
esirgeyendir." (12/53)
Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman,
dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir
darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik.
Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave
bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara
karşılığını verir." (12/88)
Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.
Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir."
(12/92)
(Çocukları da:) "Ey babamız, bizim için günahlarımızın
bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik"
dediler. (12/97)
"İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü
O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi. (12/98)
Onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar;
oysa onlardan önce nice örnekler gelip-geçmiştir. Ve
şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine karşılık insanlar
için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin Rabbin, cezası
çok şiddetli olandır. (13/6)
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?
O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı
bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir
süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz
olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın
taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse
bize apaçık bir delil getirin." (14/10)
"Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı.
Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim
bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin."
(14/36)
"Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı
ve mü'minleri bağışla" (14/41)
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım,
esirgeyenim. (15/49)
Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız,
onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (16/18)
Sonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra
hicret edenlerin, ardından cihad edip sabredenlerin
(destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra
da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (16/110)
O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat
kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere
(yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(16/115)
Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen,
sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la
beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır,
esirgeyendir. (16/119)
Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz
salih olursanız, şüphesiz O da, (kendisine) yönelip
dönenleri bağışlayıcıdır. (17/25)
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder;
O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak
siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O,
halim olandır, bağışlayandır. (17/44)
Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan
ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey,
ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi
veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
(18/55)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer,
kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı,
şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı.
Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında
asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (18/58)
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden
bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır"
dedi. (19/47)
"Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı
ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin
(suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha
süreklidir." (20/73)
Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde
bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz
bağışlayıcıyım. (20/82)
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar
için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
(22/50)
İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle
karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda'
bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz
Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (22/60)
"Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: "Rabbimiz,
iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet
et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi
de," (23/109)
Ve de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, sen merhamet
edenlerin en hayırlısısın." (23/118)
Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar
hariç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(24/5)
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara
ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar,
affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını
sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(24/22)
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü
kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara
(yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar.
Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık
vardır. (24/26)
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından
zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin
malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere
-eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın.
Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya
hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın.
Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa)
zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır,
esirgeyendir. (24/33)
Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman
edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir
iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.
Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve
elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden kendi bazı
işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin
ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (24/62)
De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah)
indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."
(25/6)
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup
davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere
çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(25/70)
"Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı
Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
(26/51)
"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum
da O'dur;" (26/82)
"Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
(26/86)
"Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe
çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim."
(27/11)
Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda
acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz
gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz." (27/46)
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim,
artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı.
Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (28/16)
Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek
çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını
bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz
ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise,
sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin
kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)
Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sâdıkları
sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak, münafıkları
da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini
kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (33/24)
Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat
eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar,
sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden
erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç
tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan
erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca
zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar;
(işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir
ecir hazırlamıştır. (33/35)
Ey Peygamber, gerçekten biz sana ücretlerini (mehirlerini)
verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri
(savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler)
ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını,
halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını
helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden
ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını
da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak
üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri
ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda
onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik
(size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük
olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/50)
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına
dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini
söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet
görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (33/59)
Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık
o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur. (33/71)
Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları,
müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak;
mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul
edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/73)
Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya
çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. (34/2)
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir
ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve
O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz
var)." (34/15)
O inkâr edenler; onlar için şiddetli bir azab vardır.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için
de bir bağışlanma ve büyük bir ecir vardır. (35/7)
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri
böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan
ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (35/28)
Çünkü (Allah,) ecirlerini noksansız olarak öder ve
kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır,
şükrü kabul edendir. (35/30)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun;
şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul
edendir." (35/34)
üphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye
(her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval
bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları
tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (35/41)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman
olana (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın.
İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.
(36/11)
"Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını."
(36/27)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir,
üstün ve güçlü olan, bağışlayandır." (38/66)
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün
üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor.
Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir
ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun;
üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak
üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden
umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (39/53)
Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli
olan ve lütuf sahibi (Allah'tan). O'ndan başka ilah
yoktur. Dönüş O'nadır. (40/3)
"Siz beni Allah'a (karşı) inkâr etmeye ve hakkında
bilgim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz.
Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah')a
çağırıyorum. (40/42)
"İmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta
olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma
(yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz,
bizim dönüşümüz Allah'adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar
ateşin halkıdırlar." (40/43)
"Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma
olarak." (41/32)
Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar;
melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde
olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten
Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına
böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta
sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim
bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını
verendir. (42/23)
(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazlıklardan
kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar, (42/37)
Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer
işlerdendir. (42/43)
İman edenlere de ki: "(Allah'ın) Onları kazandıklarıyla
cezalandırması için, Allah'ın günlerini ummayanları
(şimdilik) bağışlasınlar." (45/14)
Yoksa: "Kendisi onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer
ben uydurdumsa, bu durumda siz, Allah'tan bana (gelecek)
hiçbir şeye malik (engel) olamazsınız. Sizin kendisi
(Kur'an) hakkında, ne taşkınlıklar yaptığınızı O daha
iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O
yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (46/8)
"Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin ve O'na
iman edin; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve
sizi acı bir azabtan korusun." (46/31)
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını
bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru
bir yola yöneltsin. (48/2)
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret
eder, dilediğini azablandırır. Allah, çok bağışlayan,
çok esirgeyendir. (48/14)
Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş
olsalardı, herhalde (bu,) kendileri için daha hayırlı
olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(49/5)
Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman
etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk
deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer
Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden
hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir." (49/14)
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun
elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel
karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir
nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (57/28)
Sizden kadınlarına "zıhar"da bulunanlar (bilsinler
ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri,
yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar,
çirkin ve yalan söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok
affeden, çok bağışlayandır. (58/2)
Ey iman edenler, Peygamber'e gizli bir şey arzedeceğiniz
zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu,
sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna
imkan) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (58/12)
Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz,
bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla
ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma.
Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."
(59/10)
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir
örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki:
"Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan
gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik.
Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye
kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir."
Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim,
ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin
için gücüm yetmez." demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz
sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş
sanadır." (60/4)
"Rabbimiz, bizi inkâr edenler için bizi fitne (deneme
konusu) kılma ve bizi bağışla Rabbimiz. Şüphesiz Sen,
üstün ve güçlüsün, hüküm ve hikmet sahibisin." (60/5)
Belki Allah, sizlerle onlardan kendilerine karşı düşmanlık
besledikleriniz arasında bir sevgi-bağı kılar. Allah,
güç yetirendir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(60/7)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını
öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak
(gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan
etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman,
onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (60/12)
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından
ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel
konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş'
budur. (61/12)
Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret
(bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana
çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak
yüz çevirmekte olduklarını görürsün. (63/5)
Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve
çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar.
Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür
(kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık
elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (64/14)
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu
sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah
Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim'dir
(cezayı vermekte acele etmeyendir). (64/17)
Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın
sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (66/1)
Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile
tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi
örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O
gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri
küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında
koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla,
bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin."
(66/8)
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha
iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı
yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
(67/2)
Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri
halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için
bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır.
(67/12)
"Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir
ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği
zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." (71/4)
"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde,
onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini
başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.'
(71/7)
"Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin;
çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. (71/10)
"Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime
gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla.
Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma." (71/28)
Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz
eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını
bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da
(böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir
eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi
(O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay
geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının
Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını
ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir.
Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı
dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç
verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük
bir ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz.
Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (73/20)
Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi
(onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi
(bağışlamaya ehil olan da) O'dur. (74/56)
O, çok bağışlayandır, çok sevendir. (85/14)
BAĞIŞLAMAK
(VERMEK, LÜTÜF ETMEK)
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi hatırlayın
ve ahdime bağlı kalın, ki ben de ahdinize bağlı kalayım.
Ve yalnızca benden korkun. (2/40)
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi
(bir dönem) alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. (2/47)
Ey İsrailoğulları, size bağışladığım nimetimi ve sizi
(bir dönem) alemlere muhakkak üstün kıldığımı hatırlayın.
(2/122)
Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız,
bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın
bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı
onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız
takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece
farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı
görendir. (2/237)
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana
kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız
ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (2/280)
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi
kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz,
bağışı en çok olan Sensin Sen." (3/8)
Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak
olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan
bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla
yiyin. (4/4)
Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka
mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu'
öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması
ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir.
Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer
o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir
topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek
ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir.
(Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan
ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan
bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/92)
Biz onda, onların üzerine yazdık: Can'a can, göze göz,
buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara
(karşılık da) kısas vardır. Ama kim bunu sadaka olarak
bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir. Kim Allah'ın
indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.
(5/45)
Hani Allah, onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer
sana çok gösterseydi, gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız
ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak
Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O, elbette
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (8/43)
Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye
kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici
değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir. (8/53)
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar
için yüce bir doğruluk dili verdik. (19/50)
"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih
olanlara kat;" (26/83)
Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan
Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? (38/9)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına
(katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek
ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu,
birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar
azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim katımızda
gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri
vardır. (38/25)
"Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib
olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız
armağan edensin." (38/35)
Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine
bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir
benzerini de bağışladık. (38/43)
Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır
bu). (78/36)
BAHÇE
Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde
olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak
edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak
yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin
örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de
bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.
(2/265)
Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan,
üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan
bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık
gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun
(böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir
kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size
ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini
bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri
üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının
tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine
benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan
bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tadları farklı
ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve
benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde ürününden
yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü
O, israf edenleri sevmez. (6/141)
Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe
olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."
(17/91)
Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden
bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler
vardır; sizler onlardan yemektesiniz. (23/19)
Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden)
yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?"
Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş
bir adama uyuyorsunuz." (25/8)
Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden
ve pınarlardan sürüp çıkardık; (26/57)
Bahçeler ve pınarlar da." (26/134)
Bahçelerin, pınarların içinde," (26/147)
(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten
su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler
bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün
değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır,
onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (27/60)
Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık
onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanırlar'.
(30/15)
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir
ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve
O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz
var)." (34/15)
Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim
selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli,
acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan
iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler
kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık: (36/34)
(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla
titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler.
Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük
fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi; (44/25)
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik;
böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
(50/9)
Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz
gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti
(erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka
devşireceklerine dair and içmişlerdi. (68/17)
Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de. (78/16)
Nice bahçeler ve üzüm bağları. (78/32)
Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler.
(80/30)
BAKIR
Bana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit
düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye
kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin,
üzerine eritilmiş bakır dökeyim." (18/96)
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü
bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş
bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında
Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan
kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın
ateşin azabından taddırırdık. (34/12)
BAKİRE
Onları hep bakireler olarak kıldık, (56/36)
Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona
yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden
itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul
ve bakire eşler' verir. (66/5)
BAKLA
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit
yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin
bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve
soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu
değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz
vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk
(damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar.
Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve
peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine)
bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
BAL
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve
onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra
meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı
yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde
şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır.
Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir
ayet vardır. (16/68-69)
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur):
İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten
ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar
ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin
her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.
Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi
olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan'
kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
BALÇIK
Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik
ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar
yağdırdık; (11/82)
Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir
balçıktan yarattık. (15/26)
Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan,
şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım." (15/28)
Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan
yarattığın beşere secde etmek için var değilim." (15/33)
Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine
balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. (15/74)
Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;
(105/4)
BALIK
Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu)
sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi
aşmışlardı. 'Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında',
balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, 'cumartesi
günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı.
İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan
ediyorduk. (7/163)
Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca
balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya
doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (18/61)
(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü kayaya sığındığımızda
ben balığı unutmuş oldum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan
başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde
kendi yolunu tuttu." (18/63)
Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette
gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi
sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden
başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden
oldum" diye çağrıda bulunmuştu. (21/87)
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. (37/142)
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi
(Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine)
çağrıda bulunmuştu. (68/48)
BARIŞ
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe
(Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.
Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (2/208)
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve
temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını
saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde
barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için
onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
(2/228)
Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime
sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle
savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp
size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları
üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer
sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve
barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende
olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri
çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.
Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz
ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız
tutun ve onları öldürün. İşte size, onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz
çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını
bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha
hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara'
hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve
sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi
olandır. (4/128)
Onlar için Rableri katında barış yurdu vardır ve O,
yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir. (6/127)
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona
eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir,
bilendir. (8/61)
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru
yola yöneltip-iletir. (10/25)
Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, barışa çağırmak
suretiyle gevşekliğe düşmeyin. Allah, sizinle beraberdir;
O, sizin amellerinizi asla eksiltmez. (47/35)
Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik
günüdür." (50/34)
|