|
-C-
CAHİLİYE
Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu)
indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu.
Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı
haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu
işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz
işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir
şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De
ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi
yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti.
(Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde
olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde
saklı duranı bilendir. (3/154)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle
inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel
olan kimdir? (5/50)
Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin),
ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması
gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru
kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve
çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy
koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy
koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah;
elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden)
güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva
sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar
da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
CAHİLLİK
Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır
kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?"
dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım"
dedi. (2/67)
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe ancak cehalet
nedeniyle kötülük yapanların sonra hemencecik tevbe
edenlerin(kidir). İşte Allah böylelerinin tevbelerini
kabul eder. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibi olandır.
(4/17)
Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara
bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe
bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). Eğer Allah
dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı. Öyleyse
sakın cahillerden olma. (6/35)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki içinizden kim bir cehalet sonucu bir
kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse
şüphesiz O bağışlayandır esirgeyendir." (En'am, 54)
Gerçek şu ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla
ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık,
-Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı.
Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (6/111)
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde
bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar.
Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var;
onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.
(7/138)
Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun
olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (7/199)
Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum.
Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri
kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar.
Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.
(11/29)
Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir.
Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında
bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden
olmayasın diye sana öğüt veriyorum." (11/46)
(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine
çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları
düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim
gösterir, (böylece) cahillerden olurum." (12/33)
(Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve
kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" (12/89)
Sonra gerçekten Rabbin cehalet sonucu kötülük işleyen
sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la
beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır
esirgeyendir. (16/119)
O Rahman'ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü
olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları
zaman "Selam" derler.(25/63)
'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan
yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim,
sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun,
biz cahilleri benimsemeyiz" derler. (28/55)
Ey iman edenler eğer bir fasık size bir haber getirirse
onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu bir
kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize
pişman olursunuz. (49/6)
Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara
sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan
korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok
zalim, çok cahildir. (33/72)
De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın dışında bir başkasına
mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?" (39/64)
Dedi ki: "İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim
şeyi tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim
olarak görüyorum." (46/23)
Ki onlar 'bilgisizliğin kuşatması' içinde habersizdirler.
(51/11)
CALUT
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan
içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir
avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir
kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber
iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha
çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir;
Allah sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında,
dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı
sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize
yardım et." (2/250)
Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar.
Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi;
ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların
bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı,
yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere
karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
CARİYELER
Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın;
iman eden bir cariye -hoşunuza gitse de- müşrik bir
kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye
kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse
de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe
çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete
çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki
öğüt alıp-düşünürler. (2/221)
Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden
korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal
olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak
üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan
korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin
malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza
daha yakındır. (4/3)
İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden
salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah,
kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet
sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından
zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin
malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere
-eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın.
Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya
hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın.
Kim onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz onların (fuhşa)
zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır
esirgeyendir. (24/33)
Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden
olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar,
(odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler:
Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız
vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için
mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara
da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler,
birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah size
ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (24/ 58)
Ey Peygamber, gerçekten biz sana ücretlerini (mehirlerini)
verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri
(savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler)
ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını,
halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını
helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden
ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını
da -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak
üzere- (senin için helal kıldık). Biz kendi eşleri ve
sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar
(mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir. (33/50)
Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle
değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana
helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler)
başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir. (33/52)
Onlar için babaları oğulları kardeşleri erkek kardeşlerinin
oğulları kız kardeşlerinin oğulları kadınları ve sağ
ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca
yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan sakının. Şüphesiz
Allah herşeye şahid olandır. (33/55)
Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu
başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar. (70/30)
CEBRAİL (A.S)
Andolsun biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peşpeşe
elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler
verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek size
ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle
gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
De ki: "Cibril'e kim düşman ise (bilsin ki) gerçekten
onu (Kitabı) Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı
ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin
kalbine indiren O'dur." (2/97)
"Her kim Allah'a meleklerine elçilerine Cibril'e ve
Mikail'e düşman ise artık şüphesiz Allah da kafirlerin
düşmanıdır." (2/98)
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Onlardan Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle
yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler
verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah
dileseydi kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra
onların peşinden gelen (ümmet)ler birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama
Allah dilediğini yapandır. (2/253)
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa sana ve annene
olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim
beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana kitabı hikmeti Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle
çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da
(yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu.
Doğuştan kör olanı alacalıyı iznimle iyileştiriyordun
(yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.
İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan
inkâra sapanlar "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi
(de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm." (5/110)
Kullarından dilediklerine melekleri emrinden olan ruh
ile indirir: Benden başka ilah yoktur şu halde benden
korkup-sakının diye uyarın. (16/2)
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan
bir günde çıkabilmektedir. (70/4)
Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın
kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar.
(Konuşacak olan da) Doğruyu söyleyecektir. (78/38)
Şüphesiz o (Kur'an) üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten
(Allah'tan getirdiği) sözüdür; (81/19)
Melekler ve ruh onda Rablerinin izniyle her bir iş
için inerler. (97/4)
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara
bir müjde ve hidayet olmak üzere onu (Kur'an'ı) hak
olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (16/102)
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik o da düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)
Demişti ki: "Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim;
sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
(19/19)
Onu Ruhu'l-emin indirdi. (26/193)
Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah) 'toplanma
ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak için kendi emrinden
olan ruhu kullarından dilediğine indirir. (40/15)
(Ki O) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.
Hemen doğruldu. (53/6)
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz
(ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok
eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız,
artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin
salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de
onun destekçisidirler. (66/4)
CEHENNEM
İnkâr edenlere de ki: "Yakında yenilgiye uğratılacaksınız
ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır
o. (3/12)
Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı
gün... Yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "İmanınızdan
sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize
karşılık olarak azabı tadın" (denilir). (3/106)
Ayetlerimize karşı inkâra sapanları şüphesiz ateşe
sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe azabı tadmaları
için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten
Allah güçlü ve üstün olandır hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/56)
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen;
derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik
de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden
olsaydık." (6/27)
Rablerinin karşısında durdurulduklarında onları bir
görsen: (Allah:) "Bu, gerçek değil mi?" dedi. Onlar:
"Evet, Rabbimiz hakkı için" dediler. (Allah:) "Öyleyse
inkâr edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.
(6/30)
Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan
çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek).
İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz kimimiz
kimimizden yararlandı ve bizim için tesbit ettiğin süreye
ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta
olmak üzere ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama
yerinizdir." Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibi
olandır bilendir. (6/128)
(Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce
geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet
girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim
hepsi birbiri ardınca orada toplanınca en sonra yer
alanlar en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar
bizi saptırdı; öyleyse, ateşten kat kat arttırılmış
bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat
kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (7/38)
(Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler
ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur kazandıklarınıza
karşılık olarak azabı tadın." (7/39)
Şüphesiz, ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı
büyüklenenler onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat
(ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete
girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız.
(7/40)
Onlar için, cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler
vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız.
(7/41)
Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize
Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da:
"Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri
(şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine
olsun." (7/44)
Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: "Rabbimiz
bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler. (7/47)
Burcun üstündeki adamlar kendilerini yüzlerinden tanıdıkları
(ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki:
"Ne (güç ve servet) toplamış olmanız ne büyüklük taslamanız
(istikbarınız) size bir yarar sağlamadı." (7/48)
Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan
ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler
ki: "Doğrusu Allah bunları inkâr edenlere haram (yasak)
kılmıştır." (7/50)
Onlar dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi
ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar bu günleriyle
karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi 'yok
sayarak tanımadıkları' gibi biz de bugün onları unutacağız.
(7/51)
Gerçek şu ki inkâr edenler (insanları) Allah'ın yolundan
engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de
harcayacaklar. Sonra bu onlara yürek acısı olacaktır
sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkâr edenler sonunda
cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (8/36)
Bu Allah'ın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı
bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek
cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
(8/37)
Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı
gün onların alınları böğürleri ve sırtları bunlarla
dağlanacak (ve:) "İşte bu kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır;
yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). (9/35)
(Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli
sudan içirilecektir. (14/16)
Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak
ona her yandan ölüm gelecek oysa ölmeyecek de. Ardından
daha katı bir azab olacak. (14/17)
Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut
ki (o gün) zulmedenler şöyle diyecekler: "Bizi yakın
bir süreye kadar ertele ki Senin çağrına cevap verelim
ve elçilere uyalım." Oysa daha önce kendiniz için hiç
zeval yoktur diye and içenler sizler değil miydiniz?
(14/44)
Ve hiç şüphe yok onların tümünün buluşma yeri cehennemdir.
(15/43)
Onun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için
bir grup ayrılmıştır. (15/44)
Ki melekler kendi nefislerinin zalimleri olarak onların
canlarını aldıklarında "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk"
diye teslim olurlar. Hayır şüphesiz Allah sizin neler
yaptığınızı bilendir. (16/28)
Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından
girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür.
(16/29)
Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse
orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız
sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona kınanmış ve
kovulmuş olarak gider. (17/18)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin
dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zalimlere bir ateş
hazırlamışız onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
Eğer onlar yardım isterlerse katı bir sıvı gibi yüzleri
kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir
içkidir o ve ne kötü bir destektir." (18/29)
Biz o gün bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına
bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür artık onların
tümünü bir arada toparlamışız. (18/99)
Ve o gün cehennemi inkâr edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz.
(18/100)
İnkâr edenler Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini
mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir
durak olarak hazırlamışız. (18/102)
De ki: "Kim sapıklık içindeyse Rahman ona süre tanıdıkça
tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet
saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam mevki)
daha kötü kimin askeri- gücü daha zayıfmış öğreneceklerdir."
(19/75)
Suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.
(19/86)
Gerçekten siz de Allah'ın dışında taptıklarınız da
cehennemin odunusunuz siz ona varacaksınız. (21/98)
Orda kendileri için 'kemikleri çatırdatan inlemeler'
vardır. Onlar orda işitmezler de. (21/100)
İşte bunlar çekişen iki gruptur Rableri konusunda çekiştiler.
İşte o inkâr edenler onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir;
başları üstünden de kaynar su dökülür. (22/19)
Ne zaman ordan sarsıcı-üzüntüden çıkmak isterlerse
oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın"
(denir). (22/22)
Artık kimin tartısı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa
erenlerin ta kendileridir. (23/102)
Kimin tartısı hafif gelirse işte onlar da kendi nefislerini
hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak
olanlardır. (23/103)
Ateş onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde
onlar (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
(23/104)
Ayetlerim size okunuyorken yalanlayanlar sizler değil
miydiniz? (23/105)
Dediler ki: "Rabbimiz mutsuzluğumuz bize karşı üstün
geldi biz sapan bir topluluk imişiz." (23/106)
"Rabbimiz bizi (ateşin) içinden çıkar eğer yine (inkâra)
dönersek artık gerçekten zalim kimseler oluruz." (23/107)
Der ki: "Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin."
(23/108)
Hayır onlar kıyamet-saatini yalanladılar; biz kıyamet
saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
(25/11)
(Ateş) Onları uzak bir yerden gördüğünde onlar bunun
gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler. (25/12)
Elleri boyunlarına bağlı olarak sıkışık bir yerine
atıldıkları zaman orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.
(25/13)
Bugün bir yok oluşu çağırmayın birçok (kere) yok oluşu
isteyip-çağırın. (25/14)
De ki: "Bu mu daha hayırlı yoksa takva sahiplerine
va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat
ve son duraktır." (25/15)
İşte (ilahlarınız) sizin söylediklerinizi yalanladılar;
bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir
ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse ona büyük bir
azab taddırırız. (25/19)
Melekleri görecekleri gün suçlu-günahkarlara bir müjde
yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size
sevinçli haber) Yasaktır yasak." (25/22)
Onların yaptıkları her işin önüne geçtik böylece onu
savurulmuş toz zerreleri kılıverdik. (25/23)
O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüp-toplanacak olanlar;
işte onlar yer bakımından çok kötü yol bakımından sapmış
olanlardır. (25/34)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten Allah'ı bırakıp dünya
hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar)
edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi inkar
edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (29/25)
Ancak inkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı
yalanlayanlar ise; artık onlar da azab için hazır bulundurulurlar.
(30/16)
Fasık olanlar içinse artık onların da barınma yeri
ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler
ve onlara: "Kendisini yalanladığınız ateş azabını tadın"
denir. (32/20)
İnkar edenlere gelince onlar için de cehennem ateşi
vardır. Onlar için ne karar verilir ki böylece ölüversinler
ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir.
İşte biz her nankör olanı böyle cezalandırırız. (35/36)
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz bizi
çıkar yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım."
Size orda (dünyada) öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği
kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse
(azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.
(35/37)
Kıyamet günü o kötü azabtan kendini yüzü ile kim koruyabilecek?
Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir. (39/24)
Kıyamet günü Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin
kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde
bir konaklama yeri mi yok? (39/60)
İnkâr edenler cehenneme bölük bölük sevkedildiler.
Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara
(cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi
uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler.
Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu. (39/71)
Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin
kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama
yeri ne kötüdür." (39/72)
İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından
girin. Artık mütekebbirlerin konaklama yeri ne kötüdür.
(40/76)
"Girin ona; artık ister sabredin ister sabretmeyin.
Sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz."
(52/16)
İşte bu suçlu-günahkarların kendisini yalanladıkları
cehennemdir. (55/43)
Onlar kendisiyle alabildiğine kaynar hale getirilmiş
su arasında dönüp-dolaşırlar. (55/44)
İşte bu onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
(56/56)
O gün münafık erkekler ile münafık kadınlar iman edenlere
derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın sizin nurunuzdan
birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya)
dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken
aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç
yanında rahmet dış yanında o yönden azab vardır. (57/13)
Ey inkâr edenler bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak
yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz. (66/7)
Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak.
Her bir grup içine atıldığında bekçileri onlara sorar:
"Size bir uyarıcı gelmedi mi?" (67/8)
Onlar: "Evet" derler. "Bize gerçekten bir uyarıcı geldi.
Fakat biz yalanladık ve: "Allah hiçbir şey indirmedi
siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz dedik."
(67/9)
Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş
olsaydık şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."
(67/10)
Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca
yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık
olsun. (67/11)
Onu Ben cehenneme sürükleyip-atacağım. (74/26)
"Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?" (74/42)
Doğrusu biz kafirlere zincirler demir halkalar (tomruklar)
ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık. (76/4)
Gerçekten cehennem bir gözetleme yeridir. (78/21)
Şimdi tadın. Size artık azabtan başkasını arttırmayacağız;
(78/30)
(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi
sana geldi mi? (88/1)
O gün öyle yüzler vardır ki 'zillet içinde aşağılanmıştır.'
(88/2)
Çalışmış boşuna yorulmuştur. (88/3)
Kızgın bir ateşe yollanırlar. (88/4)
Kaynar bir kaynaktan içirilirler. (88/5)
Onlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir
yiyecek yoktur. (88/6)
Ne doyurup-semirtir ne açlıktan korur. (88/7)
Ayetlerimizi inkar edenler ise sol yanın adamlarıdır
(Ashab-ı Meş'eme). (90/19)
Kapıları kilitlenmiş bir ateş onların üzerinedir. (90/20)
Artık sizi 'alevleri kabardıkça kabaran' bir ateşle
uyardım. (92/14)
Ona ancak en bedbaht olandan başkası yollanmaz; (92/15)
Şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler
içinde sürekli kalıcılar olmak üzere cehennem ateşindedirler.
İşte onlar yaratılmışların en kötüleridir. (98/6)
Kimin tartıları hafif kalırsa (101/8)
Artık onun da anası (son durağı) haviyedir (uçurum).
(101/9)
Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?
(101/10)
O kızgın bir ateştir. (101/11)
Arkadan çekiştirip duran kaş göz hareketleriyle alay
eden her kişinin vay haline; (104/1)
Ki o mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
(104/2)
Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.
(104/3)
Hayır; andolsun o 'hutame'ye atılacaktır. (104/4)
Hutamenin ne olduğunu sana bildiren nedir? (104/5)
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. (104/6)
Ki o yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar. (104/7)
O onların üzerine kilitlenecektir; (104/8)
(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır).
(104/9)
Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız
(102/5)
Andolsun o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.
(102/6)
Sonra onu gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş
olacaksınız. (102/7)
Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. (111/1)
Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.
(111/2)
Alevi olan bir ateşe girecektir. (111/3)
Eşi de; odun hamalı (ve) (111/4)
Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak. (111/5)
CENİN
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük
olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz
senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha
iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı)
ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz
zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
|