|
-G-
GAFLET
Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine
karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri
ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları
lanetledik.) Hayır; Allah, inkarları dolayısıyla ona
(kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(4/155)
Biz Kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve
onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız:
"Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler. (6/7)
Onlar: "Allah, beşere hiç bir şey indirmemiştir" demekle
Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler.
De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak
getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde
yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu gözardı
ettiğiniz kitabı kim indirdiği Sizin ve atalarınızın
bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah."
Sonra Onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında'
oyalanıp-dursunlar. (6/91)
Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her
ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz"
dediler. (7/132)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden
engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar;
dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak
benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu
yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları
ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. (7/146)
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok
sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla
kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler,
kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar
gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil
olanlardır. (7/179)
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi
kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret.
Gaflete kapılanlardan olma. (7/205)
Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler
gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama
daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte
biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz. (10/74)
Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini
mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.
(16/108)
"Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar
arasında görünmez bir perde kıldık." (17/45)
"Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk.
Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak)
andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye
giderler." (17/46)
"Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı
zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri
(amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten,
kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen
bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar
asla hidayet bulamazlar." (18/57)
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de
senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün
görüş-gücün keskindir." (50/22)
"Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine
dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı)
süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini
bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek
ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa
gidene itaat etme." (18/28)
"İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı
onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar
inanmıyorlar." (19/39)
"İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise
gaflet içinde yüz çeviriyorlar." (21/1)
"Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar
edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar
bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler
zalim kimselerdik" (diyecekler)"(21/97)
"Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri
içinde bırak (23/54)
"Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir.
Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım
şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar."
(23/63)
"Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye
soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki;
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler."
(31/25)
"Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı
kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık,
bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini)
yap, biz de gerçekten yapıyoruz." (41/5)
"Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın
bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini
mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi
gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir?
Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?" (45/23)
"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de
senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün
görüş-gücün keskindir." (50/22)
"Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla
böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir,
artık onlar kavrayamazlar." (63/3)
"De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor,
sonra kendisinde hiç bir kuşku olmayan kıyamet günü
O sizi bir araya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların
çoğu bilmezler." (45/26)
GALİP
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan
içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir
avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir
kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber
iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha
çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir;
Allah sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar,
Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken,
öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
(4/74)
Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet
verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz,
şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz,
yalnızca Allah'a tevekkül edin." dedi. (5/23)
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli)
edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın
taraftarlarıdır. (5/56)
Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip
olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil
mi?" (7/113)
Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse
size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme
hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut
kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık
kimselerdir. (9/8)
Onu satın alan bir Mısır'lı (aziz,) karısına: "Onun
yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur ki bize bir
yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle
biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık.
Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu
bilmezler. (12/21)
Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten
kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri
için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları
buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
"Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."
(26/40)
Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip
gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.
(26/41)
(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz;
sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki,
ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size
uyanlar galip olanlarsınız." (28/35)
Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi,
onlar hiç bir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı
ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah
çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (33/25)
Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve
elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir,
güçlü ve üstün olandır. (58/21)
GANİMETLER
Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin
beşte biri muhakkak Allah'ın, Resûlün, yakınların, yetimlerin,
yoksulların ve yolcunundur. Eğer, Allah'a, hak ile batılın
birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya
geldiği günde (Bedir'de) kulumuza indirdiğimize iman
ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, herşeye
güç yetirendir. (8/41)
Ve eğer eşlerinizden (kafirlere kaçmalarından dolayı)
herhangi bir şey kafirlere geçer, böylece siz de (savaşta
onları yenip) ganimete kavuşursanız, eşleri (kaçıp)
gidenlere, (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir
mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının.
(60/11)
Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve
temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (8/69)
Ve alacakları birçok ganimetleri de. Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/19)
Ve (daha) başka (nice nimetler de ki) siz henüz onlara
güç yetirmiş değilsiniz; (ama) gerçekten Allah, onları
kuşatmıştır. Allah, herşeye güç yetirendir. (48/21)
Onlardan Allah'ın elçisine verdiği "fey'e" gelince
ki siz buna karşı (bunu elde etmek için) ne at ne deve
sürdünüz. Ancak Allah, elçilerini dilediklerinin üstüne
musallat kılar. Allah, herşeye güç yetirendir. (59/6)
Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından, Resûlü'ne
verdiği fey, Allah'a, Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı
olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara
aittir. Öyle ki, (bu mallar ve servet) sizden zengin
olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın. Resûl,
size ne verirse artık onu alın sizi neden sakındırırsa
artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah,
cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
(Bundan başka bu mallar) Hicret eden fakirleredir ki,
onlar Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp Allah'a
ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken, yurtlarından ve
mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık
olanlar bunlardır. (59/8)
Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler,
Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre eğer, mü'min iseniz
Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a
ve Resûlü'ne itaat edin." (8/1)
Artık ganimet olarak, elde ettiklerinizden helal ve
temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (8/69)
GAYB
Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
(2/3)
(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber
ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince
de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını
gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa
vurduklarınızı da ben bilirim." (2/33)
Bunlar gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.
Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye
kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin;
çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)
Allah murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar
mü'minleri sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda
bırakacak değildir. Allah, sizi gayb üzerine muttali
kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini
seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin.
Eğer, iman eder ve sakınırsanız sizin için büyük bir
ecir vardır. (3/179)
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum,
gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum.
Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör
olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?"
(6/50)
Gaybın anahtarları O'nun katındadır. O'ndan başka hiç
kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü
O bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin
karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak
üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (6/59)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol"
dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a
üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede
edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır
haberdar olandır. (6/73)
De ki: Allah'ın dilemesi dışında, kendim için yarardan
ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı
bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım
ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk
için bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.
(7/188)
"Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De
ki: Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz.
Allah, bize durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı
Allah, görecektir O'nun elçisi de. Sonra gaybı da müşahede
edilebileni de bilen'e döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı
size haber verecektir. (9/94)
"Bir de derler ki: Rabbinden üzerine bir ayet (mucize)
indirilse ya!.. De ki: Gayb yalnızca Allah'ındır siz
bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.
(10/20)
"Ben, size Allah'ın hazineleri yanımdadır, demiyorum,
gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu, söylemiyorum ve
gözlerinizin aşağılık gördüklerine Allah kesin olarak
bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah,
daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten
o zaman zalimlerdenim (demek)dir. (11/31)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır bütün işler O'na
döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül
edin. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(11/123)
Bu sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa
onlar ,(Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken
yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında
değildin. (12/102)
O, gaybı da müşahede edileni de bilendir. Pek büyüktür,
yücedir. (13/9)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in)
emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya
daha yakındır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(16/77)
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.
Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görmekte
ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir
velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."
(18/26)
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah
onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun
va'di yerine gelecektir. (19/61)
Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri
halde) bir haşyet içindedirler ve onlar kıyamet saatinden
'içleri titremekte olanlardır.' (21/49)
Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak
koştuklarından yücedir. (23/92)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse
bilmez. Onlar, ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar."
(27/65)
İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün
ve güçlü olan esirgeyen O'dur. (32/6)
İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez."
De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun o muhakkak
size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca
hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük
olanı da daha büyük olanıda istisnasız mutlaka apaçık
bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)
Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi; onlar, uzak bir
yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).
(34/53)
Hiçbir günahkar, bir başka günahkarın günahını yüklenemez.
Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya
çağırsa -bu yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan
hiçbir şey yükletilmez. Sen yalnızca gayb ile Rablerinden
'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı
kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa artık o
kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş
Allah'adır. (35/18)
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir.
Gerçek şu ki, O sinelerin özünde (saklı) olanı bilir.
(35/38)
Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman
olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi
uyarırsın. İşte böylesini bir bağışlanma ve üstün bir
ecirle müjdele. (36/11)
De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan gaybı ve müşahede
edilebileni bilen Allah'ım. Anlaşmazlığa düştükleri
şeylerde kullarının arasında sen hüküm vereceksin."
(39/46)
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah,
yaptıklarınızı görendir. (49/18)
Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku
duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalb ile gelen
içindir. (50/33)
Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır böylece
yazıp-duruyorlar? (52/41)
Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor? (53/35)
Andolsun Biz, elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik
ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte
kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik
ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de
indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb
ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin
(ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir
üstün olandır. (57/25)
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede
edilebileni de bilendir. Rahman Rahim olan O'dur. (59/22)
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm,
şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı
da müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz;
O da, size yaptıklarınızı haber verecektir." (62/8)
Gaybı da müşahede edilebileni de bilen, Aziz (üstün
ve güçlü), Hakim (hüküm ve hikmet sahibi)dir. (64/18)
Gerçek şu ki, Rablerinden gayb ile (O'nu görmedikleri
halde) içleri titreyerek-korkanlara gelince; onlar için
bir mağfiret (bağışlanma) ve büyük bir ecir vardır.
(67/12)
Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır
ki kendileri yazıp duruyorlar? (68/47)
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini)
kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) (72/26)
O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı)
suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)
(81/24)
GAZAP
Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil. (1/7)
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit
yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin
bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve
soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu
değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz
vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk
(damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar.
Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve
peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine)
bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Allah'ın kullarından, dilediğine kendi fazlından (peygamberliği)
indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın
indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye
karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar.
Kafirler için alçaltıcı bir azab vardır. (2/90)
Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine
ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara
zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. Onlar, Allah'tan
bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası)
vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri
haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan
etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. (3/112)
Allah'ın rızasına uyan kişi, Allah'tan bir gazaba uğrayan
ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü
barınaktır o. (3/162)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak'
bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine
lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar
ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar,
yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
(5/60)
Onlardan çoğunun inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını
görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği
şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda
ebedi kalacaklardır. (5/80)
Andolsun" dedi. "Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azab
ve gazab gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında
hiçbir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın
isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme
tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz?
Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte
bekleyenlerdenim." (7/71)
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir
gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte
biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle cezalandırırız.
(7/152)
Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir
yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer
tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan
bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir.
Ne kötü bir yataktır o. (8/16)
Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır.
Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar, kendilerine
verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar. (9/58)
Kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkâra sapıp da,
-kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında
zorlanan hariç- inkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde
Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır.
(16/106)
Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından
yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize
kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine
inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür. (20/81)
Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak
döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir
vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre)
pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz
bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz
sözden caydınız?" (20/86)
Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor
ise, Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı
kabul etmesi)dır. (24/9)
(Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun
gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler. (25/12)
Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim
inkâr ederse, artık inkârı kendi aleyhinedir. Rableri
katında kafir olanlara kendi inkârları gazabtan başkasını
arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkârları kayıptan
başkasını arttırmaz. (35/39)
Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: "Allah'ın
gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan
daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman
inkâr ediyordunuz. (40/10)
O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde)
'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri
katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazab vardır
ve şiddetli azab onlaradır. (42/16)
(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazlıklardan
kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar, (42/37)
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran
şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar;
bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (47/28)
Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle
münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları
azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin.
Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve
onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.
(48/6)
Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli
(dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne
sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği)
bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar. (58/14)
Ey iman edenler, Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı
bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinmeyin; ki onlar,
kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten
umut kesmişlerdir. (60/13)
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab
(konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil
etti). (61/3)
GEBELİK
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması
için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce,
o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi.
Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua
ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun
şükredenlerden olacağız." (7/189)
Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını)
ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir.
O'nun katında herşey bir miktar (ölçü) iledir. (13/8)
Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere
çekildi. (19/22)
Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup
geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları
da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir.
Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (22/2)
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)
tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında)
taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir.
"Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır."
(31/14)
Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan.
Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın,
hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene,
ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka
bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre
kolaydır. (35/11)
Kıyamet-saatinin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın,
hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe
kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede"
diye sesleneceği gün, dediler ki: "Sana arzettik ki,
bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
46/15- Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını
tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle
doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi,
otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk
yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim, bana, anne
ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın
salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için
soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim
ve gerçekten ben Müslümanlardanım."
Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz
adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri,
-eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır.
Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları
(ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah)
ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)
(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta
olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık
ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer
onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle
ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer
güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası)
için bir başkası emzirebilir. (65/6)
Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman, (81/4)
GECE
Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra
siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece)
zalimler olmuştunuz. (2/51)
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile
gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (2/164)
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.
Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah,
gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu
bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık
onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını
dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten
ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar
orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda
onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah,
insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
(2/187)
Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak
ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır,
onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
(2/274)
Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye
bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de
diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."
(3/27)
Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk
vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini
okuyarak secdeye kapanırlar. (3/113)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için
gerçekten ayetler vardır. (3/190)
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler.
Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı
şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir.
Allah, yaptıklarını kuşatandır. (4/108)
Geceleyin ve gündüzün barınan herşey O'nundur. O, işitendir,
bilendir. (6/13)
Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün 'güç yetirip
etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen,
sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten
(uyandıran) O'dur. Sonra 'en son dönüşünüz' O'nadır.
Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir.
(6/60)
Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti
ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince:
"Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti. (6/76)
O sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme),
güneş ve ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü
olan, bilen Allah'ın takdiridir. (6/96)
Biz nice ülkeleri yıkıma uğrattık. Geceleri uyurlarken
ya da gündüzün dinlenirlerken bizim zorlu azabımız onlara
geliverdi. (7/4)
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri
yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü,
durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe,
aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz
olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin
Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın
gelmeyeceğinden güvende miydiler? (7/97)
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha
ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye
tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime
geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi. (7/142)
Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın
göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan
bir topluluk için elbette ayetler vardır. (10/6)
Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz,
onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi
karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini
takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini
sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona
emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş
gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız.
Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer
açıklarız. (10/24)
Kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün
karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp
kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu
yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına
bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada
süresiz kalacaklardır. (10/27)
De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece
veya gündüz geliverirse, suçlu-günahkarlar, bunu ne
diye erkene almak istiyorlar?" (10/50)
O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı
(mubsir) olarak sizin için yaratmıştır. Şüphesiz işitebilen
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (10/67)
(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz.
Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında
ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz
dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü
onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir.
Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın
değil mi?" (11/81)
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde
namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir.
Bu, öğüt alanlara bir öğüttür. (11/114)
Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar
kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır;
geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen
bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/3)
Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin
gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun katında
bilme bakımından) birdir. (13/10)
Güneşi ve ayı hareketlerinde sürekli emrinize amade
kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.
(14/33)
Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen
de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına
bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin." (15/65)
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi;
yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz
bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler
vardır. (16/12)
Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu
bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz
Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten
O, işitendir, görendir. (17/1)
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini
sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını
ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı
kıldık. Biz, herşeyi yeterince açıkladık. (17/12)
Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı
kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o,
şahid olunandır. (17/78)
Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla
(Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş
bir makama ulaştırır. (17/79)
Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi
ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla
konuşmamandır." (19/10)
Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin
yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten
korkmadan ve endişeye kapılmadan." (20/77)
Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin
doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih
et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında
da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. (20/130)
Gece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler. (21/20)
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; her biri
bir yörüngede yüzüp gidiyor. (21/33)
De ki: "Gece ve gündüz sizi Rahman'dan kim koruyabilir?"
Hayır, onlar Rablerini zikirden yüz çevirenlerdir. (21/42)
İşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar
ve gündüzü geceye bağlayıp-katar. Şüphesiz Allah, işitendir,
görendir. (22/61)
Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti
de hezeyanlar sergiliyordunuz. (23/67)
O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı
(veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de
aklınızı kullanmayacak mısınız? (23/80)
Allah, gece ile gündüzü evirip çevirir. Gerçekten bunda
basiret sahipleri için birer ibret vardır. (24/44)
O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme
ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır. (25/47)
O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt
alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler
için. (25/62)
Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
(25/64)
Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz"
diye vahyettik. (26/52)
Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki:
"Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim,
sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık
ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."
(27/49)
Görmediler mi, biz geceyi onda sükun bulmaları için,
gündüzü de aydınlık(la görsünler) diye yarattık. Şüphesiz,
iman eden bir kavim için bunda ayetler vardır. (27/86)
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe
kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek
olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilah kimdir?
Yine de dinlemeyecek misiniz?" (28/71)
De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe
kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek
olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi
getirecek ilah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz? (28/72)
Kendi rahmetinden olmak üzere O, sizin için, dinlenmeniz
ve O'nun fazlından (geçiminizi) aramanız için geceyi
ve gündüzü var etti. Umulur ki şükredersiniz. (28/73)
Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile O'nun fazlından
(geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz işitebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (30/23)
Görmüyor musun ki, gerçekten Allah, geceyi gündüze
bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. Güneş
ile ayı emre amade kılmıştır. Her biri, adı konulmuş
bir süreye kadar akıp gider. Allah yaptıklarınızdan
haberdârdır. (31/29)
Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler
arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var
ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda
geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın"
(dedik). (34/18)
Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır,
siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı
inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz"
dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar;
biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik.
Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(34/33)
(Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye
bağlayıp-katar; güneşi ve ayı emre amade kılmıştır,
her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir.
İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir;
mülk O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, 'bir
çekirdeğin incecik zarına' bile malik olamazlar. (35/13)
Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp
yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir. (36/37)
Ne güneşin aya erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin
gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp
gitmektedirler. (36/40)
Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız? (37/138)
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün
üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor.
Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir
ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun;
üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama
durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan
ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki:
"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz
akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler." (39/9)
Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık
olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah,
insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak
insanların çoğu şükretmiyorlar. (40/61)
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz
güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin,
ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
(41/37)
Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında
bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan)
bıkkınlık duymazlar. (41/38)
Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten
biz uyaranlarız. (44/3)
Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır. (44/4)
(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe
geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını
kabul edip cevap verdi). (44/23)
Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında),
Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü
diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde)
yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler
vardır. (45/5)
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu
tesbih et. (50/40)
Gece-boyunca da pek az uyurlardı. (51/17)
Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında
da O'nu tesbih et. (52/49)
Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar.
O, göğüslerin özünde (saklı) olanı bilendir. (57/6)
(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin
üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki
içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını
görürsün. (69/7)
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz
davet edip-durdum." (71/5)
Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: (73/2)
Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında
uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından
daha sağlamdır. (73/6)
Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz
eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını
bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da
(böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir
eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi
(O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay
geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının
Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını
ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir.
Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı
dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç
verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük
bir ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz.
Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (73/20)
Dönüp gittiği zaman geceye, (74/33)
Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun
uzadıya O'nu tesbih et. (76/26)
Geceyi bir örtü yaptık. (78/10)
Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. (79/29)
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, (81/17)
Geceye ve toplayıp-taşıdığı şeylere, (84/17)
On geceye, (89/2)
Akıp-gittiği zaman geceye, (89/4)
Onu sarıp-örttüğü zaman geceye, (91/4)
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun, (92/1)
'Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye, (93/2)
Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik. (97/1)
Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir? (97/2)
Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. (97/3)
Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, (113/3)
GEÇİM
(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru)
bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu,
sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (2/241)
Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size
geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? (7/10)
Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız
kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
(15/20)
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için
sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör
olarak haşredeceğiz." (20/124)
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi
hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok
ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye
teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?
Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (39/29)
Gündüzü bir geçim-vakti kıldık. (78/11)
GEMİ
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile
gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (2/164)
Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte
olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk.
Çünkü onlar kör bir kavimdi. (7/64)
Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz
gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla
onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken,
ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar
onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten
kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden
katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye
başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan,
muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (10/22)
Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla
birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık.
Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların
nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak. (10/73)
Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal
et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü
onlar suda- boğulacaklardır." (11/37)
Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine
her uğradığında O'nunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle
alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle
alay edeceğiz" dedi. (11/38)
Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip
onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve
onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size,
emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade
kılandır. (14/32)
Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et
yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız.
Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun.
(Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz
içindir. (16/14)
Sizin Rabbiniz, fazlından aramanız için denizde gemileri
sizin için yürütür. Gerçekten O, size karşı merhametli
olandır. (17/66)
Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince,
o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini
batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı
bir iş yaptın." (18/71)
Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak
istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla
ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle
akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni
olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(22/65)
Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (23/22)
Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle
gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca,
onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden
aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş) onlar dışında
olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana
muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
(23/27)
Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde
o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a
hamdolsun." (23/28)
Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan
ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. (26/119)
Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere
bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış
olduk. (29/15)
Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis
kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar.
Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.
(29/65)
Size kendi rahmetinden taddırması, emriyle gemileri
yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile
umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler
olarak göndermesi, O'nun ayetlerindendir. (30/46)
Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermesi
için, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir!
Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için
gerçekten ayetler vardır. (31/31)
İki deniz bir değildir. Şu, tatlı, susuzluğu keser
ve içimi kolay; şu da, tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden
taze et yersiniz ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını
çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız ve umulur ki
şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları yara
yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri
için bir ayettir. (36/41)
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. (37/140)
Onlarda sizin için yararlar vardır. Onların üstünde
göğüslerinizde olan bir hacete (ihtiyaca ve arzuya)
ulaşırsınız; onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.
(40/80)
Denizde yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O'nun ayetlerindendir.
(42/32)
Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden
ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti. (43/12)
Allah; kendi emriyle gemiler akıp gitsin ve O'nun fazlından
ararsınız diye, sizin için denize boyun eğdirdi. Umulur
ki şükredersiniz. (45/12)
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi)
üzerinde taşıdık; (54/13)
Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler O'nundur.
(55/24)
Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide biz sizi taşıdık;
(69/11)
GENÇ
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri:
"Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi.
Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken
gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan
bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan
görmekteyiz." (12/36)
O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi
ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden
bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). (18/10)
Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak
aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi
ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık. (18/13)
Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği
yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar
geçireceğim." (18/60)
(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa)
genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun,
bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (18/62)
Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
(56/17)
GIRTLAK
Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler
gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için
ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir
şefaatçi yoktur. (40/18)
GİYİM
Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda sizi korusun diye,
'(madeni) giyim-sanatını' öğrettik. Buna rağmen siz
şükredenler misiniz? (21/80)
Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
(14/50)
Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et
yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız.
Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun.
(Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz
içindir. (16/14)
GÖKLER
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le
yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş
gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm
korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa
Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina
kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için
(çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları)
bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra
göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak
düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (2/29)
(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber
ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince
de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını
gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa
vurduklarınızı da ben bilirim." (2/33)
Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla
değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa
karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azab indirdik.
(2/59)
(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin
mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve
yardımcınız yoktur. (2/107)
Dediler ki: "Allah oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan)
yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur,
tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. (2/116)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır.
O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"
der, o da hemen oluverir. (2/117)
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile
gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (2/164)
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa
hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte
bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini
bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun
ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların
korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(2/255)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini
açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla
sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini
azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (2/284)
Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
(3/5)
De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız
da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da
bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (3/29)
Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar?
Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese
de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.
(3/83)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler
Allah'a döndürülür. (3/109)
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi
dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır. Allah bağışlayandır,
esirgeyendir. (3/129)
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar
olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler
için hazırlanmıştır. (3/133)
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde
cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu
sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü,
cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin
ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (3/180)
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye
güç yetirendir. (3/189)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için
gerçekten ayetler vardır. (3/190)
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda
düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna
yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
(3/191)
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah,
herşeyi kuşatandır. (4/126)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, biz
sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan
korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkâra saparsanız,
şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah,
hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e layık olandır.
(4/131)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak
Allah yeter. (4/132)
Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni
istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi.
Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece
zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından
kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.
(4/153)
Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi.
Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra
saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların
tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/170)
Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin,
Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem
oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir.
Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan
bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür"
demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan
yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil
olarak Allah yeter. (4/171)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir."
diyenler küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu
Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak
(yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim birşeye
malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah
herşeye güç yetirendir. (5/17)
Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız
ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan
dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından
birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini
azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (5/18)
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor
musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar.
Allah, herşeye güç yetirendir. (5/40)
Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir
ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve
boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde
ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten
herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir. (5/97)
Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten
bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız
Allah'tan korkup-sakının" demişti. (5/112)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir
sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve
Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık
vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü
Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir. (5/120)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı
(nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkâr
edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri)
denk tutuyorlar. (6/1)
Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı
bilir; kazandıklarınızı da bilir. (6/3)
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı
görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir
biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki:
"Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi
kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır.
Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
(6/12)
De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen
(hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli
edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların
ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.)
(6/14)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol"
dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a
üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede
edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır,
haberdar olandır. (6/73)
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması
için- göklerin ve yerin melekûtunu10 gösteriyorduk.
(6/75)
Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri
ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
(6/79)
O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini
bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri
üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının
tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine
benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan
bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.
O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi)
yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
(6/101)
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri
yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü,
durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe,
aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz
olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin
Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı,
gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız)
bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar,
biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik.
(7/96)
De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği
bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü
yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir
ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine
iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır.
Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. (7/158)
Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden
başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine
zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azab' indirdik.
(7/162)
Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe
ve sünnete' (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve
ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar
mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
(7/185)
Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini)
sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır.
Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde
ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası
değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi
sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır.
Ancak insanların çoğu bilmezler." (7/187)
Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama
bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın
pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven
ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı
(arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
(8/11)
Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek
olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş
yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)." demişlerdi.
(8/32)
Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri
ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on
ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru
olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin
ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle
topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle
beraberdir. (9/36)
Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır;
diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve
yardımcınız yoktur. (9/116)
Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri
yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren
Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi
olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na
kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
(10/3)
Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın
göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan
bir topluluk için elbette ayetler vardır. (10/6)
Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları
dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah
katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz,
Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber
veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve
yücedir." (10/18)
Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz,
onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi
karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini
takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini
sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona
emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş
gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız.
Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer
açıklarız. (10/24)
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir?
Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden
çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren
kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki:
"Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (10/31)
Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten
Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di
haktır; ancak onların çoğu bilmezler. (10/55)
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında
Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz
herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda,
biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde
ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta
(saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de
yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (10/61)
Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim
var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile,
şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar.
Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan
ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.' (10/66)
Allah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) yücedir; O,
hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne
varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de
yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
(10/68)
De ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman
etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir
şey sağlamaz. (10/101)
O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin
daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı
günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz,
ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkâr
edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir"
derler. (11/7)
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut."
Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı)
üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar"
denildi. (11/44)
Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na
tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol
nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar
olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp
gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin,
gerçekten dilediğini yapandır. (11/107)
Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin
dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada
süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
(11/108)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na
döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül
edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
(11/123)
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını)
verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin
ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim
Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni
salihlerin arasına kat." (12/101)
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden
geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. (12/105)
Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti;
onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş
ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye
kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler,
ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza
kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)
Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan
korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip
bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında
çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
(13/13)
Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa,
istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam
gölgeleri de (O'na secde eder). (13/15)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır."
De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar
da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler
mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma)
ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla
nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması
gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince
birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır
ve O, tektir, kahredici olandır." (13/16)
(Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca
çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi.
Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri
şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık)
vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir.
Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak
şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle
vermektedir. (13/17)
O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli
azab dolayısıyla vay inkâr edenlere. (14/2)
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?
O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı
bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir
süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz
olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın
taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse
bize apaçık bir delil getirin." (14/10)
Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor
musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk
getirir. (14/19)
Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel
bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit,
dalı ise göktedir. (14/24)
Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip
onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve
onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size,
emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade
kılandır. (14/32)
Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı
da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte
hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (14/38)
Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü
gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
(14/48)
Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan
yukarı yükselseler de, (15/14)
Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için
|