|
-H-
HABER
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu
yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu, peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
(4/83)
Andolsun eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar
ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar
(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa gerçekten
seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az
(bir süre) komşu kalabilirler. (33/60)
Andolsun, biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri
bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz
ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). (47/31)
Ey iman edenler eğer bir fasık size bir haberle gelirse
onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu bir
kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize
pişman olursunuz. (49/6)
HABİL VE KABİL
Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku:
Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı.
Onlardan birininki kabul edilmiş diğerininki kabul edilmemişti.
(Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka
öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah ancak korkup-sakınanlardan
kabul eder." (5/27)
"Eğer sen beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan
ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim.
Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
(5/28)
"Şüphesiz senin kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni
ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin
cezası budur." (5/29)
Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip
zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü
bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu. (5/30)
HACC
Şüphesiz 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir.
Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa
artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca
yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını
alır). Şüphesiz Allah şükrün karşılığını verendir bilendir.
(2/158)
Sana hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De
ki: "O insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir.
İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir
ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından
girin. Allah'tan sakının umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(2/189)
"Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman
hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız artık
size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya
kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise
veya başından şikayeti varsa onun ya oruç ya sadaka
veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe
kavuşursanız hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene
kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da hacc'da üç gün döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere
bunlar tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin
ki Allah muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Hacc bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı
farz eder (yerine getirir)se (bilsin ki) haccda kadına
yaklaşmak fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz
hayır adına ne yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin
şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl
sahipleri benden korkup-sakının. (2/197)
Rabbinizden bir fazl istemenizde sizce sakınca yoktur.
Arafat'tan hep birlikte indiğinizde Allah'ı Meş'ar-ı
Haram'da anın. O sizi nasıl doğru yola yöneltip-ilettiyse
siz de O'nu anın. Gerçek şu ki siz bundan evvel sapmışlardandınız.
(2/198)
(Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde artık (cahiliye
döneminde) atalarınızı andığınız gibi hatta ondan da
kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi
vardır ki: "Rabbimiz bize dünyada ver" der; onun ahirette
nasibi yoktur. (2/200)
Sayılı günlerde Allah'ı anın. İki günde (Mina'dan dönmek
için) elini çabuk tutana günah yoktur geri kalana da
günah yoktur. (Bu) sakınan için(dir). Allah'tan korkup-sakının
ve gerçekten bilin ki siz O'na döndürülüp-toplanacaksınız.
(2/203)
Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken
avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta
tutulmak üzere hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz
Allah dilediği hükmü verir. (5/1)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına haram olan ay'a
kurbanlık hayvanlara (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden
bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere
sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık
avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından
dolayı bir topluluğa olan kininiz sakın sizi haddi aşmaya
sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır. (5/2)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara
bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece
kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp)
toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. (5/96)
Gerçek şu ki inkar edip Allah yolundan ve yerlilerle
dışarıdan gelenler için eşit olarak (haram ve kıble)
kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara orada zulmederek
adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız. (22/25)
İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak
yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer
üstünde sana gelsinler. (22/27)
HAİNLİK-İHANET
hiçbir peygambere emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet
ederse kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her
nefis ne kazandıysa (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar
haksızlığa uğratılmazlar. (3/161)
Şüphesiz Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında
hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.
(Sakın) Hainlerin savunucusu olma. (4/105)
Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye
girişme. Hiç şüphesiz Allah ihanette ilerlemiş günahkarı
sevmez. (4/107)
Sözlerini bozmaları nedeniyle onları lanetledik ve
kalplerini kaskatı kıldık. Onlar kelimeleri konuldukları
yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan
şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden
birazı dışında onlardan sürekli ihanet görür durursun.
Yine de onları affet aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik
yapanları sever. (5/13)
Ey iman edenler Allah'a ve Resûlü'ne ihanet etmeyin
bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin. (8/27)
Eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan
sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma
metnini ve diplomatik ilişkiyi yüzlerine) at. Gerçekten
Allah ihanet edenleri sevmez. (8/58)
Eğer sana ihanet etmek isterlerse onlar daha önce Allah'a
da ihanet etmişlerdi; böylece O da bozguna uğramaları
(için) sana imkan vermişti.' Allah bilendir hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/71)
(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu (itiraf Vezirin)
yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve
gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi
içindi." (12/52)
Hiç şüphe yok ki, Allah (müşriklerin saldırı ve sinsi
tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten
Allah hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (22/38)
(Allah) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını
bilir. (40/19)
Allah inkâr edenlere Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek
verdi. İkisi de kullarımızdan salih olan iki kulumuzun
nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan
dolayı (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir
şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle
birlikte girin" denildi. (66/10)
HAK
Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı
ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz. (2/42)
Allah'ın kullarından, dilediğine kendi fazlından (peygamberliği)
indirmesini 'kıskanarak ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın
indirdiklerini tanımamakla, nefislerini ne kötü şeye
karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne gazaba uğradılar.
Kafirler için alçaltıcı bir azab vardır. (2/90)
Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık
belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan
dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu
duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları
bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin.
Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (2/109)
Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak,
hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından
sorumlu tutulmayacaksın. (2/119)
Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip- durduğunu
görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye
çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.
Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin.
Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız
bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette
bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/144)
Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya
kapılanlardan olma. (2/147)
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne
çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/149)
Bu, Allah'ın Kitabı şüphesiz hak olarak indirmesindendir.
Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise uzak bir ayrılık
içindedirler. (2/176)
Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride
bir hayır bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya
bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması
-Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak-
size yazıldı (farz kılındı). (2/180)
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru
yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri
(kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden
kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta
ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler,
zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve
sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı
büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar
olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların
anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında
hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine
apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan
'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler,
o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah,
iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve
temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını
saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde
barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır.Yalnız erkekler için
onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
(2/228)
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa,
onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın.
Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları
(yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o, kendi
nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu)
edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt
olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki, Allah her şeyi bilendir.
(2/231)
Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tesbit etmediğiniz
kadınları boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur.
Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü, darda
olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru ve örfe uygun)
bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik edenler üzerinde
bir haktır. (2/236)
(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru)
bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu,
sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (2/241)
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik
olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre
daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu
verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık
(mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu
Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü
arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti
ve gücü) geniş olandır, bilendir." (2/247)
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir
hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin.
(2/252)
Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız
zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak
yazsın, katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan
kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın
ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan hiç bir şeyi
eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük
akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse,
velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid
tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz
bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona hatırlatacak
iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar.
Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte
yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana
da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız,
o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan
sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.
(2/282)
O, sana Kitabı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı
olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.
(3/3)
Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz
halde hakkı gizliyorsunuz? (3/71)
Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü
ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "Allah'ı
bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur.
Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre
Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.) (3/79)
Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak
olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre
sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir? Allah,
zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez. (3/86)
Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır.
Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup
güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki
hakkıdır. Kim de inkar ederse, şüphesiz, Allah alemlere
karşı muhtaç olmayandır. (3/97)
Bunlar sana hak olarak okumakta olduğumuz Allah'ın
ayetleridir. Allah, alemlere zulüm isteyen değildir.
(3/108)
Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak
olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan
bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla
yiyin. (4/4)
Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında
hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik.
(Sakın) Hainlerin savunucusu olma. (4/105)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için,
hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi
adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha
yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (5/8)
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı
ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı)
indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet
ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına
uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem
kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı;
ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık
hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
Elçiye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından
dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün.
Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle
birlikte yaz." (5/83)
"Hem Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını
umarken ne diye Allah'a ve bize haktan gelene inanmayalım?"
(5/84)
Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı hak ettiklerine
ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa
uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler-
öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o
ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi
aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye
Allah'a yemin ederler. (5/107)
Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya
aldıklarının haberleri onlara gelecektir. (6/5)
Senin kavmin, O (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De
ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim." (6/66)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol"
dediği gün (her şey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a
üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede
edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır,
haberdar olandır. (6/73)
"Hem siz, Onun haklarında hiç bir delil indirmediği
şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl
sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu halde 'güvenlik
içinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak
sahibidir? Eğer bilebilirseniz." (6/81)
Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size
Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap
verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak
indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın
kuşkuya kapılanlardan olma. (6/114)
O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte
kurtulanlar onlardır. (7/8)
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı hak etti. Çünkü
bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi.
Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (7/30)
Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız.
Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran
Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi
biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri
hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza
karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye
seslenilecek. (7/43)
"Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar
sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira
düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dışında,
ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz,
ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a tevekkül
ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında 'Sen hak
ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin' en hayırlısısın."
(7/89)
Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları
geçersiz kaldı. (7/118)
Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan
bir topluluk vardır. (7/159)
Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir
takım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan
(dünya)ın geçici-yararını alıyor ve: "Yakında bağışlanacağız"
diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar.
Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka
bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış
mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah'tan) Korkanlar
için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek
misiniz? (7/169)
Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla
adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır. (7/181)
Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında
mü'minlerden bir grup isteksizdi. (8/5)
(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki
kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi,
seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı. (8/6)
Hani Allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin
olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını
istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkın ve inkar
edenlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
(8/7)
O, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek
ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.) (8/8)
Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin
beşte biri, muhakkak Allah'ın, Resûlün, yakınların,
yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eğer Allah'a,
hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun
karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza indirdiğimize
iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, her
şeye güç yetirendir. (8/41)
Şirk koşanların, kendi inkarlarına bizzat kendileri
şahidler iken, Allah'ın mescidlerini onarmalarına (hak
ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş
olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.
(9/17)
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret
gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını
haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle,
küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar
savaşın. (9/29)
Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere
üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen
O'dur. (9/33)
Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana
karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri
halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük
sağladı. (9/48)
Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların
sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tesbit
eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır.
O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer
açıklamaktadır. (10/5)
İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse
haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala
çevriliyorsunuz? (10/32)
De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek
var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse,
hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa
doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan
mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?" (10/35)
Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten
zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şühesiz Allah,
onların işlemekte olduklarını bilendir. (10/36)
Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten
Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di
haktır; ancak onların çoğu bilmezler. (10/55)
Onlara katımızdan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu,
kuşkusuz apaçık bir büyüdür." (10/76)
Musa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz?
Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler"
dedi. (10/77)
Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak)
kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (10/82)
Gerçek şu ki, Rabbinin kelimesi üzerlerinde hak olanlar,
onlar inanmazlar. (10/96)
Sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız;
mü'minleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır. (10/103)
De ki: "Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak
gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi
için hidayet bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine
sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim."
(10/108)
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için
göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine)
Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman,
O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (11/5)
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine
ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet
olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan
kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a)
inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona
vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü
o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu
inanmazlar. (11/17)
Bunlar, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir
ve bunların Allah'tan başka velileri yoktur. Azab onlar
için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı) işitmeye güç
yetirmezlerdi ve görmezlerdi de. (11/20)
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim
oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır.
Sen hakimlerin hakimisin." (11/45)
Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında bizim haktan
bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir.
Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun." (11/79)
Sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak-
doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere
bir öğüt ve uyarı gelmiştir. (11/120)
Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve
sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu
iman etmezler. (13/1)
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır.
Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç
bir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca,
ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna
beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin
duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (13/14)
(Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca
çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi.
Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri
şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık)
vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir.
Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak
şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle
vermektedir. (13/17)
Peki, sana Rabbinden indirilenin gerçekten hak olduğunu
bilen kişi, o görmeyen (a'ma) gibi midir? Ancak temiz
akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler. (13/19)
Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor
musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk
getirir. (14/19)
Hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz. O zaman da
onlara göz açtırılmaz. (15/8)
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini
hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç
şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara
karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)
Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları
şeylerden yücedir. (16/3)
Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan
kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.
Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan
kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde
dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
(16/36)
Olanca yeminleriyle: "Öleni Allah diriltmez" diye yemin
ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir,
ancak insanların çoğu bilmezler. (16/38)
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara
bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak
olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (16/102)
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun
'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle
onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine
söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz. (17/16)
De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl
yok olucudur." (17/81)
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile
indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu
olarak gönderdik. (17/105)
Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten
kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri
için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları
buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin,
dileyen inkar etsin. Şüphesiz biz zalimlere bir ateş
hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri
kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir
içkidir o ve ne kötü bir destektir. (18/29)
İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk)
hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı,
sonuç bakımından hayırlıdır. (18/44)
Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında
(başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkar edenler ise, hakkı
batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar
benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu
edindiler. (18/56)
Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin
va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di
haktır." (18/98)
İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak
Söz".(19/34)
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun
vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada)
acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır." (20/114)
Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun
beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok
olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden
dolayı eyvahlar size. (21/18)
Yoksa O'ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt
(burhan)ınızı getirin. İşte benimle birlikte olanların
zikri (Kitabı) ve benden öncekilerin de zikri." Hayır,
onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz çeviriyorlar.
(21/24)
Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için
bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı
birbirinden ayıran (furkan)ı verdik. (21/48)
(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim
Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı
yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır." (21/112)
İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın kendisidir ve şüphesiz
ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.
(22/6)
Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar,
güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve
insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu
üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa,
artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allh,
dilediğini yapar. (22/18)
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun
dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta
kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür. (22/62)
Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere,
o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları
bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
(23/41)
Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz;
elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar
hiç bir haksızlığa uğratılmazlar. (23/62)
Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o,
onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu
hakkı çirkin karşılıyorlar. (23/70)
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde
olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz
onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz,
fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (23/71)
Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten
yalancıdırlar. (23/90)
Hak melik olan Allah pek yücedir, Ondan başka ilah
yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir. (23/116)
O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir
ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.
(24/25)
Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.
(24/49)
Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki,
biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını
getirmiş olmayalım. (25/33)
Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan
hak üzerindesin. (27/79)
Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve
Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.
(28/3)
Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten
Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine
geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (28/13)
Fakat onlara kendi katımızdan hak geldiği zaman: "Musa'ya
verilenlerin bir benzeri buna verilmeli değil miydi?"
dediler. Onlar, daha önce Musa'ya verilenleri inkar
etmemişler miydi? "İki büyü birbirine arka çıktı" dediler.
Ve: "Gerçekten biz hepsini inkar edenleriz" dediler.
(28/48)
Onlara okunduğu zaman: "Biz ona inandık, gerçekten
o, Rabbimizden olan bir haktır, şüphesiz biz bundan
önce de müslümanlar idik" derler. (28/53)
Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz,
işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz
azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse)
Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar
bize tapıyor da değillerdi. (28/63)
Her ümmetten bir şahid ayırıp çıkardık da: "Kesin-kanıt
(burhan)ınızı getirin" dedik. Artık öğrenmiş oldular
ki, hak, gerçekten Allah'ındır ve düzüp uydurdukları
kendilerinden uzaklaşıp-kaybolmuşlardır. (28/75)
Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz,
bunda iman edenler için bir ayet vardır. (29/44)
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya
kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha
zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama
yeri mi yok? (29/68)
Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah,
gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak
ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır.
Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar
ediyorlar. (30/8)
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler
gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece
biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere
yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır. (30/47)
Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır;
kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe
(veya gevşekliğe) sürüklemesinler. (30/60)
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'di haktır.
O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(31/9)
İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz
O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz
Allah, yücedir, büyüktür. (31/30)
Ey insanlar, Rabb'inizden korkup-sakının ve öyle bir
günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba,
çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk
da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir.
Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi
aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah
ile aldatmasın. (31/33)
Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o,
Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir
uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik).
Umulur ki hidayet bulurlar. (32/3)
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki
kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek
yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi
sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin
(öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan)
yola yöneltip-iletir. (33/4)
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin,
(Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini
beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin,
yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten
bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan
(peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman,
perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için
de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın
Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız
size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız,
Allah katında çok büyük (bir günah)tır. (33/53)
O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin)
şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku
giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler,
"Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür. (34/23)
De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak,
sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü
vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi
hakkıyla) bilendir." (34/26)
Onlara, apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda: "Bu, sizi
babalarınızın taptıkların(ilahlar)dan alıkoymak isteyen
bir adamdan başkası değildir" dediler. Ve dediler ki:
"Bu, düzülüp uydurulmuş bir yalan (iftira)dan başka
bir şey de değildir." İnkar edenler de, kendilerine
geldiği zaman hak için: "Bu, apaçık bir büyüden başka
bir şey değildir" dediler. (34/43)
De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya
dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.
(34/48)
De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir,
ne geri getirebilir." (34/49)
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse
dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi
Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. (35/5)
Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde
bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (35/24)
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur;
artık inanmazlar. (36/7)
(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin
üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (36/70)
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan)
yana gelip yanaşıyordunuz." derler. (37/28)
"Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize
hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız." (37/31)
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de
doğrulamıştı. (37/37)
Hepsi de elçileri yalanladılar, böylece azabla-sonuçlandırmam
(onlara) hak oldu. (38/14)
Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler
ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta
bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında
zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet."
(38/22)
"Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife
kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek
ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan
saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlara, hesap
gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır."
(38/26)
(Allah) "İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim" dedi.
(38/84)
Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse
sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet
et. (39/2)
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün
üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor.
Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir
ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun;
üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)
Azab sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla
bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?
(39/19)
Şüphesiz, sana biz Kitabı insanlar için hak olmak üzere
indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir;
kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların
üzerinde vekil değilsin. (39/41)
Yer, Rabbi'nin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap
kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında
hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.
(39/69)
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler.
Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara
(cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi
uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler.
Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. (39/71)
Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rablerini
hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak
ile hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin Rabbine hamdolsun"
denilmiştir. (39/75)
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden
sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini
(susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla
yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye
giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim
cezalandırmam nasılmış? (40/5)
Senin Rabbinin kafirler üzerindeki: "Gerçekten onlar
ateşin halkıdır" sözü böylece hak oldu. (40/6)
Allah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları
hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, işitendir,
görendir. (40/20)
Böylece, o, katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği
zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek
çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak
kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası
değildir. (40/25)
Şu halde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va'di haktır.
Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd
ile tesbih et. (40/55)
Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır.
Sonunda ya onlara va'dettiğimiz (azab)in bir kısmını
sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz.
Nihayet onlar bize döndürülecekler. (40/77)
Andolsun, biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan
kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi
bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek
olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak
ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte
(istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır. (40/78)
Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine
kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları
kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan
kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte
tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar,
hüsrana uğrayan kimselerdi. (41/25)
Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde
onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu
kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin
şahid olması yetmez mi? (41/53)
Ki Allah, hak olmak üzere Kitabı ve mizanı indirdi.
Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır. (42/17)
Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır.
İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve
onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun;
kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir
sapıklık içindedirler. (42/18)
Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan düzüp-uydurdu"mu
diyorlar? Oysa eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler.
Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır ve kendi kelimeleriyle
hakkı hak olarak pekiştirir (gerçekleştirir). Çünkü
O, sinelerin özünde olanı bilendir. (42/24)
Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve
açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım-yaşattım.
(43/29)
Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir
büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız." (43/30)
"Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir çoğunuz
hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdiniz." (43/78)
O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler;
ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.
(43/86)
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların
çoğu bilmezler. (44/39)
Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma
günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
(44/40)
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; sana bunları hak
olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'tan ve O'nun
ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler? (45/6)
Ve onlara bu emirden açık belgeler verdik. Fakat onlar,
kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki
'hakka tecavüz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa düştüler.
Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde
kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. (45/17)
Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki,
her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez.
(45/22)
"Bu bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor.
Gerçekten biz, sizin yaptıklarınızı yazıyorduk." (45/29)
"Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde
hiç bir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati
de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve
tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle
inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz. (45/32)
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak
hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) olarak
yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeyden yüz
çeviren(kimseler)dir. (46/3)
Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman,
o inkar edenler kendilerine gelmiş olan hak için dediler
ki: "Bu, apaçık bir büyüdür." (46/7)
O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce
nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla
mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası)
ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz
Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin
masallarından başkası değildir" der. (46/17)
İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden
evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine
hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.
(46/18)
Dediler ki: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra
indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap
dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip-iletmektedir."
(46/30)
İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen
(Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- iman edenlerin
(Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını
düzeltip-ıslah etmiştir. (47/2)
İşte böyle; hiç şüphesiz, inkar edenler batıl olana
uymuşlar; ve hiç şüphesiz, iman edenler Rablerinden
olan hakka uymuşlardır. İşte Allah, insanlara kendi
örneklerini böyle vererek gösteriyor. (47/3)
Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu
doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i
Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz
de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat
Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce
size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (48/27)
Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün
dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak
Allah yeter. (48/28)
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi
onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar. (50/5)
Eyke halkı ve Tubba' kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı;
böylece benim tehdidim (onların üzerine) hak oldu. (50/14)
O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler.
İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür. (50/42)
Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı
istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı. (51/19)
Oysa onların bununla ilgili hiç bir bilgileri yoktur.
Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan,
haktan yana hiç bir yarar sağlamaz. (53/28)
İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri
için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı
gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş,
sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri
de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan çoğu
fasık olanlardı. (57/16)
Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız
olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;
oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz
olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de
(yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim
yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla
çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hala sevgi gizliyorsunuz?
Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı
bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun
ortasından şaşırıp-sapmış olur. (60/1)
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur.
Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı
üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (61/9)
Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli
bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı.
Dönüş O'nadır. (64/3)
Ve onların mallarında belirli bir hak vardır: (70/24)
İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu
edinsin. (78/39)
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine
hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye
edenler başka. (103/3)
HAKEM
(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız,
bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da
ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek
isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz,
Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri
şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme,
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (4/65)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu
halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden
yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değildir. (5/43)
Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size
Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap
verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak
indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın
kuşkuya kapılanlardan olma. (6/114)
HAMAN
Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri
olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine,
onlardan sakındıkları şeyi gösterelim. (28/6)
Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin)
kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye
sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri
bir yanılgı içindeydi. (28/8)
Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden
başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde
bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki
Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan
(biri) sanıyorum." (28/38)
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık).
Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak
yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup)
geçecek değillerdi. (29/39)
Andolsun biz, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık ispatlı
bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a.
Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler.
(40/23-24)
Firavun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yüksek bir
kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim," (40/36)
HAMD
Hamd, Alemlerin Rabbi'nedir. (1/1)
Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, biz
sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan
korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkara saparsanız,
şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah,
hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e layık olandır.
(4/131)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı
(nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar
edenler, Rablerine (bir takım varlıkları ve güçleri)
denk tutuyorlar. (6/1)
Böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu. Hamd, alemlerin
Rabbi olan Allah'adır. (6/45)
Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız.
Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran
Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi
biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri
hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza
karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye
seslenilecek. (7/43)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam
uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler,
iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın
sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.
(9/112)
Oradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne yücesin"dir ve oradaki
dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da:
"Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
(10/10)
Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan
korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip
bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında
çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
(13/13)
"Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen
İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten
duayı işitendir." (14/39)
Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden
ol. (15/98)
Allah, (kendisine ortak koştuğunuz ilahlar konusunda)
hiç bir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan
ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz,
böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek
olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır;
fakat onların çoğu bilmezler. (16/75)
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı
olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı)
bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir
et. (17/111)
Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık
kılmayan Allah'a aittir. (18/1)
Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin
doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih
et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında
da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. (20/130)
"Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde
o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a
hamdolsun." (23/28)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül
et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından
O'nun haberdar olması yeter. (25/58)
Andolsun, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik: "Bizi
inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a
hamdolsun." dediler. (27/15)
Dedi ki: "Hamd Allah'ındır ve selam O'nun seçtiği kullarının
üzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak
koştukları mı?" (27/59)
Ve de ki: "Allah'a hamd olsun, O size ayetlerini gösterecektir,
siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan
gafil değildir. (27/93)
O, Allah'tır, kendisinden başka ilah yoktur. İlkte
de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.
(28/70)
Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra
yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz:
"Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır,
onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve
öğleye erdiğiniz vakit de. (30/18)
Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik.
Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim
inkar ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye
ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca
O'na aittir). (31/12)
Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye
soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki;
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler. (31/25)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah,
Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır,
Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir. (31/26)
Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı
zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile
tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar
iman eder. (32/15)
Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait
olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm
ve hikmet sahibidir, haber alandır. (34/1)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder
kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada
dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
(35/1)
Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun;
şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul
edendir." (35/34)
Ve alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. (37/182)
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi
hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok
ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye
teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?
Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (39/29)
(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan
ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki,
cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih)
Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (39/74)
Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rablerini
hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak
ile hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin Rabbine hamd olsun"
denilmiştir. (39/75)
Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar,
Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte
ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz,
rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe
edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve
onları cehennem azabından koru." (40/7)
Şu halde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va'di haktır.
Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd
ile tesbih et. (40/55)
O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse
dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua
edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun. (40/65)
Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar;
melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde
olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten
Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin
Rabbi Allah'ındır. (45/36)
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve
Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd
ile tesbih et. (50/39)
Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen,
Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini
hamd ile tesbih et. (52/48)
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder.
Mülk O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, her şeye
güç yetirendir. (64/1)
Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret
dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (110/3)
HANİF (MUVAHHİD)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete
eresiniz." De ki: "Hayır (doğru yol) Hanif (muvahhid)
olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi."
(2/135)
İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı: ancak O hanif
(muvahhid) bir Müslümandı müşriklerden de değildi. (3/67)
De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan
(Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O müşriklerden
değildi." (3/95)
İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif
(tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel
din'li kimdir? Allah İbrahim'i dost edinmiştir. (4/125)
"Gerçek şu ki ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri
ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
(6/79)
De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru bir yola iletti
dimdik duran bir dine İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine…
O müşriklerden değildi." (6/161)
Ve: "Bir muvahhid (hanif) olarak yüzünü dine doğru
yönelt ve sakın müşriklerden olma" (10/105)
Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a
gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden
değildi. (16/120)
Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in
dinine uy. O müşriklerden değildi." (16/123)
Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak O'na (hiçbir) ortak
koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o gökten
düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız
bir yere sürükleyip atmış gibidir. (22/31)
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak
dine Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun
üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme
yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak
insanların çoğu bilmezler. (30/30)
Oysa onlar dini yalnızca O'na halis kılan hanifler
(Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek
namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla
emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam)
din budur. (98/5)
HARAÇ
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin
haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O,
rızık verenlerin en hayırlısıdır. (23/72)
HARAM
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü
yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla
aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak
geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları
çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın
bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz?
Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası
aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de
azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/85)
Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip- durduğunu
görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye
çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.
Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin.
Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız
bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette
bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/144)
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram
kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık
yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda
yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/173)
Faiz (riba) yiyenler, ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı
gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar.
Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden
dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram
kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize)
bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a
aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin
halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. (2/275)
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan
bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir
ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."
(3/50)
Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram
kıldıklarından başka, İsrailoğullarına bütün yiyecekler
helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı
getirin de onu okuyun".(3/93)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları,
kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın
yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine
helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. (4/160)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken
yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine
boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız
size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.)
Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim
göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar
yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
(Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram
kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.'
Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme." (5/26)
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz
çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiç
bir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında
hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle
hüküm yürütenleri sever. (5/42)
Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte
çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları
ne kötüdür. (5/62)
Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri
(Ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden
sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür.
(5/63)
Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler
küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları,
benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet
edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti
haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere
yardımcı yoktur." (5/72)
Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı
güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz
Allah, haddi aşanları sevmez. (5/87)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara
bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece
kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp)
toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. (5/96)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı
açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri
yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi
heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar.
Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
(6/119)
Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası
yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır."
Öyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle-
üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira
düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.
(6/138)
Çocuklarını hiç bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca
öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram
kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
(6/140)
Sekiz çift; koyundan iki, keçiden de iki. De ki: "İki
erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi, ya da o
iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları)
mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber
verin." (6/143)
Deveden iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi
haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin
rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa
Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?"
Hiç bir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (6/144)
De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz
eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası
adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir
şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu
sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.
Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına
yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını
da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde
bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz
şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz
şirk koşardık, ne atalarımız ve hiç bir şeyi de haram
kılmazdık." Onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azabımızı
tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda,
bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna
uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz."
(6/148)
De ki: "Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına şehadet
edecek şahidlerinizi getirin." Şayet onlar, şehadet
edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şehadet etme.
Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların
heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri
ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. (6/150)
De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını
okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya
iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
-Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin
açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma
dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi
öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve
temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar,
dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise
yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (7/32)
De ki: "Rabbim yalnızca çirkin-hayasızlıkları -onlardan
açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi,
haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında
ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah'a şirk
koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi
haram kılmıştır." (7/33)
Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan
ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler
ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak)
kılmıştır." (7/50)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor,
münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal,
murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek
olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen
nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (7/157)
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret
gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını
haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle,
küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar
savaşın. (9/29)
De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını
haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler
misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah
hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" (10/59)
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi,
O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de,
atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık."
Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere
düşen apaçık bir tebliğden başkası mı? (16/35)
O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat
kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere
(yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(16/115)
Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla
şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı
yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan
uyduranlar kurtuluşa ermezler. (16/116)
Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı
|