|
-I-
IRKLAR
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında
sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (49/13)
IRMAK
İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten
onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.
Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde:
"Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara,
(dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar
için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
(2/25)
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi,
hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki,
onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır,
ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla
yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz)
değildir. (2/74)
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan
içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir
avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir
kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber
iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha
çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir;
Allah sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan,
üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan
bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık
gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun
(böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir
kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size
ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi?
Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz
eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla
görendir." (3/15)
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve
içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir.
(Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.)
(3/136)
Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab
verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden
bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz
kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından
sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin,
çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim
ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.
(Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah,
karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır." (3/195)
Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah
katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan
-içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik
yapanlar için, Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır.
(3/198)
Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine
itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi
kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve
mutluluk budur. (4/13)
İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar
akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız.
Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları,
'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız.
(4/57)
İman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından
ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız.
Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru
sözlü kim vardır? (4/122)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak)
almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici göndermiştik.
Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır,
onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç
verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve
sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım.
Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz
bir yoldan sapmıştır." (5/12)
Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde
ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler
verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır. (5/85)
Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin
yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan
razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük
'kurtuluş ve mutluluk' budur." (5/119)
Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız.
Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran
Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi
biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri
hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza
karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye
seslenilecek. (7/43)
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde
ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler
ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan
olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur. (9/89)
Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle
uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan
hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları,
altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte
büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/100)
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri
onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan,
nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet
eder). (10/9)
Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar
kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır;
geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen
bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/3)
Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar
akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların
(mutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle
altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere
konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri:
"Selam"dır. (14/23)
Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip
onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve
onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size,
emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade
kılandır. (14/32)
Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar
bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru
yolu bulursunuz. (16/15)
Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar
akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte
Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. (16/31)
Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe
olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."
(17/91)
Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır,
orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten
ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve
tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel
sevap ve ne güzel destek. (18/31)
İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından)
hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak
fışkırtmıştık. (18/33)
İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan
Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış
olanın karşılığıdır." (20/76)
Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah,
her istediğini yapar. (22/14)
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde
bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar,
orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler;
ordaki elbiseleri ipek(ten)tir. (22/23)
Dilediği takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak
altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için
köşkler kılan (Allah) ne yücedir. (25/10)
Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında
ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar
yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz)
koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır
onların çoğu bilmiyorlar. (27/61)
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde
ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin
yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih)
Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (29/58)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek
köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina
edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,)
Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez. (39/20)
Şüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkar edenler
ise, metalanırlar ve hayvanların yemesi gibi yerler;
ateş, onlar için bir konaklama yeridir. (47/12)
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur):
İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten
ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar
ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin
her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.
Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi
olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan'
kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
(Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları,
içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar
akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması
içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur.
(48/5)
Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük
yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve
Resûlü'ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar
akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı
bir azab ile azablandırır. (48/17)
O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları
önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin
müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından
ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve
mutluluk' budur. (57/12)
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk)
bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle
bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar,
ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse
kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir
ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden
bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar
akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır.
Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz
Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip
kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından
ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel
konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş'
budur. (61/12)
Sizi toplanma günü için bir arada toplayacağı gün;
işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah'a iman
edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini
örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından
ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük 'mutluluk
ve kurtuluş (fevz)' budur. (64/9)
İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan
nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size
okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih
bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar
olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar.
Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (65/11)
Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile
tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi
örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O
gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri
küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında
koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla,
bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin."
(66/8)
Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün
yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin."
(71/12)
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince;
onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (85/11)
Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar
olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir.
Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı
(hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi
titreyerek korku duyan kimse' içindir. (98/8)
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı
görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir
biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim,
Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim
değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (43/51)
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.
(54/54)
IRZ
Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik,
onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)
Ve onlar ırzlarını koruyanlardır; (23/5)
Mü'minlere söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar
ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir.
Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdârdır. (24/30)
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa
vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya
da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden
ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan
başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a
tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat
eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar,
sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden
erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç
tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan
erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca
zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar;
(işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir
ecir hazırlamıştır. (33/35)
İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu.
Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini
ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı
olanlardandı. (66/12)
Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar; (70/29)
ISLAH
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde:
"Biz sadece ıslah edicileriz" derler. (2/11)
Hem dünya (konusun)da, hem ahiret (konusunda). Ve sana
yetimleri sorarlar. De ki: "Onları ıslah etmek (yararlı
kılmak) hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız,
artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgun (fesad)
çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder). Eğer Allah
dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü
ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
Sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin.
Eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan
vazgeçin. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
(4/16)
Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı
sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis)
kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler.
Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir. (4/146)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde,
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir
kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse
şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (6/54)
Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha
ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye
tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime
geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi. (7/142)
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz?
Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O
da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa?
Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle)
size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm
oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak
Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim."
(11/88)
Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri
zulm ile helak edecek değildi. (11/117)
Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen,
sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la
beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır,
esirgeyendir. (16/119)
Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak
isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün
gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde
yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden
olmak istemiyorsun." (28/19)
Ki O ( Allah), amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse, artık
o en büyük kurtuluşla kurtulmuştur. (33/71)
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür.
Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa)
artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri
sevmez. (42/40)
ISLIK ÇALMAK
Onların Beyt(-i Şerif) önündeki duaları, ıslık çalmaktan
ve el çırpmaktan başkası değildir. Artık inkâr ettikleriniz
dolayısıyla tadın azabı. (8/35)
ISSIZ
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan
gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını
ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine
Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti.
(Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya
bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz
yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz
bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni
insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere
de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara
et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık
belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum
ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir." (2/259)
Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere
çekildi. (19/22)
Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak
koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten
düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız
bir yere sürükleyip atmış gibidir. (22/31)
IŞIK
Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce:
"İşte bu benim Rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da
kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu
ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım." (6/78)
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali,
içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça
içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki,
doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından
yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa
da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah,
kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah
insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
|