|
-İ-
İBADET
Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım
dileriz. (1/4)
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar)
kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet
(ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini)
göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri
kabul eden ve esirgeyensin." (2/128)
Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz?
O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?"
dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim,
İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz;
bizler ona teslim olduk" demişlerdi. (2/133)
(Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye
döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da
kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi
vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette
nasibi yoktur. (2/200)
"Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.
Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur."
(3/51)
Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın.
Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara,
yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda
kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle
davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (4/36)
Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler,
Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar.
Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve
büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda
toplayacaktır. (4/172)
Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler
küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları,
benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet
edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti
haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere
yardımcı yoktur." (5/72)
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim
ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (6/162)
Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur
ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir."
(7/139)
Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O'na ibadet etmekten
büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde
ederler. (7/206)
Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini
rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de..
Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka
bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur.
O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. (9/31)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam
uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler,
iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın
sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.
(9/112)
O gün, onların tümünü bir arada toplayacağız, sonra
şirk katanlara: "Yerinizden ayrılmayınız; siz de, şirk
koştuklarınız da" diyeceğiz. Artık onların arasını açmışızdır.
Şirk koştukları derler ki: "Siz bize ibadet ediyor değildiniz."
(10/28)
"Bizim ile sizin aranızda şahid olarak Allah yeter.
Gerçekten biz, sizin ibadetinizden habersizdik." (10/29)
De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku
içindeyseniz, ben, sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize
ibadet etmiyorum, ancak ben, sizin hayatınıza son verecek
olan Allah'a ibadet ederim. Ben, mü'minlerden olmakla
emrolundum." (10/104)
Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Gerçekten
ben, sizi O'nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim; (11/2)
Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi
ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka
ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden
başkası değilsiniz. (11/50)
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan
başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı
ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma
dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim,
yakın olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka
ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten
sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum.
Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından
korkuyorum." (11/84)
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır.
Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç
bir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca,
ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna
beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin
duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (13/14)
Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (15/99)
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir
beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah
olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa,
artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette
hiç kimseyi ortak tutmasın." (18/110)
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir;
şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol.
Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun? (19/65)
"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur;
şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru
namaz kıl." (20/14)
Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında
olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve
yorgunluk duymazlar. (21/19)
Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş
olmayalım: "Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana ibadet
edin." (21/25)
Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler
kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı
ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
(21/73)
Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi
giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler
için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte
bir katını daha verdik. (21/84)
Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben
de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz. (21/92)
İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder,
eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur
ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü
üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de.
İşte bu, apaçık bir kayıptır. (22/11)
Biz her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar
bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in)de
seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz
sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin. (22/67)
Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize
ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
(22/77)
Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun
dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak
mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
(23/32)
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl
'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde
'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip
beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak
ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.
Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir
şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak
şeylere ibadet ediyorlar. Kafir, (asıl) kendi Rabbine
karşı (şeytana) arka çıkandır. (25/55)
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet etmekle
emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı.
Her şey O'nundur. Ve müslümanlardan olmakla emrolundum."
(27/91)
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.
Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve
kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak
en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (29/45)
Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir;
artık yalnızca bana ibadet edin. (29/56)
Şüphesiz, sana bu Kitabı hak ile indirdik; öyleyse
sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet
et. (39/2)
Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır.
O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz,
bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye
ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında
ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten
Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.
(39/3)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama
durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan
ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki:
"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz
akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler." (39/9)
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a
ibadet etmekle emrolundum." (39/11)
De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a
ibadet ederim." (39/14)
"Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De
ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem
kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır.
Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir."
(39/15)
Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim.
Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler;
cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.
(40/60)
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz
güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin,
ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
(41/37)
Dediler ki: "Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara
ibadet etmezdik." Onların bundan yana hiç bir bilgileri
yoktur. Onlar, yalnızca 'zan ve tahminle yalan söylüyorlar.'
(43/20)
İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman,
(Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler
ve (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar. (46/6)
Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler
diye yarattım. (51/56)
Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona
yerinize sizlerden daha hayırlı müslüman, mü'min, gönülden
itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul
ve bakire eşler' verir. (66/5)
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na
dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,)
neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. (72/19)
Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında
uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından
daha sağlamdır. (73/6)
Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle)
yorulmaya-devam et. (94/7)
İBLİS
Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç
(hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi,
(böylece) kafirlerden oldu. (2/34)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil)
verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik.
Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden
olmadı. (7/11)
Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
(15/31)
Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle
birlikte olmadın?" (15/32)
Hani, meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in
dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur
olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" (17/61)
Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in
dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,
böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda
Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz?
Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için
ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (18/50)
Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in
dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
(20/116)
Ve İblis'in bütün orduları da. (26/95)
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış
oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş
oldular. (34/20)
Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden
oldu. (38/74)
(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma
seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi,
yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" (38/75)
İBRAHİM (A.S)
VE KAVMİ
Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle denemişti.
O da, (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O
zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam
kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?" deyince
(Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi. (2/124)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik
yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin"
İbrahim ve İsmail'e de "Evimi tavaf edenler itikafa
çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin"
diye ahid verdik. (2/125)
Hani İbrahim: "Rabbim bu şehri bir güvenlik yeri kıl
ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle
rızıklandır" demişti de (Allah: "Sadece inananları değil)
inkâr edeni de az bir süre yararlandırır sonra onu ateşin
azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti.
(2/126)
İbrahim İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını
yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz
bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen işiten ve bilensin";
(2/127)
Rabbimiz ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl
ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet
(ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini)
göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri
kabul eden ve esirgeyensin." (2/128)
Kendi nefsini aşağılık kılandan başka İbrahim'in dininden
kim yüz çevirir? Andolsun biz onu dünyada seçtik, gerçekten
ahirette de O salihlerdendir. (2/130)
Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine
teslim oldum" demişti. (2/131)
Bunu, İbrahim oğullarına vasiyet etti Yakup da: "Oğullarım
şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti siz de ancak Müslüman
olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.)
(2/132)
Yoksa siz Yakub'un ölüm anında orada şahidler miydiniz?
O oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?"
dediğinde onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim
İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz;
bizler ona teslim olduk" demişlerdi. (2/133)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete
eresiniz." De ki: "Hayır (doğru yol) Hanif (muvahhid)
olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi."
(2/135)
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene İbrahim İsmail
İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa'ya
verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.
Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O'na
teslim olmuşlarız." (2/136)
Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın,
Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını
mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz
yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti
gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan
gafil değildir." (2/140)
Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le
tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim
Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür
ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok
Allah güneşi doğudan getirir (hadi) sen de onu batıdan
getir" deyince o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı.
Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (2/258)
Gerçek şu ki Allah, Adem'i Nuh'u İbrahim ailesini ve
İmran ailesini alemler üzerine seçti; (3/33)
Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir.
Allah, işitendir bilendir. (3/34)
Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz?
Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir.
Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (3/65)
İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı: ancak O hanif
(muvahhid) bir Müslümandı müşriklerden de değildi. (3/67)
Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı ona uyanlar
ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah mü'minlerin
velisidir. (3/68)
De ki: "Biz Allah'a bize indirilene, İbrahim, İsmail,
İshak, Yakup ve torunlarına indirilene Musa'ya, İsa'ya
ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik.
Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz
O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan
(Hanif)ler olarak İbrahim'in dinine uyun. O müşriklerden
değildi." (3/95)
Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır.
Kim oraya girerse, o güvenliktedir. Ona bir yol bulup
güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki
hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere
karşı muhtaç olmayandır. (3/97)
Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini
mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine, Kitabı
ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülkde verdik. (4/54)
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz
gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a,
Yakub'a torunlarına İsa'ya Eyyub'a Yunus'a Harun'a ve
Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik. (4/163)
Hani İbrahim babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları
ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini
apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (6/74)
Böylece İbrahim'e -kesin bilgiyle inananlardan olması
için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. (6/75)
Gece üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti
ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince:
"Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti. (6/76)
Ardından ay'ı (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce:
"Bu benim rabbim" demiş fakat o da kayboluverince: "Andolsun"
demişti "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten
sapmışlar topluluğundan olurum." (6/77)
Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce:
"İşte bu benim rabbim bu en büyük" demişti. Ama o da
kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim doğrusu
ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım." (6/78)
"Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri
ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
(6/79)
Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O
beni doğru yola erdirmişken siz benimle Allah konusunda
çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk
koştuklarınızdan ben korkmuyorum ancak Allah'ın benim
hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim ilim bakımından
herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek
misiniz?" (6/80)
"Hem siz Onun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri
Allah'a ortak koşmaktan korkmazken ben nasıl sizin şirk
koştuklarınızdan korkarım? Şu halde 'güvenlik içinde
olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir?
Eğer bilebilirseniz." (6/81)
Bu İbrahim'e kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir.
Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin
Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir bilendir. (6/83)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik hepsini hidayete
eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u
Süleyman'ı Eyyub'u Yusuf'u Musa'yı ve Harun'u hidayete
ulaştırdık. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
(6/84)
De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola ilet, dimdik
duran bir dine İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O
müşriklerden değildi." (6/161)
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh Ad Semud kavminin
İbrahim kavminin Medyen ahalisinin ve yerle bir olan
şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık
deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah onlara zulmediyor
değildi ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(9/70)
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi yalnızca
ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine onun
gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı.
Doğrusu İbrahim çok duygulu yumuşak huyluydu. (9/114)
Andolsun elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri
zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen
gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. (11/69)
Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan)
hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki:
"Korkma. Biz, Lut kavmine gönderildik." (11/70)
Karısı ayaktaydı bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı
İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. (11/71)
"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken
ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten
bu şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın
rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir ey ev halkı
şüphesiz O, övülmeye layık olandır Mecid'tir." (11/73)
İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman
Lut kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
(11/74)
Doğrusu İbrahim yumuşak huylu duygulu ve gönülden (Allah'a)
yönelen biriydi. (11/75)
"Ey İbrahim bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki Rabbinin
emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek
bir azab gelmiştir." (11/76)
Böylece Rabbin, seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan
(kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce
ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi
senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.
Elbette Rabbin bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (12/6)
"Atalarım İbrahim'in İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum.
Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak
şey değil. Bu bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır
ancak insanların çoğu şükretmezler." (12/38)
Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl beni
ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut." (14/35)
"Rabbim gerçekten onlar, insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı.
Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir kim bana
isyan ederse elbette Sen bağışlayansın esirgeyensin."
(14/36)
"Rabbimiz gerçekten ben çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i
Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim;
Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım)
böylelikle Sen insanların bir kısmının kalblerini onlara
ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır.
Umulur ki şükrederler." (14/37)
"Rabbimiz şüphesiz Sen bizim saklı tuttuklarımızı da
açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir
şey Allah'a gizli kalmaz." (14/38)
"Hamd Allah'a aittir ki O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i
ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı
işitendir." (14/39)
"Rabbim beni namazı(nda) sürekli kıl soyumdan olanları
da. Rabbimiz duamı kabul buyur." (14/40)
"Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni anne-babamı ve
mü'minleri bağışla" (14/41)
Onlara İbrahim'in konuklarından haber ver. (15/51)
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz
sizden korkmaktayız" demişti. (15/52)
Dediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."
(15/53)
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz?
Beni ne ile müjdelemektesiniz?" (15/54)
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut
kesenlerden olma." (15/55)
Dedi ki: "Ey elçiler (bunun dışında diğer) işiniz ne?"
(15/56)
Dedi ki: "Ey gönderilenler, niyetiniz nedir?" (15/57)
Dediler ki: "Gerçekte biz suçlu-günahkar olan bir topluluğa
gönderildik." (15/58)
Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak
kurtaracağız. (15/59)
Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk o geride
kalanlardandır. (15/60)
Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a
gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden
değildi. (16/120)
O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve
doğru yola iletti. (16/121)
Ve biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o
ahirette de salih olanlardandır. (16/122)
Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in
dinine uy. O müşriklerden değildi." (16/123)
Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o doğruyu-söyleyen
bir peygamberdi. (19/41)
Hani babasına demişti: "Babacığım işitmeyen görmeyen
ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere
niye tapıyorsun? (19/42)
"Babacığım gerçek şu ki bana sana gelmeyen bir ilim
geldi. Artık bana tabi ol seni düzgün bir yola ulaştırayım."
(19/43)
"Babacığım şeytana kulluk etme kuşkusuz şeytan Rahman'a
başkaldırandır." (19/44)
"Babacığım gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir
azabın dokunacağından korkuyorum o zaman şeytanın velisi
olursun." (19/45)
(Babası) Demişti ki: "İbrahim sen benim ilahlarımdan
yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek
olursan andolsun seni taşa tutarım; uzun bir süre benden
uzaklaş (bir yerlere) git." (19/46)
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun senin için Rabbimden
bağışlanma dileyeceğim çünkü O bana pek lütufkardır"
dedi. (19/47)
"Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum
ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle
mutsuz olmayacağım." (19/48)
Böylelikle onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından
kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan
ettik ve her birini peygamber kıldık. (19/49)
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar
için yüce bir doğruluk dili verdik. (19/50)
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir;
Adem'in soyundan Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan
nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan
doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.
Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda ağlayarak
secdeye kapanırlar. (19/58)
Andolsun bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve
biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.
(21/51)
Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin karşılarında
bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?
(21/52)
"Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler. (21/53)
Dedi ki: "Andolsun siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık
içindesiniz." (21/54)
"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa (bizimle) oyun
oynayanlardan mısın? (21/55)
"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir
onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."
(21/56)
"Andolsun Allah'a sizler arkanızı dönüp gittikten sonra
ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."
(21/57)
Böylece o yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları
paramparça etti; belki ona başvururlar diye. (21/58)
"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden
biridir" dediler. (21/59)
"Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline
doladığını işittik" dediler. (21/60)
Dediler ki: "Öyleyse onu insanların gözü önüne getirin
ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
(21/61)
Dediler ki: "Ey İbrahim bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"
(21/62)
"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır bu onların büyükleridir;
eğer konuşabiliyorsa siz onlara soruverin." (21/63)
Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek
şu ki zalim olanlar sizlersiniz (biziz) dediler. (21/64)
Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun
bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin." (21/65)
Dedi ki: "O halde Allah'ı bırakıp da sizlere yararı
olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?"
(21/66)
"Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine
de akıllanmayacak mısınız?" (21/67)
Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız onu yakın
ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (21/68)
Biz de dedik ki: "Ey ateş İbrahim'e karşı soğuk ve
esenlik ol." (21/69)
Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler fakat biz onları
daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (21/70)
Onu ve Lut'u kurtarıp içinde alemler (insanlık) için
bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık. (21/71)
Ona İshak'ı armağan ettik üstüne de Yakub'u; her birini
salihler kıldık. (21/72)
Ve onları kendi emrimizle hidayete yönelten önderler
kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri namaz kılmayı
ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
(21/73)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip
hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir
şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler rükua ve
sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
"İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak
yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer
üstünde sana gelsinler." (22/27)
"Eğer seni yalanlıyorlarsa onlardan önce Nuh Ad Semud
kavmi de yalanlamıştı. (22/42)
İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de: (22/43)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizleri seçmiş
ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız
İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha
önce de bunda (Kur'an'da) da sizi Müslümanlar olarak
isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de
insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru
namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın sizin Mevlanız
O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (22/78)
Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku: (26/69)
Hani babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?"
demişti. (26/70)
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli
onların önünde bel büküp eğiliyoruz." (26/71)
Dedi ki: "Peki dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar
mı?" (26/72)
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor
mu?" (26/73)
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken
bulduk." (26/74)
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi neye tapmakta olduğunuzu
gördünüz mü?" (26/75)
"Hem siz hem de eski atalarınız?" (26/76)
"İşte bunlar gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca
alemlerin Rabbi hariç" (26/77)
"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;" (26/78)
"Bana yediren ve içiren O'dur;" (26/79)
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;" (26/80)
"Beni öldürecek sonra diriltecek olan da O'dur" (26/81)
"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum
da O'dur;" (26/82)
"Rabbim bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih
olanlara kat;" (26/83)
"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı
sıdk) ver." (26/84)
"Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından
kıl" (26/85)
"Babamı da bağışla çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
(26/86)
"Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme"
(26/87)
"'Malın da çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
(26/88)
"Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
(26/89)
İbrahim de; hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk
edin ve O'ndan sakının eğer bilirseniz bu sizin için
daha hayırlıdır." (29/16)
Eğer yalanlarsanız sizden önceki ümmetler de (elçilerin
çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise yalnızca
açık bir tebliğdir. (29/18)
Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca:
"Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah
onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim
için ayetler vardır. (29/24)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten Allah'ı bırakıp dünya
hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar)
edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi inkar
edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (29/25)
Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten
ben Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O güçlü
ve üstün olandır hüküm ve hikmet sahibidir." (29/26)
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda
(seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı)
kıldık ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o ahirette
salih olanlardandır. (29/27)
Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri
zaman dediler ki: "Gerçek şu ki biz bu ülkenin halkını
yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular."
(29/31)
Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun
içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı
dışında onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı)
arkada kalacak olanlardandır." (29/32)
Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık;
senden Nuh'tan İbrahim'den Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan.
Biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık. (33/7)
"Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.
(37/83)
Hani o Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.
(37/84)
Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizler neye tapıyorsunuz?"
(37/85)
"Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka
ilahlar istiyorsunuz?" (37/86)
"Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" (37/87)
Sonra yıldızlara bir göz attı. (37/88)
"Ben doğrusu hastayım" dedi. (37/89)
Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.
(37/90)
Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: "Yemek yemiyor
musunuz?" dedi. (37/91)
"Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?" (37/92)
Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe
indirdi. (37/93)
Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine
yönelip geldiler. (37/94)
Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
(37/95)
"Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır."
(37/96)
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin
de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (37/97)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa
biz onları alçaltılmışlar kıldık. (37/98)
(İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben Rabbime gidiciyim;
O beni hidayete erdirecektir." (37/99)
"Rabbim bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et."
(37/100)
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (37/101)
Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince
(İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda
boğazlıyorken gördüm. Bir bak sen ne düşünüyorsun."
(Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım emrolunduğun şeyi
yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın." (37/102)
Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim
olup (babası İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine
yatırdı. (37/103)
Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik. (37/104)
"Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz." (37/105)
Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. (37/106)
Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (37/107)
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir
isim) bıraktık. (37/108)
İbrahim'e selam olsun. (37/109)
Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (37/110)
Şüphesiz o bizim mü'min olan kullarımızdandır. (37/111)
Biz ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı da
müjdeledik. (37/112)
Ona ve İshak'a bereketler verdik. İkisinin soyundan
ihsanda bulunan (muhsin olan) da var açıkça kendi nefsine
zulmeden de. (37/113)
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı
ve Yakub'u da hatırla. (38/45)
Gerçekten biz onları, katıksızca yurdu düşünüp anan
ihlas sahipleri kıldık. (38/46)
Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve
hayırlı olanlardandır. (38/47)
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin"
diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi
İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin
için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini
çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini
buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.
(42/13)
Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki:
"Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım." (43/26)
"(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir."
(43/27)
Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi
mi? (51/24)
Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da:
"Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı
bir topluluk." (51/25)
Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden
semiz bir buzağı ile (geri) geldi. (51/26)
Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez misiniz?"
dedi. (51/27)
(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku
düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk
müjdesini verdiler. (51/28)
Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne
vurarak: "Kısır yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?"
dedi. (51/29)
Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü
O hüküm ve hikmet sahibidir bilendir." (51/30)
(İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir
ey elçiler?" (51/31)
"Doğrusu biz suçlu-günahkar bir kavme gönderildik"
dediler. (51/32)
"Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş)
taşlar yağdırmak için." (51/33)
"(Ki bu taşların her biri) Rabbinin katında ölçüyü
taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
(51/34)
Bu arada mü'minlerden orda kim varsa çıkardık. (51/35)
Ne var ki orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını
bulmadık. (51/36)
Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde) olan... (53/37)
Andolsun Biz Nuh'u ve İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik
peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle
iken içlerinde hidayeti kabul edenler vardır onlardan
birçoğu da fasık olanlardır. (57/26)
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir
örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki:
"Biz sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan
gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik.
Sizinle aramızda siz Allah'a bir olarak iman edinceye
kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir."
Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim
ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin
için gücüm yetmez." demesi hariç. "Ey Rabbimiz biz sana
tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır."
(60/4)
İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde. (87/19)
İÇKİ
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem
büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır.
Ama günahları yararlarından daha büyüktür." Ve sana
neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan
artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar;
umulur ki düşünürsünüz; (2/219)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal
okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir.
Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(5/90)
Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık
ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan
alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (5/91)
Sizin tümünüzün dönüşü O'nadır. Allah'ın va'di bir
gerçektir. İman edip salih amellerde bulunanlara, adaletle
karşılık vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade
edecek olan O'dur. İnkâr edenler ise, küfürleri dolayısıyla,
onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir azab vardır.
(10/4)
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları
çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir
rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir
topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/67)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin,
dileyen inkâr etsin. Şüphesiz biz zalimlere bir ateş
hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.
Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri
kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir
içkidir o ve ne kötü bir destektir. (18/29)
Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış
bir içkileri de vardır. (37/67)
İDDET
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve
temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını
saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde
barışmak isterlerse onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için
onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
(2/228)
Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerini tamamlamışlarsa
onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın.
Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları
(yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o kendi
nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu)
edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt
olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki Allah herşeyi bilendir. Kadınları
boşadığınızda bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa
-birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları
takdirde- onlara kendilerini kocalarına nikahlamalarına
engel çıkarmayın. İşte içinizde Allah'a ve ahiret gününe
iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu sizin
için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir de siz
bilmezsiniz. Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler
çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin)
yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak çocuk
kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne çocuğu
çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza
ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten
ayırmayı isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur.
Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz
vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size
bir sorumluluk yoktur. Allah'tan korkup-sakının ve bilin
ki Allah yaptıklarınızı görendir. İçinizden ölenlerin
(geride) bıraktığı eşler kendi kendilerine dört ay on
(gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda artık
onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından
dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden
haberi olandır. (2/231-234)
(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi
(onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde
saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte
Allah sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı
bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla
gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve
bilin ki elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir.
Artık ondan kaçının. Ve bilin ki şüphesiz Allah bağışlayandır
(kullara) yumuşak davranandır.(2/235)
İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar (evlerinden)
çıkarılmaksızın bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine
vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar (kendiliklerinden)
çıkarlarsa artık onların maruf (meşru) olarak kendileri
için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah
güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir. (2/240)
Ey Peygamber kadınları boşadığınız zaman iddetleri
süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın.
Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın
onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık'
göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır.
Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse gerçekte o kendi nefsine
zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah bunun
arkasından bir iş (durum) oluşturur. Sonra (üç iddet
bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman artık onları maruf
(bilinen güzel bir tarz) üzere tutun ya da maruf üzere
onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi
de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine
getirin. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe iman
edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa
(Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı
bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse
O ona yeter. Elbette Allah kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir.
Allah herşey için bir ölçü kılmıştır. Kadınlarınızdan
artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş
bulunanların iddet (bekleme süre)leri -eğer şüpheye
düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların
bekleme-süresi ise yüklerini bırakmaları (ile biter).
Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir
kolaylık gösterir. Bu Allah'ın size indirdiği emridir.
Kim Allah'tan korkup-sakınırsa Allah kötülüklerini örter
ve onun ecrini büyütür. (Boşadığınız) Kadınları gücünüz
oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar
vermeyin. Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya
(doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet
sizler için (çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini
ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf
(güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun.
Eğer güçlük içine girerseniz bu durumda (çocuğu) onun
(babası) için bir başkası emzirebilir. Geniş-imkanları
olan nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı
tutulan da artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla
versin. Allah hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla
yükümlülük koymaz. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylığı
kılıp-verecektir. (65/1-7)
İDRİS (A.S.)
Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o doğru olan bir
peygamberdi. Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.
(19/56-57)
İsmail İdris ve Zü'l-Kifl hepsi sabredenlerdendi. Onları
rahmetimize soktuk şüphesiz onlar salih kimselerdi.
(21/85-86)
Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o doğru olan bir
peygamberdi. (19/56)
Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik. (19/57)
İsmail İdris ve Zü'l-Kifl hepsi sabredenlerdendi. (21/85)
Onları rahmetimize soktuk şüphesiz onlar salih kimselerdi.
(21/86)
İFFET
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler
o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden
(alsın.) Allah, sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse
onları fuhuşta bulunmayan iffetli ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın.
Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe
uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra fuhuş yapacak
olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı
uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar
içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (4/25)
Bugün, size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine)
Kitap verilenlerin yemeği size helal sizin de yemeğiniz
onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar
ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür
ve iffetli kadınlar da namuslu fuhuşta bulunmayan ve
gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini
(mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.)
Kim imanı tanımayıp küfre saparsa elbette onun yaptığı
boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Ve onlar ırzlarını koruyanlardır; (23/5)
Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu
başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar. (70/30)
İFRAT - TEFRİT
Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır
kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?"
dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım"
dedi. (2/67)
"Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın"
dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz
Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi
arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz
şeyi yerine getirin" dedi. (2/68)
(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da,
bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların
içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi. (2/69)
(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun
niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine
benzer. İnşallah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz"
dediler. (2/70)
(Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek
ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve
alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi
gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama
neredeyse (bunu) yapmayacaklardı. (2/71)
Onlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri)
bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca
zannederler. (2/78)
Hani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik
(ve): "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve
dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş
kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine
sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size
ne kötü şey emrediyor?" (2/93)
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan
bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir
ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin."
(3/50)
"Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve
işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları
yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı
yardım et" demelerinden başka bir şey değildi." (3/147)
"Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden
indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden
ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi.
İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır.
Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!" (5/66)
"De ki: "Ey kitap Ehli, haksız yere dininiz konusunda
aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış
ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve
tutku)larına uymayın." (5/77)
Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı
güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz
Allah, haddi aşanları sevmez. (5/87)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı
açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri
yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksınız kendi
heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar.
Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
(6/119)
Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna
çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları
helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık
kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları
ve düzmekte oldukları iftiraları bırak. (6/137)
Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası
yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır."
Öyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle-
üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira
düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.
(6/138)
Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan,
yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise
haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar."
Allah, (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz
O, hüküm sahibi olandır, bilendir. (6/139)
Çocuklarını hiç bir bilgiye dayanmaksızın akılsızca
öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram
kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
(6/140)
Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri
de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin.
Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını
kendilerine haber verecektir. (6/159)
De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını
haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler
misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah
hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" (10/59)
"Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da.
İsraf ederek saçıp-savurma." (17/26)
"Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri
ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından
gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde
bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri
ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak
Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan
iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da
fasık olanlardır." (57/27)
İFRİT
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben
onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin
olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi. (27/39)
İFTİRA
Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle
dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları,
dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.
(3/24)
Artık bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzerse, işte onlar, zalim olanlardır. (3/94)
Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz,
onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz
bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve
apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
(4/20)
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.
Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a
şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş
olur. (4/48)
Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza
yüklerse gerçekten o böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık
bir günahı yüklenmiştir. (4/112)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya O'nun
ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz
o zalimler kurtuluşa eremezler. (6/21)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine
hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen
ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim"
diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün
'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini
uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan)
çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz
ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
Yine bunun gibi onların ortakları, müşriklerden çoğuna
çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları
helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık
kılmak için. Allah dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları
ve düzmekte oldukları iftiraları bırak. (6/137)
Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası
yiyemez. (Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır."
Öyle hayvanlar vardır ki, -O'na iftira etmek suretiyle-
üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar. Yalan yere iftira
düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını verecektir.
(6/138)
Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca
öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram
kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
(6/140)
Deveden iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi
haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin
rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa
Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?"
hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (6/144)
Öyleyse, Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir?
Kitap'tan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır.
Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine
gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Allah'tan başka
taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular"
diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kâfirler
olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. (7/37)
Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin
dininize dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira düzmemiz
olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dışında, ona geri
dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim
bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a tevekkül
ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında 'Sen hak
ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin' en hayırlısısın."
(7/89)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden ve O'nun
ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz
O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez. (10/17)
De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını
haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler
misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah
hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" (10/59)
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet
günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı
büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
(10/60)
De ki: "Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler,
kurtuluşa ermezler." (10/69)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler:
"Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler.
Haberiniz olsun; Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
(11/18)
Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz
zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.- "Sen
yalnızca iftira edicisin" dediler. Hayır, onların çoğu
bilmezler. (16/101)
Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar
edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez
miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir?" (18/15)
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan sonra
dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve
onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar
fasık olanlardır. (24/4)
Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler sizin içinizden
birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz
için bir şer saymayın aksine o sizin için bir hayırdır.
Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza)
vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise
büyük bir azab vardır. (24/11)
Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin
kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu,
açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez
miydi? (24/12)
Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize
yakışmaz. (Allah'ım) Sen yücesin; bu, büyük bir iftiradır"
demeniz gerekmez miydi? (24/16)
Namus sahibi bir şeyden habersiz mü'min kadınlara (zina
suçu) atanlar dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir.
Ve onlar için büyük bir azab vardır. (24/23)
İnkâr edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak
onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş
ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur."
Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile
geldiler. (25/4)
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya
kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha
zalim kimdir? İnkâr edenlere cehennem içinde bir konaklama
yeri mi yok? (29/68)
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri
(bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir
iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (33/58)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını
öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak
(gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan
etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman,
onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (60/12)
İHANET
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.
Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah,
gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu
bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık
onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını
dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten
ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar
orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda
onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah,
insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
(2/187)
hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet
ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her
nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar
haksızlığa uğratılmazlar. (3/161)
Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye
girişme. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı
sevmez. (4/107)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik
ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları
yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan
şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden
birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun.
Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah,
iyilik yapanları sever. (5/13)
Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne ihanet etmeyin,
bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin. (8/27)
Eğer bir kavmin ihanet edeceğinden kesin olarak korkarsan,
sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma
metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah,
ihanet edenleri sevmez. (8/58)
Eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce
Allah'a da ihanet etmişlerdi; böylece O da, "bozguna
uğramaları (için) sana imkan vermişti.' Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/71)
(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin)
yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve
gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi
içindi." (12/52)
Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini
örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki
kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet
ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: "Rabbim
bana ihanet etti" der. (89/16)
İHLAS
Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş
ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. (19/51)
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl)
yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. (38/46)
İHRAM
Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı iken
avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar dışta
tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz
Allah, dilediği hükmü verir. (5/1)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a,
kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden
bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere
sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık
avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından
dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi
aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın,
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır. (5/2)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden
kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse, cezası,
hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da, Kabe'ye
ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi
iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya
onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır, öc sahibidir. (5/95)
Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara
bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı olduğunuz sürece
kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na (götürülüp)
toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. (5/96)
İHTİYAR
Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan,
üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan
bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık
gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun
(böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir
kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size
ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz. (2/266)
Dedi ki: "Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken
ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "Böyledir"
dedi, "Allah dilediğini yapar." (3/40)
Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken
ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten
bu, şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen
İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten
duayı işitendir." (14/39)
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz?
Beni ne ile müjdelemektesiniz?" (15/54)
Allah sizi yarattı sonra sizi öldürüyor sizden kimi
de bildikten sonra bir şey bilmesin diye ömrün en aşağı
ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir
herşeye güç yetirendir. (16/70)
Ey insanlar eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz
gerçek şu ki biz sizi topraktan yarattık sonra bir damla
sudan sonra bir alak'tan (embriyo) sonra yaratılış biçimi
belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi)
açıkca göstermek için. Dilediğimizi adı konulmuş bir
süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek
olarak çıkarıyoruz sonra da erginlik çağına erişmeniz
için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son
verilmekte kiminiz de bildikten sonra hiçbir şey bilmeme
durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa)
geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün
fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir
kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
Demişti ki: "Rabbim şüphesiz benim kemiklerim gevşedi
ve baş yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle
mutsuz olmadım." (19/4)
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan
topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su
başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki:
"Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça,
biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş
bir ihtiyardır." dediler. (28/23)
Allah sizi bir za'ftan yarattı sonra (bu) za'fın ardından
bir kuvvet kıldı sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f
ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O bilendir güç
yetirendir. (30/54)
İKTİDAR
Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar
verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik. (18/84)
Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla
yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.
Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle
onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım." (18/95)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar
sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler,
ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin
sonu Allah'a aittir. (22/41)
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa
vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya
da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da
kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden
ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan
başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a
tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl
'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde
'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip
beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak
ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.
Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi
ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte
onlar fasıktır. (24/55)
Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri
olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine,
onlardan sakındıkları şeyi gösterelim. (28/6)
Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız
yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla)
yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duygularını)
ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları)
ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı.
Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı.
Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı. (46/26)
|