|
-K-
KABE
Hani Evi (Ka'be'yi), insanlar için bir toplanma ve
güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz
yeri edinin" İbrahim ve İsmail'e de "Evimi tavaf edenler,
itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin"
diye ahid verdik. (2/125)
Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev Bekke (Mekke)
de o kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet
olan (Ka'be)dir. (3/96)
Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır.
Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup
güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki
hakkıdır. Kim, de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere
karşı muhtaç olmayandır. (3/97)
Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir
ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı kurbanı ve boyunlardaki
gerdanlıkları da. Bu Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa
tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten herşeyi bilen
olduğunu bilmeniz içindir. (5/97)
Hani biz, İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip
hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir
şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler rükua ve
sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
KABİLE
Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime
sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle
savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp
size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi onları
üstünüze saldırtır böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer
sizden uzak durur (geri çekilir) sizinle savaşmaz ve
barış (şartların)ı size bırakırlarsa artık Allah sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Ey insanlar, gerçekten biz, sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında
sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (49/13)
KABİR
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir,
onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları
diriltecektir. (22/7)
Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah,
dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek
değilsin. (35/22)
Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip)
Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
(36/51)
O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler.
İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür. (50/42)
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki
'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. (54/7)
Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki
onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler. (70/43)
Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü. (80/21)
Ve kabirlerin içi 'deşilip dışa atıldığı' zaman; (82/4)
Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların 'deşilip
dışa atıldığı,' (100/9)
KABUK
Ve onların kalbleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk.
Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir ve tek" (ilah olarak)
andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette' gerisin geriye
giderler. (17/46)
Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine
kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları
kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan
kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte
tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar,
hüsrana uğrayan kimselerdi. (41/25)
Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir
şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık
bu, onun bir yakın dostudur. (43/36)
KABURGA
(Bu su,) Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar.
(86/7)
KADEH
Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
(37/45)
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş
ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur. (52/23)
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
(56/18)
Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir
kadehten içerler. (76/5)
Orada onlara bir kadeh içirilir ki, karışımı zencefildir.
(76/17)
Dopdolu kadehler. (78/34)
KADER
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur.
O süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını
(sevabını) isterse ona ondan veririz kim ahiret sevabını
isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında
ödüllendireceğiz. (3/145)
Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu)
indirdi bir uyuklama ki içinizden bir grubu sarıveriyordu.
Bir grup da canları derdine düşmüştü; Alah'a karşı haksız
yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten
bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü
Allah'ındır." Onlar sana açıklamadıkları şeyi içlerinde
gizli tutuyorlar "Bu işten bize bir şey olsaydı biz
burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar
yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah
sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak
için (yaptı). Allah sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(3/154)
Sizi çamurdan yaratan sonra bir ecel belirleyen O'dur.
Adı konulmuş ecel O'nun katındadır. Sonra siz (yine)
kuşkuya kapılıyorsunuz. (6/2)
Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse onlara
bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe
bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). Eğer Allah
dileseydi onların tümünü hidayet üzere toplardı. Öyleyse
sakın cahillerden olma. (6/35)
Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince
ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler
(tam zamanında çökerler.) (7/34)
Eğer Allah'ın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı
aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azab
dokunurdu. (8/68)
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize
kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır.
Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
(9/51)
İnsanlar tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa
düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı
anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında
hüküm verilmiş olurdu. (10/19)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için zarardan
ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin
bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince artık ne
bir saat ertelenebilirler ne öne alınabilirler. (10/49)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait
olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu
yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
(11/6)
Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya
belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan
nedir?" derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği
gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta
oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
(11/8)
"Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal
et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü
onlar suda- boğulacaklardır." (11/37)
"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru
bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)"
(11/56)
Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp
gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin,
gerçekten dilediğini yapandır. Mutlu olanlar da, artık
onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler
ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır.
(Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (11/107-108)
Andolsun Musa'ya kitabı verdik onda anlaşmazlığa düşüldü.
Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı mutlaka
aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar
bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
(11/110)
O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır,
onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten
Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya
kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah
bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye
hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka
bir veli yoktur. (13/11)
Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı
veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (yine
bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah'ındır. İman
edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı,
insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkâr edenler,
Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla
ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının
yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
(Veya miadını şaşırmaz.) Andolsun, senden önceki elçilerle
de alay edildi, bunun üzerine Ben de o inkâra sapanlara
bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim.
İşte nasıldı sonuçlandırma? (13/31-32)
Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara
eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)
bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak
iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir
kitap (yazı, hüküm, son) vardır. Allah, dilediğini ortadan
kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun katındadır.
(13/38-39)
Biz kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap
olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık. (15/4)
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek
olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir
şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye
kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir
saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (16/61)
hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki kıyamet gününden
önce biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli
bir azabla azablandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta
yazılıdır. (17/58)
Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek
birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece,
seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun
ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, biz
seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden
geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca
kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey
Musa." (20/40)
Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş)
bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz
olurdu. (20/129)
Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli
ne öne alabilir, ne erteleyebilir. (23/43)
Görmedin mi ki Allah bulutları sürmekte sonra aralarını
birleştirmekte sonra da onları üst üste yığmaktadır;
böylece yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün.
Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir
onu dilediğine isabet ettirir de dilediğinden onu çevirir;
şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.
(24/43)
Ve şüphesiz senin Rabbin sinelerinin gizli tuttuklarını
ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir. (27/74)
Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki apaçık
olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın. (27/75)
Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar.
Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit)
olmasaydı, herhalde onlara azab gelmiş olurdu. Fakat
kendileri şuurunda olmadan, onlara kuşkusuz apansız
geliverecektir. (29/53)
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır.
Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse,
yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde
öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdârdır.
(31/34)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,)
sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine
O'na yükselir. (32/5)
Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de
peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce
gelip geçen (ümmet)lerde Allah'ın bir sünnetidir. Allah'ın
emri, takdir edilmiş bir kaderdir. (33/38)
İnkâr edenler dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez."
De ki: "Hayır gaybı bilen Rabbime andolsun o muhakkak
size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca
hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük
olanı da daha büyük olanı da istisnasız mutlaka apaçık
bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)
De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan
ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz.
(34/30)
Allah sizi topraktan yarattı sonra bir damla sudan.
Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın
hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene
ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka
bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah'a göre kolaydır.
(35/11)
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab
ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde
hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş
bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği
zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.
(35/45)
Andolsun Musa'ya kitabı verdik fakat onda anlaşmazlığa
düşüldü. Eğer Rabbinden (daha önce) bir söz geçmiş (verilmiş)
olmasaydı mutlaka aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti.
Gerçekten onlar bundan yana kuşku verici bir tereddüt
içindedirler. (41/45)
Kıyamet-saatinin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın,
hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe
kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede"
diye sesleneceği gün, dediler ki: "Sana arzettik ki,
bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
Onlar kendilerine ilim geldikten sonra yalnızca aralarındaki
'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler.
Eğer Rabbinden adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş)
bir söz olmasaydı muhakkak aralarında hüküm verilmiş
(iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından Kitaba
mirasçı olanlar ise her halde ona karşı kuşku verici
bir tereddüt içindedirler. (42/14)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka ilah yoktur.
Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız
yeri bilir, konaklama yerinizi de. (47/19)
Hiç şüphesiz, biz herşeyi kader ile yarattık. (54/49)
Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık.
Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (54/51)
Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.
(54/52)
Küçük büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (54/53)
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen
herhangi bir musibet yoktur ki Biz onu yaratmadan önce
bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre
pek kolaydır. (57/22)
Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı muhakkak
onları (yine) dünyada azablandırırdı. Ahirette ise onlar
için ateş azabı vardır. (59/3)
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye)
isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini
hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir. (64/11)
Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim
de Allah'a tevekkül ederse O ona yeter. Elbette Allah
kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah
herşey için bir ölçü kılmıştır. (65/3)
"Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir
ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği
zaman o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." (71/4)
De ki: "Bilmiyorum size vadedilen (kıyamet ve azab)
yakın mı yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?"
(72/25)
Öyle ki onların Rablerinden gelen risaleti (insanlara
gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onların
nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi sayı olarak
da sayıp-tesbit etmiştir. (72/28)
KADINLAR
Ve dedik ki: "Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş.
İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin;
ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
(2/35)
Sizi dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun
ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar kadınlarınızı
diri bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda
sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (2/49)
Oruç gecesinde, kadınlarınıza yaklaşmak size helal
kılındı. Onlar sizin örtüleriniz siz de onlara örtüsünüz.
Allah, gerçekten sizin nefislerinize ihanet etmekte
olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı.
Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını
dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten
ayırd edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar
orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda,
onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın
sınırlarıdır (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah,
insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.
(2/187)
Hacc bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı
farz eder (yerine getirir)se (bilsin ki) haccda kadına
yaklaşmak fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz
hayır adına ne yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin
şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl
sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O
bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan
ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda)
yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği
yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri
sever, temizlenenleri de sever." (2/222)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz
gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak
güzel davranışlar) takdim edin. Allah'tan korkup-sakının
ve bilin ki elbette O'na kavuşucusunuz. İman edenlere
müjde ver. (2/223)
Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay
bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine)
dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(2/226)
(Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar).
Şüphesiz Allah, işitendir bilendir. (2/227)
Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine üç 'ay hali ve
temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını
saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde
barışmak isterlerse onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için
onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
(2/228)
Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya
güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz
bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin
Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş
olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını
ayakta tutamayacaklarından korkarsanız bu durumda (kadının)
fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar
Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın
sınırlarına tecavüz ederse onlar zalimlerin ta kendileridir.
(2/229)
Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa (kadın) onun
dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal
olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa onlar (ilk koca
ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını
sanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi
için günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır;
bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa
onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın.
Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları
(yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o kendi
nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini oyun (konusu)
edinmeyin ve Allah'ın size verdiği nimeti ve size öğüt
olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti anın. Allah'tan
korkup-sakının ve bilin ki Allah herşeyi bilendir. (2/231)
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa
-birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları
takdirde- onlara kendilerini kocalarına nikahlamalarına
engel çıkarmayın. İşte içinizde Allah'a ve ahiret gününe
iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu sizin
için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir de siz
bilmezsiniz. (2/232)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını
iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği
giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak çocuk kendisinin
olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında
(yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu çocuk
kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın;
mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir.
Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak
(çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse
ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi
kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi
dolduğunda artık onların kendi haklarında maruf (meşru)
bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur.
Allah işlediklerinizden haberi olandır. (2/234)
(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi
(onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde
saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte
Allah sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı
bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla
gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve
bilin ki elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir.
Artık ondan kaçının. Ve bilin ki şüphesiz Allah bağışlayandır
(kullara) yumuşak davranandır. (2/235)
Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tesbit etmediğiniz
kadınları, boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur.
Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü darda olan
da kendi gücü oranında maruf (meşru ve örfe uygun) bir
şekilde yararlandırsın. (Bu) iyilik edenler üzerinde
bir haktır. (2/236)
Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız
bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın
bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı
onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız
takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece
farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı
görendir. (2/237)
İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar (evlerinden)
çıkarılmaksızın bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine
vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden)
çıkarlarsa artık onların maruf (meşru) olarak kendileri
için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah,
güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir. (2/240)
(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru)
bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu
sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (2/241)
Hani İmran'ın karısı: "Rabbim karnımda olanı 'her türlü
bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım
benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.
(3/35)
Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha
iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim doğrusu bir kız (çocuğu)
doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını
koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş)
şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti
ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı
ondan sorumlu kıldı. Zekeriya, her ne zaman mihraba
girdiyse yanında bir yiyecek buldu: "Meryem bu sana
nereden geldi?" deyince "Bu Allah katındandır. Şüphesiz
Allah dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi. (3/37)
Hani melekler: "Meryem şüphesiz Allah, seni seçti,
seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı"
demişti. (3/42)
Meryem Rabbine gönülden itaatte bulun secde et ve rüku
edenlerle birlikte rüku et. (3/43)
Bunlar gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.
Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluğuna alacak diye
kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında değildin;
çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)
"Rabbim bana bir beşer dokunmamışken nasıl bir çocuğum
olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır.
Bir işin olmasına karar verirse yalnızca ona "ol" der
o da hemen oluverir. (3/47)
Artık sana gelen bunca ilimden sonra onun hakkında
seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin
oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımızı ve kadınlarınızı
kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim
de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
(3/61)
Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan ondan eşini
yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan
Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle birbirinizle
dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan
sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.
(4/1)
Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden
korkarsanız bu durumda (onlarla değil) size helal olan
(başka) kadınlardan ikişer üçer dörder olmak üzere nikahlayın.
Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız o zaman
bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye)
ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır. (4/3)
Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak
olarak) verin fakat onlar gönül hoşluğuyla size ondan
bir şeyi bağışlarlarsa onu da afiyetle, iç huzuruyla
yiyin. (4/4)
Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler
için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından
kadınlar için de bir pay vardır. Bunun azından ve çoğundan
farz kılınmış bir pay vardır. (4/7)
Çocuklarınız konusunda Allah erkeğe iki dişinin hissesi
kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise
(ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır.
Kadın (veya kız) bir tek ise bu durumda yarısı onundur.
(Ölenin) Bir çocuğu varsa geriye bıraktığından anne
ve babadan her biri için altıda bir çocuğu olmayıp da
anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda annesi için
üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi
için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler ölenin) Ettiği
vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm
ve hikmet sahibi olandır. (4/11)
Eşlerinizin eğer çocukları yoksa geride bıraktıklarının
yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa -onunla yapacakları
vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda
bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz
yoksa geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların
(kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye
bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır.
(Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun
düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın
çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız
kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir
vardır. Eğer bundan fazla iseler bu durumda -kendisiyle
yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte
bir'de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu
size) Allah'tan bir vasiyettir Allah, bilendir (kullara)
yumuşak olandır. (4/12)
Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere
içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse,
onları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol
kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız
helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık'
yapmadıkları sürece onlara verdiklerinizin bir kısmını
gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız
da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet
onlardan hoşlanmadınızsa belki bir şey hoşunuza gitmez
ama Allah onda çok hayır kılar. (4/19)
Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz,
onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz
bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve
apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?
(4/20)
Onu nasıl alırsınız ki birbirinize katılmış (birleşerek
içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence
(kuvvetli bir ahid) de almışlardı. (4/21)
Kadınlardan, babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın.
Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu 'çirkin
bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.'
Ne kötü bir yoldu o!... (4/22)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları,
kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz
size bir sakınca yoktur- sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki
kadınlardan 'evli ve özgür' olanlarla da (evlenmeniz
haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize yazdığıdır. Bunların
dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak
üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız
size helal kılındı. Öyleyse, onlardan hangi şeyle (veya
ne kadar) yararlandıysanız onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda
üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/24)
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler
o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden
(alsın.) Allah, sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse,
onları fuhuşta bulunmayan iffetli ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın.
Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe
uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra fuhuş yapacak
olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı
uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar
içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah
bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı
şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından
pay (olduğu gibi) kadınlara da kazandıklarından pay
vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten
Allah herşeyi bilendir. (4/32)
Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından
ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid
ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz
Allah herşeye şahid olandır. (4/33)
Allah'ın bazısını bazısına üstün kılması ve onların
kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler kadınlar
üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar gönülden
(Allah'a) itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni
koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce)
öğüt verin (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın
(bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse
aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir,
büyüktür. (4/34)
(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız
bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem kadının da ailesinden
bir hakem gönderin. Bunlar (arayı) düzeltmek isterlerse
Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz Allah, bilendir,
haberdar olandır. (4/35)
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara,
yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda
kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle
davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (4/36)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye
ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye
kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta
iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden)
gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız
bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe)
yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (4/43)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz bizi
halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir
veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım
eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)
Ancak erkeklerden kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar
olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış)
bulamayanlar başka. (4/98)
Erkek olsun kadın olsun inanmış olarak kim salih bir
amelde bulunursa onlar cennete girecek ve onlar bir
'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa
uğramayacaklardır. (4/124)
Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara
ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva) Kendilerine
yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini
nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar
(hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız
konusunda size Kitap'ta okunmakta olanlardır. Hayır
adına her ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir." (4/127)
Eğer bir kadın kocasının nüşuzundan veya ondan yüz
çevirip uzaklaşmasından korkarsa barış ile aralarını
bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha
hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara'
hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve
sakınırsanız şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi
olandır. (4/128)
Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen
gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse büsbütün
(birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü
askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız
şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/129)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa Allah her birine 'genişlik
(rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan
korur.) Allah (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (4/130)
Senden fetva isterler. De ki: "Allah 'çocuksuz ve babasız
olanın (kelale'nin)' mirasına ilişkin hükmü açıklar.
Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa geride
bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen)
kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi (erkek kardeşi)
ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise geride bıraktıklarının
üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve
kız kardeşler ise bu durumda erkek için dişinin iki
payı vardır. Allah -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar.
Allah herşeyi bilendir." (4/76)
Hırsız erkek ve hırsız kadının (çalıp) kazandıklarına
bir karşılık Allah'tan 'tekrarı önleyen kesin bir ceza'
olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır
hüküm ve hikmet sahibidir. (5/38)
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır.
Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve
kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri
şeylerden yücedir uzaktır. (6/100)
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.
O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi)
yoktur. O herşeyi yaratmıştır. O herşeyi bilendir. (6/101)
Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan
yalnızca bizim erkeklerimize aittir eşlerimize ise haramdır.
Eğer o ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah
(bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O hüküm
sahibi olandır bilendir. (6/139)
Gerçekten siz, kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere
yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz ölçüyü aşan (azgın) bir
kavimsiniz. (7/81)
Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Musa ve
kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları
seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?"
(Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve
kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz onlara
karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz." (7/127)
Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı
sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden
sizi kurtarmıştık. Bunda, Rabbinizden sizin için büyük
bir imtihan vardı. (7/141)
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması
için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce
o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi.
Nitekim ağırlaşınca ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler:
"Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen andolsun şükredenlerden
olacağız." (7/189)
De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz,
eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden
korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere
Allah'tan O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten
daha sevimli ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar
bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez."
(9/24)
Münafık erkekler ve münafık kadınlar bazısı bazısındandır;
kötülüğü emrederler iyilikten alıkoyarlar ellerini sımsıkı
tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu.
Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır. (9/67)
Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da ve
(bütün) kâfirlere içinde ebedi kalmak üzere cehennem
ateşini vadetti. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir
ve onlar için sürekli bir azab vardır. (9/68)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.
İyiliği emreder kötülükten sakındırırlar namazı dosdoğru
kılarlar zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.
Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir.
(9/71)
Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi
kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn
cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan
olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Karısı ayaktaydı bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı,
İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. (11/71)
"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken
ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten
bu şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)
Onu satın alan bir Mısır'lı (aziz) karısına: "Onun
yerini üstün tut (ona güzel bak) umulur ki bize bir
yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle
biz Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona
sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah,
emrinde galib olandır ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
Evinde kalmakta olduğu kadın ondan murad almak istedi
ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir
gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım.
Çünkü o benim efendimdir yerimi güzel tutmuştur. Gerçek
şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (12/23)
Andolsun kadın, onu arzulamıştı -eğer Rabbinin (zinayı
yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da
(Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü
ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü
o muhlis kullarımızdandı. (12/24)
Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın, onun gömleğini
arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının
efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük
isteyenin zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka
cezası ne olabilir?" (12/25)
(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi."
Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer
onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın
doğruyu söylemiştir kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
(12/26)
"Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa
bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu
söyleyenlerdendir." (12/27)
Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü
zaman (kocası): "Doğrusu bu sizin düzeninizden (biri)dir.
Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. (12/28)
"Yusuf sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın
dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkârlardan
oldun." (12/29)
Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı
kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle
ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça
bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (12/30)
(Kadın) Onların düzenlerini işitince onlara (bir davetçi)
yolladı oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her
birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için)
bıçak verdi. (Yusuf'a da:) "Çık onlara (görün) dedi.
Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü
bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler (şaşkınlıklarından)
ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir
beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir" dediler.
(12/31)
Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur.
Andolsun onun nefsinden ben murad istedim o ise (kendini)
korudu. Ve andolsun eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak
olursa mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden
olacak." (12/32)
Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için
secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam bu daha önceki
rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı.
Bana iyilik etti çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan
benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra (O) çölden
sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim dilediğini pek ince
düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen hüküm ve hikmet
sahibi O'dur." (12/100)
Allah her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını)
ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir.
O'nun katında herşey bir miktar (ölçü) iledir. (13/8)
Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından eşlerinden
ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn
cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan
girip (şöyle derler:) (13/23)
Andolsun senden önce de elçiler gönderdik onlara eşler
ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir
elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak
iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir
kitap (yazı hüküm son) vardır. (13/38)
Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki
nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden
kurtarmıştı onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor
kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı.
Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."
(14/6)
Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız işte bunlar benim
kızlarım." (15/71)
Ve Allah'a kızlar isnad ediyorlar (haşa) O yücedir.
Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57)
Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi
öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. (16/58)
Allah, size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve
size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi
güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı
inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
(16/72)
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken
çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme görme
(duyularını) ve gönüller verdi. (16/78)
Erkek olsun kadın olsun bir mü'min olarak kim salih
bir amelde bulunursa hiç şüphesiz biz onu güzel bir
hayatla yaşatırız ve onların karşılığını yaptıklarının
en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)
Rabbin O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya
iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya
ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa onlara: "Öf"
bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.
(17/23)
"Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya
kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık
bana kendi katından bir yardımcı armağan et." (19/5)
Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba
değildi. (19/14)
Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o ailesinden kopup
doğu tarafında bir yere çekilmişti. (19/16)
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik o da düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)
Demişti ki: "Gerçekten ben senden Rahman'a sığınırım.
Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." (19/18)
Demişti ki: "Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim;
sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."
(19/19)
O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir
beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın)
değilken" dedi. (19/20)
"İşte böyle" dedi. Rabbin dedi ki: "Bu benim için kolaydır.
Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için
(bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. (19/21)
Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere
çekildi. (19/22)
Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi.
Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan
silinip unutuluverseydim." (19/23)
Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey
Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın." (19/27)
"Ey Harun'un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi
değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi."
(19/28)
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki:
"Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
(19/29)
Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek
birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece seni
annene geri çevirmiş olduk ki gözü aydın olsun ve hüzne
kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de biz seni tasadan
kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.'
Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın sonra bir
kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. (20/40)
Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana
ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın
sonra mutsuz olursun." (20/117)
Böylece ikisi, ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri
kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından
yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş
oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)
Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik,
onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)
Biz Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve
ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede
yerleştirdik. (23/50)
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer
değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe
iman ediyorsanız onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda
sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden
bir grup da şahit bulunsun. (24/2)
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından
başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden
ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz.
Bu mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan sonra
dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve
onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar
fasık olanlardır. (24/4)
Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında
şahidleri bulunmayanlar ise onlardan da her birinin
şahidliği Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin
hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik
etmektir. (24/6)
Beşinci (yemini) ise eğer yalan söyleyenlerdense Allah'ın
lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir.
(24/7)
Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun
(kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna
şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır. (24/8)
Beşinci (yemini) ise eğer o (kocası) doğru söylüyor
ise Allah'ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı
kabul etmesi)dır. (24/9)
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler kötü kadınlara;
iyi ve temiz erkekler iyi ve temiz kadınlara (yaraşır).
Bunlar onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar
için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.
(24/26)
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa
vurmasınlar ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından ya da
oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi
kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da
kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden
ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan
başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a
tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden
salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah,
kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet
sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah, onları kendi fazlından
zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin
malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere
-eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın.
Ve Allah'ın size verdiği malından onlara verin. Dünya
hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın.
Kim onları (fuhşa) zorlarsa şüphesiz onların (fuhşa)
zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır,
esirgeyendir. (24/33)
Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar süslerini
açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında
kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları
kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.
(24/60)
Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan
gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi
takva sahiplerine önder kıl" diyenlerdir. (25/74)
Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi
bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz.
(26/166)
Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç. (26/171)
Dedi ki: "Ey önde gelenler bu işimde bana görüş belirtin
siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin
(karar veren biri) değilim." (27/32)
Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle
mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce
ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." (27/42)
Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su
sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:)
Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmiş
bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten ben kendime
zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin
Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/44)
"Siz gerçekten kadınları bırakıp şehvetle erkeklere
mi yaklaşıyorsunuz? Hayır siz (yaptığı şeyi) bilmeyen
bir kavimsiniz." (27/55)
Biz de onu ve ailesini kurtardık yalnızca karısı hariç;
onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
(27/57)
Musa'nın annesine: "Onu emzir şayet onun için korkacak
olursan onu suya bırak korkma ve üzülme; çünkü onu biz
sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden)
kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). (28/7)
Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de senin için
de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı
dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına
geleceklerin) şuurunda değillerdi. (28/9)
Musa'nın annesi ise yüreği boşluk içinde sabahladı.
Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı
ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık neredeyse onu(n
durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Ve onun kız kardeşine: "Onu izle" dedi. Böylece o da
kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi. (28/11)
Biz daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız
kardeşi:) "Ben sizin adınıza onun bakımını üstlenecek
ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size
bildireyim mi?" dedi. (28/12)
Böylelikle gözünün aydın olması üzülmemesi ve gerçekten
Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine
geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (28/13)
Biz insana anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke
edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar hakkında bilgin
olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba
harcayacak olurlarsa bu durumda onlara itaat etme. Dönüşünüz
banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.
(29/8)
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)
tavsiye ettik. Annesi onu zorluk üstüne zorlukla (karnında)
taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması iki yıl içindedir.
"Hem bana hem anne ve babana şükret dönüş yalnız banadır."
(31/14)
Bununla birlikte onların ikisi (annen ve baban) hakkında
bir bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için sana karşı
çaba harcayacak olurlarsa bu durumda onlara itaat etme
ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere)
sahiplen (onlarla geçin) ve bana 'gönülden-katıksız
olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca
banadır böylece ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
(31/15)
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki
kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek
yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi
sizin anneleriniz yapmadı evlatlıklarınızı da sizin
(öz) çocuklarınız saymadı. Bu sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler ve (doğru olan)
yola yöneltip-iletir. (33/4)
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha
evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim
sahipleri (akrabalar) de Allah'ın Kitabında birbirlerine
öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak
dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
"Eğer siz, Allah'ı Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız
artık hiç şüphesiz Allah içinizden güzellikte bulunanlar
için büyük bir ecir hazırlamıştır." (33/29)
Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta
bulunursa onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da
Allah'a göre pek kolaydır. (33/30)
Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat
eder ve salih bir amelde bulunursa ona ecrini iki kat
veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.
(33/31)
Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi
biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız artık sözü
çekicilikle söylemeyin ki sonra kalbinde hastalık bulunan
kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. (33/32)
Evlerinizde vakarla-oturun, (evlerinizi karargah edinin)
ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması
gibi siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru
kılın, zekatı verin Allah'a ve elçisine itaat edin.
Ey Ehl-i Beyt gerçekten Allah sizden kiri (günah ve
çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
(33/33)
Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti
hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haberdar olandır.
(33/34)
Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar gönülden (Allah'a) itaat
eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar,
sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden
erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç
tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan
erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca
zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar;
(işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir
ecir hazırlamıştır. (33/35)
Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir
erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine
göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan
ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
(33/36)
Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin
de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut
ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek
Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;
oysa Allah kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık
Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra
onlara dokunmadan boşarsanız bu durumda sizin için üzerlerine
sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın
(onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma
tarzıyla onları salıverin. (33/49)
Ey Peygamber, gerçekten biz sana ücretlerini (mehirlerini)
verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri
(savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler)
ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını,
halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını
helal kıldık; bir de kendisini peygambere hibe eden
ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını
da -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak
üzere- (senin için helal kıldık). Biz kendi eşleri ve
sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar
(mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size
bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)
Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına
alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından istek duyduklarına
(dönmende) senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin
aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle
hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan
budur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir,
halimdir. (33/51)
Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle
değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana
helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler)
başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir. (33/52)
Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin
oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ
ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca
yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan sakının. Şüphesiz
Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri
(bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise gerçekten bir
iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (33/58)
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına
dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini
söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet
görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (33/59)
Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları
müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak;
mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul
edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(33/73)
Allah, sizi topraktan yarattı sonra bir damla sudan.
Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın
hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene
ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka
bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah'a göre kolaydır.
(35/11)
Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerinde
yaslanmışlardır. (36/56)
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş,
iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)
Sanki onlar saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
(37/49)
Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
(37/135)
Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin erkek
çocuklar onların mı? (37/149)
(Allah) Kızları erkek çocuklara tercih mi etmiş? (37/153)
Sizi tek bir nefisten yarattı sonra ondan kendi eşini
var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi.
Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde bir
yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp)
yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk
O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl
çevriliyorsunuz? (39/6)
Rabbimiz onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu)
va'dettin; babalarından eşlerinden ve soylarından salih
olanları da. Gerçekten Sen üstün ve güçlü olansın, hüküm
ve hikmet sahibisin. (40/8)
Böylece o katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği
zaman dediler ki: "Onunla birlikte, iman edenlerin erkek
çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak
kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası
değildir. (40/25)
Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi
ve erkekleri size mi ayırdı? (43/16)
Oysa onlardan biri O Rahman için verdiği örnek ile
(kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman yüzü simsiyah
kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)
Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan
(kızlar)ı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)? (43/18)
Biz insana 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını
tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle
doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi
otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk
yıl (yaşın)a ulaşınca dedi ki: "Rabbim bana anne ve
babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın
salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için
soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim
ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
O kimse ki anne ve babasına: "Öf size benden önce nice
nesiller gelip geçmişken beni (diriltilip) çıkarılacağımla
mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası)
ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana iman et şüphesiz
Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu geçmişlerin
masallarından başkası değildir" der. (46/17)
(Bütün bunlar) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları
içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar
akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması
içindir. İşte bu Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur.
(48/5)
Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle,
münafık kadınları ve müşrik erkeklerle, müşrik kadınları
azablandırması için. O kötülük çemberi tepelerine insin.
Allah onlara karşı gazablanmış onları lanetlemiş ve
onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.
(48/6)
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay
etmesin belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar
da kadınlarla (alay etmesin) belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi)
yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü
bir isimdir. Kim tevbe etmezse işte onlar zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında
sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (49/13)
Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne
vurarak: "Kısır yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?"
dedi. (51/29)
Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve
Biz, onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
(52/20)
Doğrusu çiftleri; erkek ve dişiyi yaratan O'dur. (53/45)
O gün mü'min erkekler ile mü'min kadınları nurları
önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin
müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından
ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve
mutluluk' budur. (57/12)
Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren
kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için
kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan
ecir de onlarındır. (57/18)
Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size
geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah, onların
imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min
kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz artık sakın
onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar
onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir
kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara
(hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını)
tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar
da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu
Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (60/10)
Ve eğer eşlerinizden (kafirlere kaçmalarından dolayı)
herhangi bir şey kafirlere geçer böylece siz de (savaşta
onları yenip) ganimete kavuşursanız eşleri (kaçıp) gidenlere
(mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin.
Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan sakının. (60/11)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar Allah'a hiçbir şeyi ortak
koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını
öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak
(gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak),
ma'ruf (iyi güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan
etmemek üzere sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman
onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (60/12)
Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman iddetleri
süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın.
Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın,
onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık'
göstermeleri durumu başka. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır.
Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse gerçekte o kendi nefsine
zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah bunun
arkasından bir iş (durum) oluşturur. (65/1)
Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman
artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun
ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet
sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için
dosdoğru yerine getirin. İşte bununla Allah'a ve ahiret
gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa
(Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; (65/2)
Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz
adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri
-eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır.
Hamile kadınların bekleme-süresi ise yüklerini bırakmaları
(ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah)
ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)
(Boşadığınız) Kadınları gücünüz oranında oturmakta
olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık
ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer
onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle
ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer
güçlük içine girerseniz bu durumda (çocuğu) onun (babası)
için bir başkası emzirebilir. (65/6)
Geniş-imkanları olan nafakayı geniş imkanlarına göre
versin. Rızkı kısıtlı tutulan da artık Allah'ın kendisine
verdiği kadarıyla versin. Allah hiçbir nefse ona verdiğinden
başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından
bir kolaylığı kılıp-verecektir. (65/7)
Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah'ın
sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (66/1)
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz
söylemişti. Derken o (eşlerinden biri) bunu haber verip
Allah da ona bunu açığa vurunca o da (Peygamber) bir
kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti.
Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana
kim haber verdi?" O da: "Bana bilen (herşeyden) haberdar
olan (Allah), haber verdi" demişti. (66/3)
Eğer sizler, (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz
(ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok
eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız
artık Allah onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih
olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun
destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi -eğer o sizi boşayacak olursa- ona
yerinize sizlerden daha hayırlı, Müslüman, mü'min, gönülden
itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul
ve bakire eşler' verir. (66/5)
Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini
örnek verdi. İkisi de kullarımızdan salih olan iki kulumuzun
nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan
dolayı (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir
şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle
birlikte girin" denildi. (66/10)
Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi.
Hani demişti ki: "Rabbim, bana kendi katında cennette
bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından
kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."
(66/11)
İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu.
Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da, Rabbinin kelimelerini
ve kitaplarını tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı
olanlardandı. (66/12)
Rabbim, beni, annemi, babamı mü'min olarak evime gireni,
iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla.
Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma. (71/28)
Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. (78/33)
Ve 'dir |