|
-L-
LAKAP
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay
etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar
da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi)
yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü
bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
LANET
Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah,
inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı
pek azı iman eder. (2/88)
Allah katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan
bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkâr edenlere
karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince,
onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin
üzerinedir. (2/89)
Gerçekten, apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve insanlar
için Kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar;
işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet
ediciler. (2/159)
Şüphesiz, inkâr edip kafir olarak ölenler, Allah'ın,
meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir.
(2/161)
Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında
seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin,
oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı,
kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim
de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
(3/61)
İşte bunların cezası, Allah'ın meleklerin ve bütün
insanların lanetlerinin üzerine olmasıdır. (3/87)
Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden'
saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin
ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit,
-işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler.
Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve
'Bizi gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha
hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri
dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü
dışında, inanmazlar. (4/46)
Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip
de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını
(o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları
da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i)
doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin.
Allah'ın emri yapılagelmiştir. (4/47)
İşte bunlar Allah'ın kendilerini lanetlediğidir. Allah'ın
kendisini lanetlediğine hiçbir yardımcı bulamazsın.
(4/52)
Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse
cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah
ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab
hazırlamıştır. (4/93)
Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: "Andolsun,
kullarından 'miktarları tesbit edilmiş bir grubu' (kendime
uşak) edineceğim. (4/118)
Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine
karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri
ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları
lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla ona
(kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(4/155)
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik
ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları
yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan
şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden
birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun.
Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah,
iyilik yapanları sever. (5/13)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak'
bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine
lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar
ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar,
yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
(5/60)
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların
elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.
Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder.
Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun
taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz de
onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir
ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde
bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
(5/64)
İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem
oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri
ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5/78)
(Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce
geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet
girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim
hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer
alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar
bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir
azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır.
Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. (7/38)
Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize
Rabbimizin vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da:
"Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri
(şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine
olsun." (7/44)
Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve
(bütün) kâfirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem
ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir
ve onlar için sürekli bir azab vardır. (9/68)
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler:
"Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler.
Haberiniz olsun; Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
(11/18)
Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular.
Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı)
inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın
rahmetinden) uzaklık (verildi). (11/60)
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular.
(Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (11/99)
Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan
sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi
kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar;
işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı
da onlar içindir. (13/25)
Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."
(15/35)
Hani biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre
kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları
denemek için yaptık, Kur'an'da lanetlenmiş ağacı da.
Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir
azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. (17/60)
Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense,
Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı
kabul etmesi)dir. (24/7)
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara
(zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir.
Ve onlar için büyük bir azab vardır. (24/23)
Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük;
kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.
(28/42)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp
dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları
(ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi
inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (29/25)
Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler; Allah,
onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için
aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır. (33/57)
Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler
yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.
(33/61)
Gerçekten Allah, kafirleri lanetlemiş ve onlar için
'çılgın bir ateş' hazırlamıştır. (33/64)
Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir
lanet ile lanet et." (33/68)
Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar benim
lanetim senin üzerinedir." (38/78)
Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı
gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de. (40/52)
İşte bunlar; Allah onları lanetlemiş, böylece (kulaklarını)
sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör etmiştir.
(47/23)
Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle
münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları
azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin.
Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve
onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.
(48/6)
LEVHA
Biz ona Levhalar'da herşeyden bir öğüt ve herşeyin
yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) "Şimdi bunlara
sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle sarılsınlar.
Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim" (dedik).
(7/145)
Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde
onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin
emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı
ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu
(ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı
(hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye
giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey
yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma
(sayma)" dedi. (7/150)
Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhalar'ı aldı.
(Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden korkanlar için
bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı.) (7/154)
LEVH-İ MAHFUZ
Allah dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın
anası, O'nun katındadır. (13/39)
Şüphesiz o, Bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok
yücedir hüküm ve hikmet doludur. (43/4)
Doğrusu Biz yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir.
Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap
vardır. (50/4)
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen
herhangi bir musibet yoktur ki Biz onu yaratmadan önce
bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre
pek kolaydır. (57/22)
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. (80/13)
Yüceltilmiş tertemiz (mutahhar) kılınmış. (80/14)
Katiplerin ellerinde. (80/15)
(Ki onlar) Üstün değerli 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'
(80/16)
Levh-i Mahfuz'dadır. (85/22)
LEŞ
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram
kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık
yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda
yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/173)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken
yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine
boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız
size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.)
Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim
göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar
yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz
eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası
adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir
şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu
sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
LOKMAN (A.S.)
Andolsun Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik.
Kim şükrederse artık o kendi lehine şükreder. Kim inkâr
ederse artık şüphesiz (Allah) Gani (hiç kimseye ve hiçbir
şeye muhtaç olmayan)dır Hamiddir (hamd yalnızca O'na
aittir). Hani Lokman oğluna -öğüt vererek- demişti ki;
"Ey oğlum Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk gerçekten
büyük bir zulümdür." (31/12-13)
(Lokman:) "Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal
tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından
ya da göklerde veya yerde bulunsa bile, Allah onu getirir.
Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır.
Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden
sakındır ve sana isabet edene karşı sabret. Çünkü bunlar,
azmedilmesi gereken işlerdendir. İnsanlara yanağını
çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde
yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de eksilt. Çünkü,
seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir."
(31/16-19)
LUT (A.S) VE
KAVMİ
İsmail'i Elyasa'yı Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik).
Onların hepsini alemlere üstün kıldık. (6/86)
Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden
hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?
"Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere
yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz ölçüyü aşan (azgın) bir
kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın
bunları çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!"
demekten başka olmadı. Bunun üzerine biz karısı dışında
onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar
arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir
(azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları
sona bir bak işte. (7/80-84)
Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan)
hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki:
"Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik." (11/70)
İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman
Lut kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
(11/74)
Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman onlardan dolayı kaygılandı
göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu zorlu bir gün" dedi.
Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler
işlemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım
bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah'tan korkun
ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde
hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?" Dediler
ki: "Andolsun senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz
(ilgimiz ve arzumuz) olmadığını sen de bilmişsindir.
Bizim ne istediğimizi gerçekte sen biliyorsun." Dedi
ki: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere
sığınabilseydim." (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut biz
Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar.
Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık).
Sakın hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin
karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan ona da
isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir.
Sabah da yakın değil mi?" Böylece emrimiz geldiği zaman
üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş
istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli
bir biçime sokulmuş damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden
uzak değildir. (11/77-83)
"Ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin
ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin
bir benzerini size de isabet ettirmesin. Üstelik Lut
kavmi size pek uzak değil." (11/89)
"Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin."
Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan'
alıkoymamış mıydık?" Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız,
işte bunlar, benim kızlarım." Ömrüne andolsun ki, onlar,
sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler. Derken, tan yerinin
ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz)
çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına
çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.
Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için
gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir
yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. Elbette, bunda iman
edenler için gerçekten ayetler vardır. (15/59-77)
Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler
yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar bozulmaya
uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk çünkü
o salihlerdendi. (21/74-75)
(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere
düşürmeyin" dedi. (15/68)
Lut (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani
onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
"Gerçek şu ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
"Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin."
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim
yalnızca alemlerin Rabbine aittir." "Siz insanlardan
(cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? "Rabbinizin
sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz.
Hayır siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki:
"Ey Lut eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek
olursan gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
Dedi ki: "Gerçekten ben sizin bu yaptığınıza öfke ile
karşı olanlardanım." "Rabbim beni ve ailemi bunların
yaptıklarından kurtar." Bunun üzerine onu ve bütün ailesini
kurtardık. Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı
hariç. Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine
bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru
ne kötü. Gerçekten bunda bir ayet vardır ama onların
çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz senin Rabbin
güçlü ve üstün olandır esirgeyendir. (26/160-175)
Lut da; hani kavmine demişti ki: "Siz, açıkça gördüğünüz
halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?"
"Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere
mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen
bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden
sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten
başka olmadı. Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca
karısı hariç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında)
takdir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların
yağmuru ne kötüdür. Dedi ki: "Hamd Allah'ındır ve selam
O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı
yoksa onların ortak koştukları mı?" (27/54-59)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp
dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları
(ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi
inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki:
"Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz
O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda
(seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı)
kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette
salih olanlardandır. Lut da; hani kavmine demişti: "Siz
gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı
'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz." "Siz, (yine
de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde
çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin
cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın
azabını getir" demek oldu. Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran
(bu) kavme karşı bana yardım et." Bizim elçilerimiz
İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki:
"Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız.
Çünkü onun halkı zalim oldular." Dedi ki: "Onun içinde
Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu
biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini
muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla
kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme
ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakak
kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır." "Şüphesiz biz,
fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne
gökten iğrenç bir azab indireceğiz." Andolsun, biz akledebilecek
bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.
(29/25-35)
Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi. Hani biz
onu ve ailesini topluca kurtarmıştık. Geride bırakılanlar
arasında bir yaşlı kadın dışında. Sonra geride kalanları
yerle bir ettik. Siz onların üstünden muhakkak geçip
gidiyorsunuz; sabah vakti. Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak
mısınız? (37/133-138)
Semud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. İşte onlar (Allah'a
karşı isyanda birleşen ve güç toplayan) fırkalar(dı).
(38/13)
Ad Firavun ve Lut'un kardeşleri. (50/13)
Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine
taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini
(bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz şükredenleri
böyle ödüllendiririz. Oysa andolsun zorlu yakalamamıza
karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla
karşılayıp-yalanlamakta direttiler. Andolsun onlar onun
konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz
de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı
ve uyarmamı tadın." Andolsun onları bir sabah vakti
erkenden üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi.
Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın. (54/33-39)
|