|
-M-
MÜMİNLER
Onlar (mü'minler ise) şüphesiz Rableriyle karşılaşacaklarını
ve (yine) şüphesiz O'na döneceklerini bilirler. (2/46)
De ki: "Cibril'e kim düşman ise (bilsin ki) gerçekten
onu (Kitabı) Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı
ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin
kalbine indiren O'dur." (2/97)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk
öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar
ki sonunda elçi beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın
yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın
yardımı pek yakındır. (2/214)
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti mü'minler
de. Tümü Allah'a meleklerine Kitaplarına ve elçilerine
inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden)
ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı
(dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (2/285)
Mü'minler mü'minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler.
Kim böyle yaparsa Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur.
Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka.
Allah sizi kendisinden sakındırır. Varış Allah'adır.
(3/28)
Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı ona uyanlar
ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah mü'minlerin
velisidir. (3/68)
Hani sen mü'minleri savaşmak için elverişli yerlere
yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. Allah
işitendir bilendir. (3/121)
O zaman sizden iki grup neredeyse 'çözülüp geri çekilmek'
istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı.
Artık mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir.
(3/122)
Andolsun ki Allah mü'minlere içlerinde kendilerinden
onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur.
(Ki O) Onlara ayetlerini okuyor onları arındırıyor ve
onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar
apaçık bir sapıklık içindeydiler. (3/164)
İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet
eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu Allah'ın) mü'minleri
ayırdetmesi; (3/166)
Onlar Allah'tan bir nimeti bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten
Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.
(3/171)
İşte bu şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Siz
onlardan korkmayın eğer mü'minlerseniz Ben'den korkun.
(3/175)
Allah murdar olanı temiz olandan ayırd edinceye kadar,
mü'minleri sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda
bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali
kılacak değildir. Ama Allah elçilerinden dilediğini
seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin.
Eğer iman eder ve sakınırsanız sizin için büyük bir
ecir vardır. (3/179)
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler
o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden
(alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse
onları fuhuşta bulunmayan iffetli ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın.
Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe
uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra fuhuş yapacak
olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı
uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar
içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (4/25)
Artık sen, Allah yolunda savaş kendinden başkasıyla
yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp-teşvik
et. Umulur ki Allah küfredenlerin ağır-baskılarını geri
püskürtür. Allah 'kahredici baskısıyla' daha zorlu acı
sonuçlandırmasıyla da daha zorludur. (4/84)
Bir mü'mine -hata sonucu olması dışında- bir başka
mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu'
öldürürse mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması
ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir.
Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer
o mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir
topluluktan ise bu durumda ailesine bir diyet ödemek
ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir.
(Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan
ise kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu Allah'tan
bir tevbedir. Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/92)
Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse
cezası içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah
ona gazaplanmış onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab
hazırlamıştır. (4/93)
Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa
çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size
(İslam geleneğine göre) selam verene dünya hayatının
geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen mü'min değilsin"
demeyin. Asıl çok ganimet Allah katındadır bundan önce
siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse
iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/94)
Mü'minlerden özür olmaksızın oturanlar ile Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir.
Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara
göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği
(cenneti) va'detmiştir; ancak Allah cihad edenleri oturanlara
göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (4/95)
Namazı bitirdiğinizde Allah'ı ayaktayken otururken
ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız'
namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü'minler üzerinde
vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (4/103)
Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan
sonra elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan
başka bir yola uyarsa onu döndüğü şeyde bırakırız ve
cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. (4/115)
Onlar mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler)
edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında
mı arıyorlar? Şüphesiz 'bütün kuvvet ve onur' Allah'ındır.
(4/139)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir
fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte
değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah kafirlere mü'minlerin
aleyhinde kesinlikle yol vermez. (4/141)
Ey iman edenler, mü'minleri bırakıp kafirleri veliler
(dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık
olan kesin bir delil vermek ister misiniz? (4/144)
Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı
sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis)
kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler.
Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir. (4/146)
Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler sana
indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı
dosdoğru kılanlar zekatı verenler Allah'a ve ahiret
gününe inananlar; işte bunlar Biz bunlara büyük bir
ecir vereceğiz. (4/162)
Bugün, size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine)
Kitap verilenlerin yemeği size helal sizin de yemeğiniz
onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar
ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür
ve iffetli kadınlar da namuslu fuhuşta bulunmayan ve
gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini
(mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.)
Kim imanı tanımayıp küfre saparsa elbette onun yaptığı
boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner
(irtidat eder)se Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği
onların da kendisine sevdiği mü'minlere karşı alçak
gönüllü kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu' Allah
yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan
bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlıdır onu dilediğine
verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır bilendir. (5/54)
Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah O'nun elçisi rüku'
ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.
(5/55)
Andolsun insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman
olarak, Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız"
diyenleri bulursun. Bu onlardan (birtakım) papaz ve
rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları
nedeniyledir. (5/82)
"(Bu) Bir Kitap'tır ki onunla uyarıp korkutman için
ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse
bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın." (7/2)
Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler
Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre eğer mü'min iseniz
Allah'tan korkup-sakının aranızı düzeltin ve Allah'a
ve Resûlü'ne itaat edin." (8/1)
Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman
yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını
arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (8/2)
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden infak ederler. (8/3)
İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar
için dereceler bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(8/4)
Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında
mü'minlerden bir grup isteksizdi. (8/5)
Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü; attığın
zaman da sen atmadın ama Allah attı. Mü'minleri kendinden
güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz
Allah işitendir bilendir. (8/17)
Eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kâfirler) işte size
fetih; ama eğer (inkârdan ve eski yaptıklarınızdan)
vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok geri
dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa
size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
(8/19)
Onlar seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana
yeter. O seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.
(8/62)
Ey Peygamber, sana ve seni izleyen mü'minlere Allah
yeter. (8/64)
Ey Peygamber mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik
et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa iki
yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz
(sabırlı kişi) bulunursa, bunlar da kâfirlerden binini
yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
(8/65)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad
edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar
için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını'
ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte
bunlar haddi aşmakta olanlardır. (9/10)
Yoksa siz içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve
Resûlü'nden ve mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri
Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi
mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (9/16)
(Bundan) Sonra Allah elçisi ile mü'minlerin üzerine
'güven duygusu ve huzur' indirdi sizin görmediğiniz
orduları indirdi ve inkâr edenleri azablandırdı. Bu
inkârcıların cezasıdır. (9/26)
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında bize
kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır.
Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
(9/51)
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen)
bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için
bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder mü'minlere inanıp-güvenir
ve sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır."
(9/61)
Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler; oysa
mü'min iseler hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha
layıktır. (9/62)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.
İyiliği emreder kötülükten sakındırırlar namazı dosdoğru
kılarlar zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.
Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir.
(9/71)
Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi
kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn
cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan
olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur. (9/72)
Sadakalar konusunda mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla
emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları
yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları
alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azab vardır.
(9/79)
Ama Resul ve onunla birlikte olan mü'minler mallarıyla
ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır
ve kurtuluşa erenler onlardır. (9/88)
De ki: "Yapıp-edin. Allah sizin yapıp-ettiklerinizi
(amellerinizi) görecektir. O'nun elçisi ve mü'minler
de. Yakında gaybı ve müşahede edilebileni Bilen'e döndürüleceksiniz
ve O size yaptıklarınızı haber verecektir." (9/105)
Zarar vermek inkârı (pekiştirmek) mü'minlerin arasını
ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı
gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka
bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Hiç şüphesiz Allah mü'minlerden -karşılığında onlara
mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını
satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar öldürürler
ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta İncil'de ve Kur'an'da
O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha
çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam
uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler,
iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın
sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.
(9/112)
Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez.
Öyleyse, onlardan her bir topluluktan bir grup çıktığında
(bir grup da) dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta
bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları
uyarıp korkutmak için (geride kalabilir). Umulur ki
onlar da kaçınıp-sakınırlar. (9/122)
Andolsun size içinizden sıkıntıya düşmeniz, O'nun gücüne
giden size pek düşkün mü'minlere şefkatli ve esirgeyici
olan bir elçi gelmiştir. (9/128)
Ey insanlar Rabbinizden size bir öğüt sinelerde olana
bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi.
(10/57)
Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz
için evler hazırlayın evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye
dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri
de müjdele." (10/87)
Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin tümü topluca
iman ederdi. Öyleyse onlar mü'min oluncaya kadar insanları
sen mi zorlayacaksın? (10/99)
Sonra biz elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız;
mü'minleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır. (10/103)
De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku
içindeyseniz ben sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize
ibadet etmiyorum ancak ben sizin hayatınıza son verecek
olan Allah'a ibadet ederim. Ben mü'minlerden olmakla
emrolundum." (10/104)
"Eğer mü'minseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden
olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinizde
bir gözetleyici değilim." (11/86)
Sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak-
doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere
bir öğüt ve uyarı gelmiştir. (11/120)
Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz sizin gibi
yalnızca bir beşeriz ancak Allah kullarından dilediğine
lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil
getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler ancak
Allah'a tevekkül etmelidirler." (14/11)
"Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni anne-babamı ve
mü'minleri bağışla" (14/41)
Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere
gözünü dikme onlara karşı hüzne kapılma mü'minler için
de (şefkat) kanatlarını ger. (15/88)
Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak
ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman
kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim
verilenler dediler ki: "Bugün gerçekten aşağılanma ve
kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Erkek olsun, kadın olsun bir mü'min olarak kim salih
bir amelde bulunursa hiç şüphesiz biz onu güzel bir
hayatla yaşatırız ve onların karşılığını yaptıklarının
en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)
Şüphesiz bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde
bulunan mü'minlere onlar için gerçekten büyük bir ecir
olduğunu müjde verir. (17/9)
Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir
çaba göstererek ona çalışırsa işte böylelerinin çabası
şükre şayandır. (17/19)
Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri
indiriyoruz. Oysa o zalimlere kayıplardan başkasını
arttırmaz. (17/82)
Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından şiddetli
bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan
mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz
onlara güzel bir ecir vardır. (18/2)
"Çocuğa gelince onun anne ve babası mü'min kimselerdi.
Bundan dolayı onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu
kullanmasından endişe edip-korktuk." (18/80)
Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa
artık o ne zulümden korksun ne hakkının eksik tutulmasından.
(20/112)
Artık kim bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa
onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük)
yoktur. Şüphesiz biz onun yazıcılarıyız. (21/94)
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı
savaş açılana (mü'minlere savaşma) izni verildi. Şüphesiz
Allah onlara yardım etmeye güç yetirendir. (22/39)
Mü'minler gerçekten felah bulmuştur; (23/1)
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer
değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe
iman ediyorsanız onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda
sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden
bir grup da şahit bulunsun. (24/2)
Zina eden erkek zina eden ya da müşrik olan bir kadından
başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden
ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz.
Bu mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
Onu işittiğiniz zaman erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin
kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu
açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez
miydi? (24/12)
Namus sahibi bir şeyden habersiz mü'min kadınlara (zina
suçu) atanlar dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir.
Ve onlar için büyük bir azab vardır. (24/23)
Mü'minlere söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar
ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir.
Gerçekten Allah yaptıklarından haberdârdır." (24/30)
Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten)
kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa
vurmasınlar ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş
örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından ya da
oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi
kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da
kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden
ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan
başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin
diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a
tevbe edin ey mü'minler umulur ki felah bulursunuz."
(24/31)
Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve elçisine çağrıldıkları
zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik"
demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. (24/51)
Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman
edenler onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş
üzerinde iken ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.
Gerçekten senden izin alanlar işte onlar Allah'a ve
elçisine iman edenlerdir. Böylelikle senden kendi bazı
işleri için izin istedikleri zaman dilediklerine izin
ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (24/62)
"Ve ben mü'min olanları kovacak değilim." (26/114)
Ve mü'minlerden sana tabi olanlara (koruyucu) kanatlarını
ger. (26/215)
Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. (27/2)
Ve gerçekten o mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
(27/77)
Musa'nın annesi ise yüreği boşluk içinde sabahladı.
Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı
ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık neredeyse onu(n
durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)
Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla onlara bir
musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz bize de bir elçi
gönderseydin de böylece senin ayetlerine uysaydık ve
mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
(28/47)
Birkaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da emir Allah'ındır.
Ve o gün mü'minler sevineceklerdir. (30/4)
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha
evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim
sahipleri (akrabalar) de Allah'ın Kitabında birbirlerine
öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak
dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise
(korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu Allah'ın ve Resûlü'nün
bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir."
Ve (bu) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini
arttırdı. (33/22)
Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile
yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan
kimi adağını gerçekleştirdi kimi beklemektedir. Onlar
hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler. (33/23)
Allah, inkâr edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi
onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı
ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah,
çok güçlüdür üstün ve galib olandır. (33/25)
Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü'min
erkekler ve mü'min kadınlar gönülden (Allah'a) itaat
eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar
sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar sabreden
erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah'tan) korkan
erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar sadaka
veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan erkekler
ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve
(ırzlarını) koruyan kadınlar Allah'ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte)
bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman mü'min bir
erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine
göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan
ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
(33/36)
Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin
de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut
ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek
Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun;
oysa Allah kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık
Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size
rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir).
O mü'minleri çok esirgeyicidir. (33/43)
Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan
büyük bir fazl vardır. (33/47)
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra
onlara dokunmadan boşarsanız bu durumda sizin için üzerlerine
sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın
(onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma
tarzıyla onları salıverin. (33/49)
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri
(bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise gerçekten bir
iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (33/58)
Ey Peygamber, eşlerine kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına
dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini
söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet
görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (33/59)
Şundan ki: Allah münafık erkekleri ve münafık kadınları
müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak;
mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul
edecektir. Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir.
(33/73)
Bu sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden haklıyı haksızdan)
ayırma günüdür. (37/21)
Şüphesiz o bizim mü'min olan kullarımızdandı. (37/132)
Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir
adam dedi ki: "Siz benim Rabbim Allah'tır diyen bir
adamı öldürüyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden apaçık
belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir
yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru
sözlü ise (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı
size isabet eder. Şüphesiz Allah ölçüyü taşıran çok
yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." (40/28)
Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla
ceza görmez; kim de -erkek olsun dişi olsun- bir mü'min
olarak salih bir amelde bulunursa işte onlar içinde
hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler.
(40/40)
Şüphesiz mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
(45/3)
Şu halde bil; gerçekten Allah'tan başka ilah yoktur.
Hem kendi günahın hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
için mağfiret dile. Allah sizin dönüp-dolaşacağınız
yeri bilir konaklama yerinizi de. (47/19)
Mü'minlerin kalplerine imanlarına iman katıp-arttırsınlar
diye 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin
ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (48/4)
(Bütün bunlar) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları
içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar
akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması
içindir. İşte bu Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur.
(48/5)
Andolsun Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken
mü'minlerden razı olmuştur kalplerinde olanı bilmiş
ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir
ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir.
(48/18)
Allah, alacağınız daha birçok ganimetleri size va'detti
bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden
çekti ki (bu) mü'minler için bir ayet olsun ve sizi
dosdoğru bir yola yöneltsin. (48/20)
Ki onlar, inkâr ettiler sizi Mescid-i Haram'dan ve
durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları)
yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz
mü'min erkekler ve mü'min kadınları bilgisizlik dolayısıyla
darmadağın edip de bu yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı'
dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun
böyle olması) Allah'ın dilediğini rahmetine sokması
içindir. Eğer (karışık yaşayan mü'minler) seçilip ayrılmış
olsalardı muhakkak içlerinden inkâr edenleri acı bir
azab ile azablandırırdık. (48/25)
Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde 'öfkeli soy
koruyuculuğu'nu (hamiyeti) cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu'
kılıp-kışkırttıkları zaman hemen Allah; elçisinin ve
mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma
duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla
ayakta tuttu. Zaten onlar da buna layık ve ehil idiler.
Allah herşeyi hakkıyla bilendir. (48/26)
Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa aralarını
bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak
olursa artık tecavüzde bulunanla Allah'ın emrine dönünceye
kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip)
dönerse bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her
konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları
sever. (49/9)
Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin
arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının;
umulur ki esirgenirsiniz. (49/10)
Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar Allah'a
ve Resûlü'ne iman ettiler sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler.
İşte onlar sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
(49/15)
Bu arada mü'minlerden orda kim varsa çıkardık. (51/35)
Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma
mü'minlere yarar sağlar. (51/55)
O gün mü'min erkekler ile mü'min kadınları nurları
önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin
müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından
ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve
mutluluk' budur. (57/12)
Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis)
iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü
olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o onlara
hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler
yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Kitap Ehlinden inkâr edenleri ilk sürgünde yurtlarından
çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını siz sanmamıştınız
onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını
sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da onlara hesaba
katmadıkları bir yönden geldi yüreklerine korku saldı;
öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret
alın. (59/2)
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur;
Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır;
Mütekebbir'dir. Allah (müşriklerin) şirk koştuklarından
çok yücedir. (59/23)
Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size
geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah onların
imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min
kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz artık sakın
onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar
onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir
kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara
(hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını)
tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar
da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu
Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (60/10)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını
öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak,
(gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak)
ma'ruf (iyi güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan
etmemek üzere sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman
onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır çok
esirgeyendir. (60/12)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan
'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri
müjdele. (61/13)
Derler ki, "Andolsun Medine'ye bir dönecek olursak
gücü ve onuru çok olan düşkün ve zayıf olanı elbette
oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç onur ve
üstünlük) Allah'ın O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir.
Ancak münafıklar bilmiyorlar. (63/8)
Allah; O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse mü'minler
(yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler. (64/13)
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz
(ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok
eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız
artık Allah onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih
olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun
destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi -eğer o sizi boşayacak olursa- ona
yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman mü'min gönülden
itaat eden tevbe eden ibadet eden oruç tutan dul ve
bakire eşler' verir. (66/5)
Rabbim, beni annemi babamı mü'min olarak evime gireni
iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla.
Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma. (71/28)
Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. (85/7)
Kahrolsun Ashub-ı Uhdud, 'Tutuşturucu-yukıt dolu o
ateş', Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
Ve müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Kendileri
onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' öğülen Allah'a
iman ettiklerinden dolayı ihtikam alıyorlardı. Ki O
(Allah), göklerin ve yerin mülkü onundur. Allah, herşeyin
üzerine şahit olandır. (85/4-9)
Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence
(fitne) uygulayanlar sonra tevbe etmeyenler; işte onlar
için cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır.
(85/10)
MÜNAFIKLAR
İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret
gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.
(2/8)
(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar
yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller.
(2/9)
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını
arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı
onlar için acı bir azab vardır. (2/10)
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde:
"Biz sadece ıslah edicileriz" derler. (2/11)
Bilin ki; gerçekten asıl fesatçılar bunlardır ama şuurunda
değildirler. (2/12)
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi
siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman
ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki gerçekten
asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (2/13)
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik"
derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise derler
ki: "Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca
alay ediyoruz." (2/14)
(Asıl) Allah, onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde
şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. (2/15)
İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır;
fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti
de bulmamışlardır. (2/16)
Bunların örneği ateş yakan adamın örneğine benzer;
(ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman Allah onların
aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar
içinde bırakıverir. (2/17)
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı
dönmezler. (2/18)
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le
yüklü 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş
gibidirler ki yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm
korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa
Allah, kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini
her aydınlattığında (biraz) yürürler üzerlerine karanlık
basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi işitmelerini
de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah herşeye
güç yetirendir. (2/20)
Ki, (bunlar) Allah'ın ahdini onu kesin olarak onayladıktan
sonra bozarlar Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini
emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar.
Kayba uğrayanlar işte bunlardır. (2/27)
İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına ilişkin
sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı
şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır. (2/204)
Ona: "Allah'tan kork" denildiği zaman büyüklük gururu
onu günaha sürükler kuşatır. Böylesine cehennem yeter;
ne kötü bir yataktır o. (2/206)
Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası (temeli)
olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir.
Kalplerinde bir kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık
yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.
Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde
derinleşenler ise: "Biz ona inandık tümü Rabbimizin
katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası
öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu)
indirdi bir uyuklama ki içinizden bir grubu sarıveriyordu.
Bir grup da canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı
haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu
işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz
işin tümü Allah'ındır." Onlar sana açıklamadıkları şeyi
içlerinde gizli tutuyorlar "Bu işten bize bir şey olsaydı
biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar
yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah
sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak
için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir."
(3/154)
Ey iman edenler, inkâr edenler ile yeryüzünde gezip
dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri
için: "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi öldürülmezlerdi"
diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerinde
onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve öldüren
Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet
eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu Allah'ın) mü'minleri
ayırdetmesi; (3/166)
Münafıklık yapanları da, belirtmesi içindi. Onlara:
"Gelin Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın"
denildiğinde "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik"
dediler. O gün onlar imandan çok küfre daha yakındılar.
Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah
onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir. (3/167)
Onlar kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize
itaat etselerdi öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki:
"Eğer doğru sözlüler iseniz ölümü kendinizden savın
öyleyse." (3/168)
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten
inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar tağut'un
önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu
reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak
bir sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde
o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını
görürsün. (4/61)
Öyleyse nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu
onlara bir musibet isabet eder sonra sana gelerek: "Kuşkusuz
biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik"
diye Allah'a yemin ederler? (4/62)
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir.
O halde sen onlardan yüz çevir onlara öğüt ver ve onlara
nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. (4/63)
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine
itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar,
kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip
Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için
bağışlama dileseydi elbette Allah'ı tevbeleri kabul
eden esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun aralarında çekiştikleri
şeylerde seni hakem kılıp, sonra senin verdiğin hükme
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar. (4/65)
Eğer gerçekten biz onlara: "Kendinizi öldürün ya da
yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık onlardan
az bir bölümü dışında bunu yapmazlardı. Onlar kendilerine
verilen öğüdü yerine getirselerdi bu şüphesiz onlar
için hayırlı ve daha sağlam olurdu. (4/66)
Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet size
bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah bana
nimet verdi çünkü onlarla birlikte olmadım" der. (4/72)
Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse
o zaman da sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş
gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla birlikte olsaydım
böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim."
(4/73)
Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin namazı kılın
zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine
yazıldığında onlardan bir grup insanlardan Allah'tan
korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya
kapılıyorlar ve: "Rabbimiz ne diye savaşı üzerimize
yazdın bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?"
dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır ahiret ise muttakiler
için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Her nerede olursanız ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde
tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik
dokunsa: "Bu Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük
dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır."
Fakat ne oluyor ki bu topluluğa hiçbir sözü anlamaya
çalışmıyorlar? (4/78)
Kim Resûl'e itaat ederse gerçekte Allah'a itaat etmiş
olur. Kim de yüz çevirirse Biz seni onların üzerine
koruyucu göndermedik. (4/80)
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman
onlardan bir grup karanlıklarda senin söylediğinin tersini
kurarlar. Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor.
Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (4/81)
Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o
Allah'tan başkasının katından olsaydı kuşkusuz içinde
birçok aykırılıklar (çelişkiler ihtilaflar) bulacaklardı.
(4/82)
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde onu
yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
(4/83)
Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye?
Oysa Allah onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak
etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi
istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık sen ona kesin
olarak bir yol bulamazsın. (4/88)
Onlar kendilerinin inkâra sapmaları gibi sizin de inkâra
sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse
Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler
(dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse artık
onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün.
Onlardan ne bir veli (dost) edinin ne de bir yardımcı.
(4/89)
Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime
sığınanlar ya da hem sizinle hem kendi kavimleriyle
savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp
size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi onları
üstünüze saldırtır böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer
sizden uzak durur (geri çekilir) sizinle savaşmaz ve
barış (şartların)ı size bırakırlarsa artık Allah sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende
olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri
çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.
Şayet sizden uzak durmaz barış (şartların)ı size bırakmaz
ve ellerini çekmezlerse artık onları her nerede bulursanız
tutun ve onları öldürün. İşte size onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Onlar insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler.
Oysa O kendileri sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı
şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken' onlarla beraberdir.
Allah yaptıklarını kuşatandır. (4/108)
Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı
onlardan bir grup seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.
Oysa onlar ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana
hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah sana Kitabı ve
hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın
üzerinizdeki fazlı çok büyüktür. (4/113)
Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok.
Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya
da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka.
Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa artık
ona büyük bir ecir vereceğiz. (4/114)
Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan
sonra elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan
başka bir yola uyarsa onu döndüğü şeyde bırakırız ve
cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. (4/115)
Gerçek şu iman edip sonra inkâra sapanlar sonra yine
iman edip sonra inkâra sapanlar sonra da inkârları artanlar…
Allah onları bağışlayacak değildir onları doğru yola
da iletecek değildir. (4/137)
Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı
bir azab vardır. (4/138)
Onlar mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler)
edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında
mı arıyorlar? Şüphesiz 'bütün kuvvet ve onur' Allah'ındır.
(4/139)
O size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini
ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde onlar bir başka
söze dalıp geçinceye kadar onlarla oturmayın yoksa siz
de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah
münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak
olandır. (4/140)
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir
fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte
değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse:
"Size üstünlük sağlamadık mı mü'minlerden size (gelecek
tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah kıyamet günü
aranızda hükmedecektir. Allah kafirlere mü'minlerin
aleyhinde kesinlikle yol vermez. (4/141)
Gerçek şu ki münafıklar (sözde) Allah'ı aldatmaktadırlar.
Oysa O onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce
kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak
çok az anarlar. (4/142)
Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla ne bunlarla. Allah
kimi saptırırsa artık sen ona yol bulamazsın. (4/143)
Ey iman edenler mü'minleri bırakıp kafirleri veliler
(dostlar) edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık
olan kesin bir delil vermek ister misiniz? (4/144)
Gerçekten münafıklar ateşin en alçak tabakasındadırlar.
Onlara bir yardımcı bulamazsın. (4/145)
Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı
sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis)
kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler.
Allah, mü'minlere büyük bir ecir verecektir. (4/146)
Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla
"İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba
harcayanlar seni üzmesin. Onlar yalana kulak tutanlar
sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber
toplayanlar)dır. Onlar kelimeleri yerlerine konulduktan
sonra saptırırlar "Size bu verilirse onu alın o verilmezse
ondan kaçının" derler. Allah kimin fitne(ye düşme)sini
isterse artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik
olamazsın. İşte onlar Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.
Dünyada onlar için bir aşağılanma ahirette onlar için
büyük bir azab vardır. (5/41)
İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın felaketleriyle
aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek
aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki
Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de
onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman
olacaklardır. (5/52)
İman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle
birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar
mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır
böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır." derler. (5/53)
Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle
inanan bir topluluk için hükmü Allah'tan daha güzel
olan kimdir? (5/50)
Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı onlar
mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi.
"Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa)
çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi
nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten
yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Allah, seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça
belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye
onlara izin verdin? (9/43)
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler mallarıyla ve
canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin
istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. (9/44)
Senden yalnızca Allah'a ve ahiret gününe inanmayan
kalbleri kuşkuya kapılıp kuşkularında kararsızlığa düşenler
izin ister. (9/45)
Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi herhalde ona bir hazırlık
yaparlardı. Ancak Allah (savaşa) gönderilmelerini çirkin
gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla
birlikte oturun" denildi. (9/46)
Sizinle birlikte çıksalardı size 'kötülük ve zarardan'
başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak
üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber
taşıyanlar' vardır. Allah zulmedenleri bilir. (9/47)
Andolsun daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana
karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar istemedikleri
halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük
sağladı. (9/48)
Onlardan bir kısmı: "Bana izin ver ve beni fitneye
katma" der. Haberin olsun onlar fitnenin (ta) içine
düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem o inkâr edenleri
mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Sana iyilik dokunursa bu onları fenalaştırır bir musibet
isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık"
derler ve sevinç içinde dönüp giderler. (9/50)
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında bize
kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır.
Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."
(9/51)
De ki: "Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya
zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz?
Oysa biz de Allah'ın ya kendi katından veya bizim elimizle
size bir azab dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz
bekleyedurun kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz."
(9/52)
De ki: "İsteyerek veya istemiyerek infak edin; sizden
kesin olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü siz bir fasıklar
topluluğu oldunuz." (9/53)
İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen
şey Allah'ı ve elçisini tanımamaları namaza ancak isteksizce
gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
(9/54)
Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin;
Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak
ve canlarının inkâr içindeyken zorlukla çıkmasını ister.
(9/55)
Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin
ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar
ödleri kopan bir topluluktur. (9/56)
Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya
girebilecekleri bir yer bulsalardı hızla oraya yönelip
koşarlardı. (9/57)
Onlardan sadakalar konusunda seni yadırgayacaklar vardır.
Ondan kendilerine verilirse hoşlanırlar kendilerine
verilmediği zaman bu sefer gazablanırlar. (9/58)
Eğer onlar Allah'ın ve elçisinin verdiklerine hoşnut
olsalardı ve: "Bize Allah yeter; Allah pek yakında bize
fazlından verecek O'nun elçisi de. Biz gerçekten ancak
Allah'a rağbet edenleriz" deselerdi (ya)!.. (9/59)
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen)
bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için
bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder mü'minlere inanıp-güvenir
ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır."
(9/61)
Bilmiyorlar mı kim Allah'a ve elçisine karşı koymaya
çalışırsa gerçekten onun için onda ebedi kalmak üzere
cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.
(9/63)
Münafıklar kalblerinde olanı kendilerine haber verecek
bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar.
De ki: "Alay edin. Şüphesiz Allah kaçınmakta olduklarınızı
açığa çıkarandır." (9/64)
Onlara sorarsan andolsun: "Biz dalmış oyalanıyorduk"
derler. De ki: "Allah ile O'nun ayetleriyle ve elçisiyle
mi alay ediyordunuz?" (9/65)
Özür belirtmeyiniz. Siz imanınızdan sonra inkâra saptınız.
Sizden bir topluluğu bağışlasak da bir topluluğunuzu
gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız.
(9/66)
Münafık erkekler ve münafık kadınlar bazısı bazısındandır;
kötülüğü emrederler iyilikten alıkoyarlar ellerini sımsıkı
tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; O da onları unuttu.
Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır. (9/67)
Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da ve
(bütün) kâfirlere içinde ebedi kalmak üzere cehennem
ateşini vadetti. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir
ve onlar için sürekli bir azab vardır. (9/68)
Sizden önceki (münafıklar ve kâfirler) gibi. Onlar
sizden kuvvet bakımından daha güçlü mal ve çocuklar
bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya
baktılar; siz de sizden öncekilerin kendi paylarıyla
yararlanmaya kalkışmaları gibi kendi paylarınızla yararlanmaya
baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi
daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri
(amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır.
(9/69)
Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve
onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma
yerleri cehennemdir ne kötü bir yataktır o!.. (9/73)
Allah'a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler.
Oysa andolsun onlar inkâr sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından
sonra inkâra sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye
yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının kendilerini
Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından
başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri
için hayırlı olur eğer yüz çevirirlerse Allah onları
dünyada da ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Onlardan kimi de: "Andolsun eğer bize bol ihsanından
verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız"
diye Allah'a ahdetmiştir. (9/75)
Onlara kendi bol ihsanından verince ise onunla cimrilik
yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir.
(9/76)
Böylece O da Allah'a verdikleri sözü tutmamaları ve
yalan söylemeleri nedeniyle kendisiyle karşılaşacakları
güne kadar kalplerinde nifakı (sonuçta köklü bir duygu
olarak) yerleşik kıldı. (9/77)
Onlar bilmiyorlar mı ki elbette Allah onların gizli
tuttuklarını da fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten
Allah gaybın bilgisine sahip olandır. (9/78)
Sadakalar, konusunda mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla
emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları
yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları
alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azab vardır.
(9/79)
Sen onlar için ister bağışlanma dile istersen dileme.
Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları
kesinlikle bağışlamaz. Bu gerçekten onların Allah'a
ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.
Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (9/80)
Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar
oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta
(savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin
sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.
(9/81)
Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler
çok ağlasınlar. (9/82)
Bundan böyle Allah seni onlardan bir topluluğun yanına
döndürür de (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse
de ki: "Kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız
ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız.
Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride
kalanlarla birlikte oturun." (9/83)
Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma mezarı
başında durma. Çünkü onlar Allah'a ve elçisine (karşı)
inkâra saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler. (9/84)
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah
bunlarla ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının
onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.
(9/85)
"Allah'a iman edin O'nun elçisi ile cihada çıkın" diye
bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar
senden izin isteyip: "Bizi bırakıver oturanlarla birlikte
olalım" dediler. (9/86)
(Savaştan) Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler.
Onların kalbleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.
(9/87)
Bedevilerden özür belirtenler kendilerine izin verilmesi
için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler
de oturup kaldı. Onlardan inkâr edenlere pek acı bir
azab isabet edecektir. (9/90)
Yol, ancak o kimseler aleyhinedir ki zengin oldukları
halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve
bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah
onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar
bilmezler. (9/93)
Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De
ki: "Özür belirtmeyiniz size kesin olarak inanmıyoruz.
Allah bize durumunuzu haber vermiştir. Yaptıklarınızı
Allah görecektir O'nun elçisi de. Sonra gaybı da müşahede
edilebileni de bilen'e döndürüleceksiniz ve O yaptıklarınızı
size haber verecektir." (9/94)
Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz
için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin.
Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir
cezası olarak barınma yerleri cehennemdir. (9/95)
Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler.
Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah fasıklar
topluluğundan hoşnut olmaz. (9/96)
Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir.
Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar
daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (9/97)
Bedevilerden öyleleri vardır ki infak ettiğini bir
cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler.
Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir bilendir.
(9/98)
Bedevilerden öyleleri de vardır ki onlar Allah'a ve
ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında
bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine
(bir yol) sayar. Haberiniz olsun bu gerçekten onlar
için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine
sokacaktır. Şüphesiz Allah bağışlayandır esirgeyendir.
(9/99)
Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve
Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar
vardır. Sen onları bilmezsin biz onları biliriz. Biz
onları iki kere azablandıracağız sonra onlar büyük bir
azaba döndürülecekler. (9/101)
Diğerleri günahlarını itiraf ettiler onlar salih bir
ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki
Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (9/102)
Onların mallarından sadaka al bununla onları temizlemiş
arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu senin duan
onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir
bilendir. (9/103)
Onlar bilmiyorlar mı ki gerçekten Allah kullarından
tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O'dur.
Şüphesiz tevbeleri kabul eden esirgeyen O'dur. (9/104)
De ki: "Yapıp-edin. Allah sizin yapıp-ettiklerinizi
(amellerinizi) görecektir. O'nun elçisi ve mü'minler
de. Yakında gaybı ve müşahede edilebileni Bilen'e döndürüleceksiniz
ve O size yaptıklarınızı haber verecektir." (9/105)
Diğer bir kısmı Allah'ın emri için ertelenmişlerdir.
O bunları ya azablandıracak veya tevbelerini kabul edecektir.
Allah bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (9/106)
Zarar vermek inkârı (pekiştirmek) mü'minlerin arasını
ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı
gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka
bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Onların kalbleri parçalanmadıkça kurdukları bina kalblerinde
bir şüphe olarak sürüp-gidecektir. Allah bilendir hüküm
ve hikmet sahibidir. (9/110)
Bir sûre indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu hanginizin
imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince;
onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
(9/124)
Kalblerinde hastalık olanların ise iğrençliklerine
iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kâfir
kimseler olarak ölmüşlerdir. (9/125)
Görmüyorlar mı ki gerçekten onlar her yıl bir veya
iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar
ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar. (9/126)
Bir sûre indirildiğinde bazısı bazısına bakar (ve):
"Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir
giderler. Gerçekten onlar kavramayan bir topluluk olmaları
dolayısıyla Allah onların kalblerini çevirmiştir. (9/127)
İnsanlardan kimi Allah'a bir ucundan ibadet eder eğer
kendisine bir hayır dokunursa bununla tatmin bulur ve
eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü
dönüverir. O dünyayı kaybetmiştir ahireti de. İşte bu
apaçık bir kayıptır. (22/11)
(Ya da) Zararı yararından daha yakın olana tapar; ne
kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır. (22/13)
Doğrusu uydurulmuş bir yalanla gelenler sizin içinizden
birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz
için bir şer saymayın aksine o sizin için bir hayırdır.
Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza)
vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise
büyük bir azab vardır. (24/11)
Hani münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar:
"Allah ve Resulü bize boş bir aldanıştan başka bir şey
vadetmedi" diyorlardı. (33/12)
Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib
(Medine) halkı artık sizin için (burada) kalacak yer
yok şu halde dönün." Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten
evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu;
oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak
istiyorlardı. (33/13)
Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra
da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş
olsaydı hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman)
dışında (kararsız) kalmazlardı. (33/14)
Oysa andolsun daha önce 'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına'
dair Allah'a söz vermişlerdi; Allah'a verilen söz (ahid)
ise (ağır bir) sorumluluktur. (33/15)
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız
kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa
bile pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız."
(33/16)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan
koruyacak veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna
engel olacak) kimdir?" Onlar kendileri için Allah'ın
dışında ne bir veli ne bir yardımcı bulamazlar. (33/17)
Gerçekten Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine:
"Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar pek azı dışında
zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
(Geldiklerinde de) Size karşı 'cimri ve bencildirler.'
Şayet korku gelecek olsa ölümden dolayı üstüne baygınlık
çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını
görürsün. Korku gidince de, hayra karşı oldukça düşkünlük
göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek)
karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece
Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a
göre pek kolaydır. (33/19)
Onlar (münafıklar düşman) birliklerinin gitmediklerini
sanıyorlardı. Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa çölde
bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (ordan)
sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı
ancak pek az savaşırlardı. (33/20)
Andolsun sizin için Allah'ı ve ahiret gününü umanlar
ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde
güzel bir örnek vardır. (33/21)
Çünkü Allah (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sâdıkları
sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak münafıkları
da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib edip tevbe)lerini
kabul edecektir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır çok
esirgeyendir. (33/24)
Kafirlere ve münafıklara itaat etme eziyetlerine aldırma
ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (33/48)
Andolsun eğer münafıklar kalplerinde hastalık bulunanlar
ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar
(bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa gerçekten
seni onlara saldırtırız sonra orada seninle pek az (bir
süre) komşu kalabilirler. (33/60)
Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler
yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.
(33/61)
(Bu) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan)
Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak
bir değişiklik bulamazsın. (33/62)
İman edenler derler ki: "(Savaş izni için) Bir sûre
indirilmeli değil miydi?" Fakat içinde savaş (kıtal)
zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman kalplerinde
hastalık olanların üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların
bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla
(olan): (47/20)
İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş kesinlik ve
kararlılık gerektirdiği zaman şayet Allah'a sadakat
gösterselerdi şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.
(47/21)
Demek 'iş başına gelip yönetimi ele alırsanız' hemen
yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık
bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız öyle mi? (47/22)
İşte bunlar; Allah onları lanetlemiş böylece (kulaklarını)
sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör etmiştir.
(47/23)
Öyle olmasa Kur'an'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi?
Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?
(47/24)
Şüphesiz kendilerine hidayet açıkça belli olduktan
sonra gerisin geri (küfre) dönenleri şeytan kışkırtmış
ve uzun emellere kaptırmıştır. (47/25)
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar Allah'ın indirdiğini
çirkin karşılayanlara dediler ki: "Size bazı işlerde
itaat edeceğiz." Oysa Allah sakladıkları şeyleri (sır
olarak konuştuklarını) biliyor. (47/26)
Öyleyse melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura
canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? (47/27)
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar Allah'ı gazablandıran
şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar;
bundan dolayı (Allah) amellerini boşa çıkardı. (47/28)
Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar Allah'ın kinlerini
hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? (47/29)
Eğer biz dilersek sana onları elbette gösteririz böylelikle
onları simalarından tanırsın. Andolsun sen onları sözlerin
söyleniş tarzından da tanırsın. Allah amellerinizi bilir.
(47/30)
Andolsun biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri
bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar deneyeceğiz
ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). (47/31)
Şüphesiz inkar edenler Allah'ın yolundan alıkoyanlar
ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye
karşı gelip zorluk çıkaranlar' kesin olarak Allah'a
hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah) Onların amellerini
boşa çıkaracaktır. (47/32)
Bedevilerden geride bırakılanlar sana diyecekler ki:
"Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan
dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar kalplerinde
olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah
size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa
sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç
yetirebilir? Hayır Allah yaptıklarınızı haber alandır."
(48/11)
Hayır siz Peygamberin ve mü'minlerin ailelerine ebedi
olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu kalplerinizde
çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz
da yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz. (48/12)
(Savaştan) Geride bırakılanlar siz ganimetleri almaya
gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da
sizi izleyelim." Onlar Allah'ın kelamını değiştirmek
istiyorlar. De ki: "siz kesin olarak bizim izimizden
gelemezsiniz. Allah daha evvel böyle buyurdu." Bunun
üzerine: "Hayır bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır
onlar pek az anlayan kimselerdir. (48/15)
Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: "Siz yakında
zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız; onlarla
(ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar. Bu
durumda eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine)
sırt çevirirseniz sizi acı bir azab ile azablandırır."
(48/16)
O gün münafık erkekler ile münafık kadınlar iman edenlere
derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın sizin nurunuzdan
birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya)
dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken
aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç
yanında rahmet dış yanında o yönden azab vardır. (57/13)
(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte
değil miydik?" Derler ki: "Evet ancak siz kendinizi
fitneye düşürdünüz (Müslümanları acıların ve yıkımların
sarmasını) gözetip-beklediniz (Allah'a ve İslam'a karşı)
kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı.
Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı
da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak hatta masumca
sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
Artık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr
edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir sizin veliniz
(size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir.
(57/15)
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men'
edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah
düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları
görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın
selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine:
"Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya."
derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir.
Artık o ne kötü bir gidiş yeridir. (58/8)
Ey iman edenler kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız
zaman bundan böyle günah düşmanlık ve Peygamber'e isyanı
fısıldaşıp-konuşmayın; birri (iyiliği) ve takvayı konuşun
ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının. (58/9)
Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis)
iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü
olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o onlara
hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler
yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (58/10)
Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli
(dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar ne
sizdendirler ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği)
bildikleri halde yalan üzere yemin ediyorlar. (58/14)
Allah onlara şiddetli bir azab hazırlamıştır. Doğrusu
onların yaptıkları ne kötüdür. (58/15)
Onlar yeminlerini bir siper edindiler böylece Allah'ın
yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir
azab vardır. (58/16)
Ne malları ne çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir
şeyle yarar sağlamaz. Onlar ateşin halkıdır içinde süresiz
kalacaklardır. (58/17)
Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün sizlere yemin
ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin
bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin;
gerçekten onlar yalan söyleyenlerin ta kendileridir.
(58/18)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara
Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar şeytanın
fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası hüsrana
uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Hiç şüphesiz Allah'a ve Resûlü'ne karşı (onların koydukları
sınırları tanımayıp kendileri sınır koymaya kalkışmakla)
başkaldıranlar; işte onlar en çok zillete düşenler arasında
olanlardır. (58/20)
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk)
bulamazsın ki Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle
bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar
ister babaları ister çocukları ister kardeşleri isterse
kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar öyle kimselerdir
ki (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden
bir ruh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar
akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır.
Allah onlardan razı olmuş onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte onlar Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz
Allah'ın fırkası olanlar felah (umutlarını gerçekleştirip
kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Münafıklık edenleri görmüyor musun ki Kitap Ehlinden
inkâr eden kardeşlerine derler ki: "Andolsun eğer siz
(yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız mutlaka biz de
sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye
hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa
elbette size yardım ederiz." Oysa Allah şahidlik etmektedir
ki onlar gerçekten yalancıdırlar. (59/11)
Andolsun (yurtlarından) çıkarılacak olurlarsa onlarla
birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşılırsa da kendilerine
yardımda bulunmazlar; yardım etseler bile (arkalarına)
dönüp-kaçarlar. Sonra kendilerine yardım edilmez. (59/12)
Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma ba |