|
-N-
NEHİR
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı
görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir
biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim,
Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim
değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" (43/51)
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler.
(54/54)
NESHETMEK
Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye
(kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten
kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah,
gerçekten herşeye güç yetirendir. (2/106)
NESİL
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı
görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir
biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine
apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman
etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz,
suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız.
(10/13)
Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız
(geçmişteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi
ayakta kalmış, (hâlâ izleri var, kimi de) biçilmiş ekin
(gibi yerlebir edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir. (11/100)
Onlar, zulüm işlemektelerken, ülkeleri (veya nesilleri)
yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması işte böyledir.
Gerçekten O'nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir.
(11/102)
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan
pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet
sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise,
içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar,
suçlu-günahkarlardı. (11/116)
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir;
Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan
nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan,
doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.
Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda,
ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz
(kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular.
Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
(19/59)
Onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık,
onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş
bakımından da daha güzeldiler. (19/74)
Biz, onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık;
(şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların
fısıltılarını duyuyor musun? (19/98)
(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu
nedir öyleyse?" (20/51)
Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini yıkıma
uğratmamız, onları doğruya yöneltmedi mi? (Oysa bugün
kendileri) onların kaldıkları yerlerde (tarihi kalıntıları
üzerinde) gezinip duruyorlar. Şüphesiz bunda sağduyu
sahipleri için ayetler vardır. (20/128)
Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa
ettik. (23/42)
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok
nesilleri (yok ettik). (25/38)
Andolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya,
insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler,
hidayet ve rahmet olmak üzere Kitap verdik. Umulur ki,
öğüt alıp-düşünürler diye. (28/43)
Ancak biz birçok nesiller inşa ettik de onların üzerinde
(nice) ömür(ler) uzayıp geçti. Ve sen Medyen halkı içinde
yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş değilsin.
Ancak (bu bilgileri sana) gönderen biziz. (28/45)
Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana
verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden
önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha
güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri
yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları
sorulmaz. (28/78)
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden
evvel yıkıma uğratmış olmamız, hâlâ onları doğru yola
iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır;
yine de işitmiyorlar mı? (32/26)
Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak
ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.
(36/31)
O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce
nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla
mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası)
ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz
Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin
masallarından başkası değildir" der. (46/17)
Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki
onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle
yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler;
şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı,
inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi.
(Ama) kaçacak bir yer var mı? (50/36)
NESR
Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın
ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u, ne Ye'uk'u ve ne de
Nesr'i." (71/23)
NEŞE
Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında
uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından
daha sağlamdır. (73/6)
Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere
gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine
kaş-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman
neşeyle dönerlerdi. (83/29-31)
NİKAH
Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın;
iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik bir
kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de iman edinceye
kadar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse
de- müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar, ateşe
çağırırlar, Allah ise kendi izniyle cennete ve mağfirete
çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar. Umulur ki
öğüt alıp-düşünürler. (2/221)
Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun
dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal
olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca
ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını
sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi
için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır;
bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa
-birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları
takdirde- onlara, kendilerini kocalarına nikahlamalarına
engel çıkarmayın. İşte, içinizde Allah'a ve ahiret gününe
iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu, sizin
için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah, bilir de
siz bilmezsiniz. (2/232)
(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi
(onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde
saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte
Allah, sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı
bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla
gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya
kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve
bilin ki, elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir.
Artık ondan kaçının. Ve bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır,
(kullara) yumuşak davranandır. (2/235)
Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız,
bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın
bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı
onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız
takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece
farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı
görendir. (2/237)
Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden
korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal
olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak
üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan
korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin
malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza
daha yakındır. (4/3)
Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin;
şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü,
hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler diye israf
ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın,
yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz
zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak
Allah yeter. (4/6)
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın.
Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çirkin
bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir.'
Ne kötü bir yoldu o!... (4/22)
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler,
o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden
(alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse
onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın.
Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe
uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak
olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı
uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip
korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara
ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine
yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini
nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar
(hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız
konusunda size Kitap'ta okunmakta olanlardır. Hayır
adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. (4/127)
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından
başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden
ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz.
Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden
salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah,
kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet
sahibi)dir, bilendir. Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah
onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve
cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir
hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah'ın size
verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici
metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa-
cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa)
zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/32-33)
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet
etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini
sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak
olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak
istemem; beni de inşaallah salih olanlardan bulacaksın."
(28/27)
Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp sonra
onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için
üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen)
onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin)
ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin. (33/49)
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin,
(Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini
beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin,
yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten
bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan
(peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman,
perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için
de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın
Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız
size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız,
Allah katında çok büyük (bir günah)tır. (33/53)
Ey iman edenler, mü'min kadınlar hicret ederek size
geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların
imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min
kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz, artık sakın
onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar
onlara helaldir, ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir
kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara
(hicret eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini)
verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük
yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını)
tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar
da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu,
Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (60/10)
Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini
örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki
kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet
ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan
gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe
diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)
|