|
-P-
PAPAZ
Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman
olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan,
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız"
diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve
rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları
nedeniyledir. (5/82)
PARMAK
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le
yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş
gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm
korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa
Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar
sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar
sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına
kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı
parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle
ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı
bilendir. (3/119)
Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz ben sizinleyim,
iman edenlere sağlamlık katın, inkâr edenlerin kalblerine
amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,)
vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."
(8/12)
Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde,
onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini
başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.'
(71/7)
Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden)
düzene koymaya güç yetirenleriz. (75/4)
PAZAR
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte
ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte
uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?"
(25/7)
Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen
ve pazarlarda gezen (elçi)lerden başkasını göndermiş
değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne
konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir.
(25/20)
PERDE
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir;
gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır.
(2/7)
Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar
arasında görünmez bir perde kıldık. (17/45)
Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman,
sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni
unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri
üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde
(gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları
hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet
bulamazlar. (18/57)
Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde
içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı. (18/101)
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)
Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri)
eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin
sesidir." (31/19)
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin,
(Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini
beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin,
yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten
bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan
(peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman,
perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için
de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın
Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız
size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız,
Allah katında çok büyük (bir günah)tır. (33/53)
(Şimdi) Kendileriyle istek duydukları şeyler arasında
perde çekilmiştir; daha önce benzerlerine yapıldığı
gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde
idiler. (34/54)
O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini
Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu
atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.
(38/32)
Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz
bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle
senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini)
yap, biz de gerçekten yapıyoruz." (41/5)
Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak
(şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından
veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi
(durumu) başka. Gerçekten O, yüce olandır, hüküm ve
hikmet sahibidir. (42/51)
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir
ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini
mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi
gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir?
Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz? (45/23)
Hayır; gerçekten onlar, Rablerinden perdelenerek-yoksun
tutulmuşlardır. (83/15)
PEYGAMBERLER
Andolsun biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peşpeşe
elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler
verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek size
ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle
gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Onlardan Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle
yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler
verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah
dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra
onların peşinden gelen (ümmet)ler birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama
Allah dilediğini yapandır. (2/253)
Elçi kendisine Rabbinden indirilene iman etti mü'minler
de. Tümü Allah'a meleklerine Kitaplarına ve elçilerine
inandı. "O'nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden)
ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı
(dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (2/285)
Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler
gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse siz
topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?
İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a
kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında
ödüllendirecektir. (3/144)
Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar
mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda
bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali
kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini
seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin.
Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir
ecir vardır. (3/179)
"Allah bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe
hiçbir elçiye inanmamamız konusunda and verdi" diyenlere
de ki: "Şüphesiz benden önce nice elçiler apaçık belgeler
ve söylediklerinizle geldi; eğer, siz doğru idiyseniz,
o halde onları ne diye öldürdünüz?" (3/183)
Eğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler,
Zeburlar ve aydınlık kitapla gelen elçileri de yalanlamışlardır.
(3/184)
"Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet
gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen
va'dine muhalefet etmeyensin." (3/194)
Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği
kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba, iman edin. Kim
Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret
gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.
(4/136)
Allah'a ve Resûlü'ne inananlar ve onlardan hiçbiri
arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir.
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/152)
Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız
elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Allah,
Musa ile de konuştu. (4/164)
Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi).
Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak)
delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır hikmet
ve hüküm sahibidir. (4/165)
Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize
müjdeci de bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat
kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece
müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah, herşeye
güç yetirendir. (5/19)
Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi,
bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık
olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları
öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel
olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur.
Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir.
Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü
taşıranlardır. (5/32)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan önce
de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur, ikisi
de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz?
(Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar? (5/75)
Allah, elçileri toplayacağı gün, şöyle diyecek: "Size
verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur;
şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."
(5/109)
Andolsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da
alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre
kuşatıverdi. (6/10)
Andolsun, senden önce de elçiler yalanlandı; onlara
yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete
uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah'ın sözlerini
(va'dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin
haberlerinden bir bölümü sana da geldi. (6/34)
Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın
elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar
biz kesin olarak inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye
vereceğini daha iyi bilir. Bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları
hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab ve Allah
katında bir küçüklük isabet edecektir. (6/124)
Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi
aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle
sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize
karşı şehadet ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı
ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine
karşı şehadet ettiler. (6/130)
Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren
elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını)
düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun
olmayacaklardır. (7/35)
Biz onların göğüslerinde, kinden ne varsa çekip almışız.
Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran
Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi
biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri
hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu yaptıklarınıza karşılık
olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek.
(7/43)
Onlar, onun tevilinden başkasına bakmazlar mı? Onun
tevilinin geleceği gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler
ki: "Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi.
Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Veya
geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak."
Gerçek şu ki onlar, kendilerini hüsrana uğratmışlardır,
uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp
kaybolmuşlardır. (7/53)
İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar
yapıyoruz.' Gerçekten onlara elçileri apaçık belgelerle
gelmişlerdi. Ama daha önceden yalanlamaları nedeniyle
iman eder olmadılar. İşte Allah inkâr edenlerin kalplerini
böyle damgalar. (7/101)
Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin,
İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan
şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık
deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor
değildi ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(9/70)
Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine
apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman
etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte, biz
suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız.
(10/13)
Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler
gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama
daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte
biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz. (10/74)
Sonra biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız;
mü'minleri kurtarmamız bizim üzerimize bir haktır. (10/103)
İşte Ad (halkı): Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler.
O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın
emri ardınca yürüdüler. (11/59)
Sana, elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak-
doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere
bir öğüt ve uyarı gelmiştir. (11/120)
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de artık onların
gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara
yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur.
Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin
olarak geri çevrilmeyecektir. (12/110)
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi bunun
üzerine Ben de o inkâra sapanlara bir süre tanıdım sonra
onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?
(13/32)
Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik onlara eşler
ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç) bir
elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak
iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir
kitap (yazı hüküm son) vardır. (13/38)
Sizden öncekilerin Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan
sonra gelenlerin, haberi size gelmedi mi? Ki onları,
Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle
gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden
ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız biz sizin kendisiyle
gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine
çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt
içindeyiz." (14/9)
Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?
O gökleri ve yeri yaratandır; O sizi günahlarınızı bağışlamak
için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar
erteliyor." Dediler ki: "Siz bizim benzerimiz olan birer
beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın
taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse
bize apaçık bir delil getirin." (14/10)
Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz sizin gibi
yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine
lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil
getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak
Allah'a tevekkül etmelidirler." (14/11)
İnkâr edenler, resullerine dediler ki: "Muhakkak (ya)
sizi kendi toprağımızdan süreceğiz veya dinimize geri
döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti
ki: "Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz." (14/13)
Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp-korkut
ki (o gün) zulmedenler şöyle diyecekler: "Bizi yakın
bir süreye kadar ertele ki Senin çağrına cevap verelim
ve elçilere uyalım." Oysa daha önce kendiniz için hiç
zeval yoktur diye and içenler sizler değil miydiniz?
(14/44)
Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma.
Gerçekten Allah azizdir intikam sahibidir. (14/47)
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi
O'nun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik biz de atalarımız
da; ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan
öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen
apaçık bir tebliğden başkası mı? (16/35)
Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için
tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden
sonra az bir süreden başka kalamazlar. (17/76)
(Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir
sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
(17/77)
İşte, inkâr etmeleri ayetlerimi ve elçilerimi alay
konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir.
(18/106)
Andolsun senden önceki elçilerle de alay edildi, fakat
içlerinden küçük düşürenleri o alaya aldıkları (azap)
sarıp-kuşatıverdi. (21/41)
Allah meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da.
Şüphesiz Allah, işitendir görendir. (22/75)
Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her
ümmete kendi elçisi geldiğinde onu yalanladılar. Böylece
biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin
izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı)
bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
(23/44)
Ey elçiler güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih
amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı
biliyorum. (23/51)
Nuh'un kavmi de elçileri yalanlandıklarında onları
suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere
acıklı bir azab hazırladık. (25/37)
Bizim elçilerimiz, İbrahim'e bir müjde ile geldikleri
zaman dediler ki: "Gerçek şu ki biz bu ülkenin halkını
yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular."
(29/31)
Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman, o bunlar dolayısıyla
kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme
ve hüzne kapılma. Karın dışında seni ve aileni muhakak
kurtaracağız. O ise arkada kalacaktır." (29/33)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden
öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler.
Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler,
toprağı alt-üst etmişler (ekmişler madenler sular arayıp
çıkarmışlar) ve onu kendilerinin imar ettiğinden daha
çok imar etmişlerdi. Elçileri de onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak
onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler
gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece
biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere
yardım etmek ise bizim üzerimizde bir haktır. (30/47)
Kendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar,
öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı.
Buna rağmen (şımararak) elçilerimi yalanladılar; ancak
benim de (onları) inkarım (yıkıma uğratmam) nasıl oldu?
(34/45)
Hamd gökleri ve yeri yaratan ikişer, üçer ve dörder
kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O yaratmada
dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(35/1)
Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de
yalanlandı. (En sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülür.
(35/4)
Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden öncekiler de yalanlandı;
elçileri ise; kendilerine apaçık ayetler sahifeler ve
aydınlatıcı kitaplar getirmişlerdi. (35/25)
Hepsi de elçileri yalanladılar. (38/14)
İnkâr edenler, cehenneme bölük bölük sevkedildiler.
Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara
(cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi
uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet," dediler.
Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu. (39/71)
Çünkü gerçekten onlar, Resulleri kendilerine apaçık
belgeler getirirdi; fakat onlar inkâr ederlerdi. Bu
yüzden, Allah onları (azabla) yakalayıverdi. Şüphesiz
O kuvvetli olandır cezalandırması şiddetlidir. (40/22)
(Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle
gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:)
"Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası,
çıkmazda olmaktan başkası değildir. (40/50)
Şüphesiz, biz elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında
ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette
yardım edeceğiz. (40/51)
Ki onlar, Kitabı ve elçilerimizle gönderdiğimiz şeyleri
yalanladılar. Artık yakında bileceklerdir. (40/70)
Andolsun biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan
kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi
bir elçiye Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek
olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak
ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte
(istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır. (40/78)
Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman,
onlar yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler
de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi.
(40/83)
Onlara "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye önlerinden
ve arkalarından elçiler gelince dediler ki: "Eğer dileseydi
Rabbimiz melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin
kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edicileriz." (41/14)
Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden
başkası değildir. Şüphesiz, Rabbin, hem elbette mağfiret
sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir. (41/43)
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz Rahman'ın
dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldık mı (hiç)?
(43/45)
De ki: "Ben elçilerden bir türedi değilim bana ve size
ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilmekte
olana uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başkası
değilim." (46/9)
Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri
gibi, Onlar için de acele etme. Onlar tehdit edildikleri
şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca
bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu) Bir tebliğdir.
Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır
mı? (46/35)
Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman edenler; işte onlar
Rableri katında sıddîklar ve şehidler (veya şahid)lerdir.
Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi
yalanlayanlar ise; işte onlar da cehennem halkıdır.
(57/19)
Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak
için) 'çaba gösterip-yarışın' ki (o cennet) genişliği
gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü'ne
iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu Allah'ın fazlıdır
ki onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.
(57/21)
Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik
ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte
kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine çetin bir sertlik
ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de
indirdik; öyle ki Allah kendisine ve elçilerine gayb
ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin
(ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir
üstün olandır. (57/25)
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi, birbiri
ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından
gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde
bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri
ruhbanlığı ise Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak
Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan
iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da
fasık olanlardır. (57/27)
Allah yazmıştır: "Andolsun ben galip geleceğim ve elçilerim
de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir güçlü
ve üstün olandır. (58/21)
Onlardan Allah'ın elçisine verdiği "fey'e" gelince
ki siz buna karşı (bunu elde etmek için) ne at ne deve
sürdünüz. Ancak Allah, elçilerini dilediklerinin üstüne
musallat kılar. Allah, herşeye güç yetirendir. (59/6)
Ülkelerden niceleri vardır ki Rablerinin ve O'nun elçilerinin
emrine karşı gelip azmışlar böylece biz de onları çetin
bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir
azabla azablandırmışız. (65/8)
PEYGAMBERLERİ
HATIRLAMAK
Sen onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güç
sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o yönelen biriydi.
(38/17)
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız; İbrahim'i, İshak'ı
ve Yakub'u hatırla. (38/45)
İsmail'i , Elyesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi
de hayırlı olanlardandır.(38/48)
PINAR
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman
biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan oniki pınar
fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın
verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (2/60)
Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak
on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden
su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik.
Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan-
topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine
bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın
indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak
verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar bize
zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar
başlarındadır. (15/45)
Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana
kesinlikle inanmayız." (17/90)
Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden
ve pınarlardan sürüp çıkardık; (26/57)
Bahçeler ve pınarlar da." (26/134)
Bahçelerin, pınarların içinde," (26/147)
Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler
kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık: (36/34)
Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi; (44/25)
Cennetlerde ve pınarlarda, (44/52)
Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
(51/15)
İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır. (55/50)
İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.
(55/66)
Bir pınar ki orada "selsebil" olarak adlandırılır.
(76/18)
Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır;
(77/41)
PİSLİK
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal
okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir.
Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(5/90)
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü
İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü,
sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.
Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
(6/125)
Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama
bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın
pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven
ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı
(arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
(8/11)
Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler;
öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a
yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız,
Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. Şüphesiz
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)
Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz
için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin.
Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir
cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir. (9/95)
Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme
(imkanı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç
bir pislik kılar. (10/100)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip
hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için
hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki
hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan
putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.
(22/30)
Pislikten kaçınıp-uzaklaş. (74/5)
PİŞMANLIK
Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini
nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana
yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin
cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.
(5/31)
İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle
aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek
aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki
Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de,
onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman
olacaklardır. (5/52)
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup,
başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten
şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet
etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan
olacağız" dediler. (7/149)
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip
olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi.
Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa
onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
(10/54)
(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten
pişman olacaklar." (23/40)
Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
(26/157)
Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır,
siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı
inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz"
dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar;
biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik.
Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(34/33)
Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse,
onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir
kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize
pişman olursunuz. (49/6)
PLAN
Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz,
öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla
şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna
karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." (7/123)
Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını
(yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı.
İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa)
Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini
(yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka.
Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi
sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. (12/76)
Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar;
(86/15)
Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı
mı? (105/2)
POTA
Pota gibi; karınlarda kaynar-durur; (44/45)
PUT
Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları
ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini
apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (6/74)
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Putları önünde
bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar.
Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var;
onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.
(7/138)
Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri güvenli kıl,
beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut."
(14/35)
Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra,
ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."
(21/57)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip
hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için
hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki
hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan
putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.
(22/30)
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli
onların önünde bel büküp eğiliyoruz." (26/71)
Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor
ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin
Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç
yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın,
O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."
(29/17)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp
dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları
(ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi
inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.
Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız
yoktur." (29/25)
Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı. Ve üçüncü
(put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)? (Necm,
19-20)
|