|
-R-
RAHİMLER
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve
temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını
saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde
barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından)
daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki
maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için
onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir.
(2/228)
Sekiz çift; koyundan iki, keçiden de iki. De ki: "İki
erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi, ya da o
iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları)
mı? Eğer doğru sözlüler iseniz bana bir ilimle haber
verin." (6/143)
Deveden iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi
haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin
rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa
Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği zaman şahid miydiniz?"
hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim
kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (6/144)
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz,
gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir
damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış
biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size
(kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı
konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin
hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra
hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı
ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru
ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz
zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler)
bitirir. (22/5)
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır.
Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse,
yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde
öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdârdır.
(31/34)
Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz
mü? (56/58)
RAHİP
Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman
olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan,
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız"
diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve
rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları
nedeniyledir. (5/82)
Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini
rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de..
Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka
bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur.
O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. (9/31)
Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden
ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını
haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar.
Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar...
Onlara acı bir azabı müjdele. (9/34)
RAHMAN
Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir. (20/5)
Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten
siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin
asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana
uyun ve emrime itaat edin" demişti. (20/90)
O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya
uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır;
artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. (20/108)
O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği
ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati
bir yarar sağlamaz. (20/109)
"Rahman (olan Allah) çocuk edindi" dediler. O, (bu
yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama
layık görülmüş kullardır. (21/26)
İnkar edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay-konusu
ediyorlar (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu
mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (Kitabını)
inkar edenler kendileridir. (21/36)
De ki: "Gece ve gündüz sizi Rahman (olan Allah)tan
kim koruyabilir?" Hayır, onlar Rablerini zikirden yüz
çevirenlerdir. (21/42)
(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim
Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı
yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır." (21/112)
İşte o gün, gerçek mülk, Rahman (olan Allah)ındır.
İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür. (25/26)
O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı
günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman (olan
Allah)dır. Bunu (bundan) haberi olana sor. (25/59)
Onlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildiği
zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine
mi secde edecek mişiz?" derler ve (bu,) onların nefretini
arttırır. (25/60)
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak
gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap
oldukları zaman "Selam" derler. (25/63)
Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin,
hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler. (26/5)
"Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman
ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır." (27/30)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman
olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi
uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir
ecirle müjdele. (36/11)
Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden
başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi
bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."
(36/15)
"Ben, O'ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman
(olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların
şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni
kurtarabilirler." (36/23)
Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız
yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan
Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler
doğru söylemiş".(36/52)
Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği
örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman,
yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça
yutkunur. (43/17)
Onlar, ki Rahmanın kulları olan melekleri dişiler kıldılar.
Kendileri yaratılışlarına şahit mi oldular? Onların
şahitlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar.
(43/19)
Dediler ki: "Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz onlara
ibadet etmezdik." Onların bundan yana hiç bir bilgileri
yoktur. Onlar, yalnızca 'zan ve tahminle yalan söylüyorlar.'(43/20)
Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek
bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkar
edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri
merdivenler yapardık. (43/33)
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse,
biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız';
artık bu, onun bir yakın dostudur. (43/36)
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz,
Rahman (olan Allah)ın dışında tapılacak birtakım ilahlar
kıldık mı (hiç)? (43/45)
De ki: "Eğer Rahman (olan Allah)'ın çocuğu olsaydı,
ona tapanların ilki ben olurdum." (43/81)
Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku
duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalb ile gelen
içindir. (50/33)
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede
edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. (59/22)
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde
yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında
hiç bir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin.
İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık
(bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (67/3)
Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan
kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman (olan Allah')tan
başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla
görendir. (67/19)
Rahmana karşı size yardım edecek olan kimmiş? Şu sizin
ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur (kesin bir aldanış)
içindedirler. (67/20)
De ki: "O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır;
biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık siz
kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında
bileceksiniz." (67/29)
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi
Rahman olan (Allah); O'na hitap etmeye güç yetiremezler.
(78/37)
Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın
kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar.
(Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir. (78/38)
RAHMET
Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın
üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı,
siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz. (2/64)
Kitap Ehlinden olan kafirler ve müşrikler, Rabbinizden
üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah
ise, dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl
sahibidir. (2/105)
Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir
ve hidayete erenler de bunlardır. (2/157)
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı
(farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle
ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine,
onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından
bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve)
ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet)
ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir.
Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için
elem verici bir azab vardır. (2/178)
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umabilirler.
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (2/218)
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik
olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre
daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu
verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık
(mülk) onun olabilir?" dediler. O şöyle) demişti: "Doğrusu
Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü
arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti
ve gücü) geniş olandır, bilendir." (2/247)
Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin -hayasızlığı
emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışlama ve
bol ihsan (fazl) vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş
olandır, bilendir. (2/268)
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi
kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz,
bağışı en çok olan Sensin Sen." (3/8)
"Ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin."
De ki: "Şüphesiz doğru yol Allah'ın dosdoğru yoludur.
Size verilenin bir benzeri birine (İslam peygamberine)
veriliyor ya da Rabbinizin katında onlar (müslümanlar)
size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?)
De ki: "Şüphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)' Allah'ın elindedir,
onu dilediğine verir. Allah (rahmeti) geniş olandır,
bilendir." (3/73)
O, kime dilerse rahmetini tahsis eder, Allah büyük
'lutuf ve ihsan (fazl)' sahibidir. (3/74)
Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti
içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır. (3/107)
Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz,
Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün
toplamakta olduklarından daha hayırlıdır. (3/157)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın.
Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır
giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül
edenleri sever. (3/159)
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu
yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti
olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
(4/83)
(Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet
(vermiştir.) Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/96)
Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı,
onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.
Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana
hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve
hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın
üzerinizdeki fazlı çok büyüktür. (4/113)
Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, Allah her birine 'genişlik
(rızık ve ihsan) kaynaklarından' kazandırır (ihtiyaçlardan
korur.) Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve
hikmet sahibidir. (4/130)
İşte Allah'a iman edenler ve O'na sarılanlar, onları
kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir
ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.
(4/175)
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner
(irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği,
onların da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak
gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah
yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan
bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu
dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır,
bilendir. (5/54)
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki:
"Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi
kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır.
Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.
(6/12)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde,
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir
kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse
şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (6/54)
Rabbin, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan rahmet sahibidir.
Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin
soyundan (inşa edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını
getirir. (6/133)
Şayet seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "Rabbiniz
geniş rahmet sahibidir. O'nun şiddetli çarpması, suçlu-günahkarlar
topluluğundan geri çevrilemez." (6/147)
Sonra biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi)
tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet
ve rahmet olarak Kitabı verdik. Umulur ki Rablerine
kavuşacaklarına inanırlar. (6/154)
Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan
daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte
size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir
rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan
ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim
kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu 'engelleme
ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık
vereceğiz. (6/157)
"Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine
yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere
de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun
olmayacaksınız." (7/49)
Andolsun, biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek
bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olmak üzere
bir bilgiye dayanarak onu çeşitli biçimlerde açıkladık.
(7/52)
Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak
dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara
pek yakındır. (7/56)
Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen
O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde,
onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz
ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden
çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız.
Ki ibret alasınız. (7/57)
"Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp
korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap)
gelmesine mi şaştınız?" (7/63)
Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan
bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak
inanmamış olanların kökünü kuruttuk. (7/72)
(Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi
bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin
en merhametli olanısın." (7/151)
Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhalar'ı aldı.
(Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden korkanlar için
bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı.) (7/154)
Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz
ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet
ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara,
zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize iman edenlere
yazacağım." (7/156)
Onlara bir ayet getirmediğin zaman: "Sen onu (inmeyen
ayeti) derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca
bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan
basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet
ve bir rahmettir." (7/203)
Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu
ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri
müjdeler. (9/21)
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her sözü dinleyen)
bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O sizin için
bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere inanıp-güvenir
ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah'ın
elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab vardır."
(9/61)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.
İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat
ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.
Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (9/71)
Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve
ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında
bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine
(bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar
için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine
sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(9/99)
İnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra,
bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda
hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar
için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki:
"Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır.
Şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz
düzenleri' yazmaktadırlar." (10/21)
Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana
bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi.
(10/57)
De ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle,
yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta
olduklarından hayırlıdır." (10/58)
"Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar."
(10/86)
Andolsun, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp
sonra bunu kendisinden çekip-alsak, kuşkusuz o, (artık)
umudunu kesmiş bir nankördür. (11/9)
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine
ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet
olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan
kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a)
inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona
vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü
o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu
inanmazlar. (11/17)
Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer
ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim
bana kendi katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin
gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken
biz sizi buna zorlayacak mıyız?" (11/28)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmet ile
Hud'u ve O'nunla birlikte iman edenleri kurtardık. Onları
şiddetli-ağır bir azabtan kurtardık. (11/58)
Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular.
Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı)
inkar ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın
rahmetinden) uzaklık (verildi). (11/60)
Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz?
Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve
bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na
isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir?
Şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiç bir yarar)
sağlamayacaksınız." (11/63)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i
ve O'nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı
azabından kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, güçlü olandır,
aziz olandır. (11/66)
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz
olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı) inkar
etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah'ın
rahmetinden) uzaklık (verildi.) (11/68)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın
rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı
şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir." (11/73)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı
ve O'nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri
dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü
çökmüş olarak sabahladılar. (11/94)
Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz
olsun; Semud (halkına) nasıl bir uzaklık verildiyse
Medyen (halkına da Allah'ın rahmetinden öyle) bir uzaklık
(verildi). (11/95)
Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için
yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir:
"Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin)
tümüyle dolduracağım." (11/119)
İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar)
verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı.
Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik
yapanların ecrini kayba uğratmayız. (12/56)
"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı
bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden
umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası
Allah'ın rahmetinden umut kesmez." (12/87)
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri
için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak
bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı,
her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek
bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (12/111)
Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi
onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet
olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik. (16/64)
Her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine
bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir
şahid olarak getireceğiz. Biz Kitabı sana, her şeyin
açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve
bir müjde olarak indirdik. (16/89)
Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken
(darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan,
bu durumda onlara yumuşak söz söyle. (17/28)
Onların taptıkları da, -hangisi daha yakındır diye-
Rablerine (yaklaşmak için) bir vesile arıyorlar. O'nun
rahmetini umuyorlar ve azabından korkuyorlar. Şüphesiz
senin Rabbinin azabı korkunçtur. (17/57)
Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri
indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını
arttırmaz. (17/82)
(Vahyi sende bırakan) Rabbin rahmetinden başka (sı
değildir). Şüphesiz O'nun lütfu senin üzerinde çok büyüktür.
(17/87)
De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine malik
olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten
(cimrilik edip elinizde) tutardınız. İnsan pek cimridir.
(17/100)
O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi
ki: "Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden
bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). (18/10)
(İçlerinden biri demişti ki:)"Madem ki siz onlardan
ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız,
o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz
size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden
size bir yarar kolaylaştırsın." (18/16)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer,
kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı,
şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı.
Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında
asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (18/58)
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz
ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan
bir kulu buldular. (18/65)
"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara
ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin
diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi
definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.
Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.
İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin
yorumu." (18/82)
Dedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin
va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di
haktır." (18/98)
(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.
(19/2)
"İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu benim için
kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet
kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.
(19/21)
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar
için yüce bir doğruluk dili verdik. (19/50)
Ona rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber
olarak armağan ettik. (19/53)
Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi. (21/75)
Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi
giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler
için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte
bir katını daha verdik. (21/84)
Onları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi.
(21/86)
Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.
(21/107)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı
ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet
sahibi olmasaydı (ne yapardınız)? (24/10)
Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde
fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan
dolayı size büyük bir azab dokunurdu. (24/14)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı
ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı
(ne yapardınız)? (24/20)
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın
adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan)
çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın
üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri
ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini
temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (24/21)
Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat
edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz. (24/56)
Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak
gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik; (25/48)
(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi
ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi
ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham
et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat." (27/19)
Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol
gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler
olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah
mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (27/63)
Ve gerçekten o, mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
(27/77)
Andolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya,
insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler,
hidayet ve rahmet olmak üzere Kitap verdik. Umulur ki,
öğüt alıp-düşünürler diye. (28/43)
(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında
değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden
önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi
uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler
diye. (28/46)
Kendi rahmetinden olmak üzere O, sizin için, dinlenmeniz
ve O'nun fazlından (geçiminizi) aramanız için geceyi
ve gündüzü var etti. Umulur ki şükredersiniz. (28/73)
Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud
etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse
sakın kafirlere arka olma. (28/86)
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı 'yok sayıp inkar
edenler'; işte onlar, benim ahmetimden umut kesmişlerdir;
ve işte onlar, acı azab onlarındır. (29/23)
Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara
yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için
gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (29/51)
İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, 'gönülden katıksız
bağlılar' olarak, Rablerine dua ederler; sonra kendinden
onlara bir rahmet taddırınca hemencecik bir grup Rablerine
şirk koşarlar. (30/33)
Biz insanlara bir rahmet taddırdığımız zaman, onunla
sevinirler; kendi ellerinin takdim ettiği dolayısıyla
onlara bir kötülük isabet ettiğinde, hemen umutsuzluğa
kapılırlar. (30/36)
Size kendi rahmetinden taddırması, emriyle gemileri
yürütmesi ve O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ile
umulur ki şükretmeniz için, rüzgarları müjde vericiler
olarak göndermesi, O'nun ayetlerindendir. (30/46)
Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden
sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri
de gerçekten diriltecektir. O, her şeye güç yetirendir.
(30/50)
Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir. (31/3)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan
koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna
engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın
dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar. (33/17)
O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size
rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir).
O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (33/43)
Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa,
artık onu kısıp-tutacak yoktur; her neyi kısar-tutarsa,
artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur. O, üstün
ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (35/2)
Ancak bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli
bir zamana kadar yararlandırmamız başka. (36/44)
Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine
bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir
benzerini de bağışladık. (38/43)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama
durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan
ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki:
"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz
akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler." (39/9)
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye
soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz
mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer
Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını
kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese,
O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah,
bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."
(39/38)
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak
üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden
umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (39/53)
Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar,
Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte
ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz,
rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe
edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve
onları cehennem azabından koru." (40/7)
"Ve onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden
korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük
'kurtuluş ve mutluluk' budur. (40/9)
Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir
rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve
ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer
Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim
için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz,
o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun
onlara, en kaba bir azabtan taddıracağız. (41/50)
Eğer Allah dileseydi, onları her halde tek bir ümmet
kılardı. Ancak O, dilediğini kendi rahmetine sokar.
Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne
bir yardımcı (bulursun). (42/8)
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru
indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir.
(42/28)
Şayet onlar, sırt çevirecek olurlarsa, artık Biz seni
onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz.
Sana düşen, yalnızca tebliğdir. Gerçek şu ki, Biz insana
tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız zaman, ona sevinir.
Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla
bir kötülük isabet ederse, bu durumda insan bir nankör
kesiliverir. (42/48)
Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?
Dünya hayatında maişetlerini aralarında biz paylaştırdık
ve onlardan bir bölümü (diğer) bir bölümünü 'teshir
etmesi için, bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle
yükselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından
daha hayırlıdır. (43/32)
Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir,
bilendir. (44/6)
Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün
ve güçlü olandır, esirgeyendir. (44/42)
Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a
yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim
için de bir hidayet ve bir rahmettir. (45/20)
Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince;
Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan
'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur. (45/30)
Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak
Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve
ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere (kendinden
önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile
olan bir kitaptır. (46/12)
Ki onlar, inkar ettiler, sizi Mescid-i Haram'dan ve
durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları),
yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz
mü'min erkekler ve mü'min kadınları, bilgisizlik dolayısıyla
darmadağın edip de bu yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı'
dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun
böyle olması,) Allah'ın dilediğini rahmetine sokması
içindir. Eğer (karışık yaşayan mü'minler), seçilip ayrılmış
olsalardı, muhakkak içlerinden inkar edenleri acı bir
azab ile azablandırırdık. (48/25)
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik;
böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
(50/9)
O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman
edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin
nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza
(dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir.
Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun
iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azab vardır.
(57/13)
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun
elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel
karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir
nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (57/28)
Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca
yanan ateşin halkına (Allah'ın rahmetinden) uzaklık
olsun. (67/11)
Dilediğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar
için acı bir azab hazırlamıştır. (76/31)
RAKİM SAHİPLERİ
Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden
mi sandın? (18/9)
RAMAZAN
Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru
yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran, apaçık
belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse
sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim
hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah size kolaylık diler zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük
tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
REHBER
(Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi
ve bir zikirdir. (40/54)
Bundan önce de, bir rehber (imam) ve bir rahmet olarak
Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve
ihsanda bulunanlara bir müjde olmak üzere (kendinden
önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça bir dil ile
olan bir kitaptır. (46/12)
RENK
(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da,
bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların
içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi. (2/69)
Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri
de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen
bir topluluk için ayetler vardır. (16/13)
Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana
kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından
türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için
bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için
gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/69)
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin
ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda,
alimler için gerçekten ayetler vardır. (30/22)
Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece
biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık.
Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah
yollar (kıldık). (35/27)
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri
böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan
ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (35/28)
Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi
de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra
onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya
başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu
kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl
sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr)
vardır. (39/21)
Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.
(70/9)
Ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli yünler gibi olacakları
(gün), (101/5)
RESS HALKI
Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok
nesilleri (yok ettik). (25/38)
Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi)
de yalanladı. (50/12)
RIZIK
Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
(2/3)
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina
kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için
(çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları)
bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten
onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.
Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde:
"Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara,
(dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar
için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
(2/25)
Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası
ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin
temizinden yiyin (dedik). Onlar bize zulmetmediler,
ancak kendi nefislerine zulmettiler. (2/57)
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman
biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan oniki pınar
fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın
verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (2/60)
Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl
ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle
rızıklandır" demişti de (Allah: "Sadece inananları değil)
inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu
ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o" demişti.
(2/126)
Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz
olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız,
(yine yalnızca) Allah'a şükredin. (2/172)
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).
Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa
korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir.
Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (2/212)
Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun
ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size
rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler...
Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye
bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de
diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."
(3/27)
Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti
ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı
ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse,
yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden
geldi?" deyince, "Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah,
dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi. (3/37)
Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın.
Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.
(3/169)
Allah'ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim
(geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı
mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları
rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
(4/5)
(Mirası) Bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar
da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara
güzel (maruf) söz söyleyin. (4/8)
Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine
verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu?
Allah, onları iyi bilendir. (4/39)
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden helal ve
temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta olduğunuz Allah'tan
korkup-sakının. (5/88)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir
sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve
Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık
vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca
öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp
Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram
kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten
şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.
(6/140)
Hayvanlardan yük taşıyan ve (yünlerinden, tüylerinden)
döşek yapılanları da (yaratan O'dur). Allah'ın size
rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına
uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. (6/142)
De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını
okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya
iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
-Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin
açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma
dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi
öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve
temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar,
dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise
yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (7/32)
Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan
ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler
ki: "Doğrusu Allah, bunları inkâr edenlere haram (yasak)
kılmıştır." (7/50)
Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak
on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden
su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik.
Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan-
topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine
bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın
indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak
verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar bize
zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden infak ederler. (8/3)
İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar
için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(8/4)
Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde
zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından
korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı,
sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar
verdi. Ki şükredesiniz. (8/26)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad
edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar
için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (8/74)
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir?
Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden
çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren
kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki:
"Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (10/31)
De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını
haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler
misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah
hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" (10/59)
Andolsun, biz İsrailoğullarını, hoşlarına gidecek güzel
bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine
rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa
düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa
düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.
(10/93)
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait
olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu
yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.
(11/6)
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz?
Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve O
da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa?
Ben, size yasakladığım şeylere (kendim sahiplenmek suretiyle)
size aykırı düşmek istemiyorum. Benim istediğim, gücüm
oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım ancak
Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim."
(11/88)
Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa,
ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu
haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim."
(12/37)
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek
sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler
ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun
(dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
(13/22)
Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır
da. Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya
hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici)
bir meta'dan başkası değildir. (13/26)
İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun
olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar
ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve
açık infak etsinler." (14/31)
Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip
onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve
onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size,
emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade
kılandır. (14/32)
Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını
Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim;
Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım),
böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara
ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır.
Umulur ki şükrederler." (14/37)
Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız
kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.
(15/20)
Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hiçbir şey
bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. Andolsun Allah'a karşı
düzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.
(16/56)
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları
çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir
rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir
topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (16/67)
Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün
kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara
onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler.
Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? (16/71)
Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size
eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel
şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar
ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? (16/72)
Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden
hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri
yetmeyen şeylere mi tapıyorlar? (16/73)
Allah, (kendisine ortak koştuğunuz ilahlar konusunda)
hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan
ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz,
böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek
olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'ındır;
fakat onların çoğu bilmezler. (16/75)
Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur
içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi;
fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah
yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini
tattırdı. (16/112)
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal
(ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız
Allah'ın nimetine şükredin. (16/114)
Şüphesiz senin Rabbin, rızkı dilediğine -genişletir-
yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır,
görendir. (17/30)
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; onlara
ve size biz rızık veririz. Şüphesiz, onları öldürmek
büyük bir hata (suç ve günah)dır. (17/31)
Andolsun, biz Ademoğlunu yücelttik; onları karada ve
denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden
rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün
kıldık. (17/70)
Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları
dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki:
"Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün
bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne
kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi
bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse
baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça
nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
(18/19)
Onda 'boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler).
Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
(19/62)
Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından
yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize
kaçınılmaz olarak iner: benim gazabım, kimin üzerine
inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür. (20/81)
Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için yararlandırdığımız
dünya hayatının süsüne gözünü dikme. Senin Rabbinin
rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. (20/131)
Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran.
Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz.
Sonuç da takvanındır. (20/132)
Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve
kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar
üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını
ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu
da doyurun. (22/28)
Biz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine
rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın
adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır,
artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara
müjde ver. (22/34)
Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine
isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru
kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
(22/35)
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar
için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
(22/50)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince
muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır.
Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (22/58)
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin
haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O,
rızık verenlerin en hayırlısıdır. (23/72)
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü
kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara
(yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar.
Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık
vardır. (24/26)
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek
ve onlara kendi fazlından arttıracaktır. Allah, dilediğini
hesapsız rızıklandırır. (24/38)
Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade
edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı?
Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru
söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz."
(27/64)
İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa
verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine
rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (28/54)
Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak
olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız."
Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak herşeyin
ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem'de
yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
(28/57)
Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında:
"Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını
genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah,
bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı.
Vay, demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz" demeye
başladılar. (28/82)
Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor
ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin
Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç
yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın,
O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."
(29/17)
Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu
ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.
(29/60)
Allah, kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir,
(ve) kısar da. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (29/62)
Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile O'nun fazlından
(geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz işitebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (30/23)
Size kendi nefislerinizden bir örnek verdi: "Size rızık
olarak verdiğimiz şeylerde, sağ ellerinizin malik olduklarınızdan,
sizinle eşit olup kendi kendinizden korktuğunuz gibi
kendilerinden de korktuğunuz (veya çekinip saygı duyduğunuz)
ortaklar var mıdır? "İşte biz, aklını kullanabilen bir
kavim için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (30/28)
Görmüyorlar mı ki, Allah, dilediğine rızkı yayıp-genişletir
ve kısar da. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için
gerçekten ayetler vardır. (30/37)
Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra
sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan
bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, şirk koştuklarından
münezzeh ve yücedir. (30/40)
Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından
uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve
kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
(32/16)
Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat
eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat
veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.
(33/31)
(Çünkü O) İman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirecek.
İşte mağfiret ve üstün rızık onlarındır. (34/4)
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir
ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve
O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz
var)." (34/15)
De ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim?"
De ki: " Allah, gerçekten ya biz, ya da siz her halde
bir hidayet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıkta."
(34/24)
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar
ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." (34/36)
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine
genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz,
O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (34/39)
Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten
ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka
yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl
olur da çevriliyorsunuz? (35/3)
Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru
kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak
bir ticareti umabilirler. (35/29)
Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden
infak edin" denildiği zaman, o inkâr edenler iman edenlere
dediler ki: " Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği
kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık
bir şaşkınlık içindesiniz." (36/47)
İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. (37/41)
Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de
yok. (38/54)
Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine
rızkı genişletip-yayar ve (dilediğine) kısar da. Şüphesiz
bunda, iman eden bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
(39/52)
O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten
rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası
öğüt alıp-düşünmez. (40/13)
Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla
ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min
olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde
hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler."
(40/40)
Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir
bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel
(bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden
rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin
Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti,
onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit
olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.
(41/10)
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine
rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi
bilendir. (42/12)
Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini
rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir. (42/19)
Eğer Allah, kulları için rızkı (sınırsızca) geniş tutup-yaysaydı,
gerçekten yeryüzünde azarlardı. Ancak O, dilediği miktar
ile indirir. Çünkü O, kullarından haberi olandır, görendir.
(42/27)
Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar,
işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine
rızık olarak verdiklerimizden infak edenler, (42/38)
Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında),
Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü
diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde)
yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler
vardır. (45/5)
Andolsun, biz İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik
verdik, onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık
ve onları alemlere üstün kıldık. (45/16)
Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü
bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de
böyledir. (50/11)
Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da.
(51/22)
Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve onların beni
doyurup-beslemelerini de istemiyorum. (51/57)
Hiç şüphesiz, rızık veren O, metin kuvvet sahibi olan
Allah'tır. (51/58)
Ve rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp
onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?
(56/82)
Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış
cennet (onundur). (56/89)
Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a
teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri
zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar.
De ki: "Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten
daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
(62/11)
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın
bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece
sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size
rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (63/10)
Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim
de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah,
kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah,
herşey için bir ölçü kılmıştır. (65/3)
Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre
versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine
verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden
başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından
bir kolaylığı kılıp-verecektir. (65/7)
İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan
nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size
okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih
bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar
olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar.
Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (65/11)
Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde
onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda
gidiş O'nadır. (67/15)
Eğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek
olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde
inatla direniyorlar. (67/21)
Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde 'dosdoğru
bir istikamet tuttursalardı', mutlaka Biz onlara bol
miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik.
(72/16)
Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: "Rabbim
bana ihanet etti" der. (89/16)
RİSALET
Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca)
Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan
biliyorum. (7/62)
Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin
için güvenilir bir öğütçüyüm." (7/68)
O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim,
andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size
öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
(7/79)
O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim
andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size
öğüt verdim. Şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl
üzülebilirim?" (7/93)
(Allah:) "Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle
ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin
kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."
(7/144)
Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ
edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın
dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak
Allah yeter. (33/39)
Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara
gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,)
onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi
sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir. (72/28)
RUH
Ona, bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde
hemen ona secde ederek (yere) kapanın. (15/29)
Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan
ruh ile indirir: Benden başka ilah yoktur, şu halde
benden korkup-sakının diye uyarın. (16/2)
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh Rabbimin emrindendir,
size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (17/85)
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan
üfledi. Sizin için de kulak gözler ve gönüller var etti.
Ne az şükrediyorsunuz? (32/9)
Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman,
siz onun için hemen secdeye kapanın.(38/72)
İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu.
Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini
ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı
olanlardandı. (66/12)
RUHBANLIK
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri
ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından
gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde
bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri
ruhbanlığı ise Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak
Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan
iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da
fasık olanlardır. (57/27)
RUHU'L KUDÜS
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peşpeşe
elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler
verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size
ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle
gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak,
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle
yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler
verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik. Şayet Allah
dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra,
onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi
inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi.
Ama Allah dilediğini yapandır. (2/253)
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene
olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim.
İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun
da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu.
Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun,
(yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.
İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan
inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi
(de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm." (5/110)
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara
bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak
olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (16/102)
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)
Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik,
onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)
Onu Ruhu'l-emin indirdi. (26/193)
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan
üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var
etti. Ne az şükrediyorsunuz? (32/9)
Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman
siz onun için hemen secdeye kapanın." (38/72)
Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de
uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında
ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü
ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz
bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (39/42)
Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah), 'toplanma
ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak için, kendi emrinden
olan ruhu kullarından dilediğine indirir. (40/15)
İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu.
Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini
ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı
olanlardandı. (66/12)
RUM
Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Yakın bir yerde. Ama
onlar yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl
içinde. Bundan önce de sonra da emir Allah'ındır. Ve
o gün mü'minler sevineceklerdir. (Rum,2-4)
RÜKU
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle
birlikte siz de rüku edin. (2/43)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik
yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin",
İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa
çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin"
diye ahid verdik. (2/125)
Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve
rüku edenlerle birlikte rüku et." (3/43)
Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi,
rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.
(5/55)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip
hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir
şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua
ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize
ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
(22/77)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına
(katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek
ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu,
birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip
salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar
azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar
da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler.
Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün;
onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk
arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir.
İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki
vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken
onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları
üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna
gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir.
Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.
(77/48)
RÜŞD
Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve
biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.
(21/51)
RÜYA
Hani Yusuf babasına: "Babacığım gerçekten ben (rüyamda)
onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken
gördüm" demişti. (12/4)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma,
yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için
apaçık bir düşmandır." (12/5)
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri:
"Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi.
Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken
gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan
bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan
görmekteyiz." (12/36)
Hükümdar:" Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum,
onları yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak
ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler)
eğer rüya yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin"
dedi. (12/43)
Dediler ki: "(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle
düşlerin yorumunu bilenler değiliz." (12/44)
O iki kişiden kurtulmuş olanı nice zaman sonra hatırladı
ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm hemen beni
(zindana) gönderin" dedi. (12/45)
(Zindana gidip:) "Yusuf ey doğru (sözlü insan).. Yedi
besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil
başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva
ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle)
dönerim belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar."
(12/46)
Dedi ki: "Siz yedi yıl önceleri (ektiğiniz) gibi ekin
ekin yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi
başağında bırakın." (12/47)
"Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl
gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında daha
önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir." (12/48)
"Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki insanlar,
onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
(12/49)
Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için
secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam bu daha önceki
rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı.
Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan
benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra (O) çölden
sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek
ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Hani biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre
kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı,
insanları denemek için yaptık Kur'an'da lanetlenmiş
ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda
büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. (17/60)
"Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz." (37/105)
Andolsun, Allah elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu
|