|
-T-
TABUT
Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının
belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden
'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve
Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır.
Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir
delil vardır." (2/248)
TAĞUT
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk
(rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu
tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa
yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir,
bilendir. (2/256)
Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir.
Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin
velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar.
İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.
(2/257)
Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi?
Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler
için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır"
diyorlar. (4/51)
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten
inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un
önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu
reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak
bir sapıklıkla sapıtmak ister. (4/60)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler
ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla
savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
(4/76)
De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak'
bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine
lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar
ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar,
yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
(5/60)
Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan
kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.
Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan
kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde
dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
(16/36)
Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler
ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma
müjde ver. (39/17)
TAHT
Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için
secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki
rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı.
Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan
benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden
sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek
ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik,
kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
(15/47)
Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır,
orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten
ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve
tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel
sevap ve ne güzel destek. (18/31)
Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum
ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı
var." (27/23)
(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler,
onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden
önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
(27/38)
Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım
doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı
olacak? (27/41)
Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle
mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce
ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." (27/42)
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde
yaslanmışlardır. (36/56)
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar). (37/44)
Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde
bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü. (38/34)
Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve
Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
(52/20)
'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.
(56/15)
Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada
ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.
(76/13)
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. (83/23)
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. (83/35)
Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır; (88/13)
TAHTA
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi)
üzerinde taşıdık; (54/13)
TAKVA
Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara
'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir
öğüt kıldık. (2/66)
Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı
farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına
yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz,
hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin,
şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl
sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)
Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız,
bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın
bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı
onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız
takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece
farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı
görendir. (2/237)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram olan ay'a,
kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden
bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere
sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktınız mı artık
avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından
dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi
aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın,
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır. (5/2)
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için,
hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi
adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha
yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah,
yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (5/8)
Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek
bir elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik
(varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha
hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki
öğüt alıp-düşünürler. (7/26)
Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri
ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on
ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru
olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin
ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle
topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle
beraberdir. (9/36)
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve
canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin
istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir. (9/44)
Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman
durma. Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan
mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana
daha uygundur. Onda, arınmayı içten-arzulayan adamlar
vardır. Allah arınanları sever. (9/108)
Ey iman edenler, inkâr edenlerden size en yakın olanlarla
savaşın; sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler.
Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.
(9/123)
Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları
sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret.
Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (11/49)
Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar
için daha hayırlıdır. (12/57)
Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar
akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların
(mutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar
başlarındadır. (15/45)
(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde,
"Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara
güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva
sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (16/30)
Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar
akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte
Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. (16/31)
Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de
verdik). O, çok takva sahibi biriydi. (19/13)
Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman'a sığınırım.
Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." (19/18)
O cennet; biz, kullarımızdan takva sahibi olanları
(ona) varisçi kılacağız. (19/63)
Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri
diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz. (19/72)
Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman (olan Allah'ın
huzurun)a toplayacağımız gün, (19/85)
Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva
sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman
için. (19/97)
Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran.
Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz.
Sonuç da takvanındır. (20/132)
Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için
bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı
birbirinden ayıran (furkan)ı verdik. (21/48)
İşte böyle; kim Allah'ın şiarlarını yüceltirse, şüphesiz
bu, kalblerin takvasındandır. (22/32)
Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz,
ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin
için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine
karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara
müjde ver. (22/37)
Andolsun, size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip
geçenlerden bir örnek ve takva sahipleri için bir öğüt
indirdik. (24/34)
De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine
va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat
ve son duraktır." (25/15)
Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan,
gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi
takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. (25/74)
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. (26/90)
İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere
ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız.
(Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir. (28/83)
Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak)
zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük
dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır. (39/61)
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur):
İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten
ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar
ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin
her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır.
Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi
olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan'
kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
Hidayeti bulmuş olanlara gelince; (Allah,) hidayetlerini
arttırmış ve takvalarını vermiştir. (47/17)
Hani o inkâr edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy
koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy
koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah;
elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden)
güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva
sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar
da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
Şüphesiz, Allah'ın Resûlü'nün yanında seslerini alçak
tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan
etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir
vardır. (49/3)
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında
sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (49/13)
Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda
bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve
Peygamber'e isyanı fısıldaşıp-konuşmayın; birri (iyiliği)
ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan
sakının. (58/9)
Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar; takvanın sahibi
(onu kabul etmeye ehil olan) O'dur, mağfiretin sahibi
(bağışlamaya ehil olan da) O'dur. (74/56)
Ya da takvayı emrettiyse. (96/12)
TAKVİM
Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı gökleri
ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on
ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru
olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin
ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle
topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah takva sahipleriyle
beraberdir. (9/36)
TALUT
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik
olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa ona göre
daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu
verilmemişken nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık
(mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu
Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü
arttırdı. Allah kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti
ve gücü) geniş olandır bilendir." (2/247)
Peygamberleri onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının
belgesi size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden
'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve
Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır.
Eğer inanmışlarsanız bunda şüphesiz sizin için bir delil
vardır." (2/248)
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan
içerse artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir
avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir." Küçük bir
kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O kendisiyle beraber
iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk daha çok
olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir;
Allah sabredenlerle beraberdir." (2/ 249)
Onlar Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında
dediler ki: "Rabbimiz üzerimize sabır yağdır adımlarımızı
sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize
yardım et." (2/250)
Böylece onları Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar.
Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi;
ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın insanların bir
kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı
yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah alemlere
karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
TANELER
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi
başak bitiren, her bir başakta yüz tane bulunan bir
tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat
arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (2/261)
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç
kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü
O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin
karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak
üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (6/59)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O, diriyi
ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah
budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? (6/95)
O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini
bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri
üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının
tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine
benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan
bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız
da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz.
Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz.
Hesap görücüler olarak biz yeteriz. (21/47)
"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi
ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından
ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa
bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah,
latif olandır, (her şeyden) haberdardır." (31/16)
Ölü toprak kendileri için bir ayettir; biz onu dirilttik,
ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.
(36/33)
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik;
böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
(50/9)
Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler. (55/12)
Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye.
(78/15)
Böylece onda taneler bitirdik, (80/27)
TARIK YILDIZI
Göğe ve Tarık'a andolsun, Tarık'ın ne olduğunu sana
bildiren nedir? (86/1-2)
TARTI
"Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar
-o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve
tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği
dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız
dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin.
İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt
alıp-düşünürsünüz." (6/152)
O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır basarsa, işte
kurtulanlar onlardır.
Kimin tartıları hafif kalırsa, bunlar da ayetlerimize
zulmedegeldiklerinden dolayı nefislerini hüsrana uğratanlardır.
(7/8-9)
Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik.
Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,
sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden
apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı
tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını
değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından
sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu
sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka
ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten
sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum.
Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından
korkuyorum."
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam
tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin
ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
(11/84-85)
Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla
tartın; bu, daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha
güzeldir. (17/35)
İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı
inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa
çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.
(18/105)
Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa
erenlerin ta kendileridir.
Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini
hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak
olanlardır. (23/102-103)
"Dosdoğru olan terazi ile tartın." (26/182)
Tartıyı adaletle tutup-doğrultun ve tartıyı noksan
tutmayın. (55/9)
İşte, kimin tartıları ağır basarsa, artık o, hoşnut
olunan bir hayat içindedir. Kimin tartıları hafif kalırsa,
artık onun da anası (son durağı) "haviye"dir (uçurum).
(101/6-9)
TARTIŞMA
De ki: "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken,
bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara
mı giriyorsunuz? Bizim amellerimiz bizim, sizin de amelleriniz
sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (muhlis) olanlarız."
(2/139)
Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip- durduğunu
görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye
çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.
Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin.
Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız
bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette
bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/144)
Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le
tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim
Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür
ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok,
Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan
getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı.
Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (2/258)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana
uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve
kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz
mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (3/20)
Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında
seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin,
oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı,
kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim
de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."
(3/61)
"Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz?
Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir.
Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?" (3/65)
İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz
olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir
konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir,
sizler bilmezsiniz. (3/66)
Biz Kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve
onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız:
"Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler. (6/7)
Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp
anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat
kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar,
hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar.
Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde,
seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma
masallarından başka bir şey değildir" derler. (6/25)
Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:'
-onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz
çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan
sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (6/68)
Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O
beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda
çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk
koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim
hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından
her şeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek
misiniz?" (6/80)
(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki
kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi,
seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı. (8/6)
İbrahim'den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman,
Lut kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du).
(11/74)
Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan
korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip
bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında
çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
(13/13)
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan
sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları,
Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle
gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden
ısırdılar) ve dediler ki: "Tartışmasız, biz sizin kendisiyle
gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine
çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt
içindeyiz." (14/9)
Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten
kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri
için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları
buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında
durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların
üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."
Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine
mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. (18/21)
(Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların
dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı
köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba)
taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir"
diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi
bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez."
Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan
başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye
bir şey sorma. (18/22)
Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için biz her örnekten
çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, her şeyden çok
tartışmacıdır. (18/54)
Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya
başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler. (20/62)
Andolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti'
dokunacak olsa hiç tartışmasız; "Eyvahlar bize, gerçekten
bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler. (21/46)
İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın
tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanının peşine
düşer. (22/3)
İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol göstericisi
ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur.
(22/8)
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın)
hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu
bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri
ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah,
iman edenleri dosdoğru yola yöneltir. (22/54)
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde
olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz
onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz,
fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (23/71)
Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin,
hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler. (26/5)
Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un
üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten
bizleriz" dediler. (26/44)
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: (26/96)
Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye
soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki;
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler. (31/25)
Tartışmasız, sizin ilahınız gerçekten birdir. (37/4)
"Mele-i Ala (yüce topluluk) tartışıp dururken, benim
hiç bir bilgim yoktur." (38/69)
Ateşin içinde, iddialar öne sürüp karşılıklı tartışırlarken
zayıf olanlar, büyüklenen (müstekbir)lere derler ki:
"Gerçekten biz, size uymuş (teb'anız) olan kimselerdik.
Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir
misiniz? (40/47)
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek
ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her
kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum.
Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim
amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle
aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır.
Dönüş O'nadır." (42/15)
O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde)
'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri
katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazab vardır
ve şiddetli azab onlaradır. (42/16)
Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır.
İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve
onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun;
kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir
sapıklık içindedirler. (42/18)
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye
soracak olsan, tartışmasız: "Onları üstün ve güçlü (aziz)
olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler. (43/9)
Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa
o mu?" Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek)
verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.
(43/58)
Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
(51/5)
Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak
mısınız? (53/12)
Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve
Allah'a şikayette bulunan (kadın)ın sözünü işitti. Allah,
aranızda geçen konuşmaları işitiyordu. Şüphesiz Allah,
işitendir, görendir. (58/1)
TAŞ
Ama yapamazsanız -ki kesin olarak yapamayacaksınız-
bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı insanlar
ile taşlar olan ateşten sakının. (2/24)
(Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı o zaman
biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan oniki pınar
fışkırmıştı böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın
verdiği rızıktan yiyin için ve yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. (2/60)
Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi hatta
daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki onlardan
ırmaklar fışkırır öyleleri vardır ki yarılır ondan sular
çıkar öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır.
Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir. (2/74)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen,
boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış
yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken
yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine
boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız
size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.)
Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim
göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar
yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal
okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir.
Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(5/90)
Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek
olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş
yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)." demişlerdi.
(8/32)
Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik
ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar
yağdırdık; (11/82)
Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine
balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. (15/74)
De ki: "İster taş olun, ister demir." (17/50)
Kara tarafında sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden
veya üzerinize taş yığınları yüklü bir kasırga göndermeyeceğinden
emin misiniz? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
(17/68)
(Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların
dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı
köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba)
taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir"
diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi
bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez."
Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan
başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye
bir şey sorma. (18/22)
İşte biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik.
Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik,
kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine
geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici
değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(29/40)
Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş)
taşlar yağdırmak için." (51/33)
Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik.
Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları
seher vakti kurtardık; (54/34)
Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı)
bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde
Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. (67/17)
Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;
(105/4)
TAŞKINLIK
(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde
şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. (2/15)
O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan
başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram
kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık
yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda
yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/173)
Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin,
Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem
oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir.
Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan
bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür"
demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan
yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil
olarak Allah yeter. (4/171)
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların
elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.
Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder.
Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun
taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz de
onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir
ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde
bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
(5/64)
Eğer Allah, onların hayra ulaşmak için çarçabuk davrandıkları
gibi, insanlara şerri de çabuklaştırsaydı, mutlaka ecellerine
hüküm verilirdi. İşte bize kavuşmayı ummayanları biz
böylece taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda
bırakırız. (10/11)
Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde
taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız,
ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici
metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı
size haber vereceğiz. (10/23)
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın
bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından'
korkuyoruz." (20/45)
Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı
gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını
sürdürecekler. (23/75)
Yoksa: "Kendisi onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer
ben uydurdumsa, bu durumda siz, Allah'tan bana (gelecek)
hiçbir şeye malik (engel) olamazsınız. Sizin kendisi
(Kur'an) hakkında, ne taşkınlıklar yaptığınızı O daha
iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O
yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (46/8)
Onlar bunu (tarih boyunca) birbirlerine vasiyet mi
ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın (tağiy)' bir
kavimdirler. (51/53)
Sakın mizanda 'haksızlık ve taşkınlık yapmayın.' (55/8)
Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir.
(78/22)
Artık kim taşkınlık edip-azarsa, (79/37)
TAVAF
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik
yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin",
İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa
çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin"
diye ahid verdik. (2/125)
Şüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir.
Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa,
artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca
yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını
alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir,
bilendir. (2/158)
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip
hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir
şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua
ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler.
Beyt-i Atik'i tavaf etsinler. (22/29)
TAVAN
Onlardan öncekiler, hileli-düzenler kurmuşlardı da,
Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine
geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü;
azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti. (16/26)
Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun
ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (21/32)
Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek
bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkâr
edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri
merdivenler yapardık. (43/33)
Yükseltilmiş tavana, (52/5)
TEBLİĞ
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana
uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve
kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz
mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (3/20)
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et.
Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini
tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.
Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.
(5/67)
Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sakının.
Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak
apaçık bir tebliğdir. (5/92)
Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur. Allah açığa
vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da bilir. (5/99)
Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca)
Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan
biliyorum. (7/62)
Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin
için güvenilir bir öğütçüyüm." (7/68)
O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim,
andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size
öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
(7/79)
O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim
andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size
öğüt verdim. Şimdi ben, inkâra sapan bir topluluğa nasıl
üzülebilirim?" (7/93)
Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle
gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka
bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar
veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır."
(11/57)
Onlara (azab olarak) va'dettiklerimizden bir kısmını
sana göstersek de, senin hayatına son versek de, sana
düşen yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir. (13/40)
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi,
O'nun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız
da; ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan
öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen
apaçık bir tebliğden başkası mı? (16/35)
Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan
kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.
Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan
kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde
dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
(16/36)
Fakat onlar yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca apaçık
bir tebliğdir. (16/82)
Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin
çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca
açık bir tebliğdir." (29/18)
Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ
edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın
dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak
Allah yeter. (33/39)
Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık
bir tebliğden başkası yoktur." (36/17)
Şayet onlar, sırt çevirecek olurlarsa, artık Biz seni
onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz.
Sana düşen, yalnızca tebliğdir. Gerçek şu ki, Biz insana
tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız zaman, ona sevinir.
Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla
bir kötülük isabet ederse, bu durumda insan bir nankör
kesiliverir. (42/48)
Dedi ki: "İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim
şeyi tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim
olarak görüyorum." (46/23)
Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri
gibi, Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri
şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca
bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir.
Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır
mı? (46/35)
Allah'a itaat edin ve Resûle de itaat edin. Şayet yüz
çevirecek olursanız, artık elçimiz üzerine düşen (yalnızca)
apaçık bir tebliğ (gerçeği en yalın biçimde size iletme)dir.
(64/12)
(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun
gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah'a ve O'nun
elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere onun için cehennem ateşi vardır." (72/23)
Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara
gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,)
onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi
sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir. (72/28)
TEBUK SEFERİ
Ey iman edenler, ne oldu ki size Allah yolunda savaşa
kuşanın denildiği zaman yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız?
Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama
ahirettekine (göre) bu dünya hayatının yararı pek azdır.
(9/38)
Eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız, O sizi pek acı bir
azabla azablandıracak ve yerinize bir başka topluluğu
getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar
veremezsiniz. Allah herşeye güç yetirendir. (9/39)
Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar,
oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta
(savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin
sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.
(9/81)
Bundan böyle Allah, seni onlardan bir topluluğun yanına
döndürür de (yine savaşa) çıkmak için senden izin isterlerse
de ki: "Kesin olarak benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız
ve kesin olarak benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız.
Çünkü siz oturmayı ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride
kalanlarla birlikte oturun." (9/83)
Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi
için geldiler. Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler
de oturup kaldı. Onlardan inkâr edenlere pek acı bir
azab isabet edecektir. (9/90)
Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra
çağıranlar' oldukları sürece güçsüz-zayıflara hastalara
ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk
(günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol
yoktur. Allah bağışlayandır esirgeyendir. (9/91)
Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen
için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey
bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp
hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana
geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur. (9/92)
Yol ancak o kimseler aleyhinedir ki zengin oldukları
halde (savaşa çıkmamak için) senden izin isterler ve
bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler. Allah
onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar
bilmezler. (9/93)
Diğerleri günahlarını itiraf ettiler onlar salih bir
ameli bir başka kötüyle karıştırmışlardır. Umulur ki
Allah tevbelerini kabul eder. Hiç şüphesiz Allah bağışlayandır
esirgeyendir. (9/102)
Andolsun Allah Peygamberin Muhacirlerin ve Ensarın
üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün
kalbi nerdeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde
tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti.
Çünkü O onlara (karşı) çok şefkatlidir çok esirgeyicidir.
(9/117)
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı).
Öyle ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar
gelmişti nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti
ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak
olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye
onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah (yalnızca)
O tevbeleri kabul edendir esirgeyendir. (9/118)
|