|
-U-
UCUZ
Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme
sattılar. Onu pek önemsemediler. (12/20)
Allah'ın ahdini ucuz bir değere karşılık satmayın.
Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha
hayırlıdır. (16/95)
UFUK
O, en yüksek bir ufuktaydı. (53/7)
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
(81/23)
UĞURSUZ
Onlara bir iyilik geldiği zaman "Bu bizim için" dediler;
onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve
beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı.
Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz olanlar
kendileridir; ama onların çoğu bilmezler. (7/131)
Dediler ki: "Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden
uğursuzluğa uğradık." Dedi ki: "Sizin uğursuzluğunuz
(başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır,
siz denenmekte olan bir kavimsiniz." (27/47)
Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa
uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek
olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka
bizden yana size acı bir azab dokunacaktır." (36/18)
Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt
verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz
ölçüyü taşıran bir kavimsiniz." (36/19)
Böylece biz de onlara dünya hayatında aşağılanma azabını
taddırmak için, o uğursuz (felaketler yüklü) günlerde
üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik.
Ahiret azabı ise daha (büyük) bir aşağılanmadır. Ve
onlara yardım edilmeyecektir. (41/16)
Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde
üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik.
(54/19)
UHUD SAVAŞI
Hani sen mü'minleri savaşmak için elverişli yerlere
yerleştirmek için evinden erkenden ayrılmıştın. Allah
işitendir bilendir. (3/121)
O zaman sizden iki grup neredeyse 'çözülüp geri çekilmek'
istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı.
Artık mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir.
(3/122)
Eğer bir yara aldıysanız o kavme de benzeri bir yara
değmiştir. İşte o günleri biz onları insanlar arasında
devrettirip dururuz. Bu Allah'ın iman edenleri belirtip-ayırması
ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir.
Allah zulmedenleri sevmez; (3/140)
(Yine bu) Allah'ın iman edenleri arındırması ve inkâr
edenleri yok etmesi içindir. (3/141)
Yoksa siz Allah içinizden cihad edenleri belirtip-ayırdetmeden
ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi
mi sandınız? (3/142)
Andolsun siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni
ediyordunuz. İşte onu gördünüz ama bakıp duruyorsunuz.
(3/143)
Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler
gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse siz
topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?
İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse Allah'a
kesinlikle zarar veremez. Allah şükredenleri pek yakında
ödüllendirecektir. (3/144)
İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün sizden
geri dönenleri kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla
şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti. Ama andolsun
ki Allah onları affetti. Şüphesiz Allah bağışlayandır
yumuşak olandır. (3/155)
Andolsun eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz
Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet onların bütün
toplamakta olduklarından daha hayırlıdır. (3/157)
İki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince
mi: "Bu nereden" dediniz? De ki: "O sizin kendinizdendir."
Şüphesiz Allah herşeye güç yetirendir. (3/165)
İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet
eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu Allah'ın) mü'minleri
ayırdetmesi; (3/166)
Onlar kendileri oturup kardeşleri için: "Eğer bize
itaat etselerdi öldürülmezlerdi" diyenlerdir. De ki:
"Eğer doğru sözlüler iseniz ölümü kendinizden savın
öyleyse." (3/168)
UMRE
Şüphesiz, 'Safa' ile 'Merve' Allah'ın işaretlerindendir.
Böylece kim Evi (Ka'be'yi) hacceder veya umre yaparsa,
artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca
yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını
alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir,
bilendir. (2/158)
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman,
hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız,
artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine
varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden
hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç
ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir).
Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün)
olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır.
Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan
korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin
olandır. (2/196)
USTA
Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz." (26/149)
Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı. (38/37)
UŞAK
Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: "Andolsun,
kullarından 'miktarları tesbit edilmiş bir grubu' (kendime
uşak) edineceğim. (4/118)
Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı
kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle
ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça
bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (12/30)
UTANMAZ
Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi
emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden
ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir,
umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (16/90)
O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir
beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın)
değilken" dedi. (19/20)
Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi
değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
(19/28)
Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde
yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette
acıklı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.
(24/19)
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın
adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan)
çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın
üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri
ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini
temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. (24/21)
Lut da; hani kavmine demişti ki: "Siz, açıkça gördüğünüz
halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?"
(27/54)
Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden
önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı'
yapıyorsunuz." (29/28)
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.
Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve
kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak
en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (29/45)
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin,
(Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini
beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin,
yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten
bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan
(peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman,
perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için
de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah'ın
Resûlü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız
size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız,
Allah katında çok büyük (bir günah)tır. (33/53)
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük
olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz
senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha
iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı)
ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz
zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
UYARICI
Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak,
hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından
sorumlu tutulmayacaksın. (2/119)
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar
olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların
anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında
hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine
apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan
'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler,
o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah,
iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe
kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya
yöneltir. (2/213)
Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi).
Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak)
delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet
ve hüküm sahibidir. (4/165)
Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize
müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat
kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece
müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/19)
Sahiplerinde (ya da arkadaşları olan peygamberde) delilikten
hiçbir şey olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir
uyarıcıdan başkası değildir. (7/184)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan
ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı
bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım
ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk
için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."
(7/188)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla
birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla
göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk
mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye
vekildir. (11/12)
İnkâr edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize)
indirilseydi ya." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her
topluluk için bir hidayet önderisin. (13/7)
Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım." (15/89)
Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında
(başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkâr edenler ise, hakkı
batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar
benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu
edindiler. (18/56)
De ki: "Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca
bir uyarıcıyım." (22/49)
Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren
(Allah) ne yücedir. (25/1)
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte
ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte
uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?"
(25/7)
Eğer dilemiş olsaydık, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
(25/51)
Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım." (26/115)
Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir).
(26/194)
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiçbir ülkeyi
yıkıma uğratmış değiliz. (26/208)
Ve Kur'an'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete
gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak
olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." (27/92)
(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında
değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden
önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi
uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler
diye. (28/46)
Dediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler)
indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın
katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım." (29/50)
Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o,
Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir
uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik).
Umulur ki hidayet bulurlar. (32/3)
Ey Peygamber, gerçekten biz seni bir şahid, bir müjde
verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. (33/45)
Biz seni ancak bütün insanlara bir müde verici ve uyarıcı
olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.
(34/28)
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın
'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz,
sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.
(34/34)
Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik
ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik.
(34/44)
Sen, yalnızca bir uyarıcısın. (35/23)
Şüphesiz biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak gönderdik. hiçbir ümmet yoktur ki, içinde
bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (35/24)
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu
gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka
daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak
onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden
başkasını artırmadı. (35/42)
Andolsun, biz onlara uyarıcılar göndermiştik. (37/72)
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar.
Kâfirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür."
(38/4)
De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden
Allah'tan başka bir ilah yoktur." (38/65)
Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır."
(38/70)
Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz
çevirdiler. Artık onlar dinlemezler. (41/4)
De ki: "Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve
size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana
vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan
başkası değilim." (46/9)
Ad'ın kardeşini hatırla; onun önünden ve ardından nice
uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki kavmini:
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben,
sizin için büyük bir günün azabından korkarım" diye
uyarmıştı. (46/21)
Şüphesiz, biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir
uyarıcı olarak gönderdik. (48/8)
Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar
da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler. (50/2)
Bu önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. (53/56)
Öfkesinin-şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak.
Her bir grup içine atıldığında, bekçileri onlara sorar:
"Size bir uyarıcı gelmedi mi?" (67/8)
Onlar: "Evet" derler. "Bize gerçekten bir uyarıcı geldi.
Fakat biz yalanladık ve: "Allah hiçbir şey indirmedi,
siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz, dedik."
(67/9)
De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın katındadır.
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." (67/26)
O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş)
apaçık bir uyarıcıyım." (71/2)
Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için
bir uyarıcısın. (79/45)
UYKU
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir kâimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa
hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte
bulunacak kimdir? O önlerindekini ve arkalarındakini
bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında O'nun
ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların
korunması O'na güç gelmez. O pek yücedir pek büyüktür.
(2/255)
Hani Allah onları sana uykunda az gösteriyordu; eğer
sana çok gösterseydi gerçekten yılgınlığa kapılacaktınız
ve iş konusunda gerçekten çekişmeye düşecektiniz. Ancak
Allah esenlik (kurtuluş) bağışladı. Çünkü O elbette
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (8/43)
Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına
vurduk (derin bir uyku verdik). (18/11)
Sen onları uyanık sanırsın oysa onlar (derin bir uykuda)
uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk.
Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş
olsaydın geri dönüp onlardan kaçardın onlardan içini
korku kaplardı. (18/18)
O geceyi sizin için bir elbise uykuyu bir dinlenme
ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır. (25/47)
Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize uykuya-bırakıldığımız
yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu Rahman'ın va'dettiğidir
(demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (36/52)
Allah ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de
uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece kendisi hakkında
ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar öbürüsünü
ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz
bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
(39/42)
Uykunuzu bir dinlenme yaptık. (78/9)
UZZA
Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı. (53/19)
Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri
var mı)? (53/20)
|