|
-Y-
YABANCI
Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da:
"Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı
bir topluluk." (51/25)
YAĞ
Ve (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de
yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte
(ürün vermekte)dir. (23/20)
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.
Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına
yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını
da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde
bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz
şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
YAĞMUR
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le
yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş
gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm
korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa
Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina
kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için
(çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları)
bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp,
insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden
gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz
kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur
düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde
olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak
edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak
yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin
örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet etmese de
bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.
(2/265)
İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan
bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına)
alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda
olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle
namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını
alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek
için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan
ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz
varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size
bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın.
Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab hazırlamıştır.
(4/102)
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı
görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir
biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar)
yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama
günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından
başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar
onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
(12/49)
Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını
birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır;
böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını
görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar)
indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden
onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri
kamaştırıp götürüverecektir. (24/43)
Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış
bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar
mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı. (25/40)
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların
yağmuru ne kötü. (26/173)
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru
ne kötüdür. (27/58)
Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır
da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça
parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını
görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince,
hemen sevince kapılıverirler. (30/48)
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır.
Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse,
yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde
öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdârdır.
(31/34)
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru
indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir.
(42/28)
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen
bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur
yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi
için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir
azab vardır. (46/24)
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden)
tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme
(süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.
Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin
(veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir,
bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp
oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan
bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı,
aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (57/20)
(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda
yağmur) yağdırsın." (71/11)
YAHUDİ
Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar
ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder
ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında
ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun
olmayacaklardır. (2/62)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan hiç kimse
kesin olarak cennete giremez." Bu, onların kendi kuruntularıdır.
De ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, kesin-kanıtınızı (burhan)
getirin." (2/111)
Yahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi
bir temel) üzere değillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler
bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı
okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin
benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa
düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir. (2/113)
Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar
senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki:
"Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur."
Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu
ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan
ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Dediler ki: "Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete
eresiniz." De ki: "Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid)
olan İbrahim'in dini(dir); O müşriklerden değildi."
(2/135)
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın,
Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını
mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz,
yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan bir şehadeti
gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan
gafil değildir." (2/140)
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak,
O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi.
(3/67)
Kimi Yahudiler, kelimeleri 'konuldukları yerlerden'
saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin
ve hınç besleyerek: "Dinledik ve karşı geldik. İşit,
-işitmez olası- ve 'Raina' bizi güt, bize bak" derler.
Eğer onlar: "İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve
'Bizi gözet' deselerdi, elbette kendileri için daha
hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri
dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü
dışında, inanmazlar. (4/46)
Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi Allah'ın
yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine
helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık. (4/160)
Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız
ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan
dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından
birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini
azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (5/18)
Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla
"İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba
harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar,
sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber
toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan
sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse
ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini
isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik
olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.
Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için
büyük bir azab vardır. (5/41)
Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur
olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere
onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun)
ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla
görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından
(onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın,
benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın.
Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir
olanlardır. (5/44)
Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler)
edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları
kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah,
zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların
elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.
Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder.
Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun
taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır. Biz de
onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir
ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde
bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
(5/64)
Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, sabiîler ve
Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan ve salih
amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar
mahzun da olmayacaklardır. (5/69)
Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman
olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan,
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız"
diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve
rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları
nedeniyledir. (5/82)
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.
Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına
yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını
da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka tecavüzde
bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz
şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar
da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla
söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin
sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin;
nasıl da çevriliyorlar? (9/30)
Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı
haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi
nefislerine zulmediyorlardı. (16/118)
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar
(Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk
koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır.
Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır. (22/17)
De ki: "Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan
ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri
(dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız,
şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz
(bunu çekinmeden yapın)." (62/6)
YAHYA (A.S.)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim bana katından
tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen duaları işitensin"
dedi. (3/38)
O mihrapta namaz kılarken melekler ona seslendi: "Allah
sana Yahya'yı müjdeler. O Allah'tan olan bir kelimeyi
(İsa'yı) doğrulayan efendi iffetli ve salihlerden bir
peygamberdir." (3/39)
Zekeriya'yı Yahya'yı İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete
eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. (6/85)
"Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun.
Rabbim onu (kendisinden) razı olunan(lardan) kıl." (19/6)
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya şüphesiz biz seni adı
Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce
ona hiçbir adaş kılmamışız." (19/7)
(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey
Yahya Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet
verdik. (19/12)
Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de
verdik). O çok takva sahibi biriydi. (19/13)
Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba
değildi. (19/14)
Ona selam olsun; doğduğu gün öleceği gün ve diri olarak
yeniden-kaldırılacağı gün de. (19/15)
Onun duasına icabet ettik kendisine Yahya'yı armağan
ettik eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten
onlar hayırlarda yarışırlardı umarak ve korkarak bize
dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (21/90)
YAKÎN
Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (15/99)
Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize
çattı." (74/47)
Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş
olacaksınız. (102/7)
YAKUP (A.S)
Bunu İbrahim oğullarına vasiyet etti
Yakup da: "Oğullarım şüphesiz Allah sizlere bu dini
seçti siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye
benzer bir vasiyette bulundu.) (2/132)
Yoksa siz Yakub'un ölüm anında orada
şahidler miydiniz? O oğullarına: "Benden sonra kime
ibadet edeceksiniz?" dediğinde onlar: "Senin ilahına
ve ataların İbrahim İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek
bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk"
demişlerdi. (2/133)
Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene
İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene
Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene
iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Yoksa siz gerçekten İbrahim'in, İsmail'in,
İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan
olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi
biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde olan
bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)
De ki: "Biz Allah'a bize indirilene
İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene
Musa'ya İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere
iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz.
Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere
vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e İsmail'e
İshak'a Yakub'a torunlarına İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a,
Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur
verdik. (4/163)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik
hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve
onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u,
Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik yapanları
işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Karısı ayaktaydı bunun üzerine güldü.
Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
(11/71)
"Böylece Rabbin seni seçkin kılacak,
sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek
ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki
nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir." (12/6)
"Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un
dinine uydum. Allah'a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim
için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın
lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler."
(12/38)
Babalarının kendilerine emrettiği yerden
(Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki
dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek
olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o,
kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak
insanların çoğu bilmezler. (12/68)
Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına
da mirasçı olsun. Rabbim onu (kendisinden) razı olunan(lardan)
kıl. (19/6)
Böylelikle onlardan ve Allah'tan başka
taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu)
Yakup'u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık.
(19/49)
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet
verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan Nuh ile
birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan
ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği
ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık ecrini de dünyada verdik.
Şüphesiz o ahirette salih olanlardandır. (29/27)
Ona İshak'ı armağan ettik üstüne de
Yakub'u; her birini salihler kıldık. (21/72)
Ve onları kendi emrimizle hidayete
yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri
namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize
ibadet edenlerdi. (21/73)
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız
İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla.(38/45)
Gerçekten biz onları, katıksızca, (ahiretteki
asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. (38/46)
Ve gerçekten onlar, Bizim katımızda
seçkinlerden ve hayırlı olanlardır. (38/47)
YAKUT
Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
(55/58)
YALAN
Birbirinizin mallarını haksızlıkla
yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından
bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.
(2/188)
Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha
düşkün olan herkesin vay haline. (45/7)
İşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını
(gözetip hükümlerini) yüceltirse Rabbinin katında kendisi
için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar
dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir
pislik olan putlardan kaçının yalan söz söylemekten
de kaçının. (22/30)
Ki onlar yalan şahidlikte bulunmayanlar
boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak
geçenlerdir. (25/72)
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin
edip duran aşağılık (68/10)
İş hükme bağlanıp-bitince şeytan der
ki: "Doğrusu Allah size gerçek olan va'di va'detti ben
de size vaadde bulundum fakat size yalan söyledim. Benim
size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu yalnızca sizi çağırdım
siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın siz
kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak
koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki zalimlere acı
bir azab vardır." (14/22)
Onlardan öyleleri vardır ki dillerini
kitaba doğru eğip bükerler siz onu (bu okur göründüklerini)
kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu
Allah katındandır" derler. Oysa o Allah katından değildir.
Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle)
yalan söylerler. (3/78)
Kim de cimrilik eder kendini müstağni
görürse (92/8)
Ve en güzel olanı yalan sayarsa (92/9)
Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını)
kolaylaştıracağız. (92/10)
YALVARMAK
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa,
biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar
da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak,
mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı
olanı, şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?
(Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için
istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk
ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba
uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları
ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine)
bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini
açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra)
"Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek
genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık
emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (2/68)
(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza
yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor
ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir"
dedi. (2/69)
(Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar
da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre
sığırlar birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse)
biz doğruyu buluruz" dediler. (2/70)
Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler)
gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve
sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur ki yalvarırlar diye.
(6/42)
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman
yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılaştı
ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü)
gösterdi. (6/43)
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından
kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye
ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan
kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz." (6/63)
Allah'tan başka yalvarıp-yakardıklarına
(taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak
bilmeksizin Allah'a söverler. İşte böyle, biz her ümmete
yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra onların
son varışları Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını
onlara haber verecektir. (6/108)
Rabbinize yalvara yalvara ve için için
dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (7/55)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek
onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları
dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.
(7/94)
(Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni
ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet
edenlerin en merhametli olanısın." (7/151)
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan
bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara
ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (7/205)
Nimet olarak size ulaşan ne varsa,
Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine)
ancak O'na yalvarmaktasınız. (16/53)
Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma,
sonra azaba uğratılanlardan olursun. (26/213)
Onlar gemiye bindikleri zaman, dini
yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak,
Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp
kurtarınca, hemen şirk koşarlar. (29/65)
Onları kara gölgeler gibi dalgalar
sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden
bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler).
Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca, artık onlardan
bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar,
nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda
başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik;
şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih
bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen.
(32/12)
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı
öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü
ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde
fesat çıkarmasından korkuyorum." (40/26)
YAMAÇ
Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar
uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı.
Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri
(veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak
Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle
yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden
sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden
sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir,
bilendir. (8/42)
YAPRAK
Gaybın anahtarları O'nun katındadır,
O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde
olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak
dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve
kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır. (6/59)
Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı
tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi
ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar.
(O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu
ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten
apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" (7/22)
Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta,
onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim,
onda benim için daha başka yararlar da var." (20/18)
Böylece ikisi ondan yediler, hemen
ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini
cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem,
Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)
Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa
benzer) türden bir ağaç bitirdik. (37/146)
Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler.
(55/12)
YARDIM
- YARDIMCI
Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca
Sen'den yardım dileriz. (1/4)
Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'den
şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir
sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka
şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı)
çağırın. (2/23)
Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu,
şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir
yük)dır. (2/45)
Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir
şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği,
hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği
bir günden sakının. (2/48)
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor,
bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah
ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size
esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz.
Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa
siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar
mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya
hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir;
kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır.
Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (2/85)
İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını
satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez
ve kendilerine yardım edilmez. (2/86)
(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin
ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz
ve yardımcınız yoktur. (2/107)
Sen onların dinlerine uymadıkça, yahudi
ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir.
De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur."
Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu
ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan
ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir
şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve
hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım
görülmeyeceği bir günden sakının. (2/123)
Ey iman edenler, sabırla ve namazla
yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.
(2/153)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin
hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk
çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat
edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (2/214)
Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana
(savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize
sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler
topluluğuna karşı bize yardım et." (2/250)
Her neyi nafaka olarak infak eder ve
adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah onu bilir.
Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. (2/270)
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden
başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine,
kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan
veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz,
bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.
Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize
taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen
bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım
et." (2/286)
Karşı karşıya gelen iki toplulukta,
sizin için andolsun bir ayet (ibret) vardır. Bir topluluk,
Allah yolunda çarpışıyordu, diğeri ise kafirdi ki göz
görmesiyle karşılarındakini kendilerinin iki katı görüyorlardı.
İşte Allah, dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz
bunda, basiret sahipleri için gerçekten bir ibret vardır.
(3/13)
Onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette
boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur.
(3/22)
Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kafirleri
veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiç
bir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle
sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisinden sakındırır.
Varış Allah'adır. (3/28)
Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince,
dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?"
Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a
inandık, bizim gerçekten müslümanlar olduğumuza şahid
ol" dediler. (3/52)
"İnkar edenleri ise, dünyada ve ahirette
şiddetli bir azabla azablandıracağım. Onların hiç yardımcıları
yoktur." (3/56)
Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir
söz (misak)' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten
verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi
geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda
bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve
bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi
de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid
olanlardanım," demişti. (3/81)
Onlar size ezadan başka kesinlikle
bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa size
arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım
da edilmez. (3/111)
O zaman sizden iki grup, neredeyse
'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah onların
(velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidir. (3/122)
Andolsun, siz güçsüz iken Allah size
Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan
sakının, O'na şükredebilesiniz. (3/123)
Sen mü'minlere: "Rabbinizin size meleklerden
indirilmiş üç bin kişiyle yardım-iletmesi size yetmez
mi?" diyordun. (3/124)
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız
ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz
size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır
(3/125)
Allah bunu (yardımı) size ancak bir
müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye
yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı
ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı
(bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna
karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi.
(3/147)
Hayır, sizin mevlanız Allah'tır. O,
yardım edenlerin en hayırlısıdır. (3/150)
Eğer Allah size yardım ederse, artık
sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız
ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım
edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül
etsinler. (3/160)
"Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe
sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır;
zulmedenlerin yardımcıları yoktur." (3/192)
Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi
bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah
yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4/45)
İşte bunlar Allah'ın kendilerini lanetlediğidir.
Allah'ın kendisini lanetlediğine hiç bir yardımcı bulamazsın.
(4/52)
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve:
"Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize
katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından
bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan
zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)
Onlar, kendilerinin inkara sapmaları
gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle
bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye
kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine
yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele
geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir veli (dost) edinin,
ne de bir yardımcı. (4/89)
Ne sizin kuruntularınızla, ne de Kitap
Ehlinin kuruntularıyla değil. Kim kötülük yaparsa, onunla
ceza görür; o, Allah'tan başka bir veli (dost) ve bir
yardımcı bulamaz. (4/123)
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak
tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. (4/145)
Ama iman edenler ve salih amellerde
bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara
kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar
ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu
dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına,
haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara
ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i
Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz,
sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva
konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın
ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile)
sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (5/2)
Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu
Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği
(şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun
barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
(5/72)
Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı;
onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve
eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah'ın sözlerini
(va'dlerini) değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin
haberlerinden bir bölümü sana da geldi. (6/34)
Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin
ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından
dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler
içindir." dedi. (7/128)
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve
İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici
(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu
(iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,
temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.
Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler
ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa
erenler bunlardır. (7/157)
Oysa (bu şirk koştukları güçler ve
nesneler) ne onlara bir yardıma güç yetirebilir, ne
kendi nefislerine yardım etmeğe. (7/192)
O'ndan başka taptıklarınız ise size
yardıma güç yetiremezler, kendilerine de. (7/197)
Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz,
O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile
yardım ediciyim" diye cevap vermişti. (8/9)
Allah, bunu, yalnızca bir müjde ve
kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa)
Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım)
yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm
ve hikmet sahibidir. (8/10)
Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız
ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi
kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik
kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size
temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz. (8/26)
Geri dönerlerse, bilin ki gerçekten
Allah, sizin mevlanızdır. O, ne güzel mevladır ve ne
güzel yardımcıdır. (8/40)
O zaman şeytan onlara amellerini çekici
göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna
uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım"
demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu
(karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz
ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum,
ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile)
sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (8/48)
Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz
Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle
destekledi. (8/62)
Gerçek şu ki, iman edenler, hicret
edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad
edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.
İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar,
sizin onlara hiç bir şeyle velayetiniz yoktur. Ama din
konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde
bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma
bulunan bir topluluğun aleyhinde değil. Allah, yaptıklarınızı
görendir. (8/72)
İnkar edenler birbirlerinin velileridir.
Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez
ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir
bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)
İman edenler, hicret edenler ve Allah
yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar
ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır.
Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
(8/74)
Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma
imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler
ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık
antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz,
Allah muttaki olanları sever. (9/4)
Andolsun, Allah birçok yerlerde ve
Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz
sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir
şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen
size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri
gitmiştiniz. (9/25)
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri
olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada
olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na
'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin
görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkara edenlerin
de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa
Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü)
söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir
ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri
bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının,
kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin
kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse
kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah
onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü
Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka
veliniz ve yardımcınız yoktur. (9/116)
Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa
size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz
yoktur, sonra yardım göremezsiniz. (11/113)
Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş)
olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi
yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana
düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza
karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır."
(12/18)
Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini
(erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal
ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da
belki geri dönerler." (12/62)
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de,
artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları
bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek
o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu
azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir. (12/110)
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça
bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden
sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan,
senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu
vardır. (13/37)
Sen, onların hidayet bulmalarını ne
kadar tutkuyla istesen de, Allah, şüphesiz saptırdığına
hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur. (16/37)
Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın
yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta
oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.
(16/127)
Sonra onlara karşı size tekrar 'güç
ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım
ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık. (17/6)
Allah ile beraber başka ilahlar edinme,
yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız)
bırakılmış olursun. (17/22)
Haklı bir neden olmaksızın Allah'ın
haram kıldığı bir kimseyi öldürmeyin. Kim mazlum olarak
öldürülürse onun velisine yetki vermişizdir; o da öldürmede
ölçüyü aşmasın. Çünkü o, gerçekten yardım görmüştür.
(17/33)
Bu durumda, biz sana, hayatında kat
kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra
bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (17/75)
Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek
yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden)
doğru bir çıkarışla çıkar ve katından bana yardımcı
bir kuvvet ver." (17/80)
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen,
mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya
da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu tekbir
edebildikçe tekbir et. (17/111)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık
dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz biz
zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse,
katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile
yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir
destektir. (18/29)
Allah'ın dışında ona yardım edecek
bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.
(18/43)
İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık,
dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından
hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (18/44)
Göklerin ve yerin yaratılışında da,
kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid
tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim.
(18/51)
Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde
sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve
imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle
yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir
engel kılayım." (18/95)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak)
için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini
(bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden
önce, elbette deniz tükeniverirdi. (18/109)
"Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım
adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır.
Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et."
(19/5)
"Ailemden bana bir yardımcı kıl," (20/29)
O inkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından
ateşi püskürtemeyecekleri ve hiç yardım alamayacakları
zamanı bir bilselerdi. (21/39)
Yoksa bize karşı kendilerini, engelleyerek
koruyabilecek ilahları mı var? Onların kendi nefislerine
bile yardıma güçleri yetmez ve onlar bizden yakınlık
bulamazlar. (21/43)
Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız,
onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (21/68)
Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden
'ona yardım edip-öcünü aldık'. Şüphesiz onlar, kötü
bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.
(21/77)
(Ya da) Zararı, yararından daha yakın
olana tapar; ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
(22/13)
Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette
kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir
araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu
düzen, onun öfkesini giderebilecek mi? (22/15)
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla,
onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni
verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
(22/39)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır"
demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün
edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça
anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah
kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder.
Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (22/40)
İşte böyle; her kim kendisine yapılan
haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine
'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka
ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
(22/60)
Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın)
kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiç bir)
bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için
hiç bir yardımcı yoktur. (22/71)
Allah adına gerektiği gibi cihad edin.
O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,
atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan
daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "müslümanlar"
olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun,
siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık
dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın,
sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel
yardımcı. (22/78)
"Rabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına
karşılık, bana yardım et." (23/26)
(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni
yalanlamalarına karşı bana yardım et." (23/39)
Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya
yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (23/56)
Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden
yardım göremezsiniz. (23/65)
İnkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an)
olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi
düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda
bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık
ve iftira ile geldiler. (25/4)
"İşte (ilahlarınız) sizin söylediklerinizi
yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye
gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse,
ona büyük bir azab taddırırız." (25/19)
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten
sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan
da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." (25/29)
İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan
bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak
Rabbin yeter. (25/31)
Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik
ve onunla birlikte kardeşi Harun'u yardımcı kıldık.
(25/35)
"Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size
yardımları dokunuyor mu, veya kendilerine yardımları
oluyor mu? (26/93)
"Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden
korkup-sakının." (26/132)
"Size hayvanlar, çocuklar (vererek)
yardım etti." (26/133)
"Bahçeler ve pınarlar da." (26/134)
(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği
zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz?
Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır;
hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi.
(27/36)
(Musa) Halkının haberi olmadığı bir
zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam
buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından.
Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı
ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı
ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir;
o, gerçekten açıkca saptırıcı bir düşmandır" dedi. (28/15)
Böylece şehirde korku içinde (çevreyi)
gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün
kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine
yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkca
bir azgınsın." (28/18)
"Ve kardeşim Harun; dil bakımından
o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte
bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların
beni yalanlamalarından korkuyorum." (28/34)
Biz, onları ateşe çağıran önderler
kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (28/41)
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine
geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir
topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden
de değildi. (28/81)
İnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a
iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman,
insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini
Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım
ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle
birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde
olanı daha iyi bilen değil midir? (29/10)
Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız.
Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz
de yoktur. (29/22)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten,
Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı
olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü,
kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize
lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve
hiç bir yardımcınız yoktur." (29/25)
Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu)
kavme karşı bana yardım et." (29/30)
Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine
yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
(30/5)
Hayır, zulmedenler, hiç bir bilgiye
dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.
Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir? Onların
hiç bir yardımcıları yoktur. (30/29)
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine
elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler;
böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman
edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır.
(30/47)
Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında
olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti.
Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur.
Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)
De ki: "Size bir kötülük isteyecek
olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet
isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri
için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar.
(33/17)
Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle
geri çevirdi, onlar hiç bir hayra varamadılar. Savaşta
Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (33/25)
Orda ebedi olarak kalıcıdırlar. Onlar
ne bir veli, ne bir yardımcı bulamayacaklardır. (33/65)
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar:
"Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir
amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek
olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size
uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler
için bir yardımcı yoktur. (35/37)
Yardım görürler umuduyla, Allah'tan
başka ilahlar edindiler. (36/74)
Onların (o ilahların) kendilerine yardım
etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır
bulundurulmuş askerlerdir. (36/75)
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size,
birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
(37/25)
Onlara yardım ettik, böylece üstün
gelenler oldular. (37/116)
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım
ve zafer) bulacaklardır. (37/172)
Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize
yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım
edilmez. (39/54)
"Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde
hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah'tan dayanılmaz
bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?"
Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi
görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına
yöneltmiyorum." (40/29)
Şüphesiz biz elçilerimize ve iman edenlere,
dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları
gün elbette yardım edeceğiz. (40/51)
Böylece biz de onlara dünya hayatında
aşağılanma azabını taddırmak için, o uğursuz (felaketler
yüklü) günlerde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga'
gönderdik. Ahiret azabı ise daha (büyük) bir aşağılanmadır.
Ve onlara yardım edilmeyecektir. (41/16)
Eğer Allah dileseydi, onları her halde
tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini kendi rahmetine
sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır,
ne bir yardımcı (bulursun). (42/8)
Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakacak
değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında ne bir veliniz
vardır, ne bir yardımcınız. (42/31)
Onların Allah'ın dışında kendilerine
yardım edecek velileri yoktur. Allah kimi saptırırsa,
artık onun için hiç bir (çıkış) yolu yoktur. (42/46)
O gün, bir dost dosttan herhangi bir
şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez. (44/41)
Denildi ki: "Bugününüzle karşılaşmayı
unuttuğunuz gibi, biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma
yeriniz ateştir. Ve sizin için hiç bir yardımcı yoktur."
(45/34)
Bu durumda, Allah'ı bırakıp yakınlık
(sağlamak) için edindikleri ilahlar, onlara yardım etselerdi
ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu
(yalancı ilahlar ve onlara yükledikleri), onların yalanları
ve uydurduklarıdır. (46/28)
Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah
adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da
size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.
(47/7)
Seni sürüp-çıkaran memleketinden kuvvet
bakımından daha üstün nice memleketler vardı ki, biz
onları yıkıma uğrattık da kendileri için hiç bir yardımcı
yoktu. (47/13)
Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir
zaferle yardım etsin. (48/3)
Kafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı,
arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu
dost), ne bir yardımcı bulamazlardı. (48/22)
Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler,
ne yardım bulabildiler. (51/45)
O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine
herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler.
(52/46)
"Biz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü
alan' bir toplumuz" mu diyorlar? (54/44)
Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle
gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye,
onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisine
çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar
bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, kendisine
ve elçilerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin
yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz
Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır. (57/25)
(Bundan başka bu mallar,) Hicret eden
fakirleredir ki, onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve
ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne yardım ederlerken
yurtlarından ve mallarından sürülüp-çıkarılmışlardır.
İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. (59/8)
Münafıklık edenleri görmüyor musun
ki, Kitap Ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki:
"Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız,
mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı
olan hiç kimseye, hiç bir zaman itaat etmeyiz. "Eğer
size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz."
Oysa Allah, şahidlik etmektedir ki onlar, gerçekten
yalancıdırlar. (59/11)
Andolsun, (yurtlarından) çıkarılacak
olurlarsa onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşılırsa
da, kendilerine yardımda bulunmazlar; yardım etseler
bile (arkalarına) dönüp-kaçarlar. Sonra kendilerine
yardım edilmez. (59/12)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha
var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir
fetih. Mü'minleri müjdele. (61/13)
Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları
olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a (yönelirken)
benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler
de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz."
Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş,
bir topluluk da inkar etmişti. Sonunda Biz iman edenleri
düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler.
(61/14)
Allah, yeminlerinizin (keffaretle)
çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin
mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (66/2)
Rahmana karşı size yardım edecek olan
kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca bir gurur
(kesin bir aldanış) içindedirler. (67/20)
"Size mallar ve çocuklarla yardımda
bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin,
ırmaklar da versin." (71/12)
Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular,
sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında
hiç bir yardımcı bulamadılar. (71/25)
Sonunda onlar, kendilerine vadedileni
gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha
zayıfmış ve sayı bakımından kim daha azmış artık öğrenmiş
olacaklardır." (72/24)
Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı,
seslendi; (79/23)
Artık onun ne gücü vardır, ne yardımcısı.
(86/10)
İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
(107/4)
Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
(107/5)
Onlar gösteriş yapmaktadırlar, (107/6)
Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı)
da' engellemektedirler. (107/7)
Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,
(110/1)
|