|
Kıyamet Günü Yaklaşarak
Gelmektedir
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak
gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde
olanları diriltecektir. (Hac Suresi, 7)
Ölüm gitgide yaklaşıyor. İster genç olun ister yaşlı,
geçen her gün, hatta her dakika ölüme biraz daha yaklaşıyorsunuz.
Zamana karşı koyamıyor ve ölümün yaklaşmasına bir türlü
engel olamıyorsunuz. Almakta olduğunuz önlemlerin hiçbiri
sizi ve çevrenizdekileri "geçici" olmaktan alıkoyamıyor.
Dünyadaki herşey gibi siz de yaşamınızı sona erdirecek
güne doğru ilerliyorsunuz.
Ancak dünyada ölümlü olan yalnız insan değildir. Diğer
tüm canlılar, yeryüzü, hatta tüm evren de ölümlüdür,
yok olacakları bir gün belirlenmiştir. İşte o gün "son
gün"dür. O günden sonra dünya hayatı son bulacaktır.
Yokoluşgünü yalnızca dehşetin yaşandığı, boyutları
hiçbir insanın tasavvur edemeyeceği kadar korkunç, aynı
zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır. Yeryüzündeki
herşey yerle bir olacak, yıldızlar silinip dökülecek,
güneşkörelecektir. O vakte kadar dünya üzerinde yaşamışolan tüm insanlar biraraya toplanacaklar ve bu güne
şahit olacaklardır. Bu "son gün" inkarcılar için zorlu
bir gündür ve kuşkusuz bu günün sahibi alemlerin Rabbi
olan Allah'tır.
Kıyamet yaklaşarak gelmektedir. İnsanların çoğunun
inancının aksine, kıyamet hiç de uzak değildir. O gün
dünya ile birlikte, dünyaya ait olan herşey de yok olacaktır.
Hırslar, istekler, kızgınlıklar, beklentiler, şehvet,
düşmanlık ve zevkler sona erecektir. Geleceğe yönelik
planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini
unutan herkes için, o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih
ettiği dünyanın, tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri
ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte
o gün, insanlar Allah'ın varlığına kesin bir biçimde
şahit olacak, unutmaya çalıştığı ölüm günü ile karşı
karşıya kalacaklardır. Artık Allah'ı ve ahiret yaşamını
unutarak geçirdiği bu kısa ömür sona ermiştir ve yeni
bir başlangıç kendisini beklemektedir. Bu başlangıç,
asla son bulmayacak ve asla inkarcılara mutluluk getirmeyecektir.
Bu sonsuz yaşamın ilk anından itibaren azap öylesine
şiddetlidir ki, bunu yaşayanlar, azabın yerine "ölümü"
ve "yokoluşu" isteyeceklerdir. Bu hayatın başlangıcı
kıyamet saatidir. Ve kuşkusuz "kıyamet saati yaklaşarak
gelmektedir".
Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm
Kesin Bir Gerçektir
Çocukluğunuzun ilk günlerinden itibaren geleceğinize
ilişkin belirli bir hedefe yönelir veya başkaları tarafından
yönlendirilirsiniz. Muhtemelen şunlarla karşılaşırsınız:
Yaşınız ilerlediğinde artık bir aileniz ve işiniz olmuştur.
Daha çok para kazanmak ve daha rahat yaşamak için çaba
gösterirsiniz, çocuklarınızı yetiştirir, onların ileride
sizden daha iyi bir hayat sürmelerini istersiniz. Haftada
bir aile toplantılarına katılır, tatil yapar, işe gider,
geri kalan vaktinizi de evde geçirirsiniz. Birkaç aksaklık
dışında yaşamınızdaki herşey muntazam devam eder, genelde
çok olağanüstü durumlarla da karşılaşmazsınız.
Yaşamınızdaki herşey sanki daha önceden belirlenmişgibidir, çevrenizdeki insanların yaşamları da birbirleriyle
çok büyük benzerlikler gösterir. Bu benzer senaryolara
göre yaşamak için çalışmalı, soyunuzu devam ettirmek
için de aile kurmalısınız. Bu düşünceye göre zaten "iyi
bir aile ve iyi bir iş" dışında yaşamın başka ne amacı
olabilir ki! Bunlar sağlandıktan sonra mutlu bir yaşam
hayal edersiniz. Böylece herşey tozpembe olacak ve yaşamın
geri kalan kısmını huzurlu geçireceksinizdir.
Oysa siz bunları düşünürken, bedeninizde ve çevrenizde
önemli birtakım değişiklikler olmaktadır. Vücudunuzda
farklı işlevlere sahip pek çok hücre görevini tamamlayıp
ölmekte ve yaşınız ilerledikçe bunların yenilenmesi
daha da yavaşlamaktadır. Bedeniniz yaşlanmakta ve bu
yönde sürekli belirtiler, hastalıklar, eksiklikler ortaya
çıkmaktadır. Zaman sürekli ilerlemekte ve geri dönüşün
imkansızlığı gün geçtikçe daha da açık bir şekilde kendini
göstermektedir. Ve siz huzurlu ve rahat geçirmeyi planladığınız
"geri kalan ömrünüzde" gitgide ölüme doğru yaklaştığınızın
farkındasınızdır. İşte bu nedenle dünya hayatı size
beklediğiniz rahatlığı ve huzuru gerçek anlamda asla
vermez. O ana kadar sizi pek çok açıdan tatmin ettiğini
düşündüğünüz bu yaşamın bir sonu vardır. İşte bu sonun
ardından asıl gerçeklerle yüzyüze gelinecektir. O halde
dünya hayatında hedeflediğiniz hiçbir şey sizin gerçek
amacınız olmamalı. Çünkü dünya hayatı yalnızca geçici
bir imtihan yeridir. Kimin güzel davranışlarda bulunduğunun
sınandığı yerdir. Allah, bize bu önemli gerçeği şöyle
bildirmektedir:
O, amel (davranışve eylem) bakımından
hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için
ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Yaşamın gerçek amacı "iyi bir aile ve iyi bir iş" değildir.
Herkesin tek bir yaratılışamacı vardır: Allah'a kul
olmak. Dünyada elde edilmişmal, eş, çocuk, mevki, itibar
gibi kazançların hepsi yaşam boyunca büyük bir tutkuyla
bağlanılan değerlerdir. Fakat ölümün ilk anından itibaren
bu dünyevi kazançlar bir anda tüm değerlerini ve önemlerini
yitirirler. Bu herkesin bildiği ama düşünmekten kaçındığı
bir gerçektir. Dolayısıyla asıl amaç bu olmamalıdır.
O zaman gerçek amacın ve kazancın ne olduğunu çok iyi
düşünmek, kavramak gerekir. İşte yaratılmanın asıl amacını
Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca
bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi,
56)
Ancak Allah'a kulluk görevinin tam olarak yerine getirilmesiyle
ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatı için güzel
bir beklenti söz konusu olabilir. İnsanların büyük bir
kesiminin sahip olduğu çarpık bir beklenti vardır. Çoğu
insan bu ihtimale inanarak kendini rahatlatmaya çalışır.
Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Eğer bir insanın ahirete,
ölümden sonraki yaşama yönelik bir beklentisi yoksa,
o zaman da geriye tek bir ihtimal kalır: Ölümle birlikte
sonsuza dek yok olmak! Bu ihtimal ise diğerlerine göre
çok daha ürkütücüdür. Allah'a kulluk etmeyi reddeden
insanlar bu olasılıktan korktukları ve unutmak istedikleri
için kendilerince çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu
yöntemler ise genelde hep aynıdır: Ölüm konuşulmaz,
tartışılmaz, hatırlatılmaz. Halbuki ölüm, yaşanılacağı
kesin olan bir gerçektir, ama sanki "yokmuş" gibi davranılır.
Toplumun büyük bir kesiminin bu mantığa sahip olması
insanda bir rahatlamaya sebep olabilir. Oysa kendisi
gibi diğer insanlar da aldanmaktadırlar. İnsanlar ölümü,
kıyamet gününü ve ahireti bilmekte ama düşünmemektedirler.
Dünya hayatıyla tatmin bulmakta, daha doğrusu tatmin
bulmayı istemektedirler. Oysa Allah Kuran'da insanların
kaçmakta oldukları ölüm gerçeğiyle mutlaka karşılaşacaklarını
bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız
ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra
gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz;
O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi,
8)
Ölüm yalnızca insanlara mahsus değildir. Geçici olan
dünya hayatında, insan gibi "herşey" ölümlüdür. Allah
bize, tüm kainatın, içindeki canlılarla birlikte yok
olacağı bir günün varlığını, yani "kıyamet gününü" bildirmiştir.
Kıyamet günü, imtihanın son bulduğu, nihai gündür. O
günün gelişini, yeryüzündeki her insan pek çok belirti
ile anlayacak ve kainatın ölümüyle sonuçlanacak olaylar
gerçekten de tüyler ürpertici olacaktır. Ve en nihayet
dünyadaki tüm insanlar, kıyametin gerçekleştiği gün,
kendilerini bekleyen "yeniden dirilişi" kavrayacaktır.
Böyle bir günle karşılaşmayı ummayanlar, karşılarındaki
bu apaçık gerçeği reddedemeyecekler ve Allah'ın emrine
"isteseler de istemeseler de" boyun eğeceklerdir. Allah,
tüm evren için büyük bir son hazırlamıştır. İnsanların
çoğu her ne kadar inkar etmeye çalışsa da, kıyamet saati
belirlenmişbir vakitte kendilerini beklemektedir.
Kıyamet Günü Kesin Olan Bir Gerçektir
Daha önce bahsettiğimiz gibi dünyanın geçici değerlerine
sahip olmayı kendisi için yeterli gören insanlar, gerçeklerden
çeşitli yöntemlerle kaçarlar. Ölüm tüm gerçekliği ile
yanı başlarında iken bunu gözardı eder, yeniden dirilecekleri
günü de unutmaya çalışırlar. Bunları düşünmemek kendilerince
bir kaçışyöntemidir. Böylelikle insanlar Allah'a olan
yükümlülüklerini akıllarına getirmeyerek, yalnızca kendi
tutkularına göre yaşayabileceklerini zannederler. Oysa
kıyamet günü kesin bir gerçektir. Bu gerçek Kuran'la
bildirilmiştir.
Aynı zamanda Kuran'da kıyamet gününde gerçekleşecek
olan olayların tasvirleri de yapılmıştır. Oldukça detaylı
anlatılan kıyamet vaktinde, yeryüzünde ve tüm kainatta
olacaklar, bunun yanı sıra insanların ruh hali, tüm
benliklerine hakim olacak büyük şaşkınlık, korku ve
panik açık bir şekilde anlatılmaktadır. Kuşkusuz, evren
kusursuz olarak yoktan var edildiği gibi, yine kusursuz
ve olağanüstü görkemli bir kapanışla sona erecektir.
Gezegenler yörüngelerini bulamayacak, dağlar yerlerinden
oynayacaklardır. Daha önce herşeyin tesadüf olabileceği
bahanesi ile Allah'ı inkar edenler, tüm dengeleri altüst
eden bu muazzam olaylar karşısında tesadüflerin değil,
yalnızca Allah'ın hükmünün geçerli olduğunu anlayacaklardır.
Allah kıyamet anında gerçekleşecek olaylarla ilgili
olarak Kuran'da şöyle haber vermektedir:
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?"
De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı.
Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette
toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte
onlar inanmayanlardır. (Enam Suresi, 12)
Artık Sura tek bir üfürülüşle üfürüleceği,
yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı,
ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça
parça olacağı zaman. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan
kıyamet) artık vuku bulmuş(gerçekleşmiş)tur. (Hakka
Suresi, 13-15)
Kıyamet Günü BelirlenmişBir
Vakittir
Zaman ilerledikçe, kıyametin vuku bulacağı ana doğru
hızla yaklaşıyoruz. İnsanların büyük bir çoğunluğu kıyamet
vaktini kendilerinden çok sonraki nesillerin karşılaşacakları
bir olay olarak düşünmektedirler. Burada şu gerçeği
hatırlatmakta yarar vardır. Kuşkusuz bizlerden önceki
nesiller de aynı düşünce ile hareket etmişler ve "uzak
gelecekteki" bu olayı düşünmemişlerdir bile. Oysa dünya
üzerinde, ilk insanın yaratılışından itibaren yaşamışolan her kişi, kıyamet günü gerçekleşen olaylara şahit
olacak, Allah'ın huzurunda toplanacak ve hiç kimse için
de bir kaçışmümkün olmayacaktır. Üstelik bu günün,
siz günlük yaşamınıza devam ederken, gelecek için planlar
yaparken olmayacağına dair bir garanti de yoktur. Kesin
olarak gerçekleşecek olan kıyametin vaktini sadece Allah
bilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:
De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen
(kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun
bir süre mi koymuştur?" O, gaybı bilendir. Kendi gaybını
(görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona
muttali kılmaz.) (Cin Suresi, 25-26)
Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı yaşamı, bilemediğimiz
bir vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erdirecektir.
Bu kapanıştan şüphe etmeyi veya buna inanmamayı insanların
büyük bir çoğunluğu makul karşılıyor ve bu nedenle inkarı
tercih ediyor olabilirler. Ancak tarifi yapılan bu son
gün, inkarcılar için oldukça zorlu, ürkütücü bir gün
olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek
yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet gününe iman
etmek, insanı kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı
bir sonuca götürecektir. Zira dünyada harcadığı çabaların
"boşbir çaba" olduğunu kıyamet saati ile anlayan bir
insanın pişmanlığı, tarifi oldukça zor, çok şiddetli
bir pişmanlıktır. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
Ancak o, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket'
(kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını
düşünüp-anlar. (Nazi'at Suresi, 34-35)
|