13. ASRIN BÜYÜK MÜCEDDİDİ;
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Geçtiğimiz yüzyılın müceddidi
olan Bediüzzaman Said Nursi, hayatını Allah'ın
varlığını ve Yüceliğini anlatmaya, İslam'ın
değerlerini yükseltmeye adamış, bu yolda birçok
zorluklarla karşılaşmış, derin bir imana
sahip, büyük bir mütefekkirdir. Hayatı boyunca
büyük
bir fikri mücadele örneği sergilemiş, hikmetli karar
ve davranışlarıyla Müslümanlara örnek
ve öncü olmuş mübarek bir şahıstır.
Eserlerinde ortaya koyduğu ilim, ihlas, belagat ve daha birçok
özellikten, kendisinin belki de İslam tarihinin en büyük
velilerinden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, derin
bilgiler içeren beş bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatı
ile milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuş büyük
bir mütefekkirdir. Hicri 13. asrın müceddidi olan
Bediüzzaman, eserleriyle Müslümanlara ışık tutmuş,
Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşamış ve mücadelesiyle
örnek bir Kİşilik olmuştur. Yaşadığı
dönem, meydana gelen dünya savaşları nedeniyle,
belki de tarihin en zor, en sıkıntılı yılları
olmuştur. Osmanlı imparatorluğu'nun dağılma
yıllarından, vefatı olan 1960 yılına
kadar, yaşanan maddi, manevi çok büyük zorluklar
zamanında, sarsılmaz bir fikri mücadele veren Bediüzzaman,
değerli fikirleriyle, milletimize zararı olacak ideolojilere
bir set olmaya çalışmış ve iman hakikatlerinin tebliği
ile Müslümanların manevi yönden güçlenmelerine vesile
olmuştur. (Allah ondan razı olsun.)
Bediüzzaman Hazretleri,
büyük bir müceddid olarak, her zaman inandığı gibi
yaşamış ve düşündüğü gibi konuşmuştur.
Seksen yedi yıllık uzun ömrünü ihlas ve samimiyet
ile inandığı Kuran ahlakını anlatarak
geçirmiştir. Bu hizmeti esnasında her zaman doğruları
ifade etmiş, hatta bu nedenle yirmi sekiz yılını hapishanelerde
ve sürgünde zor şartlarda geçirmiştir. Buna rağmen
hiçbir zaman söylenmesi gereken gerçekleri ifade etmekten
kaçınmamış, hangi şart ve ortamda olursa olsun hiçbir
konuda, özellikle imani konularda Kuran ve Peygamberimiz
(sav)'in sünneti doğrultusunun dışına çıkmadan gerçekleri
çok açık ve net izah etmiştir. Başkaları tarafından
yadırganacak, yanlış anlaşılacak diye, doğruları
gizlemenin ve anlamı değişecek şekilde sözü
eksik veya farklı söylemenin Kuran ahlakına aykırı
olduğunu da yine Bediüzzaman ifade etmiştir. Bediüzzaman,
söylenilen her sözün doğru olması gerektiğini belirterek
doğruluğun önemini de şöyle vurgulamıştır:
"Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır).
Çünkü söylenilen her sözün
doğru olması lazımdır. Veya sıdktır
(doğruluk). Çünkü İslamiyetin esası,
sıdktır (doğruluktur). imanın hassası,
sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata îsal
edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı
aliyenin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır
(doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır
(doğruluktur). Alem-i İslam'ın nizamı (İslam
aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev'-i
beşeri kabe-i kemalata îsal eden, (insanlığı
ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur).
Ashab-ı Kiram'ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk
ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur).
Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam'ı meratib-i
beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine
çıkaran, sıdktır (doğruluktur)."
(işarat-ül icaz, s. 82)
Dolayısıyla Bediüzzaman, kendisine yöneltilen
her soruya doğru cevap vermiş ve eserlerine doğru olarak
geçirmiştir. Ahir zaman ile ilgili kendisine yöneltilen
sorulara karşı da hiçbir zaman suskun kalmamış, her
konuyu en ince ayrıntısına kadar izah etmiştir. Bu
nedenle, bu konularda anlattığı her sözü, her anlattığı
konu gibi birebir gerçekleri yansıtmaktadır. |