| Giriş
İnsan, dünya hayatında nefsindeki kötülükleri yenip
ömrünü Allah'ın razı olacağı şekilde geçirmekle sorumludur.
Bunun içinse kendisine ortalama altmış yetmiş yıl gibi
çok az bir süre verilmiştir. Allah, rızasını kazanan
kulları için, dünyadaki bu kısa yaşamın ardından, sonsuz
ve eşsiz bir hayat yaratmıştır. Dünya hayatındaki bu
ömür göz açıp kapayıncaya kadar, hızla tükenip geçmektedir.
Bu süre içerisinde sabır gösteren, güzel ahlakta kararlı
davranan, Allah'a samimi bir kul olan kimseler ahirette
çok büyük bir mükafatla; sonsuz cennet hayatıyla karşılaşacaklardır.
Kuşkusuz bu Rabbimiz'in kullarına olan ihsanının, rahmetinin
ve sevgisinin çok önemli bir tecellisidir.
Rabbinizden
olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete
(kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
(Al-i İmran Suresi, 133) |
Allah her insanı, herşeyin en güzelinden, en mükemmelinden
zevk alacak ve bunlara karşı büyük bir özlem duyacak
bir ruh ile yaratmıştır. Bu nedenle insan, hayatı idrak
etmeye başladığı andan itibaren bu mükemmelliğe ulaşabilmek
için, içinde sürekli olarak büyük bir istek duyar. Daima
bir güzellik ve nimet arayışı içerisinde olur. Ancak
buna ne kadar çok istek duyarsa duysun ve bunun için
ne kadar çok çaba harcarsa harcasın, dünya hayatında
hiçbir zaman aradığı mükemmellikle karşılaşamaz. Çünkü
Allah dünya hayatını özel olarak kusurlu ve eksik olarak
yaratmıştır.
Elbette Allah'ın bu yaratışında pek çok hikmet vardır.
Çünkü "O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil
ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde
ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir." (Haşr Suresi, 24) ayetiyle bildirildiği
gibi, Allah'ın yaratışı kusursuzdur. Rabbimiz herşeye
güç yetiren, dilediğini yaratmaya kadir olandır. Dolayısıyla
dünya hayatındaki bu eksikliklerin bir amacı vardır.
Rabbimiz'in bu yaratışının hikmetlerinden biri, insanın
cennetin varlığını kavramasına ve bunun için samimi
bir gayret harcamasına yöneliktir.
Allah insanın fıtratını ancak cennette rahat edebileceği
ve nefsinin isteklerini ancak burada karşılayabileceği
şekilde yaratmıştır. Kuran'ın pek çok ayetinde bu gerçek
insana bildirilmiştir. Asıl hayatını cennette yaşayacağını,
bu nedenle tüm çabasının da sonsuz güzellikler yurdu
olan cennete yönelik olmasını hatırlatmıştır. Bu konudaki
Kuran ayetlerinden bazıları şöyledir:
Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun
ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten
ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut
Suresi, 64)
Gerçek şu ki, ebrar olanlar (iyiler,
doğru olanlar), elbette nimetler içindedirler. Tahtlar
üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini
sen onların yüzlerinde tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız
bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde
yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar. (Mutaffifin
Suresi, 22-26)
İşte bunların
karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir…
(Al-I İmran Suresi, 136) |
Allah dilediğine rızkı genişletir-yayar
ve daraltır da. Onlar ise dünya hayatına sevindiler.
Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk
yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir. (Ra'd
Suresi, 26)
Orda diledikleri herşey onlarındır;
Katımız'da daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 35)
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde
dünya hayatının yanında, cennetin insan için nasıl büyük
bir nimet olduğunu şöyle bir örnek ile açıklamıştır:
Cennette, yay kadar bir yer, Güneş'in
üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha
hayırlıdır. [Kütüb-i Sitte-14, s. 429/2]
İnsan, bu konuda hiçbir bilgisi olmasa dahi, dünya
hayatının eksikliklerini ve nefsindeki nimetlere karşı
duyduğu özlemi kısaca düşündüğünde, bu gerçeği kolaylıkla
anlayabilecektir. Zira Allah, dünya hayatının asıl hayat
olmadığının anlaşılması için insana pek çok delil yaratmaktadır.
İnsan hemen her gün, başta kendi bedeninde olmak üzere,
dünya hayatının eksiklikleriyle karşılaşmaktadır. Sadece
hayatta kalabilmek için dahi, çok sayıda tedbir almak
zorundadır. En küçük bir ihmalde hastalıklarla, yaralanmalarla
ve hatta ölümle yüzyüze gelebilmektedir. Ömrünün büyük
bölümünü vücudunun acizliklerini telafi etmeye ayırır.
Ancak tüm bu çabaya rağmen geçen yıllarla beraber vücudu
büyük bir bozulmaya uğrar. İnsan bedeni gibi, en güzel
çiçekler bile zamanla solar; en güzel renkli, en hoş
kokulu güller, laleler, menekşeler çürüyüp bozulur.
En lezzetli ve en taze görünümlü meyveler, sebzeler
kısa süre içinde çürüyüp yenemeyecek hale gelir. En
ihtişamlı evler, eşyalar, arabalar zamanla eskir, kırılıp
dökülür.
İşte bunların
karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir…
(Al-I İmran Suresi, 136) |
Bu sayılanlar, insanın dünya hayatında muhatap olduğu
milyonlarca eksiklikten yalnızca birkaç tanesidir. Ancak
sadece bunlar bile, insanın özlem duyduğu asıl yerin
dünya olmadığını anlaması için yeterlidir.
İnsan, tüm bu eksiklikler karşısında içten içe, daima
mükemmelliği, bu eksikliklerin hiçbirinin olmadığı bir
dünyada yaşamayı ister. Hastalıkların, ölümlerin, savaşların,
kavgaların, kötülüklerin, eksikliklerin, sıkıntıların
hiç yaşanmadığı bir dünyanın özlemini çeker. Bu amaçla,
hiçbir sorunun olmadığı mutlu bir hayatı, dünya şartlarında
oluşturabilmenin yollarını arar. Oysa Allah, Kuran'da
insanlara bu hayatı ancak cennette yaşayabileceklerini
bildirmiştir. İnsanın bunun için yapması gereken ise
son derece kolaydır: Rabbimiz'in rızasına uygun bir
yaşam sürmek. Bunun ardından -Allah'ın takdiriyle- kendi
istek duyduğundan ve hayal edebildiğinden çok daha üstün,
kusursuz ve sonsuz mutlulukla dolu bir hayatla karşılaşacaktır.
İnsanın aradığı, özlem duyduğu, sevdiği herşeyin sadece
cennette olduğunu anlaması için, Allah Kuran'da cennet
nimetleri hakkında pek çok bilgi vermiştir. Kitabın
ilerleyen bölümlerinde Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz
(sav)'in hadisleri doğrultusunda Rabbimiz'in bizler
için hazırladığı bu eşsiz nimetleri anlatacağız.
Rableri
onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve
onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan
cennetleri müjdeler.
(Tevbe Suresi, 21) |
Ayrıca İncil'den, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in
hadisleri ile mutabık olan sözlere de yer vereceğiz.
Kuran ayetlerinde bizlere İncil'in zaman içinde tahrif
edildiği, bu nedenle içinde çeşitli yanlış inanışları
barındırdığı bildirilmektedir. Günümüzde mevcut olan
İncil'de hak bölümler olabileceği gibi insanlar tarafından
eklenmiş hatalı bilgiler de bulunmaktadır. Bu nedenle
İncil'de yer alan açıklamaları Kuran ayetleriyle ve
Peygamber Efendimiz (sav)'in hadisleriyle uyumlu oldukları
ölçüde değerlendirmeye almak gerekmektedir.
Bu kitapta da bu ölçü göz önünde bulundurulmuş ve İslami
kaynaklara uygun olan İncil açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu kitapla amaçlananlardan biri, insanlara asıl hayatın
dünyada değil cennette yaşanacağını, nefislerinin istek
duyduğu güzelliklerin dünyada değil cennette olduğunu
hatırlatmaktır. Daha önce hiç düşünmemiş olsalar dahi,
ruhlarındaki, mükemmeliğe karşı duydukları özlemi karşılayabilecek
tek hayatın cennette olduğunu kavramalarına yardımcı
olmaktır.
Diğer bir amaç ise, insanların, cennetin eşsiz güzelliklerini,
sonsuza kadar sürecek olan zevklerini derinlemesine
tefekkür edebilmelerini sağlamaktır. Zira hem Kuran
ayetleri hem de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri, bizleri
pek çok insanın daha önce hiç düşünmemiş olabileceği
cennet nimetlerinden haberdar etmektedir. Cennetteki
ihtişamın, sınırsız nimetin ve yaşanacak olan güzel
hayatın anlaşılması, insanların cennete olan özlemlerini
ve bu hayatı kazanmak için harcayacakları çabayı artıracaktır.
Allah'ın sonsuz rahmetine ve eşsiz nimetlerine layık
olabilmek için büyük bir şevk ve azimle hayırlarda yarışmalarına
vesile olabilecektir.
Allah, mü'min
erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak
üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn
cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir...
(Tevbe Suresi, 72) |
Elbette ki kitap boyunca yapılacak olan cennet tasvirleri,
insan aklının ve bilgisinin kavrayışıyla sınırlıdır.
Gerçekte Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz
(sav)'in hadisleriyle tarif ettiği cennetin mükemmelliği
ve güzelliği, insanın dünyada kendisine verilen akılla
kavrayabileceğinden ve tefekkür edebileceğinden çok
daha üstün ve benzersizdir. İnsan cennete dair güzellikleri
ancak dünya hayatında bildiği nimetlerle kıyaslayıp,
bunlarla özdeşleştirerek anlayabilmektedir. Ancak Rabbimiz'in
orada salih kulları için hazırladığı nimetlerin güzelliği,
gerçek şekliyle ancak ahirette kavranıp yaşanabilecektir.
İnsan ruhunun bunlardan alacağı zevk ancak orada tadılabilecektir.
Bunun bir hikmeti ise, Rabbimiz'in tüm bu nimetleri
ve güzellikleri yalnızca iman eden kullarına lutfetmiş
olmasıdır. Allah inkar edenleri cennet nimetlerinden
mahrum kılmıştır. Ayetlerde, cennete giremeyen kimselerin
ahirette cennete karşı duyacakları derin özlemden ve
yaşayacakları büyük pişmanlıktan bahsedilmektedir. Bu
kimseler hasretle cenneti anacak, sonsuza kadar büyük
bir pişmanlıkla cennete girmiş olmayı dileyeceklerdir.
Elbette ki onlar da dünya hayatında cennetin varlığından,
oradaki güzelliklerden haberdar olmuş ancak bu gerçeği
göz ardı etmişlerdir. Nefislerindeki bu isteği dünya
hayatında karşılayabileceklerini düşünerek var güçleriyle
dünyaya yönelmişlerdir.
Umulur ki bu kitapta anlatılanlar, böyle büyük bir
yanılgıya kapılan insanların gerçek hayatın ahirette
yaşanacağını anlamalarına ve yaşamlarını, Rabbimiz'in
rızasını kazanarak geçirmelerine vesile olur. İman edenlerin
ise cennete kavuşma özlemlerini, şevk ve azimlerini
artırarak Allah'ın en sevdiği kullarından olabilmek
için hayırlarda yarışmalarını sağlar.
|