|
Giriş
Küçük bir çocuğun mutlu ve neşeli tavırları insanları
imrendirir. Çünkü, büyükleri için oldukça önemli olan,
üzerinde uzun uzun düşündükleri, ciddi kararlar aldıkları,
tepki gösterdikleri olayların onun için bir anlamı yoktur.
Örneğin, ne ekonomik krizler, ne doğal afetler, ne dünyada
yaşanan savaşlar, ne de uygulanan
zulümler onun için bir şey ifade etmez. Etrafında olup
bitenlerden habersiz bir şekilde acıkmak, susamak ve
oyuncağını kaybetmek gibi nedenlerin dışında hiçbir
şeyden huzursuzluk duymadan kendi dünyasında yaşar.
Huzurunun kaçmasına neden olan bu sebepler olmadığı
sürece de şuursuzca uyumaya, oynamaya ve gülmeye
devam eder.
Ne var ki, birçok insanın -her ne kadar ilk bakışta
fark edilmese de- şuur olarak bu küçük çocuktan pek
farkı yoktur. Bu şuursuzluk, Allah'ın ve ahiretin varlığı,
kendisinin yaratılış amacı, ölümün mutlaka gerçekleşecek
kesin bir gerçek olduğu, öldükten sonra her yaptığının
hesabının Allah'a muhakkak verilecek olması gibi en
önemli gerçeklerin kavranmasında yaşanır.
İnsanların büyük bir çoğunluğu, Allah'ın açık ayetlerinden,
emir ve yasaklarından habersiz bir şekilde, sadece kendi
istek ve arzuları doğrultusunda yaşarlar. Bu insanların,
dünya nimetlerine sahip olmak, mutlu olmak, eğlenmek,
nefsani arzularını tatmin etmek dışında başka bir istekleri
yoktur. Sadece dünyanın çekici süsüne ilgi duyar ve
istedikleri şeylere sahip olmak için yaşamları boyunca
çaba harcarlar. En büyük sıkıntıyı ise, bu çabalarının
boşa çıkması ya da ellerindekini yitirmeleri sonucunda
yaşarlar.
Oysa yalnızca kısa bir süre yaşadıkları dünya hayatı
herşeyiyle bir gün sona erecektir. Onlar ise, kendileri
ve Allah'ın hoşnutluğundan uzak bir hayat süren diğer
insanlar için hazırlanmış olan şiddetli ve ebedi azaptan
habersizdirler. Büyük bir korku ve sıkıntı duyacakları
ahiret gününe doğru ilerlerken dünyanın geçici süsüne
tutkuyla bağlanıp sadece dünyevi tutkularını kaybetmenin
endişesini ya da üzüntüsünü duyarlar.
İnsanların, Allah'ın açık delillerine, emir ve uyarılarına
rağmen gösterdikleri bu şuursuz, kayıtsız ve ilgisiz
tutumlarına "gaflet" adı
verilir.
Allah her insan için bedeni de dahil olmak üzere, baktığı
her yerde Kendi varlığını hatırlatacak türlü güzellikler
ve nimetler yaratmıştır. Hayatımızın her anı, gözümüzü
çevirdiğimiz her yer, saymaya güç yetiremeyeceğimiz
yaratılış mucizeleriyle donatılmıştır. Bu gerçek Kuran'da
şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı
şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda,
her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler
vardır. (Bakara Suresi, 164)
Sabah kalktığınız andan itibaren akşam tekrar yatana kadar yaptıklarınızı, karşılaştığınız olayları ve görüntüleri düşünün. Uyandığınızda ve aynaya baktığınızda, uzun bir uykudan sonra tekrar canlanan ve sizin hiçbir müdahaleniz olmadan, kendiliğinden tüm fonksiyonlarını eksiksizce sürdüren bedeninizi görürsünüz. Tek bir hücrenin çoğalmasından meydana gelen, şu anda da yaklaşık 100 trilyon hücreden oluşan, simetrik ve estetik bir görünüme sahip, siz hiç farkında değilken içinde peş peşe yüzlerce kusursuz ve karmaşık işlemin meydana geldiği bedeniniz bir gün önceki haliyle karşınızdadır.
Ancak çoğu insan bu gerçeklerin şuurunda olmadan hareket eder. Sabah kalktığında aynaya bakarken genelde yüzünün genel görünümü, bakımı veya saçlarının şekli dışında başka bir şeyi aklına getirmez. Zihninde genelde iş, okul ya da gün içinde yapacakları dışında bir düşünce yoktur. Oysa çoğunluğun dikkatinden kaçan gerçek şudur: Yeni başlayan bir günle tüm insanlara Allah'a yönelmeleri ya da O'na olan yakınlıklarını artırmaları için yeni bir fırsat daha verilmiştir. Belki de bu fırsat kişiye tanınmış son bir fırsattır. Kim bilir belki de o gün dünyada geçireceği son gündür. Ne yazık ki, insanların büyük çoğunluğu kendilerine verilen bu fırsatın farkında değildir. Bu nedenle de genelde zihinlerini, Allah'ı değil kendilerini ya da çevrelerindeki insanları hoşnut etmeyi düşünerek ve bunun planlarını yaparak meşgul ederler. Bu durumu bir örnekle açıklayalım:
Bir bilgi yarışması düşünün. Yarışmayı kazanana çok
büyük miktarda para verilsin. Yarışma sırasında acaba
yarışmacı nasıl davranır? Soruları dinleyip cevaplarını
düşünmek yerine etrafına bakınıp oyalanır, soruyu soran
sunucunun elbisesini, ses tonunu, saçını mı eleştirir
ya da sorunun cevabını düşünmek yerine yarın ne yapacağını,
ne giyeceğini mi düşünür?
Tam tersi bu kişi büyük bir dikkatle sunucuyu dinler, şuuru tam açıktır. Kısıtlı süresini iyi değerlendirmeye çalışır. Cevabı bulmak için konsantre olur. Başarılı olabilmek için muhakkak ki konu dışındaki hiçbir şeyle ilgilenmez. Aksine elindeki fırsatı en güzel şekilde değerlendirmeye çalışır. Ama söz konusu az önce saydığımız türden anlamsız davranışlarda bulunursa, yarışmacının büyük bir şaşkınlık, şuur kapanıklığı, akılsızlık, kısaca gaflet içinde olduğunu düşünürüz.
Ancak çoğu insanın içinde bulunduğu gaflet hali verdiğimiz
bu örnekten çok daha ciddi boyutlardadır. Bu gaflet
hali, insanların, Allah'ın kendilerini kulluk etmeleri
için yarattığının bilincinde olmadan, Allah'ın emir
ve yasaklarından tamamen uzak bir hayat yaşamalarıdır.
Gaflet tüm insanları dikkatli olmadıkları ve Allah'a gönülden
boyun eğmedikleri sürece tehdit eden çok büyük bir tehlikedir.
Çünkü gaflette olan ya da gaflete sürüklenen bir kişi Kuran'da
belirtilen tüm emir ve yasaklara samimi bir şekilde uymadığını,
ayrıca her an gaflete kapılabileceğini ya da düşünmediği sürece
içinde bulunduğu durumu fark edemez. Dolayısıyla, bu kitabı
eline alan her okuyucu, kendisinin de gaflette olabileceğine
ihtimal vererek okumalı, kendini "müstağni", yani bu sinsi
tehlikeden uzak ve güvende görmemelidir. Çünkü Rabbimiz Kuran'da,
"Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini
müstağni gördüğünden." (Alak Suresi, 6-7) şeklinde
buyurmuştur. İnsan, ancak müstağniyetten kaçındığı zaman Kuran
ayetlerini rehber edinerek kendi durumunu tahlil edebilir,
eksiklerini ve hatalarını düzelterek, ihmal ettiği konuları
telafi edebilir. Çünkü insanın sürekli gaflet içinde kalmasının
ve gafletin derinliğinin gün geçtikçe artmasının en büyük
sebebi kişinin kendini eksiksiz ve kusursuz görmesi, halinden
memnun olmasıdır.
Bu kitabın amacı, gafletin Kuran'a göre tanımını yapmak ve
insanları bu sinsi tehlikeye karşı uyarmaktır. Aynı zamanda,
kimi insanların bilinçsizce ve cahilce içine düştükleri gaflet
halini fark etmelerini sağlayarak, bu durumdan kurtulmalarına
yardımcı olmak ve müminleri şeytanın bu sinsi tuzağına karşı
her an uyanık ve dikkatli olmaya davet etmektir. |