| Allah'ın
Vaadi: Hz. İsa (as) Yeryüzüne Tekrar Dönecektir
 |
Maesta, 1308-1311
Dell' Opera del Duoma Müzesi, Siena |
Alemler üzerine seçilip, örnek kılınan elçilerin hayatları,
yaşadıkları olaylar, karşılaştıkları zorluklar, giriştikleri
büyük mücadeleler tüm insanlar için önemli mesajlar
ve dersler içerir. Kuran'da Allah'ın, hayatıyla, mücadelesiyle,
ahlakıyla insanlara örnek gösterdiği peygamberlerden
biri de Hz. İsa'dır.
Hz. İsa'nın doğumu, hayatı ve Allah Katına alınması
hep mucizevi şekillerde gerçekleşmiş, bu mübarek peygamberin
mucizevi hayatı Kuran'da ayrıntılı olarak haber verilmiştir.
Allah Kuran'da birçok peygamberin kıssalarını bizlere
bildirmektedir. Ancak Hz. İsa çeşitli yönleriyle diğer
peygamberlerden farklı bir konuma sahiptir. Allah'ın
üstün ilimlerle desteklediği bu değerli kulu, daha beşikteyken
konuşmuş, dünyada kaldığı süre içerisinde çevresindeki
insanlara büyük mucizeler göstermiştir. Onun bu özel
durumunun diğer bir delili de, Allah Katına alınışı
ve tekrar dünyaya gönderileceğine dair Kuran'da önemli
işaretlerin olmasıdır.
Kuran'da inkar edenlerin Hz. İsa'yı öldürmek amacıyla
bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre
Hz. İsa'nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini
sağlayan bir kısım bağnaz Yahudi din adamları (kahinler),
Allah'ın elçisini tutuklayıp Romalılara teslim etmek
istemişlerdir. Yine rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama
hakkı olmayan söz konusu kahinler, Roma yönetimini kışkırtmak
için bir tuzak hazırlamış ve Hz. İsa'yı Romalı yöneticilere
karşı faaliyet yürüten bir kişi olarak tanıtmışlardır.
Çünkü Romalıların bu konuda çok hassas ve acımasız olduklarını
bilmektedirler. Bu tuzağın sonu ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir.
Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular.
Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen
kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)
Ayette de bildirildiği gibi, Hz. İsa'yı öldürmek için
harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar Hz.
İsa'yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini,
Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa'yı
Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu
Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin
bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka
buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak
öldürmediler. Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa
Suresi, 157-158)
Romalıların
Hz. İsa'yı çarmıha gererek öldürdükleri zannı oldukça
yaygındır. Bu zanna göre, Hz. İsa'yı tutuklayan Romalılar
ve Yahudi din adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir.
Tarihte bazı Hıristiyan mezhepleri (örneğin Docetism)
bunu reddetmişse de, günümüzde Hıristiyan aleminin tamamı
olayı bu şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa'nın öldükten
sonra dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak
Kuran ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle
olmadığını görürüz:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu
Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" (katelna) demeleri
nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu
öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe).
Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten
onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe
içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler
(ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)
Romalıların Hz. İsa'yı çarmıha gererek
öldürdükleri zannı oldukça yaygındır. Bu zanna göre,
Hz. İsa'yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din adamları
onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Tarihte bazı Hıristiyan
mezhepleri (örneğin Docetism) bunu reddetmişse de, günümüzde
Hıristiyan aleminin tamamı olayı bu şekilde kabul etmekte,
fakat Hz. İsa'nın öldükten sonra dirilerek göğe yükseldiğine
inanmaktadır. Ancak Kuran ayetlerini incelediğimizde
olayın aslının böyle olmadığını görürüz:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" (katelna)
demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.)
Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar
(ma salebuhu). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi
(şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan
başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin
olarak öldürmediler (ma katelehu). (Nisa Suresi, 157)
Aynı ayetin devamında Hz. İsa'nın ölümü için şu şekilde
bildirilmektedir:
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea). Allah üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi,
158)
Ayette bildirilen gerçek açıktır. Bazı Yahudilerin kışkırtmalarıyla
Hz. İsa'yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı
olamamışlardır. Ayette geçen "...Ama
onlara (onun) benzeri gösterildi..." ifadesi
bu durumu açıkça haber vermektedir.
Allah insanlara Hz. İsa'nın bir benzerini
göstermiş ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca
Rabbimiz, bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri
olmadığını da bildirmiştir.
Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş olması konusunda ilk çağlarda
çeşitli ayrı düşünceler ortaya çıkmıştır. Sonraki yüzyıllarda,
Konsül kararlarıyla, Hıristiyanlığın iman kaideleri
belirlenene kadar bu fikir ayrılıkları devam etmiş ve
Hz. İsa'nın çarmıha gerilmediğini iddia eden akımlar
sapkın ilan edilmişlerdir.
Kuran'da Hz. İsa'nın Allah Katına
Yükselişi
Peygamberlerin
ölümlerinin aktarıldığı kıssalarda geçen kelimelerle,
Hz. İsa'nın Allah Katına alınışının anlatıldığı ayetlerin
incelenmesi, Hz. İsa'nın durumuyla ilgili önemli bir
gerçeği ortaya çıkarmaktadır: Hz. İsa diğer peygamberler
gibi vefat etmemiş ya da inkar edenler tarafından öldürülmemiş,
Rabbimiz onu Kendi Katına yükseltmiştir. Bu bölümde
Hz. İsa'nın ve diğer peygamberlerin ölümlerini ifade
eden kelimelerin Arapça karşılıklarını ve Kuran ayetlerinde
ne şekilde kullanıldıklarını inceleyeceğiz.
Kuran'da peygamberlerin ölmesi veya öldürülmesiyle
ilgili olarak kullanılan kelimeler ileride daha detaylı
göreceğimiz gibi "katele (öldürmek), mate (ölmek), haleke
(helak olmak), salebe (asmak)" ya da birkaç özel kelimedir.
Oysa Hz. İsa için, Kuran'da çok açık bir şekilde,
"Onu öldürmediler (ma katelehu) ve asmadılar (ma salebuhu)"
ifadesi kullanılarak hiçbir öldürme şekliyle öldürülmediği
bildirilmiştir. Allah ayetlerde insanlara Hz. İsa'nın
bir benzerinin gösterildiğini ve onun Kendi Katına yükseltildiğini
bildirmektedir. Bu gerçek Al-i İmran Suresi'nde şu şekilde
haber verilir:
Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey
İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke),
seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden
temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara
sapanların üstüne geçireceğim..." (Al-i İmran Suresi,
55)
Kuran'da ölüm anlamı içeren kelimelerin ve Al-i İmran
Suresi'nde geçen "vefat ettirme" kelimesinin kullanım
şekilleri şöyledir:
1) Vefea: Vefat Ettirme
Ayette geçen "vefat" kelimesinin karşılığı
Türkçe'de kullanılan ölme anlamından farklı anlamlara
gelmektedir. Ayetlerin Arapça karşılıklarının incelenmesi,
Hz. İsa'nın bildiğimiz manada ölmediğini açıkça ortaya
koyar. Maide Suresi'nin 117. ayetinde ölüm olayı şu
şekilde aktarılır:
"Ben onlara bana emrettiklerinin
dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim
de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.'
Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde
bir şahidim. Beni vefat ettirdiğinde (teveffeyteni),
üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin üzerine
şahid olansın."
Bu ayetlerde geçen ve Türkçe meallerde öldürme ya da
vefat ettirme olarak çevrilen kelime (teveffeyteni)
Arapçada "vefea" kökünden türemiştir ve bu
kelime ölüm manasına değil, "canın alınması"
manasına gelmektedir. Nitekim Arapça tefsirlerde de
ölüm manasında kullanılmaz. İslam alimi Kurtubi'nin
tefsiri bunun örneklerinden biridir. Kurtubi tefsirinde
söz konusu kelime için "nefislerin ele alınması"
tabiri kullanılmıştır. İnsanın canının alınmasının her
zaman ölüm anlamına gelmediği yine Kuran'da bizlere
bildirmektedir. Örneğin "vefea" kelimesinin
geçtiği bir ayette insanın ölümünden değil, uykudaki
halinden bahsedilmektedir:
Sizi
geceleyin vefat ettiren (teveffakum) ve gündüzün "güç
yetirip etkilemekte olduklarınızı" bilen, sonra adı
konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O'dur...
(Enam Suresi, 60)
Bu ayette "vefat ettirme" olarak tercüme
edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde
geçen kelime aynıdır, yani her iki ayette de "vefea"
kelimesi geçmektedir. İnsanın, gece içinde bulunduğu
durum ölüm olmadığına göre yukarıdaki ayette geçen "yeteveffakum"
kelimesinin ölümü kastetmediği, doğru tercümenin "geceleyin
canlarınızı alan" şeklinde olması gerektiği açıktır.
Aşağıdaki ayette ise aynı kelime şu şekilde geçmektedir:
Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını
alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır)
(lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el
mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş
bir ecele kadar salıverir... (Zümer Suresi, 42)
Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah uyuyan insanın
canını almaktadır, ama hakkında ölüm kararı verilmemiş
olanı eceli gelinceye kadar tekrar salıvermektedir.
Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca
geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı
bir boyuta girmiş olur. Allah uyanacağı zaman insanın
ruhunu bedenine iade eder.
Uykunun bir tür vefat olarak değerlendirildiğini, ancak
bununla biyolojik ölümün kast edilmediğini gösteren
örneklerden biri de Peygamber Efendimiz (sav)'in uykusundan
kalktığı zaman "Bizi öldürdükten sonra dirilten
Allah'a hamdolsun" dediğini bildiren hadis-i şeriftir.
(Buhari, Kitabu'd Deavat 6312; İbni Sinni, Fi Amelli'l
Yevm ve'l Leyle, no. 647, 856, 857, 885; Muhammed Halil
Herras; Hz. İsa Gelecek mi?, Isparta 2002, s. 9) Hiç
şüphesiz, Hz. Muhammed (sav) bu hikmetli sözüyle, uyunduğu
zaman biyolojik manada ölüm gerçekleştiğine değil, uyuyan
insanın bizim anladığımızdan farklı bir anlamda "canının
alındığına" dikkat çekmiştir. Ünlü İslam alimi
ve müfessir İbn Kesir de, Al-i İmran Suresi'nin tefsirini
yaparken, diğer pek çok delil ile birlikte söz konusu
hadis-i şerifi kullanmıştır. İbn Kesir'in tefsirinde,
"vefea" kelimesinin uykuya işaret ettiği,
aynı kelimenin diğer ayetlerde ne şekilde yer aldığı
gösterilerek açıklanır. Bu açıklamaların ardından, İbn
Kesir, İbn Ebu Hatim'den rivayet edilen bir hadisi de
kullanarak kanaatini şöyle ifade eder:
İbn
Ebu Hatim diyor ki; "Bize babam... Hasan'dan rivayet
etti ki, o, 'Seni vefat ettireceğim..." ayeti hakkında
şu açıklamada bulunmuştur: Burası, 'Seni uyku ölümü
ile öldüreceğim, yani uyutacağım' anlamındadır ki, Allah
Teala Hz. İsa'yı uykuda iken göğe kaldırmıştır... Cenab-ı
Hak, Hz. İsa'yı şüphe götürmeyen bir gerçek olarak,
uyku ile vefat ettirdikten sonra göğe çekmiş ve o dönemde
kendisine eziyet eden Yahudilerin eziyetlerinden kurtarmıştır.
4
2)Katele: Öldürmek
Kuran'da ölüm konusu anlatılırken genelde kullanılan kelime
Arapça'da "öldürmek" anlamına gelen "katele" kelimesidir.
Mümin Suresi'nde "katele" kelimesi şu şekilde kullanılmaktadır:
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı
öldüreyim (aktul) de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın"...
(Mümin Suresi, 26)
Ayette
geçen "Musa'yı öldüreyim" ifadesinin Arapçası "aktul
Musa" şeklindedir. Bu kelime katele fiilinden türemiştir.
Bir diğer ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:
... Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi
(yaktulune)... (Bakara Suresi, 61)
Ayette geçen "öldürmelerindendi" kelimesinin
Arapçası "yaktulune" şeklindedir ve yine aynı
şekilde katele kelimesinden türemiştir. Ve tercümede
de açıkça ifade edildiği gibi "öldürmek" anlamına
gelmektedir. Aşağıda peygamberlerin ölümünü açıklayan
bazı ayetlerde "katele" fiilinin ne şekilde
kullanıldığı belirtilmektedir. Parantez içinde anlamları
bildirilen tüm kelimelerin fiil kökleri KATELE'dir:
... Onların bu sözlerini ve peygamberleri
haksız yere öldürmelerini (katlehum) yazacağız... (Al-i
İmran Suresi, 181)
... De ki: "Eğer inanıyor idiyseniz,
daha önce ne diye Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"
(taktulune) (Bakara Suresi, 91)
Allah'ın ayetlerini inkar edenler,
peygamberleri haksız yere öldürenler (yaktulune) ve
insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; (yaktulune)...
(Al-i İmran Suresi, 21)
"Öldürün (uktulu) Yusuf'u veya onu
bir yere atıp-bırakın..." (Yusuf Suresi, 9)
..."Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek
(li yaktulu) konusunda aralarında görüşmektedirler..."
(Kasas Suresi, 20)
Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e)
cevabı yalnızca: "Onu öldürün (uktuluhu) ya da yakın"
demek oldu... (Ankebut Suresi, 24)
3) Haleke: Ölmek
Kuran'da öldürme fiili için kullanılan bir diğer kelime
ise "haleke" fiilidir. Haleke kelimesi ayetlerde "helak
olmak, ölmek" anlamlarında kullanılmaktadır. Örneğin
Mümin Suresi'nin 34. ayetinde şu şekilde geçmektedir:
... Sonunda o, vefat edince, (haleke)
demiştiniz ki; "Allah, ondan sonra kesin olarak bir
elçi göndermez... (Mümin Suresi, 34)
Ayette, Türkçeye "vefat edince" olarak çevrilen ifadenin
Arapçası "iza heleke" şeklindedir ve bu kelimenin anlamı
da ölmektir.
4) El Mevte: Ölüm
Kuran'da peygamberlerin ölümüyle ilgili olarak kullanılan
bir diğer kelime ise "el mevte" kelimesidir.
Mate kelimesi ayetlerde "ölmek" anlamında
kullanılmaktadır. Bunlardan biri Sebe Suresi'nde Hz.
Süleyman ile ilgili olarak bildirilmektedir:
Böylece onun (Süleyman'ın) ölümüne
(el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi),
onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası
haber vermedi... (Sebe Suresi, 14)
Aynı kökenden gelen bir diğer kullanım ise Hz. Yahya'ya
yönelik olarak kullanılmaktadır:
Ona
selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri
olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi,
15)
Bu ayette "öleceği" şeklinde çevrilen kelimenin Arapçası
"yemutu" kelimesidir. Aynı kelime Hz. Yakub'un ölümü
ile ilgili ayetlerde de geçmektedir. Bakara Suresi'nde
şu şekilde kullanılır:
Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında (el
mevte) orada şahidler miydiniz?.. (Bakara Suresi, 133)
Bu ayette geçen "el mevte" kelimesi de yine aynı kökten
gelmekte ve ölüm anlamı taşımaktadır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile ilgili bir ayette
ise "katele" ve "mate" fiilleri aynı anda kullanılmaktadır:
Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan
önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse (mate)
ya da öldürülürse, (kutile) siz topuklarınız üzerinde
gerisin geriye mi döneceksiniz?... (Al-i İmran Suresi,
144)
Mate (ölmek) kökünden gelen mevt kelimesi, yine peygamber
ölümlerinin anlatıldığı başka ayetlerde de geçmektedir:
... Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim
de (mittu), hafızalardan silinip unutuluverseydim."
(Meryem Suresi, 23)
Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü
(el hulde) vermedik; şimdi sen ölürsen (mitte) onlar
ölümsüz mü kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34)
"Beni öldürecek (yumituni), sonra diriltecek
olan da O'dur." (Şuara Suresi, 81)
5) Halid: Ölümsüz
Ayetlerde yer alıp, doğrudan ölmek ya da öldürmek fiilini
değil, ancak ölümsüzlüğü ifade eden bir başka kelime
ise "halid" kelimesidir. Halid kelimesinin anlamı kalıcı
olmak, bekası devam etmek şeklindedir. Enbiya Suresi'nde
"halid" kelimesi şu şekilde kullanılmıştır:
Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık
ve onlar ölümsüz (halidiyne) değillerdi. (Enbiya Suresi,
8)
6) Salebe: Asmak
Kuran'da
peygamberlerin ölümleri anlatılırken kullanılan kelimelerden
biri de salebe (asmak) fiilidir. Salebe fiili "asmak,
çarmıha germek ve idam etmek" gibi anlamlara gelmektedir.
Bu fiil bazı ayetlerde şu şekilde kullanılmaktadır:
... Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar
(ma salebu) ... (Nisa Suresi, 157)
... Biri efendisine şarap içirecek,
diğeri ise asılacak (yuslebi)... (Yusuf Suresi, 41)
... Ancak öldürülmeleri asılmaları
(yusallebu)... (Maide Suresi, 33)
Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı
çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim. (usallibennekum)
(Araf Suresi, 124)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Hz. İsa'nın vefatıyla diğer
peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı ayetler birbirinden
çok farklı kelimelerle ifade edilmektedir. Allah Kuran
ayetlerinde Hz. İsa'nın öldürülmediğini, asılmadığını,
insanlara onun bir benzerinin gösterildiğini, onu vefat
ettirdiğini (yani uykudaki gibi canını aldığını) ve
Kendi Katına yükselttiğini bildirmiştir. Hz. İsa için
"canını almak" anlamına gelen "teveffa" fiili kullanılırken,
diğer peygamberler için normal ölümü ifade eden "katele"
ya da "mevt" gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu bilgiler
ise bize Hz. İsa'nın durumunun olağanüstülüğünü bir
kez daha göstermektedir.
Hz. İsa'nın Yeryüzüne İkinci
Kez Gelişi
Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez geleceği konusu Kuran'da
ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde çok açık
olarak bildirilmiştir. Pek çok ayette ve hadiste bu
konu ile ilgili kesin ifadeler bulunmaktadır.
Kuran'dan Deliller
I. Delil
"... sana uyanları kıyamete kadar inkara
sapanların üstüne geçireceğim..."
 |
Andolsun,
Biz Musa'ya Kitab'ı verdik ve ardından peş peşe
elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık
belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik...
(Bakara Suresi, 87) |
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceğine dair işaretler
taşıyan ayetlerden ilki Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetidir:
Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey
İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime
yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne
geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.
(Al-i İmran Suresi, 55)
Allah kıyamete kadar inkar edenlere üstün gelen ve
Hz. İsa'ya gerçekten tabi olan bir grubun varlığından
söz etmektedir. Hz. İsa hayatta iken ona uyanların sayısı
çok azdı. Ve onun Allah Katına yükselişinin ardından
da hızla dinde dejenerasyon başladı. Sonraki iki yüzyıl
boyunca da, Hz. İsa'ya iman edenler (İseviler) şiddetli
baskılara maruz kaldılar. Üstelik İsevilerin hiçbir
siyasi gücü de bulunmamaktaydı. Bu durumda geçmişte
yaşayan Hıristiyanların, inkar edenlere üstün geldiklerini
ve bu ayetin onlara baktığını söyleyemeyiz.
Günümüzde ise Hıristiyanlığın özünden uzaklaştığını,
Hz. İsa'nın anlattığı hak dinden farklı bir dine dönüştüğünü
görürüz. Hıristiyanların çoğu arasında Hz. İsa'nın Allah'ın
oğlu olduğu şeklindeki (Allah'ı tenzih ederiz) sapkın
inanç benimsenmiş ve teslis inancı (üçleme; Baba, oğul,
kutsal Ruh) asırlar önce kabul edilmiştir. Bu durumda,
dinin aslından iyice uzaklaşmış olan günümüz Hıristiyanlarını
da Hz. İsa'ya uyanlar olarak kabul edemeyiz, çünkü Allah,
Kuran'ın birçok ayetinde "üçleme"ye inananların inkar
içerisinde olduklarını bildirmiştir:
Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür"
diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah'tan başka
İlah yoktur... (Maide Suresi, 73)
Bu durumda "sana uyanları kıyamete
kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim" ifadesi
açık bir işaret taşımaktadır. Hz. İsa'ya uyan ve kıyamete
kadar yaşayacak olan bir topluluk olması gerekmektedir.
Böyle bir topluluk, kuşkusuz Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar
gelişiyle ortaya çıkacaktır. Ve tekrar dünyaya gelişi
sırasında bu kutlu insana tabi olanlar, kıyamete kadar
inkar edenlere üstün kılınacaktır.
Ayrıca ayetin sonunda geçen "...Sonra
dönüşünüz Banadır..." ifadesi de dikkat çekicidir.
Allah Hz. İsa'ya uyanları kıyamete kadar inkara sapanların
üstüne geçireceğini haber verdikten sonra Hz. İsa da
dahil olmak üzere tümünün kendisine döneceğini bildirmektedir.
"Allah'a dönmeleri" ölmeleri olarak anlaşılmaktadır.
Bu da, Hz. İsa'nın da kıyamete yakın dönemde yeryüzüne
tekrar geldikten sonra ölümünün gerçekleşeceğine bir
işaret olabilir.
II. delil
"... ölmeden önce ona inanmayacak kimse
yoktur..."
Nisa
Suresi'nin 156-158. ayetlerinin arkasından Allah, 159.
ayette şöyle buyurmaktadır:
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce
ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların
aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)
Yukarıdaki ayette yer alan "ölmeden
önce ona inanmayacak kimse yoktur" ifadesi oldukça
dikkat çekicidir. Bu cümlenin Arapça karşılığı şu şekildedir:
"... ve in min ehlil kitabi illa
leyüminenne bihi kable mevtihi"
Burada bazı tefsirciler "o" zamirinin Hz. İsa yerine
Kuran'a baktığını düşünmüşler ve ayete Kitap Ehlinin
ölmeden Kuran'a iman edeceği şeklinde bir yorumda bulunmuşlardır.
Oysa bu ayet öncesindeki iki ayette de "o" zamiri tartışmasız
bir biçimde Hz. İsa için kullanılmıştır:
Nisa Suresi, 157. ayet:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu
Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin
bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka
buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak
öldürmediler.
Nisa Suresi, 158. ayet:
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu ayetlerin hemen arkasından gelen ayette kullanılan
"o" zamirinin Hz. İsa'dan başka bir varlığı kastettiğinin
hiçbir delili yoktur.
Nisa Suresi, 159. ayet:
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce
ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların
aleyhine şahit olacaktır.
Diğer taraftan ayetin ikinci cümlesinde yer alan "Kıyamet
günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır"
ifadesi de oldukça önemlidir. Kuran'da kıyamet günü
insanın dilinin, ellerinin ve ayaklarının (Nur Suresi,
24, Yasin Suresi, 65), işitme, görme duyularının ve
derilerinin (Fussilet Suresi, 20-23) kendi aleyhlerine
şahitlik edecekleri bildirilmektedir. Kuran'ın şahitliği
ile ilgili ise hiçbir ayet yoktur. İlk cümlenin -cümle
yapısı olarak veya ayetlerin ardarda gelişi açısından
herhangi bir delil bulunmamasına rağmen- "Kuran"ı
ifade ettiği kabul edilirse, ikinci cümlede yer alan
"o" zamirinin de Kuran'a işaret ettiği iddia edilmiş
olur. Oysa Allah Kuran'da bizlere bu konuyla ilgili
herhangi bir bilgi vermemiştir. (En doğrusunu Allah
bilir)
Bununla birlikte, bir önceki ayette bildirilen "…
Allah onu Kendine yükseltti" ifadesi de, bu ayette
işaret edilenin Kuran olmadığını bir kez daha göstermektedir.
Kuran 1400 yıldır iman edenlere hidayet rehberidir ve
Allah Katına yükseltilmemiştir. Allah Katına yükseltilen
Hz. İsa'dır. Bu da ayette haber verilen şahitiliğin,
Hz. İsa'nın Kitap Ehli için yapacağı şahitlik olduğunu,
ayette "o" zamiri ile Kuran'a işaret edilmediğini
gösteren bir başka delildir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Kuran ayetlerine baktığımızda aynı zamirin, Kuran'a
işaret ettiği durumlarda, (Tarık Suresi, 13, Tekvir
Suresi, 19, Neml Suresi, 77 ve Şuara Suresi, 192-196'da
olduğu gibi) ayetin öncesinde ya da sonrasında mutlaka
Kuran'dan bahsedildiğini görürüz. Ayetin öncesinde,
sonrasında veya ayetin içinde Kuran'dan bahsedilmiyorsa,
bu ayetin Kuran'ı tarif ettiğini söylemek yanlış olabilir.
Ayet çok açık bir biçimde Hz. İsa'ya inanılmasından
ve onun inananlara şahit olmasından bahsetmektedir.
Ayetin manası hakkında belirteceğimiz ikinci nokta
ise "ölümünden önce" ifadesinin yorumu ile
ilgilidir. Bazıları bu ifadenin "Kitap Ehlinin
kendi ölümlerinden önce" inanması anlamında olduğunu
düşünmektedirler. Bu yoruma göre Kitap Ehlinden olan
her kişi kendisine ölüm gelmeden Hz. İsa'ya mutlaka
iman edecektir. Oysa Arapça dilbilgisi, bu iddianın
doğru olmadığını göstermektedir.
Kuran'da Kitap Ehli ile ilgili tüm ayetlerde, çoğulluğu
ifade eden "hum" eki kullanılmıştır. (Beyyine
Suresi, 1 ve 6; Hadid Suresi, 29; Haşr Suresi 2'de olduğu
gibi.) Bu ayette ise tekilliği ifade eden "h"
eki kullanılmıştır. Bu durumda, ayette haber verilen,
Hz. İsa'nın ölümünden –yani yeryüzüne ikinci kez gelip
biyolojik olarak ölümünden- önce Kitap Ehli'nin kendisine
inanacağıdır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Ayrıca Hz. İsa döneminde Kitap Ehli tanımlamasına dahil
olan Yahudiler ona iman etmemekle kalmamış, onu öldürmek
için tuzak kurmuşlardır. Daha sonra da onu öldü sanıp
inkarlarını sürdürmüşlerdir. Aynı durum bugünkü Yahudiler
için de geçerlidir, çünkü onlar Hz. İsa'yı peygamber
olarak kabul etmemektedirler. Bugüne kadar Hz. İsa'ya
iman etmemiş milyonlarca Ehli Kitap Yahudi yaşamış ve
Hz. İsa'ya iman etmeden ölmüştür. Dolayısıyla ayette
söz konusu olan Kitap Ehlinin değil, Hz. İsa'nın ölümüdür.
Sonuç olarak, ayetlerin bizlere gösterdiği gerçek ise
şudur: "Hz. İsa ölmeden önce tüm Ehli Kitap
ona iman edecektir."
Ayet gerçek manasıyla ele alındığında ise çok açık gerçeklerle
karşılaşırız.
Birincisi, ayette gelecekten bahsedildiği açıktır, çünkü
Hz. İsa'nın ölümü söz konusudur. Oysa o ölmemiş Allah
Katına yükselmiştir. Hz. İsa dünyaya yeniden gelecek
ve her insan gibi yaşayıp ölecektir. İkincisi Hz. İsa'ya
tüm Ehli Kitabın iman etmesi söz konusudur. Bu da henüz
gerçekleşmemiş ancak kesin olarak gerçekleşeceği bildirilen
bir olaydır. Dolayısıyla buradaki "ölümünden önce"
ifadesinin işaret ettiği kişi Hz. İsa'dır. Kitap Ehli
onu görüp bilecek, ona yaşarken ilerleyen satırlarda
detaylı olarak anlatılacağı gibi Müslüman olarak itaat
edecek ve Hz. İsa da onların durumlarıyla ilgili ahirette
şahitlik edecektir. (En doğrusunu Allah bilir.)
III. delil
"Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir..."
 |
Hani melekler,
dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden
bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem
oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin,
onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır."
(Al-i İmran Suresi, 45) |
Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne döneceği ile ilgili bir
başka ayet de Zuhruf Suresi'nin 61. ayetidir. Bu surenin
57. ayetinden itibaren Hz İsa'dan bahsedilir:
Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak
verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip)
kahkahalarla gülüyorlar. Dediler ki: "Bizim ilahlarımız
mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartışma-konusu
olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı
ve düşman' bir kavimdir. O, yalnızca bir kuldur; kendisine
nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık.
Eğer Biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık;
yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.
(Zuhruf Suresi, 57-60)
Bu ayetlerin hemen arkasından gelen 61. ayette Hz.
İsa'nın kıyamet saati için bir ilim olduğu belirtilmektedir:
Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir
ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın
ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)
Bu ayetin Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne dönüşüne
açık bir işaret taşıdığını söyleyebiliriz. Çünkü Hz.
İsa, Kuran'ın indirilişinden yaklaşık altı asır önce
yaşamıştır. Dolayısıyla bu ilk hayatını "kıyamet saati
için bir bilgi" yani bir kıyamet alameti olarak anlayamayız.
Ayetin işaret ettiği anlam, Hz. İsa'nın, ahir zamanda,
yani kıyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne
döneceği ve bunun da bir kıyamet alameti olacağıdır.
(En doğrusunu Allah bilir.)
Bu ayette geçen "O, kıyamet saati
için bir ilimdir" ifadesinin Arapça karşılığı
şu şekildedir: "İnnehu le ilmun
lissaati."
Bu ifadede yer alan "hu" zamirinin "Kuran"a işaret
ettiğini söyleyenler vardır. Ancak yukarıda da belirtildiği
gibi Kuran için "hu" yani "o" zamiri kullanıldığında
mutlaka ayetin öncesinde veya sonrasında veya ayetin
içinde Kuran'ı anlatan başka ifadeler de bulunmaktadır.
Başka bir konu içinde "hu" zamiri ile Kuran'dan bahsedilmez.
Ayrıca bu ayetin öncesindeki ayete bakıldığında, orada
da açıkça Hz. İsa kastedilerek o zamiri kullanıldığı
görülecektir:
"O, yalnızca bir kuldur; kendisine
nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık."
(Zuhruf Suresi, 59)
Bu zamirin Kuran'a işaret ettiğini söyleyenler ise
ayetin devamında geçen "Ondan
kuşkulanmayın, bana uyun" ifadesini delil olarak
gösterirler. Ancak bu ifadenin öncesindeki ayetler tamamen
Hz. İsa'dan bahsetmektedir. Bu nedenle "hu" zamirinin
bir önceki ayetlerle ilgili olması ve Hz. İsa'yı anlatması
daha uygundur. Nitekim büyük İslam alimleri de bu zamiri
gerek ayetlere gerekse sahih hadislere dayanarak Hz.
İsa olarak açıklamaktadırlar. Elmalılı Hamdi Yazır'ın
tefsirinde bu konu şu şekilde açıklanmaktadır:
"Muhakkak
ki o saat için bir ilimdir de -saatin geleceğini ölülerin
dirilip, kıyam edeceğini bildiren bir delil ve alamettir.
Çünkü İsa gerek zuhuru ve gerek emvati ihya (ölüleri
diriltme) mucizesi ve gerek emvatın kıyamını (ölülerin
kalkışını) haber vermesi itibarıyla kıyametin vaki olacağına
bir delil olduğu gibi hadiste varid olduğuna göre eşratı
saattendir (kıyamet alametidir)."5
IV. delil
"... Ona Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve
İncil'i öğretecek..."
Hz.
İsa'nın ikinci gelişine işaret eden başka ayetler de
şöyledir:
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem,
doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.
Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.
Ve O salihlerdendir. "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken,
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi
dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca
ona "ol" der, o da hemen oluverir. Ona Kitab'ı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Al-i İmran Suresi, 45-48)
Ayette, Allah'ın Hz. İsa'ya, Tevrat'ı, İncil'i ve bir
de "Kitab'ı" öğreteceği haber verilmektedir.
Bu kitabın hangi kitap olduğu kuşkusuz önemlidir. Aynı
ifade Maide Suresi'nin 110. ayetinde de yer almaktadır:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu
İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni
Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." (Maide Suresi, 110)
Her iki ayette de geçen "Kitap" ifadesini
incelediğimizde, bunun Kuran'a işaret ettiğini görürüz.
Ayetlerde Tevrat ve İncil dışında gönderilen son hak
kitabın Kuran olduğu bildirilmektedir. (Hz. Davud'a
verilen Zebur da Eski Ahit'in içindedir) Bunun yanında,
Kuran'ın başka ayetlerinde, "Kitap" kelimesi,
İncil ve Tevrat'ın yanında Kuran'ı ifade etmek için
kullanılmıştır:
Allah... O'ndan başka İlah yoktur.
Diridir, kaimdir. O, sana Kitab'ı Hak ve kendinden öncekileri
doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat ve İncil'i de
indirmişti. (Al-i İmran Suresi, 2-3)
Kitap kelimesinin Kuran'a işaret ettiği başka ayetler
de şu şekildedir:
Allah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı
doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce
inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları
gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin
üzerinedir. (Bakara Suresi, 89)
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi
okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek
ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara
Suresi, 151)
Bu durumda, Hz. İsa'ya öğretilecek olan üçüncü "Kitab"ın
Kuran olduğunu ve bunun da ancak Hz. İsa'nın ahir zamanda
dünyaya dönüşünde mümkün olabileceğini düşünebiliriz.
Çünkü Hz. İsa Kuran'ın indirilmesinden yaklaşık 600
sene önce yaşamıştı. İlerleyen bölümlerde detaylı olarak
göreceğimiz gibi, Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde
Hz. İsa'nın dünyaya ikinci kez gelişinde İncil ile değil
Kuran'la hükmedeceği bildirilmektedir. Bu da ayetteki
manaya tam olarak uygun düşmektedir. (Şüphesiz en doğrusunu
Allah bilir.)
V. Delil
"Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu,
Adem'in durumu gibidir..."
 |
Onların
(peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı
doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik
ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki
Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik.
(Maide Suresi, 46) |
"Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu
gibidir..." (Al-i İmran Suresi, 59) ayeti de Hz.
İsa'nın dönüşüne işaret ediyor olabilir. Tefsir alimleri
genellikle bu ayetin her iki peygamberin de babasız olma
özelliğine, Hz. Adem'in Allah'ın "Ol" emriyle topraktan
yaratılması ile Hz. İsa'nın yine "Ol" emriyle babasız
doğmasına işaret ettiğine dikkat çekmişlerdir. Ancak ayetin
ikinci bir işareti daha olabilir. Hz. Adem cennetten nasıl
yeryüzüne indirildiyse, Hz. İsa da ahir zamanda Allah'ın
Katından yeryüzüne indirilecek olabilir. (En doğrusunu
Allah bilir.) Görüldüğü gibi Hz. İsa'nın yeryüzüne
yeniden döneceğine ilişkin olarak Kuran'da geçen ayetler
çok açıktır. Kuran'da diğer peygamberler için bunlara
benzer ifadeler kullanılmamıştır. Ancak tüm bu ifadeler,
Hz. İsa için kullanılmıştır. Bunun anlamı ise oldukça
açıktır.
VI. delil
"...doğduğum gün, öleceğim gün ve diri
olarak yeniden-kaldırılacağım gün..."
Kuran'da Hz. İsa'nın ölümünü ifade eden bir diğer ayet
ise Meryem Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:
"Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim
gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem
Suresi, 33)
Bu ayet Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetiyle birlikte
incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir.
Al-i İmran Suresi'ndeki ayette Hz. İsa'nın Allah Katına
yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya
da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak
Meryem Suresi'nin 33. ayetinde Hz. İsa'nın öleceği günden
bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa'nın
ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra
vefat etmesiyle mümkün olabilir. (En doğrusunu Allah
bilir)
VII. Delil
"... beşikte iken de, yetişkin (kehlen)
iken de insanlarla konuşuyordun..."
Hz. İsa'nın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir
başka delil ise Maide Suresi'nin 110. ayetinde ve Al-i
İmran Suresi'nin 46. ayetinde geçen
"kehlen" kelimesidir. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:
"Allah
şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan
nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla
konuşuyordun…" (Maide Suresi, 110)
"Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen)
de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i
İmran Suresi, 46)
Bu kelime Kuran'da sadece yukarıdaki iki ayette ve
sadece Hz. İsa için kullanılmaktadır. Hz. İsa'nın yetişkin
halini ifade etmek için kullanılan "kehlen" kelimesinin
anlamı "otuz ile elli yaşları arasında, gençlik
devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale
ermiş kimse" şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri
arasında ittifakla "35 yaş sonrası
döneme işaret ediyor" şeklinde çevrilmektedir.
Hz. İsa'nın genç bir yaş olan
otuz yaşının başlarında Allah Katına yükseldiğini, yeryüzüne
indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbni
Abbas'tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri,
Hz. İsa'nın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden
sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa'nın
nüzulüne dair bir delil olduğunu söylemektedirler.6
(En doğrusunu Allah bilir)
İslam alimlerinin bu yorumunun isabetli olduğu, söz
konusu ayetler dikkatle incelendiğinde kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Kuran ayetlerine bakıldığında bu ifadenin, yalnızca
Hz. İsa için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler
insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi
de yetişkin yaşlarında tebliğ görevini yerine getirmişlerdir.
Ancak Kuran'da hiçbir peygamber için bu şekilde bir
ifade kullanılmamaktadır. Bu ifade sadece Hz. İsa için
ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır.
Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen "beşikte" ve
"yetişkin iken" kelimeleri iki büyük mucizevi zamana
dikkat çekmektedirler.
Nitekim İmam Taberi, Taberi Tefsiri isimli
eserinde bu ayetlerde geçen ifadeleri şu şekilde açıklamaktadır:
"Bu
ifadeler (Maide Suresi, 110), Hz. İsa'nın ömrünü tamamlayıp
yaşlılık döneminde insanlarla konuşabilmesi için gökten
ineceğine işaret etmektedir. Çünkü o, genç yaştayken
göğe kaldırılmıştı…
Bu ayette (Al-i İmran Suresi,
46), Hz. İsa'nın hayatta olduğuna delil vardır ve ehl-i
sünnet de bu görüştedir. Çünkü ayette, onun yaşlandığı
zamanda da insanlarla konuşacağı ifade edilmektedir.
Yaşlanması da ancak, semadan yeryüzüne ineceği zamanda
olacaktır."7
"Kehlen" kelimesinin açıklamaları da, Kuran'da yer
alan diğer bilgiler gibi, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne
gelişine işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir)
Tüm bu anlatılanlar Hz. İsa'nın ahir zaman adı verilen
dönemde yeryüzüne tekrar geleceğini ve insanları hak
din olan İslam'a yönelteceğini ortaya koymaktadır. Kuşkusuz
bu, Allah'ın iman edenlere büyük bir müjdesi, rahmeti
ve nimetidir. İman edenlerin sorumluluğu ise, Hz. İsa'yı
en güzel şekilde savunup desteklemek ve onun insanları
çağırdığı Kuran ahlakını en doğru şekilde yaşamaktır.
|
Bunlar: Sana
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen
ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret.
Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.
(Hud Suresi, 49) |
Hadislerden Deliller
Hadis-i şeriflerde, Hz. İsa'nın yeryüzüne dönüşü, dönmeden
önce ve döndükten sonra gerçekleşecek çeşitli hadiseler
hakkında Peygamber Efendimiz (sav) çok önemli bilgiler
vermiştir. Peygamberimiz (sav)'in gelecek hakkında verdiği
bilgiler "gayb" haberlerindendir. Allah ayetlerde dilediği
elçilerine gayb bilgilerini vereceğini bildirmiştir:
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez
bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)
Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri
kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici
(gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)
Rabbimiz Fetih Suresi'nde de Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav)'e rüyalar aracılığı ile bilgi verdiğini haber
vermiştir:
Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın
hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka
siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş
etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca
gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi,
böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.
(Fetih Suresi, 27)
Ayette görüldüğü gibi, Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e
çeşitli gayb haberleri vermiştir. Bu haberler, Peygamberimiz
(sav)'e ve onunla birlikte olan salih müminlere Allah'ın
büyük bir desteğidir, yardımıdır.
Peygamberimiz (sav), Allah'ın bildirmesiyle, kıyamet
alametleri ile ilgili de birçok haber vermiştir. Hz.
İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez gelişi Peygamber
Efendimiz (sav)'in gelecekle ilgili verdiği haberler
arasında önemli bir yere sahiptir. Ahir zamanla ilgili
rivayetler sahih hadis kaynağı olan Kütüb-ü Sitte'nin
tamamına ve ardından İmam Malik'in Muvattası, İbn
Huzeyme ile İbn Hibban'ın Sahih'leri, İbn Hanbel ve
Tayalisi'nin Müsnedleri gibi en muteber hadis kaynaklarına
girmiştir. Bu kaynaklardan öğrendiğimize göre Peygamberimiz
(sav), Hz. İsa ile ilgili çok özel açıklamalarda bulunmuştur.
Hz. İsa'nın ikinci gelişi konusu, "tevatür" (kuvvetli
haber) derecesinde bilinen bir konu olarak hadis
ilmi içinde yerini almıştır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) hadislerinde, ahir
zamanda din ahlakının tüm dünya üzerinde hakim olacağını,
yeryüzüne barış, adalet ve refahın hakim olacağını bildirmektedir.
Peygamberimiz (sav) bu hakimiyeti Hıristiyan dünyası
ile İslam dünyasını birleştirecek olan Hz. İsa'nın gerçekleştireceğini
bizlere müjdelemektedir. Günümüzde yeryüzünde mevcut
bulunan din karşıtı felsefelerin uygulamaları sonucu
toplumların içine sürüklendiği durum ortadadır. Ahlaksızlık,
uyuşturucu, terör, kıtlık ve diğer birçok sorun Hıristiyan
ve İslam dünyasının bunlarla fikri olarak mücadele için
birleşmesini gerektirmektedir. Dünyanın şu anki sosyal
yapısı Hıristiyan ve İslam ittifakını adeta zorunlu
hale getirmiştir. Hıristiyanlığın dünya üzerindeki gelişmiş
ülkelerde, liderler seviyesindeki etkisi de göz önünde
bulundurulursa önümüzdeki yıllarda oluşabilecek bir
İslam-Hıristiyan ittifakının ne derece etkili olabileceği
açıkça görülmektedir.
Hz. İsa Hakkındaki Hadisler Tevatür
Derecesindedir
 |
Allah şöyle
diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan
nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana Kitab’I, hikmeti, Tevrat’I ve İncil’I öğrettim…
(Maide Suresi, 110) |
Hz. İsa'nın gelişi konusunda nakledilen hadisler tevatür
derecesindedir. Birçok araştırmacı da alimlerimizin
görüşlerinin bu yönde olduğunu aktarmaktadır. Tevatürün
tanımı Büyük Lugat'ta şöyle yapılmaktadır:
Tevatür:
Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir
cemaate dayanan kuvvetli haber.8
İslam alimi Seyyid Şerif Cürcani, tevatür hadis kavramını
şöyle açıklamaktadır:
Haber-i
mütevatir, ravileri çoklukta o dereceye ulaşan bir haberdir
ki, adete göre, o kadar çok rivayetçinin yalan üzerine
birleşmeleri imkansız olur. Bu durumda rivayet edilen
haber hakkında lafız ve mana tutuyorsa buna, "mütevatir-i
lafzi" denir. Eğer hepsinin arasında müşterek manada
ittifak olmakla beraber lafızlar (sözler) arasında ihtilaf
bulunuyorsa buna, "mütevatir-i manevi" denir.9
Hz. İsa'nın gelişinin tevatür derecesinde hadislerle
bildirildiğine dair özel olarak bir eser kaleme alan
büyük hadis alimi Şeyh Muhammed Enver el Keşmiri Et
Tasrih bi-ma tevatera fi nuzuli'l Mesih isimli
çalışmasında 75 tane hadise ve 25 tane sahabeye ve sahabeleri
görenlere ait esere yer vermiştir.
Hz. İsa'nın tekrar geleceğini nakleden alimlerin başında
mezhep imamımız İmam-ı Azam Ebu Hanife gelmektedir.
Ebu Hanife, Fıkh-ı Ekber adlı eserinin son
bölümünde şunları bildirmektedir:
Deccal'in,
Ye'cüc ve Me'cücün çıkması, Güneş'in batıdan doğması,
İsa (as)'ın gökten inmesi ve diğer kıyamet alametleri,
sahih haberlerde varid olduğu vech ile, haktır, olacaktır.10
Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar gelişi konusu kıyametin
on büyük alametinden biridir ve birçok İslam alimi eserlerinde
bu konuyu detaylı olarak ele almışlardır. Bu konudaki
izahlar topluca değerlendirildiğinde Hz. İsa'nın ikinci
gelişi hakkında İslam alimleri arasında bir söz birliği
olduğu açıkça görülür. Örneğin Es Seffarini, Levami
adlı eserinde, İslam alimlerinin bu konuda ittifak halinde
olduklarını şöyle ifade eder:
Bütün
ümmet, Meryem oğlu İsa'nın ineceği hususunda ittifak
etmiştir. Şeriat ehlinden hiç kimse bu hususta
muhalif olmamıştır.11
Büyük İslam alimi Seyyid
Alusi de, Ruhu'l Meani tefsirinde, -diğer İslam
alimlerinin görüşlerinden örnekler vererek- Hz. İsa'nın
inişi konusunda cemaatin söz birliği yaptığını, bu konuda
haberlerin manevi tevatür derecesine ulaşacak kadar
meşhur olduğunu, Hz. İsa'nın gelişine imanın vacip olduğunu
açıklamıştır.12
İmam Kevseri de Hz. İsa'nın inişi ile ilgili görüşlerini
şu şekilde bildirmiştir:
Hz.
İsa'nın inişiyle ilgili hadis-i şerfilerdeki tevatür,
"tevatür-i manevidir." Sahih (sağlam) ve hasen (güzel)
hadis-i şerifin her biri, farklı manalara delalet etmekle
birlikte hepsi de Hz. İsa'nın ineceği hususunda söz
birliği içindedirler ki, bu, hadis ilminin kokusunu
koklayan bir kimse için inkarı mümkün olmayan bir gerçektir…
Mehdi ile Deccal'in çıkacağı ile Hz. İsa'nın ineceği
hususundaki hadis-i şeriflerin tevatür derecelerine
ulaşmış olmaları, hadis ilmi ehlince asla şüphe
edilecek bir husus değildir. İlm-i kelam ehlinden
(inanç ilmiyle uğraşanlardan) bazısının kıyamet alametleriyle
ilgili hadislere inanmanın vacip olduğunu kabul etmeleriyle
beraber, bu hadislerden bir kısmının mütevatir olup
olmadığı hususundaki şüpheleri ise, hadis ilmiyle ilgili
bilgilerinin azlığından kaynaklanmaktadır.13
Alim İbn-i Kesir ise, konuyla ilgili ayetlerin tefsirini
yaptıktan ve ilgili hadisleri açıkladıktan sonra düşüncesini
şöyle ifade etmektedir:
 |
Allah şöyle
diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan
nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana Kitab’I, hikmeti, Tevrat’I ve İncil’I öğrettim…
(Maide Suresi, 110) |
İşte bunlar Resulullah (sav)'den
mütevatir olarak rivayet edilmiştir ve bu hadis-i şeriflerde,
Hz. İsa'nın nasıl ve nereye ineceği hususu açıklanmıştır…
Hz. İsa'nın cesed-i şerifiyle dünyaya ineceği hakkında
zikredilen sahih ve mütevatir hadis-i şerifler, tevile
(başka şekilde yorumlanmaya) elverişli değildir. Dolayısıyla,
zerre kadar imanı ve insafı olan herkesin, Hz. İsa'nın
yeryüzüne ineceğine inanması gerekmektedir ki, bunu ancak
şeriata zıt, Allah'ın Kitabına, Resulü'nün sünnetine ve
ehl-i sünnetin ittifakına muhalif olan kimseler inkar
edebilir.14
Hadislerin tevatür olduğu konusunda yapılan bir diğer
açıklama da şöyledir:
Şevkani
de İsa (as)'ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a
ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve
sonunda: "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi
tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor
ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında
hadisler ve İsa (as)'ın inmesine dair hadisler mütevatirdir"
demiştir.15
Tirmizi, Ebu Davud, Bezzaz,
İbni Mace, Hakim, Tabarani ve Ebu Ya'la Musuli bu konu
hakkında çeşitli sahabelerden rivayetler nakletmişler;
Ali, İbni Abbas, İbni Ömer, Talha, İbni Mes'ut Ebu Hureyre,
Enes, Ebu Sa'id Hudri, Ümmi Habibe, Ümmi Seleme, Sevban,
Kurre bin İyas, Ali Hilali ve Abdullah bin Haris bin
Cüz'e birtakım senetlerle isnad etmişlerdir.16
Bunların yanı sıra İbn-i Hacer-i Haysemi Es-Sevaik-ul
Muhrika kitabında, Şeblenci Nur-ul Ebsar kitabında,
İbn-i Sabbağ El-Fusul-ul Muhimme, Muhammed
Es-Sabban İs'af-ür Rağibin, Genci-i Şafiî El-Beyan
kitabında, Şeyh Mansur Ali Ğayet-ul Me'mul
kitabında, Suveydi Sebaik-uz Zeheb adlı kitapta
Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili hadislerin mütevatir olduğunu
yazmışlardır.17
Bu hadisleri ehl-i sünnet muhaddis ve alimleri kendi
kitaplarında yazmışlardır. Örneğin: Ebu Davud, Ahmed
Tirmizi, İbn-i Mace, Hakim, Nesai, Taberani, Ravyani,
Ebu Nuaym-i İsfahanî, Deylemi, Beyhaki, Sa'lebi, Hameveyni,
Menavi, İbn-i Meğazili, İbn-i Cevzi, Muhammed-us Sabban,
Maverdi, Genci-i Şafii, Sem'âni, Harezmi, Şa'rani, Darakutni,
İbn-i Sebbağ-i Maliki, Şeblenci, Muhibbuddin Taberi,
İbn-i Hacer-i Haysemi, Şeyh Mansur Ali Nasıf, Muhammed
b. Talha, Celaleddin Suyuti, Şeyh Süleyman-i Hanefi,
Kurtubi, Bağavi ve diğer alimler bu konuya eserlerinde
yer vermişlerdir.
Şeyh Abdülfettah Ebu Gudde
de, Hz. İsa'nın yeryüzüne inip Deccal'i öldüreceğine
dair rivayetlerin tevatür
derecesini bulduğunu belirtir.18
Hadis alimi Kettani'nin de
Nazmü'l-Mütenasır isimli eserinde19
"Hz. İsa'nın inişinin kitap, sünnet ve icma-ı ümmet
ile sabit olduğunu, bu husustaki hadislerin, ayrıca
Deccal ve Mehdi hakkındaki hadislerin de mütevatir olduğunu"
savunduğu görülür. Tefsir alimi İbn-ü Atiyye el Gırnadi
el Endülüsi'nin El Bahru'l Muhit adlı tefsirinde,
"Hz. İsa'nın diri olduğu, ahir zamanda ineceği hususunda
ümmetin ortak görüşünün bulunduğu ve bu konudaki hadislerin
mütevatir olduğu" ifade edilir.
Konu hakkında eserleri bulunan yazarların nakillerinden
de anlaşılmaktadır ki hadis kaynakları çok zengindir.
Dahası, Hz. İsa'nın gelişinin ahir zamanda gerçekleşecek
olan kıyamet alametlerinden olduğunu bildiren hadisler
de Buhari, Müslim gibi ana hadis kaynaklarında yer almaktadır.
Bu hadislerden bazıları şöyledir:
 |
Allah: "Ey
Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı
bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?"
dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan
bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse
mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı
bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten,
görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen'sin Sen."
"Ben onlara bana emrettiklerinin dışında
hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk
edin..."
(Maide Suresi, 116-117) |
Sizler
on alameti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz...
Biri de İsa (as)'ın inmesi... (Müslim,
Kitabü-l Fiten: 39)
Vallahi Meryem oğlu
(Hz. İsa Aleyhisselam), Feccu'r-Ravha nam mevkide, hacc
yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak
için icabet edecektir. (Müslim, Hacc: 216, 1252)
Kıyamet on alamet görülmedikçe kopmaz:
Duman, Deccal, Dabbetu'l arz, Güneş'in batıdan doğması,
İsa'nın yeryüzüne inmesi... (Rudani,
Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin
ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet
sahibi olarak inmesi yakındır... [Buhari, Kitabü'l-Büyu':
102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155);
Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234)]
İsa inecek; emirleri:
'Haydi gel, bize namaz kıldır!' diyecek. Buna karşılık:
'Kiminiz kiminizin emiridir. Bu, Allah'ın bu ümmete
bir lütfu keremidir' diyecek. (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı,
5. cilt, s. 380)
Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem
oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli
bir hükümdar olarak inecek... (Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi,
cilt 2, s.192; Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i
İsa İbn-i Meryem, 14/332)
İmamınız kendinizden olduğu halde,
Meryem oğlu sizin içinize indiği
zaman sizler nasıl olursunuz?" (Buhari, Enbiya
50, 3265, 3/1272; Müslim, İman: 71,155,1/136; Beyhaki,
Esma ve Sıfat: 3265, 2/166)
İslam Alimleri Hz. İsa'nın Gelişini,
Akide (İnanılan ve İtikad Edilen Esas) Konusu Olarak
Değerlendirmektedirler
Ehl-i sünnetin inanç konularını açıklayan hemen tüm
eserlerde, Hz. İsa'nın kıyametten önce yeryüzüne geleceği,
Deccal ile mücadele edip onu öldüreceği, gerçek din
ahlakını dünyaya hakim kılacağı yer almaktadır. İslam
alimleri, Kuran-ı Kerim'de yer alan delilleri ve hadislerde
bildirilen haberleri birarada değerlendirerek, Hz. İsa'nın
dönüşüne inanmayı önemli bir inanç esası olarak kabul
etmişlerdir. Ve konuyu şu şekilde açıklamaktadırlar:
1. Nisa Suresi'nin 157.
ayetinde Allah, "...
Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun)
benzeri gösterildi..."
diye bildirmiştir. Bu ayetle birlikte Kuran'ın
diğer pek çok ayetinde Hz. İsa'nın Allah Katında diri
olduğu bildirilmekte ve yeryüzüne ikinci kez geleceğine
işaret edilmektedir. İslam alimleri bu konuda ittifakla,
bunun aksini savunmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını
söylemektedirler. Örneğin İbn Hazm bu ayeti tefsir ederken;
"Hz. İsa'nın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted
(İslam dininden dönen) veya kafir olacağını" vurgulamıştır.20
2. Hz. İsa'nın gelişi ile ilgili hadislerin, tevatür
derecesinde ve bu konuda hiçbir şüpheye yer vermeyecek
şekilde açık olmaları Müslümanlar için çok önemli bir
delildir. Üstelik bu konudaki hadislere karşı öne sürülebilecek
-yani Hz. İsa'nın yeniden gelmeyeceğini bildiren- tek
bir farklı hadis dahi yoktur.
3. Cabir İbn-i Abdullah'dan
rivayet edilen "Mehdi'nin çıkışını
inkar eden, muhakkak Muhammed (sav)'e indirilene küfretmiştir.
Meryem'in oğlu İsa'nın inişini inkar eden de muhakkak
kafir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de
muhakkak kafirdir." hadisi de İslam alimleri
tarafından kullanılan bir diğer delildir. Bu hadis,
Şeyh Hace Muhammed Parisa'nın Faslul Hitap,
Şeyh Ebu Bekir el Kelabazi'nin Meanil Ahbar,
İmam Süheyli'nin er-Ravuzul Ünüf, İmam Suyuti'nin
el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi gibi ünlü İslami
kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca Şeyh Ebu Bekir, bu
hadisin senetini de açıklamıştır: "Bize Muhammed İbni
Hasen, ona Ebu Abdillah el-Huseyn İbni Muhammed, ona
İsmail İbni Üveys, ona Malik İbni Ebes, ona Muhammed
İbni Münkedir, ona da Cabir İbni Abdillah Hazretleri
böylece bildirmişlerdir."21
4. Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili hadisleri nakleden
ravilerin çokluğu ve güvenilirlikleri de İslam alimlerinin
dikkat çektikleri bir diğer husustur. Bu ravilerden
bazıları şunlardır: Ebu'l Eşas es-Sanani, Ebu Rafi,
Ebul Aliye, Ebu Ümametle Bahili, Ebud Derda, Ebu Hureyre,
Ebu Malik el-Hudri, Cabir İbn Abdillah, Huzeyfe İbni
Edis, Sefine, Katade, Osman İbnül As, Nafi İbni Keysani,
Velid İbni Müslim, Ammar İbni Yasir, Abdullah İbni Abbas...
Tüm bu bilgiler sonucunda İslam alimleri Hz. İsa'nın
inişine ve gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağına
imanı, önemli inanç esaslarından biri olarak değerlendirmişlerdir.
|