|
HZ. İBRAHİM KISSASI
Hz. İbrahim'in Ahlakı, Allah
Katındaki Seçkinliği
Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:
(Şuara Suresi, 69)
İbrahim, ne yahudi idi, ne de Hıristiyandı:
ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden
de değildi. (Al-i İmran Suresi, 67)
Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına)
bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir
muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. O'nun nimetlerine
şükrediciydi. (Allah) onu seçti ve doğru yola iletti.
(Nahl Suresi, 120-121)
Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir
kolundandır. Hani o, Rabbine arınmış(selim) bir kalp
ile gelmişti. (Saffat Suresi, 83-84)
Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten
o, doğruyu-söyleyen bir Peygamberdi. (Meryem Suresi,
41)
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi,
yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine,
onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan
uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.
(Tevbe Suresi, 114)
Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu
ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (Hud Suresi,
75)
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı
ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun.
Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz
o, Bizim mümin olan kullarımızdandır. (Saffat Suresi,
108-111)
İyilik yaparak kendini Allah'a teslim
eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan
daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir.
(Nisa Suresi, 125)
Kendi nefsini aşağılık kılandan başka,
İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu
dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir.
(Bakara Suresi, 130)
Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü
vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu)
bilenlerdik. (Enbiya Suresi, 51)
Hz. İbrahim'in Allah'a Kesin
Bilgi İle İman Etmesi
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle
inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu
gösteriyorduk. Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız
görmüşve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız)
kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce:
"Bu benim rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince:
"Andolsun" demişti, "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse
gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum." Sonra Güneş'i
(etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim
rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince,
kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk
koşmakta olduklarınızdan uzağım." (Enam Suresi, 75-78)
Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri
nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor
musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin
olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuştut. Onları kendine
alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını
bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana
koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi,
260)
Hz. İbrahim'in, Babasını ve Kavmini
Tevhide Davet Etmesi
Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle)
demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu,
ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum."
(Enam Suresi, 74)
Hani babasına demişti: "Babacığım,
işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi birşeyden bağımsızlaştırmayan
şeylere niye tapıyorsun? Babacığım, gerçek şu ki, bana,
sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni
düzgün bir yola ulaştırayım. Babacığım, şeytana kulluk
etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır.
Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir
azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi
olursun." (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan
yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek
olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre
benden uzaklaş, (bir yerlere) git." (İbrahim:) "Selam
üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim,
çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi. "Sizden ve Allah'tan
başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime
dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz
olmayacağım." (Meryem Suresi, 42-48)
Kavmini Uyarıp Korkutması
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye
kulluk ediyorsunuz?" demişti. Demişlerdi ki: "Putlara
tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp
eğiliyoruz." Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar
sizi işitiyorlar mı? "Ya da size bir yararları veya
zararları dokunuyor mu? "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı
böyle yaparlarken bulduk. (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi,
neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü? Hem siz, hem de
eski atalarınız? İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır;
yalnızca alemlerin Rabbi hariç ki beni yaratan ve bana
hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım
zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek
olan da O'dur, Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını
umduğum da O'dur;" (Şuara Suresi, 70-82)
Hani babasına ve kavmine demişti ki:
"Sizler neye tapıyorsunuz? Birtakım uydurma yalanlar
için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz? Alemlerin
Rabbi hakkındaki zannınız nedir?" (Saffat Suresi, 85-87)
"Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım
putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.
Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size
rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın
katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz
O'na döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 17)
Hani babasına ve kavmine demişti ki:
"Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu
temsili heykeller nedir? "Biz atalarımızı bunlara tapıyor
bulduk" dediler. Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız
apaçık bir sapıklık içindesiniz." 'Sen bize gerçeği
mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?"
"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir,
onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.
Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra,
ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."
(Enbiya Suresi, 52-57)
Hz. İbrahim'in Duası
"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla
ve beni salih olanlara kat; sonra gelecekler arasında
bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver. Beni nimetlerle-donatılmışcennetin mirasçılarından kıl, babamı da bağışla, çünkü
o şaşırıp sapanlardandır. Ve beni (insanların) diriltilecekleri
gün küçük düşürme, Malın da, çocukların da bir yarar
sağlayamadığı günde." (Şuara Suresi, 83-88)
Kendilerine onların gerçekten çılgın
ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları
dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri Peygambere
ve iman edenlere yaraşmaz. İbrahim'in babası için bağışlanma
dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi.
Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca
ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak
huyluydu. (Tevbe Suresi, 113-114)
Hz. İbrahim'in Putları Kırması
Sonra yıldızlara bir göz attı. "Ben,
doğrusu hastayım" dedi. Böylelikle arkalarını çevirip
ondan kaçmaya başladılar. Bunun üzerine onların ilahlarına
sokulup: "Yemek yemiyor musunuz?" dedi. "Size ne oluyor
ki konuşmuyorsunuz?" Derken onların üstüne yürüyüp sağ
eliyle bir darbe indirdi. (Saffat Suresi, 88-93)
Böylece o, yalnızca büyükleri hariç
olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar
diye. "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o,
zalimlerden biridir" dediler. "Kendisine İbrahim denilen
bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.
Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin
ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"
"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir;
eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin. Bunun üzerine
kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim
olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler. Sonra, yine tepeleri
üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını
sen de bilmektesin." Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp
da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere
mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza.
Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" (Enbiya Suresi,
58-67)
Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz şeylere
mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı
da Allah yaratmıştır." (Saffat Suresi, 95-96)
Hz. İbrahim ve Nemrut
Allah, kendisine mülk verdi diye Rabbi
konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi?
Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti;
o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman)
İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi)
sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece
afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (Bakara Suresi, 258)
Hz.İbrahim'in Yakılmak İstenmesi
Dediler ki: "Eğer (birşey) yapacaksanız,
onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (Enbiya
Suresi, 68)
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir
bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın."
(Saffat Suresi, 97)
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e
karşı soğuk ve esenlik ol." Ona bir düzen (tuzak) kurmak
istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar
kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak
istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat
Suresi, 98)
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail
Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler
(insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye)
çıkardık. (Enbiya Suresi, 71)
Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka
taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu)
Yakup'u armağan ettik ve her birini Peygamber kıldık.
(Meryem Suresi, 49)
(İbrahim) Dedi ki: "Şüphesiz ben, Rabbime
gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir." "Rabbim,
bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et." Biz de
onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece (çocuk) onun
yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum"
dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm.
Bir bak, sen ne düşünüyorsun." (Oğlu İsmail) Dedi ki:
"Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden
bulacaksın." Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine)
teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu
alnı üzerine yatırdı. Biz ona: "Ey İbrahim" diye seslendik.
"Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz." Doğrusu bu, apaçık
bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak
verdik. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli
bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun. Biz, ihsanda
bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o, Bizim
mümin olan kullarımızdandır. (Saffat Suresi, 99-111)
Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:)
"Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. (Bakara Suresi,
131)
Hz. İbrahim ve İsmail'in Mekke'ye
Gelişi
Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir
güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe
inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah:
"Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre
yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne
kötü bir dönüştür o" demişti. (Bakara Suresi, 126)
Hani İbrahim şöyle demişti: "Bu şehri
güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten
uzak tut. Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu
şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık
o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın,
esirgeyensin. Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan
bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye
yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye
(öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının
kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım
ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. Rabbimiz,
şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı
da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli
kalmaz. Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa
rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim,
gerçekten duayı işitendir. Rabbim, beni namazı(nda)
sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul
buyur. Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı
ve müminleri bağışla" (İbrahim Suresi, 35-41)
HZ. LUT KISSASI
Hz. Lut'un, Kavmine Gönderilişi
Bunun üzerine Lut ona iman etti ve
dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü
şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir." (Ankebut Suresi, 26)
Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve
onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz
onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize
soktuk, çünkü o, salihlerdendi. (Enbiya Suresi, 74-75)
İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u
da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün
kıldık. (Enam Suresi, 86)
Hz. Lut'un, Kavmini Tevhide Çağırması
Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz
mısınız?" demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmişgüvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının
ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret
istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
(Şuara Suresi, 161-164)
Lut Kavminin Sapkınlıkları
Hani Lut da kavmine şöyle demişti:
"Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği
mi yapıyorsunuz? "Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle
erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan
(azgın) bir kavimsiniz." (Araf Suresi, 80-81)
"Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere
mi gidiyorsunuz? "Rabbinizin sizler için yaratmışbulunduğu
eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen
bir kavimsiniz." (Şuara Suresi, 165-166)
Lut da; hani kavmine demişti: "Siz
gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı
'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz. Siz, (yine de)
erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde
çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin
cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın
azabını getir" demek oldu. (Ankebut Suresi, 28-29)
Lut da; hani kavmine demişti ki: "Siz,
açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı
yapacak mısınız? Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle
erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi)
bilmeyen bir kavimsiniz." (Neml Suresi, 54-55)
Kavminin Hz. Lut'a Cevabı
Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine)
bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp
çıkarılanlardan olacaksın." (Şuara Suresi, 167)
Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden
sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten
başka olmadı. (Neml Suresi, 56)
Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp
çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!"
demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 82)
Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri
yalanladı. (Şuara Suresi, 160)
"Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak,
yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler
yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca:
"Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir"
demek oldu. (Ankebut Suresi, 29)
Lut kavmi de uyarıları yalanladı. (Kamer
Suresi, 33)
Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı
onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla
karşılayıp-yalanlamakta direttiler. (Kamer Suresi, 36)
Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu)
kavme karşı bana yardım et." (Ankebut Suresi, 30)
Meleklerin Önce Hz. İbrahim'i
Ziyareti ve Hz. İshak'ı Müjdelemeleri
Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde
ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam"
dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmışbir buzağı getirdi.
Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan)
hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki:
"Korkma. biz Lut kavmine gönderildik." (Hud Suresi,
69-70)
Onlara İbrahim'in konuklarından haber
ver. Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da:
"Biz sizden korkmaktayız" demişti. Dediler ki: "Korkma
biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz." (Hicr Suresi,
51-53)
Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının
haberi geldi mi? Hani, yanına girdiklerinde: "Selam"
demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim
olmayan) Yabancı bir topluluk." Hemen (onlara) sezdirmeden
ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri)
geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez
misiniz?" dedi. (Zariyat Suresi, 24-27)
(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine
bir tür korku düştü. "Korkma" dediler ve ona bilgin
bir erkek çocuk müjdesini verdiler. Böylece karısı çığlıklar
kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır, yaşlı bir
kadın (mı doğum yapacakmış)? dedi. (Zariyat Suresi,
28-29)
Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü.
Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik.
"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamışbir kadın iken
ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten
bu, şaşırtıcı bir şey!.." (Hud Suresi, 71-72)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun?
Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir,
ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir."
(Hud Suresi, 73)
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken
mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut
kesenlerden olma." Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında,
diğer) işiniz ne?" (Hicr Suresi, 54-56)
Biz ona, salihlerden bir Peygamber
olarak İshak'ı da müjdeledik. Ona ve İshak'a bereketler
verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan)
da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (Saffat Suresi,
112-113)
Lut Kavminin Helak Haberi
Dedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında,
diğer) işiniz ne?" Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar
olan bir topluluğa gönderildik." (Hicr Suresi, 57-58)
Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır."
Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi
biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak
kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
(Ankebut Suresi, 32)
"Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların
tümünü muhakkak kurtaracağız. Ama karısını (kurtaracaklarımız)
dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır." (Hicr Suresi,
59-60)
Dediler ki: "Öyle. (Bunu) Senin Rabbin
buyurdu. Çünkü O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.
Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler.
"Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş)
taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri,) Rabbinin
katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir."
(Zariyat Suresi, 30-34)
Elçilerin Hz. Lut'u Ziyaret Etmesi
Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman, onlardan
dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu,
zorlu bir gün" dedi. (Hud Suresi, 77)
Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamışbir topluluksunuz."
"Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya
kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz
şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir
bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve
sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere
gidin." Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken
onların arkası mutlaka kesilecektir." (Hicr Suresi,
61-66)
Lut Halkının Azgınlığı
Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek
geldi. (Hicr Suresi, 67)
Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar
daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey kavmim"
dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha
temizdir. Artık Allah'tan korkun ve beni misafirim önünde
küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid)
bir adam yok mu?" (Hud Suresi, 78)
(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur,
beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi. "Allah'tan
korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin." Dediler ki:
"Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamışmıydık? "Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar,
benim kızlarım." (Hicr Suresi, 68-71)
Dediler ki: "Andolsun, senin kızlarında
bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığını
sen de bilmişsindir. Bizim ne istediğimizi gerçekte
sen biliyorsun." (Hud Suresi, 79)
Hz. Lut'un Kavminden Ayrılması
Dedi ki: "Size yetecek gücüm olsaydı
veya sağlam bir yere sığınabilseydim." (Elçiler) Dediler
ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin
olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte
yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın;
fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek
olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab)
sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi
80,81)
Lut Kavminin Helakı
Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü
altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş,
istif edilmiştaşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli
bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden
uzak değildir. (Hud Suresi, 82-83)
Bu arada, mü'minlerden orda kim varsa
çıkardık. Ne var ki, orda Müslümanlardan olan bir evden
başkasını bulmadık. Ve orada, acı bir azaptan korkanlar
için bir ayet bıraktık. (Zariyat Suresi, 35-37)
Hani biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.
Sonra geride kalanları yerle bir ettik. (Saffat Suresi,
134-136)
Ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları
içinde kör-sersemdiler. Derken, tan yerinin ağarma vaktine
girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık
yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik
ve üzerlerine balçıktan pişirilmiştaşyağdırdık. Elbette
bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten
ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde
(hâlâ) durmaktadır. Elbette, bunda iman edenler için
gerçekten ayetler vardır. (Hicr Suresi, 72-77)
HZ. İSMAİL KISSASI
Hz. İbrahim ve İsmail'in Kabe'yi
İmar Etmeleri ve Duaları
Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle
denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti.
(O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara
imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?"
deyince (Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi.
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik
yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin",
İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa
çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin"
diye ahid verdik. Hani İbrahim: "Rabbim, bu şehri bir
güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe
inananları ürünlerle rızıklandır" demişti de (Allah:
"Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre
yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne
kötü bir dönüştür o" demişti. İbrahim, İsmail'le birlikte
Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle
dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz,
Sen işiten ve bilensin"; "Rabbimiz, ikimizi sana teslim
olmuş(Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş(Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini
(yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et.
Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin."
"Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi
gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti
öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve
üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara Suresi,
124-129)
Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti,
Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini
seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye
benzer bir vasiyette bulundu.) (Bakara Suresi, 132)
Hz. İsmail'in İsmi Zikredilen
Ayetler
Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü
o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş(Resul) bir Peygamberdi.
Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi katında
kendisinden razı olunan (bir insan)dı. (Meryem Suresi,
54-55)
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı
da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.
İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik).
Onların hepsini alemlere üstün kıldık. (Enam Suresi,
85-86)
HZ. YUSUF KISSASI
Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye,
onu Arapça bir Kuran olarak indirdik. Biz bu Kur'an'ı
sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber
(kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce,
bundan haberi olmayanlardandın. Hani Yusuf babasına:
"Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi
ve ayı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
(Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma,
yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için
apaçık bir düşmandır." "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak,
sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek
ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki
nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir." Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde
soranlar için ayetler (ibretler) vardır. (Yusuf Suresi,
2-7)
Kardeşlerinin Hz. Yusuf'u Kıskanması
Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi
babamıza bizden daha sevgilidir; oysaki biz, birbirini
pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça
bir şaşkınlık içindedir." "Öldürün Yusuf'u veya onu
bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size
(dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka birşey)
yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine
bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." (Yusuf Suresi,
8-10)
Hz. Yusuf'un Kardeşlerinin, Babalarına
Yalan Söylemeleri
(Bu karara vardıktan sonra) "Ey Babamız,"
dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun?
Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz." "Sen
onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın.
Elbette biz onu koruyup-gözetiriz." Dedi ki: "Sizin
onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz
iken onu kurdun yemesinden korkuyorum." Dediler ki:
"Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken,
kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz)
kimseler oluruz." Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun
derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz
ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri,
farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."
Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler
ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk.
Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında
bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu
söylesek bile sen bize inanacak değilsin." Ve üzerine
yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır"
dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş.
Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin
bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım
istenecek olan Allah'tır." (Yusuf Suresi, 11-18)
Hz. Yusuf'un Yolcu Kafilesi Tarafından
Bulunması
Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını
(kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı.
"Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan çıkarıp)
'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa Allah,
yapmakta olduklarını bilendi. Onu ucuz bir fiyata, sayısı
belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.
(Yusuf Suresi, 19-20)
Hz. Yusuf'un Saraya Girmesi
Onu satın alan bir Mısır'lı (aziz,)
karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak), umulur
ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da)
yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi)
öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların
çoğu bilmezler. Erginlik çağına erişince, kendisine
hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle
ödüllendiririz. (Yusuf Suresi, 21-22)
Hz. Yusuf ve Melik'in Karısı
Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan
murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim
senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a
sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur.
Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." Andolsun kadın
onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan)
kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da)
onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu
geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis
kullarımızdandı. Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın
onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında
kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene
kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan
başka cezası ne olabilir?" (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi
benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir
şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan
yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi
ise yalan söyleyenlerdendir. Yok eğer onun gömleği arkadan
çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir
ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." Onun gömleğinin
arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası):
"Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten
sizin düzeniniz büyüktür" dedi. "Yusuf, sen bundan yüz
çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma
dile. Doğrusu sen günahkârlardan oldun." (Yusuf Suresi,
23-29)
Hz. Yusuf ve Şehirdeki Kadınlar
Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz
(Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak
istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu
onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (Kadın)
Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı,
oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin
eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi.
(Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar
onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmışgibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini
kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir.
Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. Kadın dedi ki:
"Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun
nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu.
Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak
olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden
olacak." (Yusuf Suresi, 30-32)
Hz. Yusuf'un İffeti
(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların
beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.
Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım)
eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece
Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini
kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Yusuf Suresi, 33-34)
Hz. Yusuf'un Zindana Atılması
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin)
delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir
vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. Onunla
birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda)
kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben
de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm;
kuşda ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize
haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."
Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa,
ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu
haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim."
"Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum.
Allah'a hiçbirşeyle şirk koşmamız bizim için olacak
şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır,
ancak insanların çoğu şükretmezler." "Ey zindan arkadaşlarım,
birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır,
yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" "Sizin
Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında
hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak
adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca
Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi
emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların
çoğu bilmezler." "Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden
biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak,
kuşonun başından yiyecek. işte hakkında fetva istemekte
olduğunuz iş(artık) olup bitmiştir." ikisinden kurtulacağını
sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla."
Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu,
böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. Hükümdar:"
Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları yedi
zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri
ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya
yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi. Dediler
ki: "(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin
yorumunu bilenler değiliz." (Yusuf Suresi, 35-44)
Hz. Yusuf'un Rüya Tabiri
O iki kişiden kurtulmuşolanı, nice
zaman sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber
veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi. (Zindana
gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili
ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla
diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver.
Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim,
belki onlar (bunun anlamını) öğrenmişolurlar." Dedi
ki: "Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin,
yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi
başağında bırakın." Sonra bunun arkasından (kuraklığı)
zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar
dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar
onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar."
(Yusuf Suresi, 45-49)
Hz. Yusuf'un Zindandan Çıkarılması
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin."
Ona elçi geldiğinde (Yusuf:) "Efendine (Rabbine) dön
de ona sor: "Ellerini kesen o kadınların durumu neydi?
Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini gerçekten
bilendir." (Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un
nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz
neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz
ondan hiçbir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı
dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun
nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten
doğruyu söylenlerdendir." (Yusuf Suresi, 50-51)
Hz. Yusuf'un İhlası
(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu,
(itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet
etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi
içindi." "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü
gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında-
var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim,
bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 52-53)
Hz. Yusuf'un Mısır Hazinelerin
Başına Geçmesi
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin,
onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle)
dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir
yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri
üzerinde (bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi)
bir koruyucuyum, (yönetim işlerini de) bilenim." İşte
böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar)
verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı.
Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik
yapanların ecrini kayba uğratmayız. Ahiretin karşılığı
ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır.
(Yusuf Suresi, 54-57)
Hz. Yusuf'un Kardeşini Getirtmesi
(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri
gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi
onları hemen tanıdı. Onların erzak yüklerini hazırlayınca
dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin.
Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin
en hayırlısıyım." "Eğer onu bana getirmeyecek olursanız,
artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur
ve bana da yaklaşmayın." Dediler ki: "Onu babasından
istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz."
Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini)
yüklerinin içine koyun. ihtimal ki ailelerine döndüklerinde
bunun farkına varırlar da belki geri dönerler." Böylelikle
babalarına döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız,
ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle
gönder de erzağı alalım. Onu mutlaka koruyacağız." (Yusuf
Suresi, 58-63)
Hz. Yakub'un, Hz. Yusuf'un
Kardeşini Göndermek İstememesi
Dedi ki: "Daha önce kardeşi konusunda
size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında
size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve
O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir." Erzak yüklerini
açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmişolduğunu
gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz,
işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize
erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü
de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir." "Bana
etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa
olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin
bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem."
dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki:
"Allah, söylediklerimize vekildir." (Yusuf Suresi, 64-66)
Hz. Yusuf'un Kardeşini Alıkoyması
Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir
kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size
Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm
yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül
edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." Babalarının
kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde,
(bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında-
onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi)
sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için
bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına
bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten kardeşinim. Artık
onların yaptıklarına üzülme." Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı,
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler
gerçekten hırsızsınız." Onlara doğru yönelerek: "Neyi
kaybettiniz?" dediler. Dediler ki: "Hükümdarın su tasını
kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak)
bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." "Allah adına,
hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere
bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız
değiliz." "Öyleyse" dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız
(bunun) cezası nedir?" Dediler ki: "Bunun cezası, (su
tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri
böyle cezalandırırız." (Yusuf Suresi, 67-75)
Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından
önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu
kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak
Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle
yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi
bir bilen vardır. Dediler ki: "şayet çalmışbulunuyorsa,
bundan önce onun kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu kendi
içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden):
"Siz daha kötü bir konumdasınız" dedi. "Sizin düzmekte
olduklarınızı Allah daha iyi bilir." Dediler ki: "Ey
Vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası
var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz,
seni iyilik yapanlardan görmekteyiz." Dedi ki: "Eşyamızı
kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan
Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim
oluruz." Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu)
kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler.
Onların büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı Allah
adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda
yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz?
Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye
veya Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden
kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
"Dönün babanıza ve deyin ki: 'Ey babamız, senin oğlun
gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına
şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz."
İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde
geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz."
(Yusuf Suresi, 76-82)
Hz. Yakup'un Hz Yusuf'a Olan
Sevgisi
(Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca
o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir
işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir
sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte)
onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm
ve hikmet sahibi olanın kendisidir." Ve onlardan yüz(ünü)
çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım"
dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki
yutkundukça yutkunuyordu." "Allah adına, hayret" dediler.
"Hâlâ Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından)
hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."
Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca
Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak)
sizin bilmediğinizi de biliyorum." "Oğullarım, gidin
de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla)
bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden
umut kesmez." Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri
zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli
bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik.
Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave
bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara
karşılığını verir." (Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller
iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor
musunuz?" "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?"
dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir.
Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek şu ki, kim
sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların
karşılığını boşa çıkarmaz." Dediler ki: "Allah adına,
hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir
ve biz de gerçekten hataya düşenler idik." Dedi ki:
"Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah
bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir."
(Yusuf Suresi, 83-92)
Hz. Yusuf'un Mucizesi
"Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne
sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi
de bana getirin." Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı
zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamışsaymıyorsanız,
inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum."
"Allah adına, hayret" dediler. "Sen hâlâ geçmişteki
yanlışlığındasın." Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun
yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına)
dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi
Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?" (Yusuf Suresi,
93-96)
Hz. Yusuf'un Mağfiret Dilemesi
(Çocukları da:) "Ey babamız, bizim
için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten
hataya düşenler idik" dediler. "İleride sizin için Rabbimden
bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir"
dedi. (Yusuf Suresi, 97-98)
Hz. Yakup'un ve Oğullarının Mısır'a
Gelmesi
Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına
girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve
dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde
giriniz." Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu;
onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu,
daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek
kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı.
Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen,
hüküm ve hikmet sahibi O'dur." "Rabbim, Sen bana mülkten
(bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan
(bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı,
dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak
benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
(Yusuf Suresi, 99-101)
|