|
UYARI
Okuyacağınız bu
bölüm, hayatın ÇOK ÖNEMLİ
bir sırrını içermektedir.
Maddesel dünyaya
bakış açınızı kökten değiştirecek
olan
bu konuyu, çok
dikkatli bir biçimde ve
sindirerek okumalısınız.
Burada anlatılacak
olanlar yalnızca bir bakış
açısı,
farklı bir yaklaşım
veya herhangi bir felsefi
düşünce değil;
dine inanan-inanmayan
herkesin kabul edeceği,
bugün bilimin
de kanıtladığı kesin bir
gerçektir.
GİRİŞ
"Maddenin ardındaki gerçek" konusu, aslında yeni keşfedilmiş,
daha önce bilinmeyen bir konu değildir. Bu gerçek, Kuran'da
bir kısım ayetlerde işaret edildiği gibi bazı ayetlerin
daha iyi anlaşlmasında da anahtar rol oynamaktadır.
Tarih boyunca, Allah tarafından gönderilen elçiler,
derin düşünen, bilinçli insanlar, bu gerçeği toplumlara
açıklamışlardır.
Yaptıkları bu açıklamalardan bir kısmına ait metinler
günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle orjinal metinleri
tahrif edilen hak dinlerin dejenerasyona uğramışfarklı
akımları, bu gerçeği mistik bir sır olarak muhafaza
etmek istemişlerdir. Dolayısıyla Zerdüştlük, Budizm,
Taoizm, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi dinlerin elde
kalan metinlerinde de bu gerçeği bulmak mümkündür. Eski
Yunan felsefecilerinden Pisagor, Elea okulu, özellikle
"Mağara İdesi"yle Eflatun ve onları takip eden birçok
düşünür bu konuyu bir yönüyle açıklamışlardır. Daha
sonraki dönemlerde de bu konu, değişik görüşve yorumlar
altında, samimi olarak düşünüp gerçeğin farkına varmışkişiler
tarafından anlatılmışve öğretilmiştir.
Maddeciliği yani tek mutlak varlığın madde olduğunu
iddia eden materyalist felsefeyi savunan görüşve zihniyetler
tarafından örtülmeye çalışlan bu gerçek, İrlandalı bir
din adamı ve filozof olan Berkeley tarafından 18. yüzyılda
yeniden gündeme getirilmişve kendinden sonraki bütün
düşünce dünyasını değiştirmiştir. Ancak Darwin'in evrim
teorisini ortaya atmasından sonra maddeci görüşe sahip
çevreler, özellikle de bunların bir nevi sözcüsü ve
içlerinde en ateşlisi olan Bertrand Russell, bilimsel
bir cevap veremediği Berkeley'i hakaret ve iftirayla
gözden düşürmeye çalışmıştır. Ancak Russell, maddeci
çevrelerin en güvendikleri düşünür olmasına ve bu görüşün
en güçlü savunucusu olarak görülmesine rağmen bu gerçeği
tamamen gözardı edememiş, Felsefenin Problemleri adlı
eserinde durumu şöyle değerlendirmiştir:
"…Berkeley, herhangi bir mantıksızlığa düşmeden, maddenin
varlığını reddetmenin mümkün olduğunu ve eğer bizden
bağımsız olarak bir şey mevcut olsa bile duyularımız
tarafından algılanamayacağını, ispatlama onuruna sahiptir."1
Russell, her ne kadar aksini iddia etse de, yukarıdaki
ifadeleri ile bu gerçeği aslında inkar edemediğini,
hatta kabul ettiğini açıkça ifade etmektedir.
21. yüzyıla girerken, Einstein'dan başlayarak modern
fizik, kuantum fiziği, astronomi, psikoloji, anatomi
gibi bilim dallarında ortaya çıkan gelişmeler, materyalist
dünya görüşüne sahip, eski bilim anlayışnı savunan çevreleri
derinden yaralamıştır. Fosil araştırmaları, genetik
bilimi gibi alanlarda yapılan çalışmalarla Evrim teorisi
çökmüş, optik, psikoloji gibi alanlarda yapılan çalışmalarla
idrak sistemi çözülmüş, astronomi çalışmalarının sonunda
Big Bang, yani evrenin ve maddenin bir başlangıcı olduğu
keşfedilmiş, atom ve atomaltı parçalarının araştırılması
ise bütün klasik fiziği tersine çevirerek, rölativiteyi
yani zamanın izafi bir kavram olduğu gerçeğini ispatlamıştır.
Bilim alanında Allah'ın varlığını ve tüm evren üzerindeki
sonsuz hakimiyetini sayısız kere teyit eden bu gelişmeler,
taassubun ve önyargının temsilcisi olan materyalist
düşünürleri çaresiz bırakmıştır. Bu çaresizlik günümüzde
de devam etmektedir. Televizyonda, okullarda, konferanslarda
karşmıza çıkan birçok bilim adamı ve düşünür, dışmızdaki
dünyaya ulaşmamızın mümkün olmadığını, beynimizde hissedilen
algılardan ibaret bir hayatı yaşadığımızı bildikleri
halde bilmezlikten gelmekte, insanlara bu gerçeği anlatmamakta,
hatta sanki böyle bir gerçek hiç yokmuşgibi hareket
etmektedirler.
Ancak gerçekleri görmezlikten gelmek bir çözüm değildir.
Nitekim bu kitapta gerçeklerden korkmanın ve kaçmanın
ne kadar faydasız olduğu, insanı ne tür zararlara uğratacağı
vurgulanmakta ve bu şekilde davranan kişilerin ruh halleri
ortaya konmaktadır.
Maddenin ardındaki sırrı öğrenmek, Allah'ın varlığı,
sıfatları, kader, ruh, cennet, cehennem, sonsuzluk,
zamansızlık gibi kavramların doğru bir şekilde anlaşlmasını
da sağlayacaktır. Bu sayede okuyucular; "Allah nerede?",
"Kader nedir?" "Ölümden sonra ne olacak?" gibi her gün
karşlaştıkları soruların cevaplarını en doğru şekilde
öğrenecek ve daha pek çok konuda aradıkları cevapları
bu kitapta bulacaklardır.
Bu önemli amaçlardan söz ettikten sonra, kitapta konuşmacı
olarak yer alacak kişileri tanıyalım.
Karşlıklı sohbet havasında geçen bu görüşmeye çeşitli
çevrelerden katılan okuyuculardan ilkinin adı Sibel,
halen bir üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümüne
devam ediyor. Sibel Hanım bu konuya çok ilgili olduğu
için muhatap olduğu herşeyin beyin tarafından idrak
edilen algılardan ibaret olduğunu anlamış. Ancak bu
görüntülerin kaynağı konusundaki bilgilerini pekiştirmek,
en doğrusunu öğrenmek istiyor.
İkinci okuyucunun adı ise Sabri, ülkemizin tanınmışbir
ailesine mensup bir sanayici. Sabri Bey sahip olduğu
herşeyin bir hayal gibi olduğunu, öldükten sonra onların
da bir rüya gibi sona ereceğini öğrenmiş. Ama tam kavrayamadığı
bazı konularla ilgili cevapları arıyor.
Üçüncü okuyucumuz olan Tolga ise yurt dışnda biyoloji
üzerine doktora yaptıktan sonra bir üniversitemizde
asistan olarak çalışmaya başlamış. Bu konuyu bir arkadaşndan
duyan Tolga, bazı kitaplar okumuşama konuyu tam bilmediği
için aklında birçok soru işareti var. Bu konunun bilimsel
yönü onu çok ilgilendiriyor.
Okuyucuların sorularını ise bu konuyu yıllar önce Harun
Yahya'nın eserlerinden öğrenen, konu hakkında derinlemesine
bilgi sahibi olan Murat cevaplıyor.
|