|
HZ. MUSA'NIN DOĞUMU
Hz. Musa bir önceki bölümde anlattığımız gibi çok zor
bir ortamda dünyaya geldi. Dünyaya geldiği anda dahi
hayatı tehlikedeydi. Firavun tüm yeni doğan erkek çocukları
öldürüyor, kız çocukları ise kölelik yapması için sağ
bırakıyordu. İşte, Hz. Musa böyle bir tehlike içinde
kölelerin arasında öldürülme tehdidiyle yaşamaya başladı.
Annesi de Hz. Musa için endişe ediyordu. Bu endişesi
Allah'tan aldığı ilhama kadar da sürdü:
Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet
onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve
üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve
onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik
(bildirdik). (Kasas Suresi, 7)
Allah, Hz. Musa'nın annesine eğer korkarsa ne yapacağını
söylemişti. Eğer Firavun'un adamları Hz. Musa'nın doğduğunu
öğrenirse onu sandığın içine koyacak ve suya bırakacaktı.
Hz. Musa'nın annesi aldığı vahiy doğrultusunda öyle
de yaptı. Çünkü oğlunun hayatından endişe ediyordu.
Hz. Musa'yı bir sandığa koydu ve akmakta olan Nil'in
sularına bıraktı. Akıntının onu nasıl ve nereye götüreceğini
bilmiyordu. Fakat Rabbimizin ilhamı ile, sonunda tekrar
kendisine geri döneceğini ve peygamber olacağını biliyordu.
Herşeyi yaratan ve onlara nizam veren Allah, onu ve
Hz. Musa'yı da yaratmış, kaderlerinin nasıl olduğunu
da ona bildirmişti. Allah daha sonra doğumuyla ilgili
bu gerçeği Hz. Musa'ya şöyle hatırlatacaktı:
"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik,
(şöyle ki:)"
"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu
sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı
olan biri alacaktır..." (Taha Suresi, 38-39)
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu,
kaderdir. Ayette Allah Hz. Musa'nın annesine oğlunu
suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun'un
alacağını ve onun kendisine geri dönüp elçilerden olacağını
bildirmişti. Yani Hz. Musa doğduğunda onun bir sandık
içinde suya bırakılacağı, Firavun'un onu bulacağı, sonunda
ise Hz. Musa'nın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü
Allah onun kaderini öyle belirlemişti. Allah bunu Hz.
Musa'nın annesine bildirdi.
Burada Hz. Musa'nın hayatındaki tüm detayların en ince
ayrıntısına kadar Allah katında kaderde takdir edildiğine
ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiğine dikkat
etmek gerekir. Allah'ın Hz. Musa'nın annesine ilettiği
vahyin gerçekleşmesi, sayısız şartın tam kaderde tespit
edildiği şekilde meydana gelmesi ile olmuştur.
Hz. Musa'nın Firavun'un adamlarından kurtularak, suda
boğulmadan Firavun'un sarayına kadar gitmesi için:
1- Bebek yaştaki Hz. Musa'nın bindirildiği sandık
su almamalıdır. Bunun için sandık ustasının sandığı
suda yüzebilecek uygun ölçülerde yapmış olması gereklidir.
Öte yandan sandığın şekli de yüzme hızı açısından önemlidir.
Ne çok daha hızlı yüzüp Firavun'un olduğu yeri geçecek
ne de yavaş olup geri kalacak şekilde olmalıdır. Tam
olması gereken hızda hareket edecek şekilde yapılmış
olmalıdır. Bunların hepsi de sandığı yapan ustanın kaderinde
tespit edilmiş detaylardır. O da bu sandığı tam yapması
gereken şekilde yapmıştır.
2- Sandığı sürükleyen akıntı ne daha hızlı ne
de daha yavaş olmalı, nehrin suları tam gerekli hızda
ilerlemelidir. Yani Nil'in debisini oluşturan yağışlar
da tam bu şekilde Allah'ın yarattığı kader ölçüsünde
belirli bir hesap ile olmuştur.
3- Esen rüzgarlar da sandığı yine tam gerektiği
şekilde etkilemelidir. Yani rüzgar da bir kader doğrultusunda
esmektedir. Ne çok esip sürüklemeli, ne ters esip yönünü
değiştirmeli ne de yavaş esip hızını azaltmalıdır.
4- Nil boyunca başka kimse bu sandığı bulmamalıdır.
Yani sakıncalı hiç kimse oradan geçmemeli, oradan geçmekte
olan hiç kimse de ona rastlamamalıdır. Dolayısıyla Nil
çevresinde yaşayan herkes bir kader doğrultusunda oradan
geçmeyecek veya sandığı görmeyecektir. Nitekim bu şart
da Allah'ın tespit ettiği kadere göre gerçekleşmiştir.
5- Hz. Musa'nın hayatı gibi Firavun ve ailesinin
hayatı da bir kader doğrultusundadır. Onlar da tam olmaları
gereken saatte ve olmaları gereken yerde olmalı ve Hz.
Musa'yı bulmalıdırlar. Belki Firavun ailesi Nil kenarına
daha erken gelmeyi planlamış olabilir. Onların gecikmesine
sebep olan da kaderlerindeki işi yaparak olması gerekeni
sağlamıştır.
Bunların hepsi Firavun'un Hz. Musa'yı bulmasını sağlayan
sebeplerden birkaçıdır. Hepsi de Allah'ın Hz. Musa'nın
annesine daha önceden vahyettiği söze uygun olarak tam
gerektiği şekilde gerçekleşmiştir. Gerçekte Allah'ın
Hz. Musa'nın annesine verdiği söz de ve gerçekleşen
tüm diğer olaylar da, Allah'ın ezelde tespit ettiği
kadere göre olup bitmiştir.
Hz. Musa'nın kaderinde olan olaylar sadece buraya kadar
anlattığımız gibi hadiseler değildir. Hayatının her
anı belli bir kader çizgisiyle örülmüştür. O ne doğduğu
yeri, ne doğduğu yılı, ne kendi kavmini ne de anne ve
babasını seçmiştir. Bunların tümünü Allah takdir etmiş
ve yaratmıştır.
Daha ince ve detaylı olarak düşündüğümüzde kaderin
hayatın her anına nasıl mutlak şekilde hakim olduğunu
daha yakından hissedebiliriz. Bu kıssa da bunu çokça
hatırlatarak üzerinde düşünülmesini sağlar. Allah, Hz.
Musa kıssasındaki tüm bu detaylarla, aslında Kendisinin,
tüm insanların ve tüm kainatın kaderini de önceden takdir
ettiğini bizlere hatırlatmaktadır.
Nasıl Hz. Musa Nil'de kaderin sevkiyle hareket ediyorsa
Firavun ve ailesi de onunla karşılaşacakları yere kaderleri
doğrultusunda gitmişlerdir. Ayetlerde Firavun ailesinin,
aynen Allah'ın daha önce Hz. Musa'nın annesine vahyettiği
gibi davrandıkları, yani onu bilmeden himaye altına
aldıkları şöyle anlatılır:
Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride
bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu
olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun,
Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi. Firavun'un
karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz
bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur
veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin)
şuurunda değillerdi. (Kasas Suresi, 8-9)
Böylece Firavun ve ailesi, kaderlerinin nereye gittiğini
bilmeden ancak o kadere tabi bir şekilde Hz. Musa'yı
buldular ve onu evlatlıkları olarak yanlarına aldılar.
Hatta Hz. Musa'yı kendileri için bir fayda getirir umuduyla
yanlarında tuttular.
Diğer tarafta ise Hz. Musa'nın annesi oğlunun durumunu
bilemediği için endişe içindeydi. Allah onun bu duruma
dayanması için kalbini pekiştirdiğini bildirmiştir:
Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk
içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi
üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık,
neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. Ve onun kız
kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri
farkında değilken onu uzaktan gözetledi. Biz, daha önce
ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben,
sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek
(veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten
Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine
geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas
Suresi, 10-13)
Bebek yaştaki Hz. Musa, kendisine gelen hiçbir süt
annesine yönelmemiş, hiçbirinin sütünü içmemişti. Çünkü,
Allah ona sadece annesinin sütünü içecek şekilde bir
kader belirlemişti. Bu olay da insanların tüm isteklerinin
Allah'ın belirlediği kadere göre yaşandığının bir örneğidir.
Hz. Musa sonunda annesine ilham ile bildirildiği gibi
tekrar kendi ailesine geri dönmüş oluyordu.
Allah, Hz. Musa kıssasında, zor gibi gözüken olayları
kolaylıkla yarattığını ve şer gibi gözüken olayları
kolaylıkla hayra çevirdiğini insanlara göstermektedir.
Bir annenin, bebeğinin zalim askerler tarafından öldürülme
tehlikesiyle yüz yüze gelmesi, bunun ardından bebeği
kurtarmak için onu nehre yapayalnız bırakması, bebeğin
ülkenin en güçlü ailesi tarafından bulunup evlat edinilmesi
ve sonra başka hiçbir anneden süt emmeyen bebeğin tekrar
annesine geri dönmesi… Bu olayların hepsi ayrı birer
mucizedir. Bizlere Allah'ın takdir ettiği kaderdeki
kusursuzluğu göstermektedir. Kaderin her detayı mümin
olanlar için hayırla gelişir. Bu örnekte gördüğümüz
gibi Allah kimi zaman bu hayrı hiç umulmadık sebepleri
vesile ederek gerçekleştirmektedir.
|