|
Giriş
Tarih boyunca peygamberler, gönderildikleri kavimleri
Allah'a bir ve tek olarak iman etmeye ve yalnızca O'na
kulluk etmeye çağırmışlardır. İnsanlara hak dini tebliğ
etmiş ve örnek insan modelini bizzat kendi yaşayışlarıyla
tanıtmışlardır. Bu nedenle, Allah'ın seçkin kulları
olan peygamberlerin üstün kişilikleri, güzel ahlak özellikleri,
davranış şekilleri ve olaylar karşısında gösterdikleri
tepkiler müminler için en güzel örneği teşkil eder.
Peygamberler, içinde yaşadıkları toplumlara bizzat örnek
oldukları gibi, Kuran'da tarif edilen özellikleriyle
kendilerinden sonra gelen müminlere de yol göstermişlerdir.
Allah Kuran'da peygamberlerin müminler için güzel birer
örnek olduklarını şöyle bildirmiştir:
Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret
gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın
Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
Peygamberlerin her birinin Kuran'da övülen birçok güzel
özellikleri vardır. Dolayısıyla iman edenler Kuran'da
peygamberlerle ilgili bildirilen her detayı dikkatle
incelemeli, bu kutlu insanların yaşamlarını, gösterdikleri
güzel ahlak örneklerini, Allah'a olan derin bağlılıklarını
kendilerine örnek almalıdırlar. Her peygamberin, gönderildiği
kavim, karşılaştığı olaylar, Allah'ın varlığını anlatırken
kullandığı yöntemler birbirinden farklı olmuştur. Bu
yüzden peygamberlerin içinde bulundukları kavimlerin
özellikleri, insanların Allah'a iman etmeye davet edildiklerinde
peygamberlere gösterdikleri tepkiler, peygamberlerle
birlikte inananların karşılaştıkları zorluklar bize
ışık tutan çok önemli bilgi ve tecrübelerdir.
Bu kitabın hazırlanış amacı da Allah'ın,
"İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir
örnek vardır..." (Mümtehine Suresi, 4) ayetiyle
övdüğü İbrahim Peygamberi ve onunla aynı dönemde yaşamış
olan Lut Peygamberi tanımak ve onların tüm üstün özelliklerinden
örnek almaktır. Hiç kuşku yok ki, Kuran'da Hz. İbrahim
ve Hz. Lut hakkında verilen bilgilerin her biri birçok
hikmet içermektedir. Bu kitapta, söz konusu hikmetleri
inceleyecek ve bunları nasıl örnek alıp hayatımıza geçirebileceğimizi
ele alacağız.
Hz. İbrahim
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda
size güze l bir örnek vardır…(Mümtehine Suresi, 4)
Hz. İbrahim'in Kavminin Özellikleri
Allah Kuran'da ilk peygamberin Hz. Adem olduğunu bildirir.
Hz. Adem'den sonra Kuran'da adı anılan ikinci peygamber
Hz. Nuh'tur. Hz. İbrahim ise, Hz. Nuh'tan bir zaman
sonra yaşamıştır ve Kuran'da verilen bilgiye göre Hz.
Nuh'un soyundandır. (Saffat Suresi, 83) Hz. İshak, Hz.
İsmail, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz.
Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz.
İsa ise Hz. İbrahim'in soyundan gelen peygamberlerdendir.
Tarihi kaynaklarda Hz. İbrahim'in Ortadoğu'da, Mezopotamya
bölgesinde yaşadığı yazılmaktadır. Kuran'da ise Hz.
İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'le birlikte Kabe'yi inşa
ettiği bildirilmektedir. Bu bilgi bize Hz. İbrahim'in
yaşadığı coğrafyanın Ortadoğu olduğunu göstermektedir.
Kuran'da Hz. İbrahim'in kavmi hakkında verilen önemli
bir bilgi de, bu toplumun putperest olduğudur. Nitekim
bu bilgi tarihi kaynaklarda da yer almakta, o dönemde
Ortadoğu'daki kavimlerin tamamına yakınının putperest
inançlara sahip oldukları belirtilmektedir. Devrin putperest
toplumları, ya kendi elleriyle yaptıkları heykellere
ya da Güneş, Ay gibi gök cisimlerine tapınmışlardır.
Mezopotamya'da yapılan kazılarda Güneş'e ve Ay'a tapınmak
için yapılan ve "Ziggurat" adı verilen tapınaklara dair
kalıntılar ve bilgiler bulunmuştur. Taştan veya kilden
yapılmış ve put olarak kullanılmış pek çok heykel kalıntısı,
yine bu bölgedeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
| 
Ur Nammu (MÖ 2112-2095)
tarafından Ay'a tapınmak için yapılmış olan Ur
Ziggurat'ı. Hammurabi yazıtlarına göre Sümer şehirleri
arasında en ünlü olanı Ur'du.
|
Kısacası tarihsel ve arkeolojik bilgiler, Hz. İbrahim'in
yaşadığı devirlerde Ortadoğu'nun bir "putperestler diyarı"
olduğunu göstermektedir. Allah Hz. İbrahim'i seçmiş,
peygamberlik göreviyle şereflendirmiştir. O, salih bir
kul olarak, bu son derece azgın, saldırgan ve zalim
putperestlerin arasında Allah'ın Hak Dini'ni ve güzel
ahlakı temsil etmiştir.
Rabbimizin Kuran'da bildirdiğine göre Hz. İbrahim'in
kavmi taştan, tahtadan heykeller yapıyor, sonra da bu
heykelleri ilah olarak kabullenip onlara tapıyorlardı.
İbadetlerini bu putların önünde yerine getiriyor, onlara
dua ediyor ve onlardan yardım diliyorlardı. Kendilerine
zarar vereceklerine inanarak, kendi elleriyle şekil
verdikleri, hareket edemeyen bu cansız tahta ve taş
parçalarından korkuyor, onlardan medet umuyorlardı.
En önemlisi de, bu batıl inanışlarında son derece ısrarlı
olmalarıydı. Kendilerinden önceki nesillerin -atalarının-
yaşamlarını körü körüne taklit ediyor, her nesil bir
sonraki nesle bu sapkın inanışı gelenek halinde miras
bırakıyordu.
Allah böyle bir kavim içinde büyüyen Hz. İbrahim'e,
göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki herşeyin Yaratıcısının
Kendisi olduğunu, aksine inananların büyük bir sapkınlık
içinde olduklarını vahyetti. Ancak putperest kavmi,
Hz. İbrahim'in de kendileri gibi düşünmesini ve yaşamasını
istiyordu. Hz. İbrahim ise kavminin bu sapkın inancından
yüz çevirdi, inandıkları sahte ilahların hepsini reddetti,
tek ve gerçek İlah olan Allah'a iman etti. Allah, imanını
daha da artırması ve sağlamlaştırması için, Hz. İbrahim'e,
Kendisi'nin göklerde ve yerdeki kudretinin ve hakimiyetinin
delillerini gösterdi:
Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle
inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekutunu
gösteriyorduk. (Enam Suresi, 75)
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Hz. İbrahim putperestlerden
oluşan ve ataları da putlara tapan bir kavmin içerisinde
yetişmiştir. Onlarla birlikte büyümüş, onların eğitimini
almıştır. Ancak kavmi sapkın ve batıl bir yaşam sürerken
o, kavminin diğer fertlerinden çok farklı bir karakter
ve çok üstün bir ahlak göstermiş, Allah'a imanıyla kavminden
kopup ayrılmıştır.
| 
Mezopotamya'da bulunan
kalıntılarda, bu bölgede yaşayan topluluklar batıl
inançları gereği çeşitli putlara tapınırken tasvir
edilmektedir. Resimde Asur kralı Tukulti-Ninurta
(1243-1207) sözde ateş tanrısı Nusku'nun önünde
eğilirken görülüyor. Nusku'nun kendisi resmedilmemekte,
bir tahtla sembolize edilmektedir.
|
Hz. İbrahim, sadece şirkten (yani Allah'a ortak koşmaktan)
kopup ayrılmakla kalmamış, dahası şirk içerisinde olan
bu topluluğa Allah'ın varlığını anlatmış, onları Allah'a
iman etmeye davet etmiştir. Fakat kavmindeki insanlar
Hz. İbrahim'in anlattığı gerçekleri kabul etmemişlerdir.
Buna gösterdikleri gerekçe ise atalarının dinine uymakta
oluşlarıdır:
Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine
uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde
bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya
atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış
idiyseler? (Bakara Suresi, 170)
Hz. İbrahim'in kavminin asırlardır süregelen bu sapkın
ve putperest dini terk etmeme nedenlerinden bir tanesi,
dinden uzak yaşayan insanların geleneksel bir yanılgısıdır:
Doğru, akılcı ve hak olana göre değil, çoğunluğa göre
hareket etmek. Onlara göre, eğer bir inancı ve düşünceyi
çoğunluk kabul ediyorsa, bu inanış doğru olarak kabul
edilmelidir. Aksini düşünmek, yani toplum tarafından
genel kabul gören bir düşünceyi sorgulamak, araştırmak,
eleştirmek gereksizdir. İşte bu durum Kuran'da Allah'ın
tarif ettiği, insanların sakınmaları gereken önemli
bir yanılgıdır. Allah Kuran'da insanları bu konuda şöyle
uyarmaktadır:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak
olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle
yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)
Hz. İbrahim ise, -tüm diğer peygamberler ve salih müminler
gibi- iman etmeyenlerin bu büyük yanılgısından çok uzaktır.
O, tüm kavmini, yakınlarını ve akrabalarını karşısına
almak pahasına doğrulardan vazgeçmemiştir. Kesin bir
kararlılıkla Allah'a iman etmiş ve hiçbir zorluk ya
da baskı onu yolundan döndürmemiştir.
Allah'ın Hz. İbrahim'e Peygamberlik
Vermesi
Tarih boyunca uygarlıklarını devam ettirmiş olan bütün
toplumlar, mutlaka Allah'ın varlığından, birliğinden,
sonsuz güç ve kudret sahibi olduğundan, ahiret gününün
varlığından ve Rabbimizin kullarından istediklerinden
haberdar olmuşlardır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle
haber vermektedir:
Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a
kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye) bir elçi gönderdik.
Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayeti verdi, onlardan
kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde
dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
(Nahl Suresi, 36)
Elçiler, Allah'ın özel olarak seçtiği ve üstün vasıflar
verdiği kutlu insanlardır. Onlar her zaman güçlü imanları,
güzel ahlakları, üstün karakterleri ve örnek tavırları
ile çevrelerinin dikkatini çekmiş, içinde yaşadıkları
gafil ve sapkın toplumdan ayrılmışlardır. Onları diğer
insanlardan ayıran en önemli vasıflardan biri ise, Allah'tan
vahiy almalarıdır. Allah Nisa Suresi'nde şu şekilde
buyurmaktadır:
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere
vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e,
İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a,
Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur
verdik. (Nisa Suresi, 163)
Allah'ın, vahyini peygamberleri aracılığıyla insanlara
ulaştırması tüm insanlar için çok büyük bir lütuftur.
Çünkü Allah ayetleriyle insanlara hidayet yolunu göstermiş,
ibadet şekillerini öğretmiş, güzel ahlakı tarif etmiş
ve Kendi dinini eksiksiz olarak bildirmiştir. Rabbimiz
salih davranışların ve ibadetlerin neler olduğunu peygamberlere
vahiy yoluyla bildirdiğini Enbiya Suresi'nde şu şekilde
haber vermektedir:
Ve onları, Kendi emrimizle hidayete
yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri,
namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize
ibadet edenlerdi. (Enbiya Suresi, 73)
 |
Soldaki
haritada kırmızı kesik çizgilerle işaretlenen
yol, Hz. İbrahim'in yaptığı yolculuğu tarihsel
kayıtlar ışığında göstermektedir. Hz. İbrahim
Sümer şehri Ur'dan çıkmış, Mekke'ye kadar ilerlemiştir.
(Aşağıda) Ur şehrinin duvarlarının dışında yapılan
kazılarda MÖ 2000 yılına ait bir yerleşim bölgesinin
kalıntıları ortaya çıkarıldı. Tarihçiler Hz.
İbrahim kavminin de resimdekine benzer evlerde
yaşamış olabileceklerini belirtmektedirler. |
Hayatları boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanmayı hedef edinen peygamberler, Allah'ın
emirlerini tam olarak yerine getirerek her zaman örnek
bir hayat yaşamışlardır.
Peygamberlik, Allah'ın seçkin kullarına nasip ettiği
şerefli bir makamdır. Nitekim Allah, Hz. İbrahim'e,
bir denemeden sonra, bu şerefli makamı nasip etmiştir.
Kuran'da Allah, Hz. İbrahim'e peygamberlik görevini
vermeden önce onu denediğini şöyle bildirmektedir:
Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle
denemişti. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti.
(O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara
imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?"
deyince (Allah:) "Zalimler Benim ahdime erişemez" dedi.
(Bakara Suresi, 124)
Ayette belirtildiği üzere, Hz. İbrahim Allah'ın denemesine
karşılık son derece itaatli davranmış ve Rabbimizin
emirlerini tam olarak yerine getirmiştir. Bütün müminler
de aynı Hz. İbrahim gibi Allah'ın emirlerini eksiksiz
olarak yerine getirmekle sorumludurlar. Hz. İbrahim'in
Allah'a olan kayıtsız şartsız itaati, O'nun emirlerine
gösterdiği boyun eğiciliği hepimiz için çok güzel bir
örnektir.
Hz. İbrahim Allah'ın genç yaşlarda (Enbiya Suresi,
60) elçilikle şereflendirdiği, üstün vasıflara sahip
olan bir kuludur. Allah şirk içinde olan kavminin içinden
seçip, Kendi dinini tebliğ etme görevini ona nasip etmiştir.
Allah Kuran'da Hz. İbrahim'e vahyettiklerini şu ayetle
bizlere bildirmektedir:
Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından
insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz,
İbrahim ailesine Kitab'ı ve hikmeti verdik; onlara büyük
bir mülk de verdik. (Nisa Suresi, 54)
Üstteki ayette, İbrahim ailesine, yani Hz. İbrahim
ve soyuna, "Kitap ve hikmet" verildiği bildirilmektedir.
Rabbimiz, Hz. İbrahim'e "sahifeler" verdiğini diğer
ayetlerde şu şekilde haber verir:
Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir.
Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır; İbrahim'in ve
Musa'nın sahifelerinde. (A'la Suresi, 17-19)
Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan kendisine
haber verilmedi mi? Ve vefa eden İbrahim'in (sahifelerinde)
olan... (Necm Suresi, 36-37)
Bu da göstermektedir ki, Allah Hz.Musa'ya Tevrat'ın
vahyinden daha önce Hz. İbrahim'e "sayfalar" indirmiştir.
Bu sayfalarda, Hz. İbrahim'in Allah'a teslimiyete dayalı
olan hanif dini vardır. Peygamber Efendimiz de bu konuyla
ilgili şu şekilde buyurmaktadır:
"Ey Allah'ın Resûlü, Hz. İbrahim ve Hz. Musa'nın suhuflarında
olanlardan herhangi bir şey size indirildi mi?" diye
sordum, şu cevabı verdi: Ey Ebu Zerr! (Evet, şu mealdeki ayetler
indi deyip okudu:) "Şüphesiz iyi temizlenen ve Rabbinin
adını zikredip de namaz kılan kimse umduğuna erişmiştir.
Belki siz dünya hayatını üstün tutarsınız. Halbuki âhiret
daha hayırlı, daha süreklidir. Şüphesiz ki bunlar evvelki
sâhifelerde, İbrahim ile Musa'nın sahifelerinde de vardır"1
|